Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

“TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDEKİ KRİZ DÖNGÜSÜ SÜRECEK

7 dakika okuma süresi

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) tarafından Jeopolitik Toplantılar dizisinin 11.’si 25 Mart 2010’da ORSAM Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda “Ortadoğu Denkleminde Türkiye-İsrail İlişkileri”nin ele alındı. Oturum başkanlığını ORSAM Başdanışmanı E. Tümgeneral Armağan Kuloğlu’nun yaptığı toplantıya konuşmacı olarak Emekli Büyükelçi Onur Gökçe, Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, Doç. Dr. Özlem Tür, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Kanal-B Program Yapımcısı Gürbüz Evren katıldı.   Türkiye-İsrail ilişkilerinin akademik, diplomatik, askeri ve medya perspektifleriyle ele alındığı toplantıda, ikili ilişkilerin geçmişi, 1990’larda Türkiye ve İsrail’i stratejik ortak haline getiren şartlar, 2000’li yıllarda ilişkilerin kriz döngüsüne girmesinin nedenleri, son bir yıldır ilişkilerin normalleşmesine engel teşkil eden sorunlar, bu durumun siyasi çevreler ve kamuoyundaki yankıları ile Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD ve İran faktörü gibi konular tartışıldı. Toplantıda ayrıca, ikili ilişkilerin geleceğine ilişkin öngörülerde bulunuldu.   “Krizin Döngüsünün Nedeni 2000’lerde Ayrışan Öncelikler”   Doç. Dr. Özlem Tür, Türkiye- İsrail ilişkilerinin son bir senedir arka arkaya krizler yaşadığını fakat aslında bu sürecin 2000’lerin başında bir kriz döngüsü olarak ortaya çıktığını söyledi. Tür, krizlerin ardından tarafların karşılıklı mesajlarıyla önce yumuşama akabinde de normalleşme sürecine girildiğini, tüm bunları yeniden çıkan bir krizin takip ettiğini belirterek, neticede ortada bir kriz döngüsü oluştuğunu kaydetti. Tür, son bir senedir ilişkilerde normalleşme aşamasına geçilemediğinin altını çizdi. 2000’lerde ilişkilerin içine girdiği durumun iki ülke arasındaki “öncelikler ayrışması” ile açıklanabileceğini belirten Tür, İsrail’in önceliği İran iken, Türkiye’nin bölge siyasetindeki önceliğinin Filistin meselesinin çözümü ile bölgenin genelinde bir düzen yaratılması olduğunu söyledi. Özlem Tür, İsrail ve Türkiye ilişkilerinin seyrini belirleyen unsurların aslında ikili olmayan konular olduğuna dikkat çekti ve 1990’lardaki yakınlaşmada da, 2000’lerdeki uzaklaşmada da Filistin meselesinin belirleyici faktör olduğunu anlattı. 2000’li yıllarda ikili ilişkilerin gündemini oluşturan olayları sıralayan Tür; Irak Savaşı ve İsrail’in bölgedeki gruplara ilişkin tutumuna, 2006’da Hamas Lideri Halid Meşal’in Türkiye ziyaretine, 2008’de Türkiye’nin İsrail ve Suriye arasında oynadığı kolaylaştırıcı rolüne ve ilişkilerdeki dönüm noktası olarak İsrail’in 2009 Aralık ayındaki Dökme Kurşun operasyonuna temas ederek, Davos Krizini takiben yaşanan Anadolu Kartalı krizini, Ayrılık isimli televizyon dizisi krizini ve son olarak “Koltuk” krizini ve bu krizlerin İsrail’de yarattığı Türkiye algısını değerlendirdi. Tür, Türkiye’nin Davos krizindeki tutumunu İsrail’de Türkiye’nin iç politikaya ve bölgeye verdiği mesajlar olarak algılandığını, daha sonra askeri ve toplumsal düzeylerde de tezahür eden krizler nedeniyle İsrail Türkiye’nin varlığına yönelik tehditlerini anlamadığını ve Ankara’nın güvenilir bir ortak olamayacağını düşünmeye başladığını dile getirdi. İki ülke arasında belli konularda işbirliği devam etse dahi ilişkilerin önceki on yıldaki gibi olmasının beklenmediğini kaydeden Tür, önümüzdeki döneme ilişkin öngörüde bulunarak, ilişkilerin 2000’lerin başında ortaya çıkan kriz döngüsündeki düzeyden daha kötü bir noktaya sürüklenebileceğini söyledi.   “İlişkiler Daha Da Gerileyebilir”   Türkiye’nin ilk Tel Aviv büyükelçisi olan Emekli Büyükelçi Onur Gökçe, konuşmasında öncelikle Ortadoğu denklemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Denklemin ana unsurlarını “petrol, İsrail’in güvenliği ve Filistin Meselesi” olarak; tâli unsurlarını ise, “tarih, etnik yapı, din, bölgesel sistemin yapısı ve terörist örgütler” olarak tanımlayan Gökçe, bu denklem içinde Türkiye-İsrail ilişkilerinin geçmişine değindi. Gökçe, İslam ülkeleri içinde İsrail’i ilk tanıyan devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu hatırlatarak, 1949’dan 1995’e kadar olan ilişkilerin Arap-İsrail ihtilafı bağlamında Türkiye’nin denge siyaseti yaklaşımı kapsamında devam ettiğini anlattı. 1991 yılında Madrid Barış Süreci’ne paralel olarak ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarıldığını kaydeden Gökçe, bu tarihten sonra ilişkilerin her aşamada ilerleme kaydederek 1996’dan sonra stratejik ortaklığa dönüştüğünü belirtti. Gökçe, 2000’lerde ortaya çıkan kriz atmosferinin nedenlerini, Türkiye’nin İsrail tarafından tehdit olarak algılanan İran ve Suriye ile iyi ilişkiler içinde olmasının yarattığı rahatsızlığa bağladı. Buna karşılık iki ülkenin de birbirini dışlama lüksüne sahip olmadığını vurgulayan Gökçe, bölgesel konjonktür ve iki ülkede değişen dinamikler nedeniyle İlişkilerin daha düşük seviyelere gerilemesinin beklenebileceğini söyledi.   “İki Tarafta da İlişkileri Düzeltme İradesi Yok”   Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk de ülkelerin dış politika tavırlarına göre büyük, orta-bölgesel güç ve küçük olmak üzere üçe ayrıldığını, küçük ülkelerin dış politikalarında iç politikaya yönelik kaygıların daha fazla yer tuttuğunu ifade ederek, Türkiye-İsrail-ABD üçgeni içindeki dış politika refleksleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Diğer konuşmacılarla birlikte Türkiye’yi orta ya da bölgesel bir güç olarak niteleyen Solmaztürk, Türkiye’nin İsrail’e karşı olan tavrını değerlendirirken hükümetlerin iç politikaya ilişkin kaygılarının etkisinin de hesaba katılması gerektiğini kaydetti. Solmaztürk, İsrail’in de mini bir süper güç olduğunu fakat dış politika tavrının iç politikasındaki radikal oluşumların dikkate alınmasıyla anlaşılabileceğini ifade etti. ABD’nin rolüne ilişkin olarak ise; ABD ve İsrail’in bölge siyasetine bakışlarında bir farklılık olmadığını fakat öncelik ve stratejiler açısından ayrı düştüklerini söyleyen Solmaztürk, yakın zamanda yaşanan ABD-İsrail gerginliğinin ise ciddi bir mahiyet taşıdığını söyledi. Solmaztürk, ABD’nin bölge siyasetinde “ılımlı İslam” söyleminden uzaklaştığını fakat eylemde bir şeyin değişmediğini vurguladı. Diğer konuşmacılar da Solmaztürk’ün bu değerlendirmesine katıldı. Solmaztürk konuşmasında, ne İsrail ne de Türkiye tarafında, gerek iç politika gündemleri gerek bölgesel konjonktür nedeniyle ilişkileri düzeltme yönünde bir irade olmadığını ifade etti.   “Türkiye-İsrail İlişkileri Bilinçli Olarak Kötü Gösteriliyor”   Gürbüz Evren, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kriz döngüsü sürecinde medya tarafından bazı boyutların hiç sorgulanmadığına dikkat çekti. Evren, Türkiye-İsrail arasında yaşanan Davos Zirvesi krizi, Anadolu Kartalı krizi ve Filistin’e Konvoyu krizi gibi sorunlara rağmen, iki ülke arasındaki ticari ve askeri ilişkilerin bozulmadan veya kesintiye uğramadan sürdüğünü belirtti. Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerçek çerçevesinin ABD’nin “ılımlı İslam” projesi kapsamında çizildiğini savunan Evren, Arap dünyasındaki radikalliklerin törpülenmesi için Türkiye’nin model olarak sunulduğunu dile getirdi. Evren, Türkiye-İsrail ilişkilerinin bilinçli olarak kötü gibi gösterildiğini, böylelikle Türkiye’nin Arap dünyasına daha kabul edilebilir bir ılımlı İslam modeli olarak sunulabildiğini ifade etti.   Toplantıdaki konuşmacılar, Türkiye-İsrail ilişkilerinin yakın vadede düzelmesinin umulmadığını ancak ilişkilerin bir kopuşa sürüklenmesinin de beklenmediği noktasında mutabık kaldılar.       * Toplantının sonuç raporu ve konuşmaların tam metni aşağıdaki linkte sunulmuştur.

Diğer Etkinlikler