Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
8 dakika okuma süresi
Ukrayna'da kriz Şubat 2014’de Viktor Yanukoviç’in devrilmesi ile başlamış ve 19 Mart 2014 tarihinde Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesiyle birlikte tırmanmıştır. Ukrayna hükümeti ve ülkenin doğusundaki Rus yanlısı isyancılar arasında gerçekleşen silahlı çatışmalar da krizi genişletmiştir. Son zamanlarda, birçok yeni gelişme krizin yeni bir döneme girmesine neden olmuştur. Bunlardan ilki 30 Ekim 2014 tarihinde Ukrayna, Rusya ve Avrupa Birliği arasındaki doğal gaz anlaşması imzalanmasıdır. İkincisi ise 26 Ekim 2014 tarihinde Ukrayna'da düzenlenen parlamento seçimleridir.
Ukrayna krizinde yukarda belirtilen bu yeni dönem ortaya çıkarken, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM), Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 3 Kasım 2014 tarihinde “Ukrayna’daki Güncel Gelişmelerin Ardından Karadeniz’de Bölgesel Güvenlik ve İşbirliği Perspektifi” başlıklı bir konferans düzenlemiştir. Konferansa konuşmacı olarak Ukrayna Türkiye Büyükelçisi, Ekselansları Sayın Sergiy Korsunsky, , AVİM (Avrasya Araştırmaları Merkezi) Başkanı Büyükelçi (Emk.) Sayın Alev Kılıç ve Marmara Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Emre Erşen katılmıştır. ORSAM Başkanı Doç. Dr. Şaban Kardaş’ın moderatörlüğünü yaptığı konferans TOBB-ETÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Haldun Yalçınkaya’nın açılış konuşması ile başlamıştır.
Giriş konuşmasının ardından söz alan Sayın Büyükelçi Korsunsky, Ukrayna krizinin kısa bir özetini yaptıktan sonra, konuşmasına konuya ilişkin görüşleriyle devam etmiştir. Sayın Korsunsky’a göre, Rusya'nın Ukrayna krizinde müdahil olması Ukrayna’yı yok etme çabasından ziyade Rusya’nın yakın komşu bölgesinde uluslararası güvenlik altyapısını düzenlemeyi amaçlayan bir çabadır. Ukrayna'nın Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ile ilgili tepkilerini yineleyen sayın büyükelçi Rusya'nın Kırım'ı bir askeri üs haline dönüştürme planlarından bahsetmiştir. Konuşmasında ayrıca 80 yeni savaş gemisinin Rus Karadeniz Filosuna eklenmesine ve Rus savaş uçaklarının komşu ülkelerinin hava sahası ihlallerine dikkat çekmiştir. Sayın Korsunsky’a göre, Rusya Karadeniz’de etkinliğini arttırarak bölgedeki üç NATO üyesi Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın çıkarlarına karşına hareket etmektedir. Ardından Sayın Büyükelçi, Ukrayna’nın doğusundaki mevcut çatışmayı “melez bir savaş” olarak tanımlamıştır. Bu savaş askeri operasyonların yanı sıra sosyal medya ve siber savaşı da içermektedir. Yerel gerçekliğin Rus medyasınca çarpıtılması üzerine konuşurken, Sayın Korsunsky iki seçim gerçekleşen ve 29 partinin seçimlerde yarıştığı Ukrayna’ya gerçeği görmek isteyen tüm tarafları davet etmiştir. AB yanlısı ılımlıların siyasi sistemde temsil edildiğinin, devrimin sona erdiğinin, sosyal ve ekonomik gelişmenin gerçekleştirildiğinin altını çizmiştir. Sayın Büyükelçi'ye göre, Ukrayna üyelik aramaksızın NATO ile diyalogu geliştirmek ve ortakları, özellikle Türkiye ile ikili çalışmak istemektedir. Rusların 1938 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin gözden geçirilmesini isteyebileceği konusunda uyaran büyükelçi konuşmasını Türkiye’nin neler yaşandığını öğrenmesinin sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını ve ayrıca uluslararası güvenliği yeniden şekillendirmek isteyen nükleer güç açısından da önemli olduğunu belirterek sonlandırmıştır.
AVİM Başkanı Büyükelçi (Emk.) Alev Kılıç, konuşmasına Türkiye’nin Ukrayna krizinde Batı tarafında olduğunu yineleyerek başlamıştır. Ardından büyükelçi diplomatik ilişkilerin kurulduğu 1992 ile sınırlandırılmayarak Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin tarihsel derinliğine değinmiştir. İlişkilerin tarihi Osmanlı dönemine kadar gitmektedir. Bu nedenle Sayın Kılıç’a göre, Kırım Tatarları Kırım nüfusunun % 13’ünü oluşturmalarından ötürü Ukrayna’da yaşanan gelişmeler Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Konuşmasının devamında ise büyükelçi Avrasya kavramının Türkiye ve Rusya’daki tezatlığını ortaya koymuştur. Türklerin Avrasya kavramı, dünya siyasetinin ağırlık merkezinin doğuya kaydığını ima etmektedir. Bu kayma ise Türkiye’yi çevre yerine Asya-Pasifik ve Batı arasında bağlantı noktası olarak konumlandırılmasını da ifade etmektedir. Ancak, Rusların Avrasya kavramı, eski Sovyet topraklarında Rus siyasi ve ekonomik egemenliğini ima etmektedir. Bu bağlamda, Sayın Kılıç, Türkiye'nin Karadeniz’deki girişimlerini, yani Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) ve Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu’nu (Blackseafor) bölgesel ekonomik ve güvenlik işbirliği için bir kavram olarak değerlendirmektedir. Rusya'nın 2045 yılına kadar Sivastopol deniz üssü kullanma hakkına sahip olduğunu vurgulayan büyükelçi, buradan hareketle Rusya’nın Karadeniz'deki başat ilgisinin askeri üsleri olduğunu ifade etmiştir. Bu durum, Montrö Sözleşmesi dolayısıyla Türkiye'yi de ilgilendirmektedir. Sayın Kılıç’a göre, Türkiye’nin Karadeniz’deki sorunlar ile uğraşırken titiz ve iki taraflı olması gerekmektedir. Büyükelçi Moldova ve Ukrayna’nın bölgede hususi pozisyonları olduğunu ve Ukrayna’nın Batı ve Rusya arasındaki vekâleten çatışmalara sahne olduğunun altını çizmiştir.
Doç. Dr. Emre Erşen Ukrayna krizinin Türkiye ve dünya siyasetine jeopolitik etkilerine değineceğini belirtmiştir. Erşen ayrıca küresel finans krizi sonrasında, Batı’nın olumsuz şekilde etkilendiğini ve Rusya, Hindistan ve Çin gibi diğer güçler yükseldiğini ifade etmiştir. G-20’nin yükselen etkisinden bahseden Erşen Rusya-Çin doğal gaz anlaşması, diplomatik ve kurumsal ittifak (Şanghay İşbirliği Örgütü) ve Batı’nın yaptırımlarının Rusya'yı Çin'e itme ihtimalinden bahsetmiştir. Ardından, Rusya’nın 2015 yılında yürürlüğe girecek olan Avrasya Ekonomik Birliği teklifini değerlendirmiştir. Belarus, Kazakistan, Ermenistan ve Tacikistan hâlihazırda Rusya ile gümrük birliği içinde yer almaktadır. Bu proje eski Sovyet topraklarına yönelik olan Avrupa Birliği Doğu Ortaklığı girişimi ile çatışmaktadır. Erşen ayrıca NATO’nun Karadeniz genişlemesi hakkında da konuşmuştur. Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO ile yürüttükleri diyolag da değerlendirildiğinde NATO, Karadeniz bölgesindeki altı ülkenin beşini kapsamaktadır ki bu durum Rusya tarafından düşmanca olarak görülmektedir. Dr. Erşen konuşmasında enerji sorunlarına da değinmiştir. AB’nın Rusya'ya alternatif bir rota bulma çabalarından bahsetmiştir. Erşen Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) iyi bir alternatif olabileceğini vurgulamıştır. Kırım ilhakı vasıtasıyla Rusya’nın kazandığı Güney Akım projesine ilişkin avantajları yineleyen Erşen, Doğu Akdeniz gaz rezervlerinin artan öneminden ve Suriye ve Mısır ile ilişkilerini iyileştirilmesi yoluyla Rusya’nın bölgedeki etkinlik çabalarına değinmiştir. Dr. Erşen Ukrayna krizinin ayrıntılı enerji sorunları yaşayan Türkiye’ye yönelik jeopolitik etkilerini değerlendirmiştir. Özellikle Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyin kurulması ve serbest ticaret ile vizelerin kaldırılmasına dair görüşmeleri başlatan eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ocak 2011'deki Ukrayna ziyaretinin ardından Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin stratejik bir ortaklığa dayandığını belirtmiştir. Ticaret ve enerji bağlantıları nedeniyle Türkiye’nin Rusya’yı yabancılaştırmasının mümkün olmadığını ifade eden Erşen, bu nedenle Türkiye’nin en azından arabulucu ve / veya tarafsız arabulucu rolü oynayabileceğini söylemiştir. Erşen konuşmasını Ankara’nın Ukrayna’yı Karadeniz jeopolitiği, Kırım Tatarları ve Türkiye’nin enerji çıkarları nedeniyle yakından takip ettiği vurgusuyla bitirmiştir.
Bu konuşmaların ardından konferans soru-cevap bölümü ve ilişkilerin geleceği ile ilgili açık tartışma ile sona ermiştir. Konuşmacılar, katılımcıların sorularıyla görüşlerini detaylandırma fırsatı elde etmişlerdir.