Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

AZERBAYCAN DEVLET İKTİSAT ÜNİVERSİTESİ TÜRK DÜNYASI İŞLETME FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ VE KAFSAM KURUCULARINDAN NAZIM CAFER

Suriye’nin Tunus, Mısır ve Libya örneklerinden çok farklı olduğunu söyleyen Nazım Cafersoy ile Azerbaycan’ın Suriye olaylarına bakışını, Suriye-İran yakınlığı dolayısıyla İran’ın ABD ve İsrail ile gerilimini, Türkiye’nin Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler içindeki rolünü konuştuk.
 
ORSAM: Sayın Nazım Cafersoy öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
 
Nazım Cafersoy: Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İşletme Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Ayrıca Azerbaycan’da faaliyet gösteren Kafkas Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (KAFSAM) kurucularındanım. KAFSAM’da akademik çalışmalar, the firstnews (www.1news.com.tr) gazetesinde haftalık köşe yazıları gibi, çeşitli faaliyetlerimiz var.
 
ORSAM: Ortadoğu’daki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Nazım Cafersoy: Ortadoğu’nun gündeminde üç ciddi olaydan bahsedilebilir. Bu olaylardan biri İsrail-Filistin meselesidir. Tarihsel açıdan bakıldığında ilişkilerin gergin olmasının ve Ortadoğu’nun barışa kavuşamamasının nedenlerinden biri olarak görüldü. Ancak, son dönemlerde İsrail-Filistin meselesi geri plana düştü. Mevcut durumda Ortadoğu için öncelikli olan iki konu var. Biri İran’ın nükleer programı. Bu çerçevede uluslararası sistem bağlamında İran-Batı gerginliği, daha somutlaştırmak gerekirse, çoğu zaman içine İsrail’inde eklendiği ABD-İran gerginliği sürecinden bahsedebiliriz. İkinci süreç ise Arap Baharı. Arap Baharı sürecinin gelip dayandığı nokta Suriye. Esad yönetiminin otoriter yapısı, siyasal sistemin halka karşı şiddet kullanması ve bu sürecin iç savaşa doğru gitmesi Ortadoğu’yu daha karmaşık, daha zor, daha kanlı bir sürece itmektedir. Aynı zamanda İran’ın müttefiki olan Suriye, İran-Batı gerginliğinde de İran’ın müttefiki olarak karşımıza çıkmaktadır. İran da giderek daha fazla Suriye’ye destek olmaktadır. Çeşitli yorumlara göre Suriye’nin düşmesi İran için büyük bir stratejik kayıp olacaktır. Çünkü Suriye’den sonra sıra İran’a gelecektir ve İran psikolojik ve stratejik anlamında bir kuşatma altında kalacaktır. Bu da İran yönetiminin Suriye’ye daha fazla sahip çıkmasını gerektiriyor. Bu tavrın sonucu olarak Batı ve İran arasındaki gerginlik daha çok artarken, hassas bir dengede yürüyen Türkiye-İran ilişkilerinde iki ülkenin manevra kabiliyetlerini sınırlayarak daha çok karşı karşıya kalmaları sonucuna yol açıyor. Aslında, Suriye’de de bir çıkmaza girildiğini söylemek mümkün. Suriye’nin bugünkü haliyle devam etmesi ihtimal dahilinde gözükmüyor. Fakat mevcut yönetiminde kendi isteğiyle gideceği konusunda bir işaret yok. Bu durumda farklı senaryolar gündeme geliyor.
 
Tunus senaryosu pek gerçekleşecek gibi durmuyor. Suriye’de Mısır’daki senaryonun ötesinde bir olay var. Alternatif olarak Libya senaryosunun bir benzeri var elimizde. Ancak bu senaryo çok ciddi sıkıntılara yol açacak. Hem Libya meselesi hem Suriye’nin Libya’dan farklı olması, Suriye’de çıkacak bir savaşın bölgesel savaşı da beraberinde getireceği gerçekleri var. Suriye’nin parçalanması, İran’ın devreye girmesi, Afganistan ve Irak savaşları, İsrail-Filistin meselesine bir de Suriye eklenirse, zaten Lübnan’da da hassas bir denge var, bölgede çok ciddi sıkıntılar yaşanacağını düşünüyorum. Ortadoğu’nun patlamaya hazır bir barut fıçısı olduğunu düşünürsek, bunun ciddi bir sıkıntıya yol açacağını düşünüyorum. Batı’nın hem ekonomik kriz nedeniyle hem de siyasi gerekçelerle, Ortadoğu’ya yapılacak müdahalelerin Batı karşıtlığını da arttıracağını hatırlayacak olursak, Batı’nın direkt müdahalede bulunmak istemediğini ve Türkiye’yi devreye sokmak istediğini belirten bazı yorumlar var. Ben bu yorumlara kısmen katılıyorum. Ancak bir noktaya değinmek lazım. Türkiye burada bir ikilem içinde kalıyor. Bir tarafta kendisine “ihale” edilmek istenen bir Suriye müdahalesi ya da askeri anlamda Suriye ile karşı karşıya gelmesi durumu var. Bu durumun hem bölge dengeleri hem de Türkiye’nin Batı’dan farklı, kendine özgü Ortadoğu’da oynamaya çalıştığı rol açısından ters düştüğü ve bu konuda ihtiyatlı davranmaya çalıştığı görülüyor. Ancak, dediğimiz gibi ortada bir paradoks var. Suriye yönetimi ne olacak? Bu noktada ben Türkiye’nin aceleci davrandığını ve dış ilişkilerde köprüleri erken attığını düşünüyorum. Bu noktadan nasıl dönüş yapılabilir? Süreç nasıl farklı bir noktaya taşınabilir? Bu verilen bazı mesajlarla giderilmeye çalışılıyor. Zaman zaman Dışişleri Bakanı’nın ve Başbakan’ın söylemlerindeki sertlik dozunun arttığı görülüyor. Açıkçası Türk diplomasisinin bu işi nasıl çözeceği, muamma. Ben de merakla takip ediyorum.
 
ORSAM: Azerbaycan’ın Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bakışı nasıldır?
 
Nazım Cafersoy: Bunu görebilmemiz için en sondan başlamamız daha doğru olur. Mesela Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Geçici Üyelerinden biri olan Azerbaycan, Suriye’ye ilişkin olan süreci burada desteklemişti. Bu durumu Azerbaycan’ın BM Güvenlik Konseyinde azınlıkta kalmamak ve genel trende ayak uydurmak olarak nitelendirmek mümkün. Hatta Azerbaycan’ın Türkiye ile zaman zaman ortak hareket etme izlerini de görmek mümkün. Ama bu sadece Suriye meselesinde böyle olur. Suriye, İran’a nazaran Azerbaycan’a daha uzak. Azerbaycan’ın ülkelerle iyi ilişkiler geliştirme ve ülkelerin iç işlerine karışmama gibi öncelikleri var. Bu doğrultuda Suriye’yle de iyi ilişkiler geliştirilmek istenmektedir. Ancak, giderek uluslararası kamuoyu ve dinamiklerin Suriye’nin aleyhine döndüğü bir noktada Azerbaycan’ın bu dinamikleri dikkate alması önemli bir noktadır. Ancak, ben aynı tepkiyi İran noktasında beklemiyorum. İran’a karşı giderek artan bir tepki var. Azerbaycan birkaç açıdan İran sorununun geleceği ve çözümü için çok önemli. Öncelikle İran’la komşu. Dolayısıyla İran’a yönelik herhangi bir eylemin doğrudan muhataplarından biri. Ekonomik ambargo uygulanacaksa Batı, Azerbaycan’dan İran sınırını kontrol altına alacak bir güvenlik beklentisi içine girecek. Askeri müdahale olacaksa ki ben rasyonel olarak bir askeri müdahalenin olmayacağını düşünüyorum. Ancak devletler her zaman rasyonel kararlar vermiyorlar. Azerbaycan yine aynı derece öneme sahip.
 
ORSAM: İsrail-Azerbaycan ilişkileri gündemde. Azerbaycan’ın İsrail’den silah alımı ve İsrail’e yakınlaşması hakkında neler düşünüyorsunuz?
 
Nazım Cafersoy: Son dönemlerde Kafkasya’da İran-Azerbaycan ilişkilerinde bir gerginlik süreci başladı. Bu hem İran’ın bölgeye yönelik artan faaliyetleri, Kafkasya’da etkinlik kurma çabası hem de Azerbaycan’ın bunlara yönelik tavrı açısından düşünülmelidir. Mesela, İranlı gazetecilerin istihbarat faaliyetleri yapıyorlar gerekçesiyle Azerbaycan’da gözaltına alınması ya da Royal Bank’ın İran’ın kara para aklama işi için kullanıldığı hakkında yürütülen soruşturmada İran’a uygulanan ambargonun sonuçları olarak görebiliriz. Bu açıdan İran ve Azerbaycan ilişkilerinde ciddi bir restleşme süreci var. Aslında bu süreç Azerbaycan dış politikasının genel mantığına baktığımız zaman o kadar da kabul edilebilir bir süreç değil. Çünkü Azerbaycan’ın genel dış politika tercihlerine baktığımız zaman özellikle İran ve Rusya’yla gerginlik odaklı politikalardan uzak durma çabasını görebiliriz. Ancak, bu tavır son dönemlerde İran noktasında ciddi sıkıntılar yarattı. Çünkü İran’ın giderek bu süreci tırmandırdığını görüyoruz. Bu noktada London Times gazetesinde çıkan İsrail-Azerbaycan arasında gelişen istihbarat süreci hakkındaki haberlerin büyük etkisi olmuştur. İran’la yaşanan gerginlik bu noktadan sonra tırmanmaya başlamıştır. Ben bunun İran tarafından kullanılan bir bahane olduğunu düşünüyorum. İran zaten Azerbaycan’ın İsrail’le geliştirdiği ilişkilerden ve Batı’yla sağlanabilecek olası işbirliğinden hep ürkmüştür. Üstelik son dönemlerde İran’ın tıkanan sistemi içerisinde bir “Güney Azerbaycan” faktörünün de hayati rol oynayacağı görülmektedir. İran’a askeri müdahale olanağı masada olmakla beraber İran’ın iç dinamiklerini harekete geçirerek sistemi değiştirmek yönündeki çabalarda devam etmektedir.
Bu süreçte “Güney Azerbaycan” faktörünün de ABD ve İsrail’in gündemine giderek daha fazla gireceğini düşünüyorum. Bu durumda İran’ın Azerbaycan konusunda ciddi endişeler duymasına neden oluyor.
 
Diğer bir konu, Rusya ve Azerbaycan arasında Gebele’yle ilgili pazarlıkların çıkmaza girmiş olması. Çünkü daha önce 7-15 milyon dolar arasında bir kira ödeniyordu. Bu 2012’de bitiyor. Yeni bir anlaşma gündemde. Stratejik anlamda “Üs burada kalabilir” noktasında anlaşılmış durumda. Ancak, Rusya’nın modernizasyon planı ve Azerbaycan’a ödeyeceği kira miktarı henüz netleşmedi. Hatta 15-20 milyon dolarlık rakamların 300 milyon dolara fırladığı konuşulmakta. Bu durum bir taraftan Rusların Gebele’yi yeniden inşa etme projesi diğer taraftan ise üssün başkalarına verilmesi ve Azerbaycan’ın bu nedenle fiyatı yükselttiği söylentilerini gündeme getiriyor. Bu söylentilerde akıllarda ABD’yi belirtiyor. ABD’ye Gebele üssü verilebilir mi? Azerbaycan hem Rusya’yı hem de İran’ı karşısına alacak şekilde bu kadar sert bir dönüş yapabilir mi? Bunlar tartışma konusu. Hem İran’ın hem de Rusya’nın ülke içerisinde düzeni bozmaya ve karışıklık çıkarmaya yönelik bazı faaliyetlerde bulunabileceğini de hesaba katmak lazım. Rusya’nın buradaki bazı istihbarat faaliyetlerinin, Azerbaycan’ı karıştırmak yönünde sıkıntılar doğurabileceğine dair örnekler var. Çeşitli darbe girişimleri, terör eylemleri, özellikle Rusya ve Ermenistan arasında stratejik işbirliğinin zaman zaman Azerbaycan-Rusya ilişkilerinde pazarlık aracı olarak kullanılması şeklinde yansımalar görüldüğünü biliyoruz. Putin, 4 Mart 2012’deki seçime gitmeden dış politika vaatleri içerisinde hem İran hem de Suriye konusunda ciddi mesajlar verdi. Suriye’nin Libya’ya dönüşmesine izin vermeyeceklerini sert bir dille açıkladı. İran’ın nükleer silah yapma hakkını saklı tutması gerektiğini ve sorunun sadece görüşmeler yoluyla çözüleceğini söyledi. Açıkçası bölgesel noktada da Azerbaycan ve Rusya’nın ayrıştığı bazı noktalar var.
 
Tüm bunları bir arada düşündüğümüz zaman önümüzdeki dönem Kafkasya’yı ciddi gerginliklerin beklediğini söylemek yanlış olmaz. Son dönemlerde basına İsrail’in hem Hindistan hem de Gürcistan’daki büyükelçiliklerine suikast düzenlenmeyi planlandığı, bu planın Hindistan’da gerçekleştiği ama Gürcistan’da önlendiği yönünde haberler yansıdı. İsrail bundan İran’ı sorumlu tuttu. İran ise olaylarla hiçbir alakası olmadığını söyledi. Gürcistan-ABD ve Gürcistan-İsrail ilişkilerini düşündüğümüz zaman bu hiç şaşırtıcı bir olay değil. Hatta son dönemlerde basına yansıyan çeşitli iddialarda var. İran’a müdahale noktasında Gürcistan’ın geçici üs olarak kullanılacağına dair bazı haberler çıktı. Bu noktada Batı-İran ya da İsrail-İran gerginliğinin tepelerinden birinin Gürcistan olması şaşırtıcı olmamalı. Burada Kafkasya’nın diğer aktörü Ermenistan’da boş durmuyor. Ambargolara rağmen İran’la ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor. Önümüzdeki günler İran’ın Ermenistan’la olan ilişkilerini derinleştirici adımlar atacağını düşünmekteyim. Dolayısıyla Kafkasya-İran-Batı-İsrail-Rusya manzarasına baktığımız zaman bölgede suların ısındığını söyleyebiliriz. Dikkat ederseniz Kafkasya’da hem siyasal istikrarsızlık hem büyük güçlerin rekabeti hem de enerji faktöründe bazı paralellikler bulunmakta. Bu bağlamda bu bölge uluslararası sistemde hala kaynayan kazan pozisyonundadır. Bu çerçevede olaya bakacak olursak Ortadoğu ve Kafkasya’nın kaderlerinin gitgide yakınlaştığını, bölge ülkelerinin de bu süreç içerisine sürüklendiğini görmekteyiz. Genel bir değerlendirme yapacak olursak önümüzdeki dönem Batı-İran gerginliğinin giderek artacağının sinyallerini alıyoruz. İsrail’in zaman zaman mesajlarıyla bu gerginliği arttırdığını görüyoruz. Türkiye’nin pozisyonuna gelirsek, Türkiye önümüzdeki dönemde, daha önce Rusya ve İran’la geliştirdiği ilişkilerde Suriye’yle olduğu gibi ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Hem Suriye hem de İran’a müdahale konusundaki ciddi sıkıntılar nedeniyle İran’la ilişkilerde ciddi sıkıntılar olacak.
 
ORSAM: Azerbaycan-İran ilişkilerinde bir sıkıntı bekliyor musunuz?
 
Nazım Cafersoy: İran ve Azerbaycan ilişkilerindeki gerginlik hep kontrol edilebilir boyutta olmuştur. İşin kontrolden çıkmasına izin verilmemiştir. 7 Mart 2012’de Nahçivan’da Azerbaycan, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları bir araya geldi. Daha önce Urumiye’de yapılmıştı. Bu ikinci toplantı. Bu toplantıyı belki gerginliğin aşılması için bir fırsat olarak görmek mümkündür. Bu arada İran Dışişleri Bakanı’nın ve resmi yetkililerin Azerbaycan’a seyahatleri beklenebilir. Ama geçmişe bakarsak bu gerginliğin tırmandırılmayacağı yönünde mesajlar alıyoruz. Fakat bölgedeki manzara gerginliği arttırıcı bir dinamiktir. Bu ilişkilerin yönünü bölgesel dinamikler mi küresel dinamikler mi belirleyecek göreceğiz.
 
ORSAM: Teşekkür ederiz.
 
*Bu röportaj ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat tarafından Mart 2012'de Bakü'de yapılmıştır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar