Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Muhammed Nurettin Lübnan’ın ve Ortadoğu’nun önde gelen Türkiye uzmanlarındandır. Kendisi ile Türkçe gerçekleştirdiğimiz röportajda Ortadoğu’nun güncel konusu Arap Baharı ve Suriye sorununu ele aldık. Nurettin, Suriye’de ayaklanma hareketine ilişkin görüşlerini ve Türkiye’nin bu süreçte izlediği politikayı nasıl değerlendirdiğini bizlerle paylaştı.
Röportaj: Hasan Kanbolat, ORSAM Başkanı
ORSAM: Sayın Nurettin, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
NURETTİN: Lübnan Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Türk-Arap İlişkileri üzerine ders veriyorum. Aynı zamanda Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürüyüm. Çeşitli gazetelerde yazılarım yayınlanıyor. Türkiye uzmanıyım.
Popüler bir konuyla başlayalım. Arap Baharı. Bir görüşe göre Arap Baharı’nın ortaya çıkışı ABD tarafından gerçekleştirilmiştir. Diğer bir görüş ise halkın meşru doğrultusunda ortaya çıktığını savunuyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Arap Dünyası’nda tüm koşullar bizi bu bahara götürüyordu. Tüm Arap ülkelerinde yolsuzluk, yoksulluk, diktatörlük var. Milli egemenlikleri yok. Batı hegemonyası altındalar. Bence bu devrimler gerçektir. Halkçıdır. Ancak bu devrimlerin çoğu sanki dış güçler tarafından çalınmış durumdadır ve ana hedeflerini, yönlerini değiştirdiler. Devrimler bahar olarak başladı ama kış olarak bitti. Bu nedenle Arap Baharı’ndan büyük beklentiler içinde olunmamalıdır.
Arap Baharı’nın kışa dönüştüğünü söylediniz. Neden böyle düşünüyorsunuz?
Bu devrimleri yapan kitleler yani gençler, alt sınıflar iktidar dışında kaldılar. Devrimlerin sonlarında yapılan seçimlerden Müslüman Kardeşler gibi farklı siyasi güçler çıktı. Müslüman Kardeşler’in kendisine özel bir gündemi var. Maalesef bu gündem pek parlak değil. Bir yandan siyasal İslam’ın İsrail’e karşı eski rejimlerden farklı bir tavrı bulunmamakla birlikte, diğer yandan da Müslüman Kardeşler Batı’yla yeni ilişkiler kurdu. Biz Araplar Batı dendiği zaman İsrail’i desteklemeyi, halka karşı çizgide yürümeyi anlıyoruz. Bu dini akımların önünde çok zorluk var. Rejimin tabiatı ne olacak? Demokrat mı, laik mi olacak. Diğerlerine saygı gösterecekler mi? Arap ülkelerindeki ekonomik sorunlar nasıl çözülecek? Soru çok fakat ufukta hiç cevap yok.
Bu süreçte Selefiler’in konumunu nasıl yorumluyorsunuz?
Özellikle Mısır, Kuveyt, Tunus ve Fas’ta seçimlerden kazançlı çıkan gruplardan biri Selefi akımlar. Selefi fenomeni, bahsi geçen ülkelerde tam olarak demokrat ve özgür bir rejim kurabilirse azalacaktır. Diktatörlük döneminde zemin altında kalan tüm akımlar birden bire ortaya çıktı. Selefiler de onlardan biridir. Bence bu hem Selefiler hem de Müslüman Kardeşler için geçici bir süreçtir. Bir sonraki seçimde ne Müslüman Kardeşler ne de Selefiler şu anki sonuçları alabilir. Bu iki akım da diğer akımlar gibi uzun yıllardır baskı altında idiler. Şimdi halk bu akımları deneyecek. Sonuç 4-5 yıl içinde ortaya çıkacak. Problemler çok ve derin. Bence bu tecrübe başarılı olamayacak.
Halk Müslüman Kardeşlere ya da Selefiler’e “Cennette tapu verilecek” diye oy vermiyor. Onlardan bir çözüm bekliyorlar. Bu akımlar çözüm getiremezlerse ne olacak? Demokrasi içinde iktidarı bırakabilecekler mi?
Bırakmalılardır. Eğer gelecek seçimde kaybederlerse ve iktidarı bırakmazlarsa büyük problemler çıkacaktır. Bence kaybederlerse sonuca saygı göstereceklerdir.
Arap Baharı’ndan önce Türkiye ve Arap Dünyası arasında yeni kapılar açıldı. Akraba olduğumuzu tekrar hatırladık ve yakınlaşmalar başladı. Ancak Suriye olaylarıyla birlikte bazı gerginlikler çıktı. Türkiye nerelerde doğru nerelerde yanlış yaptı? Türkiye bundan sonra ne yapmalı?
Bir şeyin altını çizmek lazım. Ne İran’ın, ne Irak’ın ne de Suriye’nin daha önce Türkiye’yle iyi ilişkileri yoktu. Türkiye takip ettiği “Sıfır Sorun” politikası sayesinde başarılı ilişkiler kurdu. Ancak bilmek gerekir ki Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır’la bu politikayı takip etseydi sonuç alamazdı. Önemli olan Suriye gibi bir ülkeyle yeni ilişkiler kurmaktır. Şu an yaşanan sorunlar sadece Arap Baharı sebebiyle yaşanmamaktadır. Belki biraz daha önceye bakmak gerekli. Savunma kalkanı sebeplerden biridir. Türkiye hem Malatya’da savunma kalkanını kurmuş hem ABD’yle daha güçlü bir ilişki kurmuştur. Arap Baharı sonraki süreçtir. Bu süreçte Türkiye’nin tutumu ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Bu konuda Türkiye’nin tavrında tutarsızlık ve belirsizlik görülmektedir. Ama tüm Arap Devrimleri bir yana Suriye’nin durumunu diğer yana almakta fayda var. Bence Türkiye, Ortadoğu’ya Suriye’nin sayesinde girmiştir. Suriye, Türkiye’nin Arap Dünyası’na açılan kapısıdır. Türkiye’nin tüm Arap ülkeleriyle ilişkileri iyi olsa bile eğer Suriye’yle kötüyse bir fayda sağlayamaz. Ancak tam tersi olursa, eğer Suriye’yle ilişkileri iyi olursa, Ortadoğu’da da durumu iyi denilebilir. Suriye hem Hatay hem de su meselesinde susmuştur. PKK’ya karşı Türkiye’yle sıkı bir işbirliği içindedir. Buna rağmen Suriye’de devrim başladığı zaman Türkiye Esad rejimine karşı çabuk ve net bir tavır almıştır. Bu tavır bence sürpriz idi. Şu an Suriye’deki kriz hakkında sert bir kutuplaşma var. Arabulucu olacak bir taraf, tarafsız bir ülke yok. Halbuki arabuluculuk Türkiye’nin güç noktalarından birisidir. Türkiye’nin Suriye krizinde taraf olması büyük bir yanlıştır. Olması gereken rejim ve muhalefet arasında arabuluculuk rolü oynamaktır. Peki, Türkiye neden böyle bir tavır aldı? Çünkü Suriye meselesi sadece Suriye’yle ilgili değildir. Uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Türkiye, Suriye’ye karşı olumsuz bir tavır aldığı zaman tüm direniş eksenine karşı bir taraf olmuş anlamına gelmektedir. Çünkü İran ve Lübnan Suriye’yle beraber. Bu eksenin arkasında da Çin ve Rusya bulunmakta. Türkiye, Esad’a karşı bir tavır aldığında tüm bu eksene tavır alıyor ve bu ekseni kaybediyor demektir. Türkiye bir taraftan bu ekseni kaybetti diğer taraftan hiçbir eksen kazanmadı. Türkiye demokratik ve laik bir ülke. Türkiye “Nasıl olur da demokratik olmayan ülkelerle beraber yürür?” sorusunun izahını bulamadı. Ve bence büyük bir yanlış yaptı. “Ya hep ya hiç” Türkiye için riskli bir politika. Çok basit bir soru sorulabilir. Eğer Esad iktidarda kalırsa Türkiye ne yapacak? Bence şu an Türkiye’nin rolü ve imajı çıkmazda. Türk dış politikasının yeniden gözden geçirilmesi lazım. Eğer Türkiye bu yolda yürümeye devam edecekse bence iyi sonuçlar alamayacak. Bu politika Türkiye’ye layık bir politika değil.
Türkiye’nin politikasını yenilemesi için ne yapmasını tavsiye edersiniz?
Öncelikle eski politikayla hesaplaşılması lazım. Nerede yanlış yaptık? Nerede doğru yaptık? Yanlışları itiraf edecek cesaret lazım. Türkiye’nin eski olumsuz tavırlarına rağmen bence Suriye Türkiye’yle yeniden ilişki kurmaya hazır. Başbakan Erdoğan “Suriye, Türkiye’nin iç meselesidir”, dedi. Nihayetinde Suriye bağımsız bir devlet. Suriye krizi Türkiye’nin iç meselesi değil. Türkiye yeniden tarafsız konumuna gelmeli, tüm taraflarla aynı mesafeyi korumalıdır.
Suriye’deki Esad rejiminin sonu geldiği söyleniyor. Eğer gerçekten Esad rejiminin sonu geldiyse sonrasında ne olacak?
Bence medyada çok sayıda yanlış haber yer alıyor. Tabi ki Esad’ın güçlü muhalefeti var. Ama bu muhalefetin gücünün ne kadar olduğu soru işareti. Katar, Esad’ın popülerliğiyle ilgili gizli bir soruşturma yaptı. Bunun sonucunda bir sürpriz ortaya çıktı. Esad Suriye halkı tarafından %55 oranında destekleniyor. Yani tüm haberlere rağmen Esad’ın hala hem Sünniler hem Aleviler hem Hıristiyan hem de Dürziler arasında desteği var. Bu sonuç bize rejimin sonunun çok da yakın olmadığını gösteriyor. Özgür Suriye Ordusu medya tarafından abartılıyor. Şimdiye kadar hiçbir Suriyeli diplomat istifa etmedi. Demek ki ne devlet kurumlarında ne de halk arasında rejim zayıf değil. İkinci olarak rejimin güç unsurlarının arasında Lübnan, Irak, İran gibi bölgesel; Rusya ve Çin gibi uluslararası desteği de bulunmakta. Rusya Alevi mi? Çin Alevi ya da Şii mi? Hayır. Demek ki ortada bir gerçek var. Bölgesel ve uluslararası çıkar dengeleri. Suriye meselesi sadece reform meselesi değil. Bu nedenle rejim şimdiye kadar devam etmiştir. Ufukta ciddi bir değişiklik görünmemektedir. Ya bu olaylar devam edecek ve her gün kan dökülecektir ya da tüm taraflar (hem bölgesel hem de uluslararası) bir masaya oturup çözüm bulacaklardır. Bence üçüncü bir çözüm yoktur. Tam bu noktada Türkiye tüm olanlara rağmen bu krizi gömmek için önemli bir rol oynayabilir.
Peki, Rusya ve Çin Suriye’yi neden bu kadar destekliyor?
Bu büyük bir soru ama kolay cevabı yok. Çin’in İran ile ticari ilişkileri 100 milyar dolar. Çin, Suriye rejimini desteklerse İran ile ilişkilerini koruyabilir. Rusya’nın ise birçok sebebi var. Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesi Suriye. Akdeniz’in kenarında sadece Suriye var. Rusya’nın tarihi isteği sıcak sulara ulaşmak. Eğer Suriye’yi kaybederse sıcak suları da kaybedecek. Türkiye’nin “yanlışlarının” birisi Suriye’deki muhalefetin içinde bulunan İslam akımını abartma eğilimi. Türkiye’nin gösterdiği sanki muhalefette sadece Müslüman Kardeşler var. Bu tavır Türkiye için iyi değil. Buradan Türkiye’nin dış politikasının İslamcı ya da mezhepçi olduğu anlaşılabilir. Ayrıca eğer Suriye düşerse ve İslamcı bir rejim gelirse bu Şii Hilal’i yerine Sünni Hilal’in olacağı anlamına gelir. Güneyden kuzeye, Suudi Arabistan’dan Ürdün, Suriye Türkiye’ye. Bu Kafkasya’da, Rusya’nın güneyinde dini akımların daha güçlü olacağı anlamına gelir. Bu nedenle Suriye düşerse İslami tehdit Rusya’nın sınırlarına ulaşacak. Diğer bir sebep Suriye düşerse Türkiye’nin rolü artacak. NATO üyesi olan Türkiye’nin bölgede güçlenmesi Rusya’nın menfaatine değildir. Suriye’deki tüm silahlar, uçaklar, tanklar Rusya’dan gelmekte. Eğer rejim düşerse bu silahlara kim hakim olacak? Tüm bu sebepler Rusya’nın Suriye rejimine destek olmasını sağlıyor.
Son olarak; AK Parti’nin dış politikasını 8 yıl destekledim. Arap kamuoyunda bu politika için çok çaba sarf ettim. Çünkü gördüm ki bu yeni politika hem Türkiye hem Doğu hem de Araplar için iyi. Ama Türkiye’nin son zamanlarda izlediği politika bence ters yöne gitmekte. Türkiye’nin hem Lübnan hem Suriye hem Irak hem de İran’la ilişkileri iyi değil. Ben üzüntü hissediyorum. Çünkü tüm çabalarım boşa gitti. Tek bir isteğim var. Türkiye’nin tarafsızlığını tekrar kazanması. Türkiye tüm yaptıklarına rağmen eğer eski rolüne dönerse; bence tüm bu eksen (Lübnan, Suriye, Irak, İran) Türkiye’nin rolünü yeniden destekleyecektir.
Sayın Nurettin değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
*Bu röportaj ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat tarafından Mart 2012'de Bakü'de yapılmıştır.