Dr. Sardar Aziz ORSAM’da ve Türkiye’de yaptığı araştırması, Türkiye’deki Kürtler, IKBY ve Türkiye ilişkileri, Türkiye’nin IKBY politikası, IKBY’nin iç ve dış politikası ve Suriye krizine bakışı hakkında ORSAM’ın sorularını yanıtladı.
ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?
Dr. Sardar Aziz: İsmim Sardar Aziz. Doktoramı İrlanda College Cork Üniversitesi’nde yaptım. Tez sorum Batıya özgü modernitenin Arap Ortadoğusu’nda başarılı olamama, yani başarısız modern devletin ortaya çıkışının nedenleri üzerineydi. Aynı üniversitenin Asya Çalışmaları bölümünde ziyaretçi öğretim üyesiyim. Bağımsız araştırmacı olarak kısa zaman önce Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) doğal kaynakların yönetimi üzerine bir kitap yayınladım. Şu anda Türkiye-IKBY ilişkileri üzerine bir kitap yazmaktayım. IKBY’deki en önde gelen tarafsız gazete Awene’de köşe yazarlığı yapıyorum. IKBY’de sıklıkla çeşitli basın çevrelerine öneriler sunuyor ve katkıda bulunuyorum.
ORSAM: Türkiye’ye ziyaretinizin amacı ve ORSAM’ı seçme nedeniniz neydi?
Dr. Sardar Aziz: Türkiye’ye kitabım için araştırma yapmak üzere geldim. ORSAM’ı ise Irak’a ve Kürtlerin de içinde bulunduğu çeşitli bileşenlerine yönelik özel ilgisi nedeniyle tercih ettim.
ORSAM: Araştırmalarınız sırasında neler yaptınız?
Dr. Sardar Aziz: Gözlemledim, tanıştım, fikir alışverişi yaptım, çeşitli diyaloglar kurdum ve deneyimledim. Düşünce kuruluşlarını ve uzmanların auralarını gözlemledim. Memnuniyetle onların eşsiz Türk tarzı özgüvenleri konusundaki uzmanlıklarını gözlemledim. Her şeyden öte şehirleri, özellikle Ankara’yı gözlemlemekten zevk aldım. Ankara son yüzyıldaki Türk yolculuğunun özüne dokunması için dekonstrüksiyona ihtiyacı olan modern bir ütopya. Siyasi partilerden düşünce kuruluşlarına ve basın mensuplarına; cezaevinden çıkandan kafe işçilerine, manavlara, kitapçılara, çok çeşitli kesimlerden birçok insanla tanıştım. Hepsi benim bugünün Türkiye’sine dair görüşüme kendilerince katkıda bulundular. Farklı sektörlerden insanlarla diyaloglar kurdum ve fikir alışverişinde bulundum.
Türklerle sohbet etmenin özel bir tadı var. Genel olarak içinde bulundukları ana kendilerini kaptırdıkları için, şimdinin karmaşıklığını kaçırıyorlar. Bu bana objeyi gözlemlemeye mutlak öncelik veren, eyleme kurucu bir rol atfeden, kendi bakış açısını tüm tarihselliğin kaynağına yerleştiren, kısacası insan bilincinin sınırını aşarak bilinçselliğe götüren görüngüsel yaklaşımı hatırlattı.
Diyaloglarım sırasında oldukça şaşırdığım anlar oldu. Herkesin bilincinde modası geçmiş bir milliyetçilik kalıntısı var. Laik olsalar da, İslamcı ya da solcu olsalar da bu böyle. Türkiye’nin aynı şeyin farklı çeşitleri olduğunu söylemek mümkün. Bu, insanların fikir alış verişi yapmadığı, fikir zenginleştirmesi içine girmediği bir ortam yaratmış. Her zaman bir çatışma var. Türkiye’de düşünce, epistemolojik karşılaşmanın hasat edildiği bir alan değil. Düşünce üstünlüğünü kanıtlamak için kullanılan bir araç.
ORSAM: Bir aylık araştırmanızın sonunda aydın ve akademisyen olarak, Türkiye’de sosyo-politik anlamda Kürtlere yaklaşım ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Dr. Sardar Aziz: Türkiye’de Kürt olmak acılı bir çaba. Daha çok trajik bir durum. Türk sistemi içinde Kürtler yasaklılar. Agamben’in güçlü ve ikna edici bir biçimde dediği gibi ‘Yasaklı kimse aslında sadece yasanın dışında ve yasaya kayıtsız bırakılmış değildir, fakat, daha çok yasa tarafından terk edilmişlerdir, yani hayat ve yasanın, dışarıda ve içerde, ayırtedilemez olduğu sınırda tehdit edilmiş ve ortada bırakılmışlardır. Kelimenin tam anlamıyla ‘yasaklı birinin yasal sistemin dışarıda ya da içerde bırakılması’ söz konusu değildir. Diğer bir deyişle Kürtler yasa tarafından engellenmiş, geride bırakılmış, işkenceye maruz bırakılmıştır. Fakat, yasaya göre istedikleri biçimde insan olduklarını iddia etmekten acizlerdir. Bu yüzden ben durumu iyi anlamak için Kürtlüğümü uyuşturdum. Fakat, bu imkânsız bir çabaydı. “Tanıma”yı ne şekilde tanımladığımızdan bağımsız bir biçimde, Hegelyan orijinden modern tarzlara kadar, Türkiye Türk’ten başkasını “tanıma”ya hazır değil. Türkiye’de mutlu olmak için Türk olmak gerekli. Gözlemime göre, ne olursan ol, Türkiye’de mutlu olmak çok zor.
Kürt sorununun temeli siyasidir. Türklerin siyasi fantezisine göre Kürtler varolmayan figürler olarak varolmalılar. Dolayısıyla çözüm bu acayip formülü tersine çevirmektir. Kürtler insan; maalesef varolmayan biçimde varolacak melekler değiller. İnsan olarak insani koşullarda yaşamak, onların temlik edilmez hakkıdır. İnsani koşulların temeli bireyin insani çerçevede istediği gibi yaşamasıdır. Olduğu gibi tanınmasıdır. Diğerleriyle eşit şekilde istediği gibi şarkı söyleme, dans etme hakkına sahip olmasıdır. Nasıl şık buluyorsa o şekilde giyinmesidir. Çocuğuna uygun olduğunu düşündüğü ismi vermesidir. Uygun bulduğu yerde yaşamasıdır.
Türk arkadaşlarım Kürtlerin Türkiye’de her hakka sahip olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanı, başbakan olabilir, belediye başkanı ya da başka bir şey olabilirler. Fakat, Kürt olmalarını bir kenara bırakırlarsa bu haklara sahip olacaklarını söylemeyi unutuyorlar.
Durumun gösterdiği üzere, Türkiye’nin bölgesel bir güç olması için Kürtlerle barış içinde olması gerekiyor. Atatürk’ün ünlü sözünü hatırlamak gerekirse: “yurtta sulh, cihanda sulh”; bu söz barışçıl bir durumu ifade ediyor, empoze edilmiş bir barışı değil. Türkçe’ye Arapça’dan gelen sulh kelimesinin anlamı birinin diğeriyle bir anlaşmaya varmasını ifade ediyor. Özünde kelime, tanıma, müzakere, eşit ortaklar ve hepsinden öte saygıyı temsil ediyor. Öyleyse Türk, Kürt’le kelimenin gerçek özünün gerektirdiği şekilde sulh yapmalıdır. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için birçok şeyin değişmesi gerekli. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler insanaltı, barbar kişiler olarak gösterildiler. Chirstopher de Bellaigue’ın Rebel Land among Turkey’s Forgotten Peoples isimli büyüleyici kitabında bu konuyu anlatan bir olaya yer veriliyor: Bir keresinde Beşikçi, İstanbul’da bir yayıncının ofisinde otururken içeri bir çevirmen girmiş, İngilizce’den Türkçe’ye bir roman çevirmekle yükümlü bir kadın. ‘Olay İspanya’da geçiyor. Türk bir karakter var, insan doğasına ilişkin tüm kötülükleri barındıran türden bir karakter. Hırsızlık, hile, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet, fuhuş; hepsinin büyük oranda içine girmiş. Olabilecek her kötü şeyden suçlu bir adam. Çok kötü bir adam. Bununla ilgili çok düşündüm" demiş çevirmen, “ve Türk kelimesini Kürt’e çevirmeye karar verdim, çünkü bir Türk’e o kadar çok hastalık konduramadım.” İşte Türk tarihi boyunca Kürt imajının oluşumu bu şekilde olmuş. Bu olay Kürtlerin Kürt değil, ama kötü Türkler olduğunu gösteriyor.
ORSAM: IKBY Türkiye’deki Kürtlere nasıl bakıyor? İktidar ve muhalefet eğer birbirinden farklıysa, bu konudaki duruşu nedir?
Dr. Sardar Aziz: Maalesef IKBY’nin bir duruşu yok. KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) ile KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) ve diğer grupların görüşleri var. Partiler her şeyin üstünde. Buna göre her partinin tarih, coğrafya ve liderlerinin güç anlayışına dayanan bir duruşu var. IKBY’de siyasi partiler halk partileri ya da sosyal örgütler değiller; daha ziyade liderlerin dar kişisel çıkarlarına erişmek için kullandıkları birer araçlar. İki gruptan söz edebilir: KDP ve diğerleri. KDP Türkiye’nin müttefiki. Bu ilişkiden iki taraf da fayda sağlıyor. KDP’nin tek hedefi var: Barzani ailesinin tahtını garantiye almak. Türkiye’nin de bununla ilgili bir sorunu yok, hatta bundan fayda sağlıyor. Bir parti üzerinde baskı kurmak bir hükümet üzerinde baskı kurmaktan daha kolaydır. Aynı zamanda halkı temsil eden bir hükümetten ziyade, dayanağını liderinin karakterinden alan bir partinin işbirliğini garantiye almak da daha sağlam bir durum.
Günümüzde KYB kritik bir dönemden geçiyor. IKBY’deki konumları gitgide zayıflıyor. KDP KYB’yi cüceye çevirdi. Aralarındaki adı kötüye çıkmış stratejik anlaşma bir karmaşadan geçiyor. Stratejik anlaşma denen şeyin ciddi bir düzeltmeden geçmesi ya da sonlandırılması bekleniyor. KYB’nin Türkiye ile ilişkisi pragmatik. Ne dost ne düşman oldukları ve birbirlerine bağlı çıkarlarının düşük olduğu söylenebilir. Dolayısıyla ilişkileri de zayıf.
Muhalif partiler Gorran ve İslamcılar. Türkiye’ye ilişkin farklı görüşleri var. Gorran daha çok kurumsal ve ulusal eğilimli. İslamcılar ise bölünmüş olmalarına rağmen, Müslüman Kardeşlerci grup, Kürdistan İslami Birliği (KİB) gibi partiler mevcut Türkiye’ye daha eğilimliler ve AK Parti’yi model olarak görüyorlar. Diğer İslamcı partiler ise Türkiye’den nispeten uzaklar ve AK Part’nin deneyiminden daha az etkilenmiş durumdalar.
ORSAM: Türkiye-IKBY arasındaki ilişkileri nasıl görüyorsunuz? Hangi yönleriyle ilişki tatmin edici bir durumda, ya da hangi alanlarda eksiklikler var?
Dr. Sardar Aziz: Türkiye’nin Erbil’de konsolosluğu olmasına rağmen ilişki devlet-hükümet seviyesinde değil. Türkiye’nin bir devlet olarak IKBY ile ilişki kurmaması şaşırtıcı. Türkiye’nin KDP’ye KYB ile olan iç savaşında yardım etmesinden gelen tarihsel Türkiye-KDP ilişkilerinin devamlılığı söz konusu. Bugün Türkiye IKBY’de farklı çıkarlara sahip. Eskiden olduğu gibi sadece güvenlik odaklı değil. Pazar, enerji ve güç dengesi; bunlar somut, sürekli bir ilişkinin öğeleri.
ORSAM: Son yıllarda gerçekleşen Türkiye-IKBY ilişkilerindeki değişimin altında yatan faktörler sizce nelerdir?
Dr. Sardar Aziz: Genel olarak iki faktör var. İlki AK Parti ve diğeri IKBY’nin konumu. Diğer Türk partilerinden farklı olarak, kitabımda da ortaya koyduğum gibi Türkiye ve IKBY arasındaki mevcut ilişkiler sadece AK Parti’nin kurduğu bir ilişki. Bu, diğerlerinden çok AK Parti’nin tabanı, AK Parti’nin ekonomik eğilimi ve aynı zamanda yeni-Osmanlıcı görüş anlamına geliyor.
IKBY, AK Parti’ye hizmet edebilir. Çünkü, mevcut Türkiye’nin hedefi olumlu anlamda bölgesel lider olmak. Daha ileri giderek IKBY olmadan AK Parti’nin hayalinin gerçek olamayacağını düşünüyorum. Eğer Türkiye IKBY’nin batıya açılan kapısıysa, benzer şekilde IKBY de Türkiye’nin doğuya açılan kapısı.
ORSAM: İkili ilişkilerde ekonomi, özellikle de enerji, güvenliğin yerini ne derece almış durumda? Bağdat yönetimine aldırış edilmeksizin Türkiye ve IKBY arasında gelişen enerji ilişkilerine nasıl bakıyorsunuz?
Dr. Sardar Aziz: Mevcut durumu anlamak için bir çerçeveye ihtiyacımız olduğunu sanıyorum. Güvenlik, enerji, pazar, jeopolitik ve güç dengesi arasında keskin bir ayrım yok. Türkiye’nin çıkarı söz konusu olduğunda hepsi birleşiyor. Enerji güvenlik demek, Türkiye’nin gelecek on yıldaki enerjisini IKBY’de garantiye almak, Ankara’daki herhangi bir hükümet için bir önceliktir ve öyle de olmaya devam edecek. Enerji Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin yapımında temel rol oynuyor. Türkiye hem doğal gaz, hem petrol olmak üzere gittikçe daha fazla enerji talep ediyor. Türkiye’deki enerji fiyatı yüksek ve daha da yükseliyor. Türk siyaset yapıcılar için enerji durumu endişe verici bir durum. Türkiye enerji kaynaklarına daha yakın olduğu halde Türkiye’deki enerji fiyatı Almanya’dakinden yüksek. Türk siyaset yapıcılar bu anlamda geçmişte etkin politika ve vizyondan yoksundular. Mevcut hükümet bir plan tasarısına sahip olabilir ama bölgenin gerçekliğini kavrayamıyorlar. Yine de konvansiyonel siyasetçiler arasında güvenlik, baskın değişken. Fakat, bu acil bir düzenleme gerektiriyor. Bu gerçek Türk dış politikasının sadece diplomatlar tarafından değil ya da tek bir departman tarafından değil, tüm devlet aygıtları tarafından yapılması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye, Maliki’ye karşı kumar oynadı ve oyunu kaybetti. Türkiye Irakiye listesini destekledi. Ya da gerçekçi konuşmak gerekirse Irakiye listesinin tezgâhladı. Fakat, bu ciddi şekilde hüsranla sonuçlandı. Son macera ise Maliki’yi devirmekti ama bu da başarıya ulaşmadı. Türkiye bölgeye yeni gelen bir aktör olarak net ve gerçekçi bir uzun dönem stratejisine sahip olmak zorunda. Türkiye iç politikada tarafsız kalmak ve bölgenin siyasetçileri tarafından manipüle edilmekten kaçınmak zorunda. Özellikle Suriye savaşı Türkiye’yi daha da fazla Sünniciliğe iterken, Bağdat, yakın gelecekte Türkiye’nin etki alanının parçası olmayacaktır.
ORSAM: IKBY’de Türkiye algısı nasıl? IKBY’nin Türkiye’ye yönelik politikasının yapımında öne çıkan faktörler neler?
Dr. Sardar Aziz: IKBY’nin bir kısmı Türkiye’yi müttefik olarak görüyor. Diğerleri ise değişiyor, bazıları Türkiye’ye şüpheyle bakıyor. Diğerleri içerik ve tarz konusunda değişiklik istiyor, bazıları ise ilgisiz kalmayı yeğliyor. Halk güven duymuyor. İlişkilerin mevcut durumu halkın çoğunluğunu dışlar nitelikte. İkili ilişkilerin sürekliliği Türkiye’nin Kürt sorununun çözümünü gerektiriyor. Türkiye’nin IKBY ile ekonomik ilişkileri dengesiz. Türkiye IKBY’yi bağımlı bir yer haline getirmeyi istiyor. Bu mevcut durumda işe yarayabilir. Fakat, gelecekte ters tepecek. Türkiye IKBY’de rantiyer bir devlet görmek istiyor. Rantiyer politika demokrasiye engel olur, insan haklarını kısıtlar, yerel ürünlere zarar verir ve hükümeti zayıf ve saldırılabilir kılar. IKBY’ye ilişkin genel politikasınını değiştirmek Türkiye’nin uzun dönemli çıkarınadır. IKBY’den görünen, eleştirilen ve tahayyül edilen budur.
ORSAM: Sizce Türkiye-IKBY ilişkileri nereye doğru gidiyor? Daha çok yakınlaşma bekliyor musunuz ya da bu ilişkiyi tehlikeye atacak ya da sonlandıracak herhangi bir faktör görüyor musunuz?
Dr. Sardar Aziz: İlişkinin varolmasına ve bitmesine etki eden birçok faktör var. Kitabımda belirttiğim gibi ilişki AK Parti’nin ilişkisi, dolayısıyla AK Parti iktidarda olduğu sürece ilişkilerde bir kötüleme beklenmiyor. Özellikle AK Parti içerde ve dışarda git gide daha çok zorluk ile karşılaşırken böyle bir gelişme beklenmiyor. Mevcut hükümetin IKBY ve PKK arasındaki ayrımı yapabildiği fakat, yine de PKK’nın Türkiye-IKBY ilişkilerinin devam etmesinde ya da bitmesinde önemli rol oynadığı görülüyor. Dahası, uluslararası petrol şirketlerinin parasını ödeme istekliliğinden sonra IKBY’yi merkeze doğru yeniden yönlendirme girişimlerinden de gördüğümüz üzere merkezi Irak hükümetinin de Tükiye-IKBY ilişkilerini etkilediğini anlıyoruz. Fakat, en önemli faktör Kürtler-içi faktör. Eğer KDP Türkiye’yi IKBY’deki kendi demokratik olmayan gündemini uygulamasında işe yarar hale getirirse bu ilişkiye bir direnç çıkacaktır. Bu bağlamda Türkiye sadece KDP ile değil, IKBY’deki hükümet ile de bağları olmasına dikkat etmelidir. Türk siyasetinin karakter-baskın niteliğinden olsa gerek, Ankara-Erbil ilişkisinde özellikle Türk tarafından kaynaklanan oldukça fazla kişileştirme söz konusu. Ortadoğu siyasetinde kişileştirmenin belli başlı bir fenomen olduğu kabul edilmelidir. Türkiye de bu bağlamda bir Ortadoğu ülkesidir.
Bu bir meydan okumadır; Barzani başkanlığı bıraktıktan sonra ilişkiler değişecek mi? Önümüzdeki aylarda gerçekleşebilecek bir ihtimal. Bu benzer şekilde Türkiye tarafı için de geçerlidir.
ORSAM: Her iki taraf için de ilişkilerin geleceği için tavsiyeleriniz nelerdir?
Dr. Sardar Aziz: İlk tavsiyem ilişkilerin kurumsallaştırılması. Ankara’da IKBY ofisinin açılması bu yönde olumlu bir adım olacaktır. Türkiye IKBY’deki diğer siyasi partilere açılmalı. Türkiye iç politikada tarafsız kalmalı. Doğalgaz geliri ve yerel siyasetçilerin hesaplarıyla ilgili konular açısından Türkiye ilişkilerde şeffaf olmalı.
ORSAM: Bildiğiniz üzere Türkiye’de IKBY siyaseti denince kısa bir süre öncesine kadar akla sadece aşiret ilişkileri geliyordu. Fakat, son zamanlarda partiler, daha önemlisi siyasi figürler Türkiye’deki IKBY ile ilgili akademik çalışmaların odağı olmaya başladı. IKBY’nin iç politikasına gelirsek, bizi temel siyasi aktörler ve dinamikler hakkında bilgilendirir misiniz? Sizce Türkiye IKBY’ye karşı doğru bir politika formüle edebilmek için hangi faktörleri dikkate almalıdır?
Dr. Sardar Aziz: Aşiret, Kürt siyasetinde gelgit sürecinden geçti. Ben aşiretsel yönetim ve aşiret zihniyetini birbirinden ayırıyorum. Aşiretsel kurum kaybolurken, aşiretsel zihniyet ise yükseliyor. Modern Kürt siyaseti her zaman aşiret-sonrası bir siyaset olmuştur. Fakat, aşiret uzun süredir sosyal bir gerçeklik olduğuna göre siyasi aktör de bunu görmezden gelemedi. Siyasi ve aşiretsel arasındaki ilişki bir araç ilişkisidir. Aşiret siyasetçiler tarafından hedeflerine ulaşmak için kullandıkları bir araçtır. Ben bu konuyu eski Başbakan Berham Salih ile tartışıyordum. Onun görüşü tüm siyasi partilerin aşiret-sonrası partiler olarak başladığını fakat, sonraki aşamada aşiretsel ya da aşiretin kullanıldığı sisteme geri döndükleri yönündeydi. Bana “Neden?” diye sordu. Benim cevabım ise “Kürt siyasetinde karakterin baskınlığı nedeniyle” oldu. Bir kişi siyasi lider olarak değişik aşamalardan geçer. İlk aşamada geleneksel toplumun yapısına karşı isyan eder ve onu yönetme aşamasına geldiği zaman manipülasyon ve kişisel rekabet nedeniyle o yapıyı kucaklar.
IKBY siyasetinin temelini anlamak için liderliğin karar alma sürecindeki en üstün konum ve hemen hemen tüm siyasi konularda son sözü söylemek anlamına geldiğini dikkate almak gereklidir. Bunu anlamak için ihtiyat mekanizmasının nasıl çalıştığı, kişilik çalışmaları literatürünün bize gösterdiği gibi, liderlerin danışma sistemlerini kurma şekilleri, danışmanları olarak seçtikleri kişiler ve kendi yerleşmiş yargılarına uymayan tavsiyeler aldıklarında verdikleri tepkilerin politika süreci ve sonuçları üzerinde yaptığı etkiler değerlendirilmelidir. Örneğin, benzer zihniyetli danışmanların seçilmesi, bir liderin farklı görüşlere ve karar almada gerçek bir ihtiyat mekanizmasına değer vermediğini, aksine yerleşmiş fikirlerine destek bulmak için danışman aradıklarını gösterir. Aslında IKBY siyasetinde danışman seçmek halkı eğlendirme meselesinden ibarettir. Kürtçede danışma (rawaj) ile geviş getirme (kawaj) arasında yalnızca harf farkı vardır. Bu liderin her konuda son kararı verdiğinin göstergesidir.
ORSAM: KDP ve KYB arasındaki stratejik anlaşmanın kırılganlığını, Talabani’nin sağlık durumunu, muhalefetin yükselişini, Barzani’nin karşılaştığı baskıyı göz önüne alarak IKBY iç siyasetinin rotasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Sardar Aziz: Rota daha iyi bir uyumlamaya doğru. Stratejik anlaşma denen şey demokrasinin ruhuna aykırıydı. İki ana parti bir araya, temelde üst seviyeden petrol rantını paylaşmak için geldiler. Bu da demokratik atmosferin felç olmasına neden oldu. Talabani KDP’nin güç kullanımı dışında başka bir yöntemle tolere etmeyeceği bazı konular olduğu kanaatine vardı. Onlara karşı güç kullanacak etkiyi kaybedince, onlarla rantı paylaşmaya karar verdi. Bu yüzden stratejik anlaşma bölgeki geniş çaplı yolsuzluğun temel nedenidir. Şimdi bu dönemin bitişine yaklaşıyoruz. Stratejik anlaşma KYB’nin içini boşalttı ve Kürt siyasetinde aciz bir figür haline getirdi. KYB iyileşmenin hayalini kuruyor ve bu hayalin gerçekleşmesi için tek yol ya anlaşmanın kaldırılması ya da köklü değişiklikler yapılması. Bu sürecin erken aşamalarına tanıklık ediyoruz. Gorran bu süreçte kilit rolü oynayan partidir.
Hâlihazırda formül KYB, Gorran’a yaklaştıkça eski şanına yeniden kavuştuğu şeklinde. KYB KDP ile yakın oldukça, KDP daha felçli bir parti haline geliyor. Fakat, KYB içi savaşı ve tüm denkleme nasıl etki edeceğini de gözden kaçırmamak gerekli.
ORSAM: Muhalefetten biraz daha fazla bahsetmek gerekirse, Gorran ve diğer iki İslamcı partinin mevcut durumuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Temel eleştirileri, talepler, güçleri ve gelecek vizyonları nelerdir?
Dr. Sardar Aziz: Kürt siyasetinde muhalefet bir yeniliktir. Bu gerçek muhalefetin işini zorlaştırıyor. Karşı gelmek, eleştirerek katılmak, farklı olmak, değişimi hedeflemek, gerçeği göreceleştirmek, muhalefetin değneğinin gelişim için bir yer açabileceğinin savunmak, tamamen farklı bir dünya görüşüne sahip olmak, bunların hepsi Doğu zihniyetine tanıdık olmayan konular. Mutlakiyet ve dogma ile karakterize olan dini epistemolojinin hukuk sistemi altında yaşıyoruz. Muhalefet modern bir fenomen; ona alışmak mecburiyetindeyiz. Bu yüzden geçmişte muhalefetler muhalefet gibi davranamazlardı. Onlar daha ziyade muhalefet suretleriydi. Fakat, Gorran’ın ortaya çıkışından sonra bu süreç hızlandı ve şimdi IKBY’de muhalif partiler var denebilir ve Kürtler muhalefet olması gerektiğini kanıksadılar. O halde şimdi zeminin verimli olduğunu söyleyebiliriz. Bugün IKBY’de muhalifler iktidar partilerinden çok daha popülerler. Fakat, para ve güç gerçeği saklıyor. Bu iki değişken nötürleştirildiğinde bölgede demokrasi üstün gelecek. Hâlihazırda belli kişilerin koltuklarıyla yaptıkları katolik evlilikleri demokratikleşme sürecini hapsediyor.
ORSAM: IKBY’nin Bağdat ile çatışmasına ilişkin bilinen taleplerini gözönüne alarak, IKBY’nin Bağdat nezdinde konumunu nasıl görüyorsunuz? IKBY ve Irak parlamentosundaki Kürt partileri hedeflerini gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlemeliler?
Dr. Sardar Aziz: Bağdat’ta IKBY tek parça, bir vücut olarak davranmalı; bunu gerçekleştirmek içinse temsiliyet kurumsallaştırılmalı. Şu anda kişiliklerin ve onların dar çıkarlarının üstünlüğü var. Kürtler bir milletin, hükümetin ya da bölgenin diplomasisini pratik etmeyi öğrenmeliler. Hala Kürtler içe karşı dış faktörlerle işbirliği yapıyorlar. Bu, Kürtlerin Osmanlı ve Safeviler arasında bölünmesinden bu yana son beş yüzyıldır süregelen bir zihniyet.
Bağdat konumunu günbegün güçlendiriyor. Maliki dirençle karşılaşacağı noktaya kadar baskı uygulayan bir karakter. Aynı zamanda bir tilki gibi manevra yapıyor. Çatlaklar ve boşluklar yaratarak bunları kendi gücüyle doldurmaya çalışıyor. Şu andaki güç dengesi bir yana, ülkenin konumu da onun işine yarıyor. Robert Kaplan’ın dediği gibi, tarih boyunca Mezopotamya’da herkesin rotası olduğunu biliyoruz. Diğer güçlerin yolu olmak oldukça şüpheli bir milli karakter ortaya çıkmasına sebebiyet verdi.
Kürtler yuvalarını çitle çevirmeliler. Bu çok-boyutlu politikalar gerektiriyor. IKBY’de yaşayan diğer toplumlar var. Onları kucaklamak ve onları hoşgörülü, açık, demokratik ve refah içinde bir toplumun parçası haline getirmek büyük bir görev. Örneğin, Türkmen azınlık için Irak’ın geri kalanıyla yaşamaktansa Kürtlerle yaşamak daha iyi bir seçenek. Tarihin de gösterdiği gibi Irak’ta Türkmenler ikinci sınıf vatandaş olarak muamele görüyorlar ve onların az sayıdaki varlıkları Bağdat’ta hatırı sayılır bir etkiye sahip olmalarını engelliyor. Kürtlerin arasında olmaları onları azımsanmayacak bir azınlık haline getiriyor ve Erbil’de kayda değer bir etkiye sahip olmalarını sağlıyor.
ORSAM: Türkiye ve İran arasındaki ya da Ortadoğu’daki Sünni-Şii bloklar arasındaki rekabet bağlamında, IKBY’nin bölgesel konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu rekabette arada sıkışmayıp kazananlardan olmak için IKBY’nin nasıl bir yol haritası izlemesi sizce uygun?
Dr. Sardar Aziz: Kürtler Ortadoğu’nun kalbinde eşsiz stratejik bir konumda bulunuyor. Başka hiçbir coğrafi konum Araplar, Türkler ve Farslar arasında Kürtler gibi köprü vazifesi görmüyor. Tarih boyunca bu özellik Kürtlerin rakip imparatorlukların savaş alanı olmasına ve daha sonra modern zamanlarda Avrupalılar, Ruslar ve Amerikalılar gibi küresel güçleri çekmesine neden oldu. Bugün bu oyunun bir kısmı IKBY’de Türkiye ve İran arasında oynanıyor. Tarih boyunca Kürtler bu güçlerden herhangi biriyle işbirliği yaptıkları zaman kaybeden taraf oldular. Bugün bu trajik durumu sona erdirmenin zamanıdır. Türkiye ve İran’ın bölgede daha fazla güç ve etki için yarıştıklarını biliyoruz. Herbiri geniş Ortadoğu’da kendi farklı vizyonlarına sahipler. Bu da Irak’ta açıkça ortaya çıkıyor.
Türkiye, Bağdat’ta gitgide daha çok gözden düşüyor ve IKBY’ye odaklanıyor. İran IKBY’den çok uzak değil, aslında tarihsel ve kültürel olarak daha yakın. Türkler, IKBY’yi geri kalmış bir yer olarak görürken ve üstün bir tavırla yaklaşırken, göreceli olarak İran bu tutumu daha az sergiliyor. Fakat, tek bir gerçek var ki hem Türkiye hem İran, Kürt toprağında kendi çıkarları için savaşıyor ve düşmanlıkları için Kürtleri yakıt olarak kullanıyorlar.
IKBY için en iyisi bu işbirliklerinin her ikisinden de kaçınmak ve olabildiğinde yansız kalmak. Kürtler kültürel, tarihsel, coğrafi olarak her iki gruba da bir diğerinin düşmanı olmaksızın dost olarak konumlanmış durumdalar.
ORSAM: Son olarak IKBY’nin Suriye krizine genel bakışı nasıl? KDP ve KYB’nin bile kendi arasında farklı görüşe sahip olduğu biliniyor. Iraklı Kürtlere göre Beşşar sonrası Suriye için en olası senaryo nedir? Türkiye’nin Suriye politikasına nasıl bakılıyor?
Dr. Sardar Aziz: Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere ilişkin politikası “Türkler, nerede olurlarsa olsunlar Kürtlerin ezeli düşmanıdır” inanışını doğrular nitelikte. Şimdi Türkiye Kürtlerin Irak’ta, Suriye’de ve tabiki Türkiye’de insan gibi yaşaması önündeki engel ülke olarak görülüyor. Bu da Türkiye’yi Kürtlerin düşmanı yapıyor. Günbegün daha net görüldüğü üzere, Türkiye’nin Ortadoğu macerasının akıbeti olumsuz.
Her yerde zor, ayrımcı, acımasız, faşist rejimler altında yaşayan Kürtler için olduğu gibi IKBY için de Suriye’deki oyunun sonu tüm bu yaşananlar için bir son olmalıdır. Tüm bunları bitirmenin en iyi yolu da Kürtleri ve Suriye’deki yuvalarını tanımak, diğer bir deyişle federal bir Suriye oluşmasıdır. Bildiğimiz gibi Suriye’nin yüzde 40’ı farklı azınlık gruplardan oluşuyor. Merkezi bir sistem böyle bir topluma uygun değil. Her zaman diktatörlüğe yol açıyor. Türkiye’ye ilişkin farklılıklar, KDP’nin üstünlük sağlama isteğinden ve Türkiye’nin PYD’yi bertaraf etme baskısından kaynaklanıyor.