Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
7 dakika okuma süresi
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve Kafkas Araştırmaları Merkezi (KAFSAM) tarafından ortaklaşa, “Türkiye’nin Kafkasya Politikasında Değişim ve Seçenekleri” konulu bir konferans düzenlendi. 14 Nisan 2009'da TEPAV toplantı salonunda gerçekleştirilen konferansta, ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, TEPAV Direktörü Güven Sak, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Başkanı Cihan Candemir, Bursa Milletvekili Onur Öymen, TOBB ETU Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Doç. Dr. Mitat Çelikpala değerlendirmelerde bulundu. “Türkiye-Azerbaycan İlişkilerindeki Tembellik Aşılmalı” ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, modern Türkiye’nin nüfusunun yüzde 40’ının, Karadeniz ve Ege Havzası’ndan zorunlu olarak Anadolu’ya göç eden kimselerin torunlarının oluşturduğunu işaret ederek, bu bölgelerin Türkiye için her zaman ayrı bir önem taşıdığını söyledi. Kanbolat, Türkiye’nin SSCB dağılana kadar Kafkasya coğrafyasını siyaseten unuttuğunu ve 1990ların başında bu hafıza kaybını telafi etmeye çalıştığını ve yakın çevresini mercek altına almaya başladığını anlattı. 1991-Ağustos 2008 arasında Kafkasya bölgesindeki nüfuz savaşında Avrupa-Atlantik dünyasının Rusya Federasyonu karşısında büyük kazanımlar elde ettiğini kaydeden Kanbolat, Rus-Gürcü savaşından sonra ise dengelerin tersine döndüğünü belirtti. ABD’deki Cumhuriyetçi kadroların ve Saakaşvili yönetiminin Gürcistan’ı Avrupalılaştırmak yerine Latin Amerikalılaştıran bir sürece soktuğunu belirten Kanbolat, bu durumun ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirip yönetim ve halk arasında demokrasi açığı oluşturduğunu bildirdi. Kanbolat, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de değindiği konuşmasında, taraflar arasında tarihten gelen sorunlar olduğunu ama iki milletin toplam tarihleri içerisinde sorunlu kesitin haddinden fazla ön plana çıkartıldığına işaret etti. Kanbolat, Türkiye’nin Ermenistan ile sınır kapısının açılmasının doğru bir karar olacağına ancak Azerbaycan ile ilişkilerin de ihmal edilmemesi gerektiğine işaret etti. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde bir tembellik gözlendiğinin altını çizen Kanbolat, ilişkilerin akışına bırakıldığını ve ortak politikalar üzerine yeni fikir ve projeler üretilmediğini ifade etti. Kanbolat, Ankara-Bakü arasında inşa edilecek uzun vadeli stratejik ortaklık için politikalar üretmek üzere bir düşünce merkezi kurulmasını önerdi. “Dış Politika Tavla Değil Satranç Oyunudur” TEPAV Direktörü Güven Sak, Kafkasya’nın Doğu-Batı arasındaki ticarette önemli bir karayolu güzergâhı olduğunu, Türkiye’nin bu anlamda büyük bir lojistik üs haline gelebileceğini, bu nedenle de Kafkasya’nın istikrarının önem arz ettiğini belirtti. Sak, “Türkiye’nin daha önemli roller üstlenmesi bölgenin istikrarına bağlı. Kafkasya ne kadar güçlü olursa Türkiye o kadar karlı olur” dedi. Konuşmasının devamında Türkiye’de orta vadeli düşünme pratiği eksikliğine dikkat çeken Sak şunları söyledi: “Satranç oynamasını bilmiyoruz. Sürekli tavla oynuyoruz. Yani zarı atıp o an kaç çıktıysa o hamleyi yapıyoruz. Ama orta vadeli plan yapamıyoruz. Taşlar değişince sizin de pozisyon değiştirmeniz gerekiyor. Şayet Türkiye’nin sınırını kapalı tutması Ermenistan’da bir politika değişikliğine neden olmadıysa demek ki o araçları değiştirmek ya da yenilerini ekleme gerekiyor.” “Kafkasya'dan Türkiye'ye Bilgi Akışı Doğru ve Yeterli Değil” KAFFED Başkanı Candemir, Türkiye’de gerek karar alıcıların gerek kamuoyunun, Kafkasya’daki gelişmeler konusunda yeterli ve doğru biçimde bilgilenemediğini söyledi. Churchill’in “Savaşlar önce doğruları öldürür” sözünü hatırlatan Candemir, milyonlarca Kafkasya kökenli vatandaşı bulunan Türkiye’nin bölgedeki halklar ile daha yakın ilişkiler kurmasını istedi. Candemir, Türkiye’nin Abhazya ile insani, ticari, ulaştırma gibi konularda doğrudan ilişkiler kurmaktan dahi çekindiğini belirterek şunları söyledi: “Kosova’yı tanırken Abhazya’yı tanımamak bir çelişki. Tutarlı ve ilkeli bir dış politika farklı davranmayı gerektiriyor. Ama derler ki ‘Bir ülkenin bağımsızlığını tanımak, ilkelerden ve hukuktan ziyade siyasi çıkarlara bağladır.’ Olup bitenler bunu gösteriyor.” “Değişimi Kompleks Haline Getirmeyelim” Bursa Milletvekili Onur Öymen, Türkiye’nin Kafkasya’da uzun yıllardır, sınırların güç kullanımı yoluyla değiştirilmesine karşı çıkarak ülkelerin toprak bütünlüklerini desteklediğini hatırlattı. Son yıllarda ABD ve AB’nin Türkiye üzerinde Kafkasya’daki fiili durumları kabul etmesi yönünde ağır bir baskı kurduğunu kaydeden Öymen, Türkiye’nin sınırı açmama nedeninin “Ermeni düşmanlığı ya da halkı cezalandırmak” değil, Karabağ’daki işgal olduğunu söyledi. Öymen şöyle devam etti: “Türkiye Ermeni yönetimini yumuşatmak için çok çaba gösterdi. Ama karşılığını alamadı. Azerbaycan’ı ihmal etme pahasına Ermenistan ile sorunları görmezden gelemeyiz. Başka devletler pozisyonlarını değiştirmezken Türkiye’nin kendisini değiştirmesi ve reelpolitiği kabullenmesi isteniyor. Paniğe kapılmaya gerek yok. Kendimizi değiştirelim duygusuna kapılmaya da gerek yok. Bu kompleksten kurtulmak gerek.” “8/8/2008 Sonrasında Taşlar Yerine Oturmadı” Prof. Dr. Mustafa Aydın, 8 Ağustos 2008’deki Rusya-Gürcistan savaşından sonra Kafkasya’daki tüm dengelerin değiştiğini, bölge politikalarında taşların halen yerlerine oturmadığını ve ABD-AB ikilisinin Kafkasya politikalarına yeni bir şekil vermeye çalıştığını anlattı. Aydın, Türkiye’nin Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın her biriyle çok iyi ilişkiler içinde olma mecburiyetinin bulunduğunu ve bölgesel istikrara katkı yapmaya devam etmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye Diplomatik Egzersizde Zorlanıyor” Doç. Dr. Mitat Çelikpala ise konuşmasında, Türkiye’nin Kafkasya politikasını iç kamuoyu, bölgesel denklem ve küresel bağlam üçgeninde belirlemeye çalıştığını, fakat bu etkenlerin karmaşık etkileşiminde diplomatik egzersiz yapmakta zorlandığını anlattı. Çelikpala şöyle devam etti: “Türkiye’de Kafkasya konusunda politika yapmayı iç politika mı, bölgesel gelişmeler mi yoksa küresel düzeyde mi analiz etmek gerektiği noktasında zihinler net değil. Bir meselenin ikili ilişkilerin konusu olduğu düşünüldüğü anda birden küresel düzleme intikal ediyor ve alınan cesaretli kararlar hızla değiştirilebiliyor. İşte bu nedenle değerlendirme, karar alma, uygulama sürecinde sorunlar yaşıyoruz. Bu da bölgesel ve küresel çıkarlar açısından önemi sakıncalar yaratabiliyor.” Çelikpala, Hükümet’in sıfır sorunlu komşuluk politikası çerçevesinde Türkiye’nin son 40-50 yıllık geleneksel dış politikasında farklı birtakım adımlar attığını ancak bunların içeriği ve hedefi kamuoyuna yeterince anlatılmadığı için belirsizlikler doğduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin 8 Ağustos 2008’den sonra da, Kafkasya politikalarında toprak bütünlüğü ve insan haklarının korunmasını temel alan duruşunu sürdürdüğüne işaret eden Çelikpala, bu tutumun ne iç kamuoyunda ne de Kafkasya’daki aktörlerce tatmin edici bulunmadığını dile getirdi.