“İyi Çitler, İyi Komşular Yapar!”
Robert Frost’un 1914 tarihli modernist eseri Mending Wall şiiri, “sınırların doğasına” ilişkin iki farklı yaklaşımı simgeler. Şiirin odağında yer alan adam, bahçe sınırlarının gayet belirgin olduğunu ve aslında bir duvara ihtiyaçları olmadığını düşünmektedir. Komşusuysa nedenini sorgulamaksızın sınırların son derece gerekli olduğuna inanmaktadır. Ona göre duvar, “komşuluk ilişkilerinde düzeni ve huzuru” sağlamaktadır. Felsefesi ise basittir: “Sınırlar net olursa insanlar birbirlerinin alanına girmez ve böylece huzur korunur”. Dolayısıyla duvarın varlığı “sorgulanamaz bir kural ve gelenektir”. Bu yüzden “sabit fikirli komşu”, babasından duyduğu atasözünü sürekli tekrar eder; “İyi çitler, (insanları) iyi komşular yapar!”
Giriş
İsrail’in, 1976 ve 2016 yıllarında sınır ötesinde yürüttüğü iki stratejik angajmanın adlarının Mending Wall’un “İyi çitler, (insanları) iyi komşular yapar!” önermesini hatırlatır şekilde seçilmesi pek de tesadüf gibi görünmemektedir. Keza İsrail’in 1976 yılında Lübnan iç savaşına müdahalesi sırasında yürüttüğü “İyi Çit Politikası”nın stratejik arka planı ile 2016 sonrasında Suriye’de yürüttüğü “İyi Komşuluk Operasyonu” dâhilindeki faaliyetler arasında yöntem ve strateji açısından net bir paralellik olduğunu ifade etmek mümkündür. Esasen İsrail’in Suriye dosyası, “sınır güvenliği”nin merkezî teşkil ettiği dar bir teknik alanın ötesinde, ulusal güvenliğini temin çabalarının insani yardımlar ve kendi azınlıkları üzerinden Suriye’nin güneyine ihracı üzerine kurgulanan çok katmanlı bir sınır-ötesi mühendislik projesidir. 2011 sonrasında ortaya çıkan, örtülü angajmandan hedefe yönelik düşük görünürlüklü saldırılara, insani yardımlar üzerinden müzahir topluluklar inşa ederek olası bir askerî müdahaleye meşruiyet üretme çabasından devrim sonrasında uygulanan açık askerî baskıya uzanan dalgalanmalar, aynı stratejik çizginin farklı yoğunluklarda icra edilmiş halkalarıdır.
İsrail’in politik amacı; Suriye’deki hasımlardan kaynaklanan tehditlerin uzun vadeli olarak bertaraf edilmesidir. Ancak bu amaca yönelik izlediği strateji, sahadaki hasım unsurların konuşlanmasına ilişkin taktik meselelerden, iç savaşa müdahil uluslararası aktörlerin konumlanışlarına dair stratejik boyutlara kadar uzanan geniş bir yelpazedeki bileşenlerden etkilenmektedir. Bu kapsamda İran destekli aktörlerin Suriye sahasındaki faaliyetleri ve Hizbullah’ı besleyen lojistik hatların kesilmesi, İsrail için kritik öncelikler olmuştur. 7 Ekim saldırısına kadar da İsrail’in bu minvaldeki faaliyetleri, genel itibarıyla sorunu ertelemeye yönelik doktrinler üzerinden uygulanmıştır. 7 Ekim’le beraber bu doktrinler terkedilmiş, aktif ve görünür bir şekilde sahada sert güçten istifade edilmeye başlanmış ve bölgedeki hasımlarına yönelik şiddet üzerinden net mesajlar verilmiştir.
Öte yandan İsrail, askerî ve istihbari açıdan hasımlarına karşı Suriye sahasında herhangi bir sorun yaşamamışsa da İran’ın sahada “kalpleri ve zihinleri kazanmak” üzere yürüttüğü faaliyetlerine karşı koymak adına yeterli imkâna sahip olamamıştır. Bu durum İsrail tarafından Lübnan’daki “İyi Çit” Politikası (Mediniyut HaGader HaTova) tecrübesinin devamı niteliğindeki “İyi Komşuluk” Operasyonu (Mivtza Shkhunut Tova) üzerinden, uzun vadeli bir strateji ile dengelenmeye çalışılmıştır. İnsani (ve sonrasında gelen askerî) yardımlar ise tam bu noktada İsrail’in bölgeye sarkması için elverişli bir araç olmuştur. Lübnan’daki tecrübeye paralel olarak Suriye’nin güneyinde de kendisine müzahir bir tampon bölge oluşturmaya çalışan İsrail, devrim sonrasında yine aynı tecrübeyi tekrar eder bir şekilde (konjonktür gereği kısıtlı da olsa) Şam’ın güneyinde, Kuneytra civarında geniş bir alana askerî olarak da girmiştir. Bu durum İsrail, Şam yönetimi ve bölgesel aktörler arasında gerginliklere sebep olmaktadır. Lübnan tecrübesine bakılarak İsrail ordusunun Golan hattına geri dönmediği senaryoda, Suriye’deki azınlık grupların ekonomik olarak İsrail’e daha fazla entegre olacağı ve ilişkilerini geliştireceği ifade edilebilir. Bu sayede Suriye’nin güneyinde oluşturulmaya çalışılan “güvenli cep”in daha fazla konsolide hâle gelmesi söz konusu olacaktır. Bu senaryoda kapsamlı bir askerî müdahale ihtimalinin devam ettiğinin altını çizmek gerekmektedir. İsrail’in bu çabalarına karşılık, 2015’te Rusya’nın iç savaşa müdahalesi sonrasında güvenli bölge stratejisi 8 Aralık 2024’te rejimin yıkılışına kadar ertelenmiştir.
Devrimin gerçekleşmesiyle beraber Rusya’nın sahadaki mevcudiyeti zayıflamış ve İran, etkinliğini büyük oranda yitirmiştir. Ancak İsrail’in Suriye kaynaklı tehdit algıları sonlanmamış aksine farklılaşmıştır. Devrime kadar Esed’i ehvenişer olarak konumlandıran İsrail, devrim sonrasında iki ayrı tehdit unsuru belirlemiş ve buna karşı strateji geliştirmiştir. İlk olarak Suriye’deki yeni yönetimin geçmişini gerekçe göstererek bunu kendisi için tehdit olarak nitelemiş, eski rejimden kalma silah envanterini vurmak ve meşruiyetini hedef almak suretiyle yeni yönetimi zayıflatmaya çalışmıştır. Dahası İsrail, Suriye’de parçalı bir yapının varlığını –güneyde Dürziler, doğuda SDG/YPG’nin kontrol ettiği bölgeler ve mümkünse diğer etnik ile mezhebî gruplar ekseninde– kendi çıkarlarına daha uygun görmüştür. Nitekim Suriye’nin güneyinde iç savaş sürecinde temellerini attığı iş birlikleri devrim sonrasında kendi müdahalesine meşruiyet sağlayacak şekilde açığa çıkmıştır. Bu bağlamda İsrail, Dürzilerin güvenliğini gerekçe göstererek yeni yönetimi hedef almaya başlamış, Şam’ın güneyinde Cebeli Şeyh’den Dürzi Dağı’na kadar geniş bir alanı silahsızlandıracağını açıkça ifade etmiştir. Öte yandan Suriye genelinde hava saldırıları gerçekleştiren İsrail, sınır ötesinde 2025 Ağustos itibarıyla 10 bölgede askerî olarak konuşlanmıştır. İkincisi Türkiye’nin Suriye’de artan nüfuzunu kendisine tehdit olarak gören İsrail, askerî yöntemlerle yeni yönetime baskı uygulamak suretiyle Türkiye’nin nüfuzunu kısıtlamaya çalışmıştır. Bu çalışmada, İsrail’in söz konusu stratejisine yönelik jeopolitik ve tarihsel perspektif değerlendirilerek güncel durum ayrıntılarıyla işlenmiştir.
Gelinen noktada “İyi Çit” Politikası tecrübesine bakılarak İsrail’in Suriye’nin güneyine yönelik politikası, ABD ve bölgesel dengelere göre daha kapsamlı bir askerî işgalden, Golan sınırlarına dönmeye ve bölgede sürekli olarak nüfuzunu korumaya çalışmak arasında geniş bir yelpazede şekillenmektedir.
Rapor, İsrail’in sınır ötesi angajman modelinin ulusal güvenlik politikalarıyla nasıl örtüştüğüne; bu stratejinin, bölgesel ve küresel aktörler ile mevcut konjonktürle nasıl bir etkileşime sahip olduğuna ve sahada ne tür sonuçlar doğurduğuna cevap aramaktadır. Bu kapsamda çalışma, İsrail’in Suriye dosyasını iç savaşın başlangıcından 8 Aralık 2024’te Esed’in düşüşüne kadar uzanan dönemde inceleyen karşılaştırmalı tarihsel mukayesisinin yanı sıra açık kaynak verilerinin ve jeopolitik dinamiklerin değerlendirilmesine dayalı katmanlı bir çerçeve üzerinden hazırlanmıştır. Dolayısıyla İsrail’in Lübnan’daki “İyi Çit Politikası” ile Suriye’de yürüttüğü “İyi Komşuluk Operasyonu”nu birlikte ele alan bütüncül ve kapsamlı bir değerlendirmenin, literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir. Söz konusu örnekler üzerinden güncel konjonktürün değerlendirilmesi ise kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bu mukayesenin daha önce yapıldığı az sayıda metin bulunmakla birlikte bunların daha çok kısıtlı popüler mecraların gereksinimlerine hitap eden ve özellikle Lübnan tecrübesine yüzeysel bakan çalışmalar olduğu müşahede edilmiştir. Bu çalışma, İsrail’in Lübnan’daki “İyi Çit” deneyimi ile Suriye’de yürüttüğü “İyi Komşuluk” politikalarını karşılaştırmalı biçimde ele alarak İsrail’in sınır ötesi angajman modelinin hangi araçlar, hangi yerel aktörler ve güvenlik ajandası üzerinden evrildiğini analiz etmekte, Suriye özelinde Tel Aviv’in stratejisine dair müteakip süreçler için perspektif sunmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda Suriye’nin güneyinde İsrail’in yürüttüğü faaliyetlere ilişkin uluslararası kuruluş raporları, medya kaynakları ve kamuya açık askerî-istihbari bilgiler ışığında; İsrail’in yanı sıra bölgeyi şekillendiren Türkiye, İran, Rusya ve ABD’nin pozisyonları da güç rekabeti bağlamında değerlendirilmiştir.
Çalışma, İsrail’in örtülü angajmanlardan insani yardım akslarında, düşük görünürlüklü saldırılardan devrim sonrası açık askerî baskıya kadar uzanan geniş yelpazede yürütülen politikaları bütüncül biçimde anlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda analiz dört düzlemde ilerlemektedir: İlk olarak “İyi Çit” ve “İyi Komşuluk” arasında uzanan tarihsel süreklilik ele alınmaktadır. İkinci olarak İran’ın yumuşak ve sert güç unsurları üzerinden yürüttüğü faaliyetler, Rusya’nın varlığı, Türkiye’nin artan nüfuzu ve ABD’nin tutumunun jeopolitik bir çerçevede değerlendirilmesi yapılmaktadır. Üçüncü olarak İsrail’in Suriye’deki faaliyetleri evrelere ayrılarak kronolojik bir perspektiften çözümlenmektedir. Son olarak ise makro düzeyde jeostratejik bağlam bütüncül biçimde tartışılmaktadır. Bu yöntem sayesinde çalışma, İsrail’in Suriye’de kurmaya çalıştığı güvenlik mimarisinin sürekliliğini, dönüşen unsurlarını ve 8 Aralık sonrası ortaya çıkan yeni stratejik yönelimleri bütüncül bir perspektifle ortaya koymaktadır.