Libya’daki geçiş süreci şu anda Ulusal Geçiş Konseyi tarafından yönetilmekte. Acaba bu süreçte 8 aylık sivil savaş süresince silahlanan Libya halkı silahsızlandırılabilecek mi? Tam manasıyla sivil süreç başlayabilecek mi?
Şuanda sivil bir yönetim zaten var. Ülkeyi yönetenler arasında hiç asker bulunmuyor. Ulusal Geçiş Konseyi üyeleri, Libya’nın her şehrinden seçilen temsilcilerden oluşuyor. Bu konseyin başında ise Mustafa Abdülcelil buluyor. Sözü geçen üyelerin neredeyse tamamı hukuk adamıdır. Öte yandan silahla ilgili durum Ulusal Geçiş Konseyi için de endişe vericidir, ancak konseyin bu hususla ilgili planı da bulunmaktadır. Şuanda Libya’da pek çok evde silah bulunmasına rağmen bu büyük bir güvenlik sorunu oluşturmamaktadır, çünkü silah kullanımı ülke içinde artık sona ermiştir. Normal hayat hızlı bir geçiş söz konusu. Öte yandan çoğu uluslararası şirket de Libya’ya dönmeye başlamıştır. Ayrıca silahlarla ilgili olarak Ulusal Geçiş Konseyi’nin uygulayacağı program oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu konudaki yasal mekanizma önem arz etmektedir. Biliyorsunuz ki Amerika da neredeyse her evde silah bulunmaktadır, ancak bu bir istikrarsızlık unsuru olarak algılanmamaktadır. Bize göre silahtan daha önemli olan şey ise ekonomik ve siyasi durumdur. İnşallah hiçbir sorun olmayacaktır. Özellikle polislerin görevlerinin başına dönmesi bu konuda öncelik taşımaktadır. Bu nedenle Polis Teşkilatının yeniden teşkilatlanması önemli bir konudur.
Sekiz aylık iç savaş süresince Libya’da Özgür Libya Ordusu önderliğinde bir mücadele gerçekleşti. Ancak şimdi Kaddafi dönemi sona erdi ve milis güçlerin merkezi ordu bünyesinde toplanması gerekiyor. Silahlı birliklerin merkezi ordu bünyesinde devlet kontrolü altına alınması önünde sizce engel bulunuyor mu? Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Ben bu hususta bir sorunla karşılaşılacağını düşünmüyorum. Libya Savunma Bakanlığı’na Muhammed Cuvali’nin tayin edilmesi de olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir, çünkü kendisi devrim milislerinden gelme bir isimdir ve onları kontrol altına almayı başarabilir. Savunma Bakanlı Cubvali liderliğinde Libya Silahlı Kuvvetleri kurumsallaşacağına ve bu sorunların ortadan kalkacağına inanıyorum.
Libya’da Mart ayında olayların başlamasının ardından ülkeye pek çok kayıt dışı silah girdiği iddia edilmektedir. Öte yandan Silahlı Kuvvetlerine ait pek çok silah deposu da milis güçler tarafından ele geçirilmişti. Tüm bu silah hareketlerinin iç savaş gibi ortamda merkezden kontrol edilmesi elbette ki mümkün değil. Ancak bugün Libya için gündeme gelen şey bu silahların Libya sınırlarını aşıp Afrika ülkelerine veya Magreb El Kaidesi’ne ulaşma tehlikesi. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hayır, ben öyle bir şey olacağını düşünmüyorum. Yakın bir zamanda devrim milisleri ile Avrupalılar arasında bir sınır mekanizması oluşturduk. Bu sadece bir endişe. Son aylarda özellikle Libya’daki silahlara dair endişeler basında dile getirilmeye başladı bu konuda pek çok program yapıldı.
Geçtiğimiz ekim ayında 8 ay içerisinde anayasanın ve seçim yasasının hazırlanması için bir geçici kurucu meclis ve 18 ay içerisinde de parlamento seçimleri yapılacağı açıklanmıştı. Bu süreç nasıl ilerlemektedir?
Libya’da Ulusal Geçiş Konseyi başkanlığında bir seçim komitesi kuruldu, seçim yasası ile ilgili karar verildi. Ben de Ulusal Geçiş Konseyi’nde görev yapmaktaydım, o nedenle sürecin olumlu ilerlediğini söyleyebilirim.
Peki, anayasal süreç nasıl işliyor?
Süreç 200 vekilden oluşan ulusal parlamentonun oluşturulması ile başlayacak. Ulusal parlamento ise anayasayı yasayı hazırlayıp referanduma sunacak.
Tüm bu süreç daha önceki açıklamalara göre 18 ay içerisinde gerçekleşecekti. Bugünkü durum nedir?
6 ay içerisinde Libya Ulusal Parlamentosu’nun seçilmesi planlanıyor. Daha sonra Libya’daki siyasal sistemin parlamenter mi yoksa başkanlık sistemine mi göre düzenleneceğine ulusal parlamento karar verecek.
Bugün Libya, Ulusal Geçiş Konseyi tarafından yönetiliyor. Konseyin üyeleri aralarında seçim yaparak iş başına gelmiştir ve bu üyelerin Libya Ulusal Kongresine geçiş hakları bulunmamaktadır. Bu iki kurum birbirinden tamamen bağımsız olacaklar.
İç savaş nedeniyle Libya petrol üretiminden büyük orana çekilmek durumunda kalmıştır. Libya eski üretim rakamlarını ne kadar süre içerinde yakalayabilir ve dünya arzına geri dönemsi tam manasıyla mümkün olacaktır?
Şimdilik üretim günlük 1 milyon varil civarındadır. Haziran’da ise bu rakamın 1 milyon 850 bine ulaşması planlanmaktadır.
BM Güvenlik Konseyi kararları kapsamında Libya’nın yurtdışı yatırımları ve hesapları dondurulmuştur. Çeşitli haber kaynaklarına göre Avrupa’daki bankalar bu paranın mal ve hizmet olarak ödenmesini talep etmeler. Bu konudaki gelişmeler nelerdir?
Avrupalıların öyle bir şey yapmaları mümkün değildir. Bu anlayış doğru değildir. Libya’nın ABD’de ayni ve nakdi yatırımları var ve bu yatırımlar üzerindeki blokaj da kalkacaktır. BM Güvenlik Konseyi bu yönde karar almıştır ve Türkiye hariç diğer tüm devletler de bu kararı uygulamaya başlamıştır. Sadece Libya’ya ait dış yatırım fonuna bağlı ayni ve nakdi yatırımlar hala dondurulmuş durumdadır ancak bunlar da yakın zamanda serbest bırakılacaklar.
Peki, yeni dönemde çalışmalarına ara veren Türk yatırımcıların durumu ne olacak?
Libya Ulusal Geçiş Konseyi, daha önce imzalanan anlaşmaların devam edeceğini taahhüt etmiştir. Ancak bu husus hakkında bazı şartlarımız bulunmaktadır. Öncelikle, bu anlaşmaların geçerliliği yolsuzluk ve rüşvete karışmamış olmak ve uluslararası hukuku uygun olmak kaydıyla mümkün olacaktır. Daha önceki anlaşmaların bu kriterlere uygun olup olmadıklarını araştırması için bir komisyon kurulmuş ve yeniden yapılandırılma süreci başlamıştır.
Türkiye ile Libya arasındaki ilişkiler ise bizim için önem taşımaktadır. Türk müteahhitlere Libya’ya dönmeleri yönünde çağrı yapılmıştır. Onların dönmelerini bekliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Tunus’un cumhurbaşkanı ve başbakanı ard arda yaptıkları açıklamalarda Tunus ile Libya’nın birleşmesi önünde herhangi bir yasal engelin olmadığını söylediler. Libya açısından bu açıklamaların anlamı nedir, siz bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elbette ki bu birleşme sadece ekonomik anlamda gerçekleşebilir. Libya için Arap Mağribi olana Tunus, Cezayir ve Fas haklarının özel bir yeri bulunmaktadır. Bu ilişki güvenlik açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan, özellikle Tunus, Libya devrimi sırasında fazlasıyla destek vermiştir. Bu bağlamda komşularımıza öncelik vereceğimizi söyleyebilirim.
Irak’ta yaşanan bir deneyim bulunuyor ve bu deneyimin de olumlu olduğunu söylemek mümkün değil. Acaba Arap Baharı nereye gidiyor?
Sadece Allah bilir. Ancak Libya halkının devriminden bahsetmek istiyorum. Bu süreç içerisinde 30 bin şehit verdik ve 50 yaralımız bulunuyor. Bu sayılar II. Dünya Savaşı’na katılan çoğu ülkenin kayıplarından çok daha fazladır. Ayrıca bir noktayı da vurgulamak istemekteyim. Türkiye’nin deneyimlerinden faydalanmak istemekteyiz. Türkiye İslam alemi içerisinde önemli bir ülkedir. Bu vesile ile Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a derin şükranlarımızı sunuyoruz. Sayın Erdoğan’ın önemli ve bölgede iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz.
Son olarak, kısa bir süre önce elçilik binasının bahçesinde silahlar bulunmuştu. Bu konu ile ilgili gelişmeler nelerdir? Bu silahların saklanmasındaki amaç sizce neydi?
Ben sadece iki gün önce elçilik binasını devraldım. Öte yandan Türkiye Cumhuriyetinin Trablus’taki büyükelçiliğinde de silahlar bulunuyor. Güvenlik için gerekli bir önlem olarak değerlendirilmeli. Elçilik bahçesinde küçük sayıda silah bulunmuş. Kaddafi kendi halkını öldürmek için milyonlarca silah satın almıştı. Belki bu silahlarda Türkiye’de bulunan muhalifleri öldürmek için kullanılmak istenmiştir.
Güvenlik ve silah konusunda endişelenmezi gerektirecek bir husus yoktur. Aramızdaki ilişki, Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Krallık döneminde Türkiye’nin duruşu önemli olmuştur. Öte yandan Trablus’ta bulunan bazı köklü ailelerin kökeni Türk’tür. Türkiye, Libyalıların sevdiği ve gelmek istediği bir ülke. O nedenle iki ülke arasındaki uçuşlar da arttırılmıştır.
Bu noktada önemli bir hususun altını çizmek istiyorum. Önceden ilişkiler kişilerin, özellikle Libya’dakilerin menfaatlerine göre şekillenmekteydi. Ancak yeni dönemde, iki ülke arasındaki ilişkinin, iki halkın menfaatlerine göre şekillenmesi gerekmektedir.
Ben Sayın Erdoğan’ın talebi üzerine buraya geldim. Amacım iki ülke arasındaki ilişkilere katkıda bulunmaktır. Kendisine çok büyük saygı duyuyorum ve onun özellikle Libya ve Suriye haklarına verdiği destekten ötürü kuşaklardan kuşağa önemli bir lider olarak hatırlanacağını düşünüyorum. Bölgede böyle liderlere ihtiyacımız var. Son olarak. Türk halkı hükümetinin yanında olması ve özellikle dış politikalarını desteklemeleri yönünde Türk halkına da ayrı bir mesajım olacak.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
* Bu röportaj 13 Ocak 2012 tarihinde Çetiner Çetin ve Nebahat Tanrıverdi O tarafından Ankara'da gerçekleştirilmiştir.