Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İsrail-İran Çatışması: Bölgesel Yansımalar ve Küresel Dengeye Etkiler

6 dakika okuma süresi | 14.07.2025

Gazze’de 7 Ekim 2023’te meydana gelen olayların akabinde Ortadoğu coğrafyası yeni bir tarihi evreye girmiştir. 7 Ekim olaylarından itibaren İsrail’in uluslararası hukuku ve savaş normlarını hiçe sayarak bölge ülkelerine karşı gerçekleştirdiği saldırgan politikalar bu yeni evreye geçişe sebep olan belirleyici faktör olmuştur. İsrail’in 13 Haziran 2025’te İran’a karşı gerçekleştirdiği saldırılar ise yaklaşık iki yıldır devam eden bu evrenin son halkasını teşkil etmektedir. 13 Haziran 2025 tarihinde gece 02.00 sularında İsrail tarafından İran’a dönük başlayan saldırılar, üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkilileri ve nükleer bilimcileri vururken İran’ın batı bölgesindeki hava savunma ağını da felce uğratmıştır. Tahran aynı günün ilerleyen saatlerinde, Tebriz ve İsfahan gibi kentlerden fırlatılan balistik füzeler ile Tel Aviv ve Hayfa’yı hedef almış; “Sadık Vaat-3” operasyonunu 12 gün boyunca 40’tan fazla dalga hâlinde sürdürmüştür. Taraflar arasındaki yoğun hava-füze düellosu, 22 Haziran’da ABD’nin B-2 bombardıman uçaklarıyla Natanz ve Fordo tesislerine yönelik sınırlı askerî müdahalesiyle tırmanış eşiğine yaklaşmış ancak iki tarafın da artan askerî ve ekonomik maliyetleri taşıyamaması, ABD’nin gerek siyasi gerekse askerî yollarla tarafları ateşkese zorlaması çatışmayı zorunlu olarak frenlemiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın 24 Haziran’da duyurduğu ateşkes, Tel Aviv ve Tahran’ın temkinli onayı ile kabullenilmiş; fakat taraf söylemlerindeki “zafer” vurguları çatışmanın yalnızca askıya alındığını göstermiştir.

İran ve İsrail arasında yaşanan ve 12 gün süren kısa ancak yüksek yoğunluklu çatışma süreci sadece iki devlet arasındaki askerî hesaplaşma olmaktan öte bölgenin siyasal, toplumsal ve ekonomik dengelerini farklı ölçeklerde sarsan çok boyutlu sonuçlar üretmiştir. Bu dosya çalışması söz konusu çatışma sürecinin çok katmanlı sonuçlarını ele almaktadır. Bu tarz çatışma süreçleri rakip aktörler arası askerî güç dengesini, tarafların birbirlerine karşı askerî açıklarını veya üstünlüklerini görmek açısından önemli test sahalarıdır. Dosya çalışmasının ilk bölümünde, askerî denge ve füze-hava savunma yarışının ortaya çıkardığı yeni kırılganlıklar incelenmektedir. Hurşit Dingil, İsrail’in hava saldırılarının operasyonel mantığı ile İran’ın balistik füze misillemelerinin teknik kapasitesini ayrıntılı biçimde çözümleyerek askerî dengenin kısa vadede Tel Aviv lehine kaydığını ancak iki taraf açısından da maliyet-sürdürülebilirlik sorunlarının ateşkesi zorunlu kıldığını ifade etmektedir. İç siyaset alt başlığı ise İran’da rejim meşruiyeti tartışmalarını, İsrail’de “ulusal birlik” söyleminin kısa ömürlü etkilerini ve her iki toplumda savaş sonrasında ortaya çıkan ekonomik ve psikolojik yükleri analiz etmektedir. Bu kısımda Esin Tok, İran yönetiminin yaşadığı meşruiyet krizini “kutsal savunma” söylemiyle aşmaya ve toplumsal muhalefeti bastırmaya yöneldiğini tartışırken Gökhan Batu, İsrail’de derinleşen iç bölünmelerin savaş günlerinde “ulusal birlik” retoriğiyle geçici olarak örtüldüğünü ancak bu durumun Netanyahu sonrasına ertelenmiş bir siyasal hesaplaşmaya işaret ettiğini ileri sürmektedir.

İkinci bölümde yer alan bölgesel değerlendirmeler, çatışmanın coğrafi olarak doğrudan savaş sahası dışındaki ülkelerde yarattığı sarsıntıları mercek altına almaktadır. Bu kısımda; çatışmanın sınır ötesi yansımaları Levant, Körfez, Irak ve Kuzey Afrika alt bölgeleri üzerinden ele alınmakta; enerji güvenliğinden diplomatik tutumlara kadar uzanan yeniden konumlanma süreçleri kapsamlı biçimde değerlendirilmektedir. Dr. Gökhan Ereli, Körfez monarşilerinin yaşanan çatışmalar sonrasında enerji güvenliği, ABD ile savunma ittifakı ve İran’a dönük tehdit algılarını yeniden tanımlamak zorunda kaldığını savunmaktadır. Dr. Kaan Devecioğlu ise ateşkesin Kuzey ve Doğu Afrika’da kırılgan ekonomiler ile diplomatik dengeler üzerindeki dalgalanma etkilerini irdelemekte; ticaret koridorlarının kesintiye uğramasının kıta genelindeki yapısal bağımlılıkları nasıl açığa çıkardığını ortaya koymaktadır. Ürdün ve Irak örneklerinde ise Recep Tayyip Teke ile Dr. Sercan Çalışkan, “sessiz taraf” kalma stratejisinin iç siyasal istikrar ve kamuoyu baskılarıyla nasıl sınandığını detaylandırmaktadır. Musab Dönertaş çatışma sürecinin Suriye’ye etkileri kısmında, Şam’ın stratejik kayıtsızlık politikasını ve DEAŞ’ın Şam saldırısının çatışmayla olası bağlantılarını değerlendirerek çatışma sonrası geçiş dönemindeki güvenlik risklerine dikkat çekmektedir.

Dosya çalışmasının üçüncü kısmı ise ABD, Çin, Rusya gibi bölge dışı büyük güçlerin kriz yönetimi stratejilerine, nükleer dosya hesaplarına ve Ortadoğu güvenlik mimarisindeki rolüne odaklanmaktadır. Son bölümde Türkiye açısından risk-fırsat dengesi, Ankara’nın diplomatik manevra alanı ve bölgesel güç projeksiyonuna etkileri tartışılmaktadır. Dosya çalışması içindeki ayrıntılı zaman çizelgesi ve harita/infografikler ise çatışmanın operasyonel seyrini görsel olarak takip etme olanağı sunmaktadır.

Bu dosya, askerî-teknik değerlendirmelerden iç siyasal dinamiklere, bölgesel güvenlik mimarisinden küresel enerji hatlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, İsrail-İran çatışmasının çok katmanlı sonuçlarını bir araya getirerek tartışmayı derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmaların sonunda yer alan politika önerileri ve öngörü bölümleri sayesinde hem mevcut ateşkesin sürdürülebilirliğine ilişkin senaryolar hem de olası yeni kriz döngülerine hazırlık seçeneklerini karşılaştırmalı biçimde değerlendirme imkânı da elde edilecektir.

Rapor

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar