Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İran KDP’sinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Sorumlusu Muhammed Salih Ghaderi ile Söyleşi

Muhammed Salih Ghaderi İran Kürdistan Demokrat Partisinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Sorumlusu. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, İran Kürt hareketini, siyasi duruşunu ve İran’daki iç siyasal yapıya bakışını konuştuk.
 
ORSAM: Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
 
Muhammed Salih Ghaderi: İran Kürdistan Demokrat Partisinin hem merkez komite üyesi hem de Irak Kürdistan bölge temsilcisiyim. İran’ın Urumiye’ye bağlı Salmas kentinde doğdum. 1979 İran İslam Devrimi’yle Humeyni’nin özellikle Kürtlere karşı cihat ilan etmesi ile beraber silahlandık. Ben de o cihat karşısında dağa çıktım. On beş yıl boyunca dağda İran KDP’sinin bir peşmergesi olarak görev yaptım.
 
ORSAM: İran Kürt hareketinde yaşanan süreci biraz anlatabilir misiniz?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Ben ve diğer arkadaşlarım hiçbir zaman silahın bir çözüm olmayacağını bilen insanlardık. Bu yüzden diyalog yollarını aradık. Fakat ne partimiz ne de İran’daki İslam Cumhuriyeti bir diyalog yolu açmadı. Dolayısıyla bu bizim için en büyük sıkıntılardan biri oldu. Biz ülkemizin içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, İran-Irak savaşının olduğu dönemde Irak bize bir şey yapmasın diye bir yol aradık. Fakat İran bizim bu anlayışımızı kötüye kullandı. Liderimiz Doktor Kasım Lo’nun öldürülmesinden hemen sonra ikinci liderimiz olan Doktor Şeref Kendi de Almanya’da diyalog sürecinde öldürüldü. Almanya olayın faillerini bilmesine rağmen ortaya çıkarmadı. Aynı şekilde Doktor Kasım Lo’nun suikastı ile ilgili sır perdesi de hiçbir zaman aralanmadı. İdeallerimize karşı yapılan bu şiddet olaylarına karşı dahi temkinli davrandık. İran’da Kermanşah, Urmiye, Senendec ve İlam kentlerinde halihazırda silahlı adamlarımız bulunmaktadır. Buna rağmen, biz silahların siyasetin önüne geçmemesi için kendimizi biraz geriye çektik ama bırakmadık. 1995 yılında böyle bir karar aldık. Bu kararın doğrultusunda Irak’ın kuzeyinde İran sınır hattında hala kamplarımız var. Hala orada peşmergelerimiz var ve süreci dikkatle izliyoruz.
 
ORSAM: İran KDP’si nasıl bir siyasal düşünüşe sahiptir?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Siyaseti her zaman ön planda tutmaya özen gösteriyoruz. Silahların bir çare olmadığını yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. İran’da en güçlü konumda olmamıza, İran’da en büyük silahlı gruba sahip olmamıza rağmen biz diplomasiyi tercih ettik. Biz kendimizi dünyaya anlatmayı tercih ettik. Bunun için de son bir iki yıldır Amerika ve Avrupa’da diplomatik temsilcilikler, düşünce kuruluşları ve kendimizi anlatabileceğimiz kurumlarla ilişkilerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Kendimizi medya yolu ile anlatmak ve İran Kürtlerinin geleceğini planlamak adına merkezi Paris’te olan bir televizyon kanalı kurduk. Biz İran’ın parçalanmasını ya da bölünmesine isteyen bir yapı olmadık. Tam tersine İran’da yaşayan etnik grupların ve mezhep gruplarının hayat öykülerini, yaşam tarzlarını ve farklılıklarını biliyoruz. Bunlar Türkmenler, Azeriler, Farslılar, Kürtlerdir. Dolayısıyla birlikte yaşama kültürünü ayakta tutmak, birlikte nasıl yaşayabileceğimize karar vermek için bir konferans gerçekleştirdik. Bu konferansa biraz önce saydığım gruplardan 14 parti katıldı. Farslar hariç tüm gruplar orada kendilerini ifade ettiler. Biz özellikle bu konferansı düzenlerken İran’ın genelini ilgilendiren bir konferans olmasını planladık. Yani bunu bir Kürt konferansı ya da İranlı Kürtler konferansı olarak yapmadık. Bu konferansı bahsettiğim bu gruplar için de yaptık. Aklımızda herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği bir İran bulunmaktadır.
 
ORSAM: Bu konferansın temel amacı ne oldu?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Konferansın devamı gelecek. Bu konferansların temel amacı; İran’da bulunan farklı etnik gruplar olarak İran’ın bu rejimden sonraki yarınını nasıl belirleyeceğidir. Bir arada yaşama kültürümüzü nasıl geliştireceğiz. Kendimizi şu anda buna yoğunlaştırıyoruz. Yani dağılıp parçalanmaya değil. Bu grupların bir arada olabileceği federal bir sistem olabilir. Bu konferanslarla nasıl bir sistem öngörülebilir, nasıl bir sonuç çıkarabiliriz bunu tayin etmeye çalışıyoruz. Bu yüzden görüşmelerimizle birlikte konferanslarımız da devam edecek. İran Devrimi olmadan önce Şah’ın gitmesi için İran’daki bütün etnik ve mezhep grupları olarak Şah’ın gitmesine karar verdik. Ama bir yanlışımız vardı. Şah giderse onun yerine nasıl bir sistem gelecekti. Bunu hiç kendi içimizde tartışmamıştık. Dolayısı ile bir anda Şah’ı gönderdik. Ama Şah’tan sonra gelen İslam Devrimi’nin İran halklarına, İran’da yaşayan toplumlara ne getireceğini yaşayarak ve tecrübelerle gördük. Biliyoruz ki bu rejim de bir gün gidecek. Biz kendimizi bu rejimden sonra nasıl bir yönetim modeli olması konusunda fikir alışverişi yaparak kendimizi hazırlıyoruz.
 
ORSAM: İran KDP’sinin İran’daki iç siyasal yapıya bakışını anlatabilir misiniz?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Maalesef bugünkü İran rejiminde Velayet-i Fakih dediğimiz bir yönetim anlayışı var. Bu İran’daki sistemi besleyen ama gücünü halktan almayan bir yöntemdir. Halkın taleplerini, demokratik isteklerini dinlemeyen bir yapıdır.  Tamamen kendi kurallarını, kendi monarşisini, kendi anlayışını yaratmaktadır. Herşeyi kendi için yapısında tartışan, kendi içinde konuşan ve aldığı kararları halkın üzerinde uygulamaya çalışan bir sistem. Dolayısıyla halk ciddi anlamda bu durumun mağduriyetini yaşamaktadır. Bu sistem sadece Şiileri koruyan ve sadece Şiileri ön planda tutan bir sistemdir. İran’daki bu mezhepçi anlayış, İran’da yaşayan Sünnileri, bazı grupları ve en önemlisi etnik olarak Kürtleri dışlayan bir sistemdir. Hatta İran bunu derecelendirmiş durumdadır. Böyle bir eşitlik mantığı olamaz. İran içerisindeki isyan dalgası çok dipten gelmektedir.
 
ORSAM: Bu durum sizin için nasıl sorunlar yaratıyor?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Şu anda çok ciddi bir sorun yaşıyoruz.  Örneğin Beluciler de Kürtler de Sünni’dir. Biz namaz kılmak için kendi camimizi yaptırmak istiyoruz. Aynı şekilde Beluciler de. Fakat bizim Sünni camisi yaptırmamız yasak. Belucilerin yaşadığı ya da Kürt bölgelerinde Sünnilerin kendilerine cami yaptırmaları yasal olarak yasaklanmış durumda. Kısacası Sünni olan her etnik grubun cami yaptırması yasak. Sistem o kadar ilginçtir ki, bir şey yapmak için, bir partinin başkanı olmak için, ülkede iyi bir yere gelmek için Müslüman ve erkek olmanız gerekmektedir. Kadını ve erkeği eşit görmeyen bir sistem mevcuttur. Erkeğe dayalı bir sistem var ve bu sistem kadınları dışlamaktadır. Yüzde elli böylece elimine olmaktadır. Daha sonra sistem Müslüman erkeklerin Şii olması gerektiğini söylüyor. Bu da Sünnileri dışarıda bırakma politikasıdır. Böylece Sünniler dışarıda kalıyor. Fakat bu da yeterli değil. Şii olsan bile on iki imama biat etmiş, velayet-i fakih’in belirlediği Şii olmak zorundasınız. Bir siyasi partinin başkanını bile bu şekilde belirleyen bir sistem nasıl bir parlamento ortaya çıkarır. Parlamentoda milletvekillerini belirlerken Şura-i Nigargah dedikleri bir komisyon var. Bu komisyon milletvekili adaylarını belirlerken kendilerine ne kadar biat ettiklerini, ne kadar inandığını, Şiiliğin gereklerini yerine getirip getirmediğine bakıyor. Bu durum demokrasinin çok uzağında kalmaktadır. Büyük bir siyasi partinin başkanının, başbakan ve bakanların belirlenmesi bu kadar karmaşıkken parlamentonun aldığı bir kararın hükmü bile yok. Velayet-i Fakih istediği zaman parlamentonun, siyasi iradenin aldığı kararı, ki bu kadar filtreden geçmesine rağmen çok rahatlıkla by-pass edebilir, imza atmayıp geri çevirebilir. Fakat bundan daha önemli bir tehlike var. Demokrasi dışı bir hareket olmasına rağmen İran bunu çok normal, uygulanması gereken bir model olarak görüyor. Bu modeli kendi ülkesinin dışında diğer ülkelerde de yaygınlaştırmaya çalışıyor. Örneğin Sovyetler gibi Türkiye’ye,  Kafkaslara, Ortadoğu ülkelerine de yaymak istemektedir. Çünkü Velayet-i Fakih yani dini lider İran’dadır ve her türlü kararı verecek kişi odur. Dolayısıyla İran rejiminin yarattığı tehdit dalgası sadece İran’ın iç siyasetini değil; Kafkaslar, Ortadoğu gibi bölgelerle, Türkiye gibi ülkeleri de yakından ilgilendiren bir sorundur.
 
ORSAM: İran bu politikasını nasıl ve hangi araçlarla yürütüyor?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Buna bir örnek olarak Ortadoğu’yu verebiliriz. İran Filistin’de cihat gruplarını besledi, para verdi. Diğer yandan Lübnan’da Hizbullah’ı, Irak’ta Nuri El-Maliki’yi destekledi. Bunlara milyar dolarlar aktarıyor. Ama diğer taraftan İran ve Irak halkları açlıktan ölüyorlar. Yiyecek ekmekleri bile yok.
 
ORSAM: Bu durumda KDP kendini nasıl konumlandırıyor?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Biz varoluşumuzu demokrasi, hukuk ve özgürlüklerden yana kullanıyoruz. Ama savunduğumuz bu ilkeler İran sistemi için tamamen bir küfür niteliğindedir. Onlar kendilerince İslamcı, ümmetçi bir mantıkla hareket edip herkesi kucakladıklarını iddia ediyorlar. Ama sadece son 10 ayda İran’da 450 kişi idam edildi. Aslında bu İran’ın içindeki temel durumu iyi ortaya koyan bir tablodur. Ama ülkenin bir gerçeği var. 2500 yıl önceden alıp getirdiği bir kültürü ve bir geleneği var. Bir taraftan da Türkiye’ye bakıyoruz. Türkiye yüz yıllık bir tarihi daha tamamlamamış ama kendi içerisindeki Kürt sorununu çözmek için çaba sarf ediyor. Bir taraftan Ankara’nın göbeğinde Kürtler biz artık varız diyebiliyorlar. Siyaset yapabiliyorlar. Demokrasiye açılan her yolun kapısı onlara açılıyor. Şimdi bu iki ülkeyi karşılaştırıyoruz. Bir tarafta Ankara’da konferanslar yapılabiliyor, görüşmeler yapılabiliyor. Bir tarafta da İran gibi 2500 yıllık bir siyasi kültürü olan bir ülke, bir tarafta Türkiye gibi bir ülke. Birbirinden çok uzak iki model. Bizim tercihimiz tabi ki Batı’ya yüzünü dönmüş Türkiye gibi bir model. Bir ülkede binlerce insan açlıktan ölürken, kendi ülkeni korumak ve kendi ülkeni var etmek yerine, nükleer silahlar ve kimyasal silahlar yapmaya çalışıyorsan bu kendi rejimini ayakta tutabilmek için yapılan hazırlıktır. İran’ı Kuzey Kore’ye benzetiyorum. Çünkü Kuzey Kore de bir yandan atom bombası yapıyor, bir yandan nükleer enerji ile uğraşıyor, bir yandan da nükleer silahları var. Dünyaya meydan okumaya çalışıyor. Ama kendi halkı açlıktan ölüyor ve dünyaya kapalı bir şekilde yaşıyor. İran da aynı şekilde. Her geçen gün Amerika ve Avrupa’nın uyguladığı ambargolarla hem fakirleşiyor, hem yoksullaşıyor. Bununla birlikte açlık sınırının altında yaşayan insanlarının sayısı da yüz binleri aşıyor. Ama buna rağmen İran mevcut pozisyonunu kaybetmemek için direniyor. Sizlerle tanıştığım için çok mutluyum. Çünkü komşu ve dost ülke Türkiye’de sizin gibi dostlarımıza İran’daki demokrasi mücadelemizi anlatıyoruz. İran’da da biran önce demokrasi koşullarının oluşması için kendi davamızı, görüşümüzü anlatma fırsatı bulmuş oluyoruz. Bizler buradaki değişimi gördükçe kendi içimizde de bunun muhasebesini yapıp daha güçlü olabileceğimizi hissediyoruz.
 
ORSAM: Türkiye sizin için ne ifade ediyor?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail’in savaşı bizi bu coğrafyadan kopardı. O zaman çizilen o sınırlar devletlerarası çizilen sınırlardır. Biz biliyoruz ki Türkiye ile ilişkiler kurmakta sıkıntılar yaşadık. Bu İran rejiminin ve İran’daki sistemin hep bizim önümüze koyduğu bir durumdu. Arzumuz Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmek. Biliyoruz ki İran’da bir gün sistem değişecek. İran’da devrim mutlaka olacaktır. Demokrasi mutlaka gelecektir. Biz kendimizi o güne hazırlıyoruz ve o günün koşulları içerisinde Türkiye ile iyi ilişkiler kurma ihtiyacının olduğunu biliyoruz. Türkiye’ye daha kardeşçe kendimizi anlatmaya ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar anlatamadık. Bu bizim eksikliğimizidir. Çünkü imkanlarımız kısıtlıydı. Ama bugün Türkiye’deki insanlara dostları olduğumuzu, İran’da bir şeyler değişir ise Türkiye ile her zaman görüşmeye hazır olduğumuz mesajını vermek istiyoruz.
 
ORSAM: Son olarak neler söylemek istersiniz?
 
Muhammed Salih Ghaderi: Şunu söylemek isterim ki yüz yıllık İran tarihine bakacak olursak üç önemli devrim yaşandığını görürüz. Ama hiçbir devrim tepeden inen devrimler olmadı. Hep halktan yani dipten gelen devrimler oldu. Dolayısıyla İran’da yaşayan halkların demokrasi, hukuk, özgürlük gibi beklentiler noktasında kenetlendiğini gördük. Taleplerini dile getirmek için tabandan başlayan devrim hareketleri geçmişte yaşanmıştır, bir daha yaşanacaktır. Bunun için zemin hazırlanıyor. Ama bundan daha önemlisi bu devrim yaşandığı zaman dostlara ihtiyacımız olacak. Bizim için en önemli komşumuz Türkiye o dönemde bizim dostumuz olmalıdır.
 
ORSAM: Teşekkür ediyoruz.
 

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar