Geçtiğimiz haftalarda İran’a bir ziyaret gerçekleştiren ve üst düzey temaslarda bulunan Türkiye–Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Çorum Millekvekili Murat Yıldırım, Tahran’daki izlenimlerini aktardı. Yıldırım, İran yönetiminin mevcut Suriye rejiminin devamını istemekle birlikte, içten içe bir huzursuzluk duyduğunu söyledi. Yıldırım, İranlı bir yetkilinin “Biz Suriye’nin iç politikasını onaylamıyoruz. Ama dış politikasını onaylıyoruz” şeklindeki sözlerine dikkat çekerek, Suriye’deki can kayıplarından İran yönetiminin kaygılı olduğunu söyledi.
ORSAM: Öncelikle Filistin Dostluk Grubu hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Murat YILDIRIM: Türkiye–Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu, 22. dönemde, yani iktidarımızın birinci döneminde AK Parti Genel Başkan Yardımcımız Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi başkanlığında kuruldu. Geçen dönem Tokat Milletvekilimiz Zeyit Arslan başkanlığında çalışan dostluk grubu bu dönemde benim başkanlığımda çalışmalarını sürdürmektedir. Şuan Hüseyin Tanrıverdi Bey Başkanvekili, Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir Genel Sekreter, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan muhasip. Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı, Ankara Milletvekili Emrullah İşler, İstanbul Milletvekili Harun Karaca ile MHP ve CHP’den birer arkadaşımız üyeler. Filistin Dostluk Gurubu mecliste grubu bulunan tüm partilerin üye olduğu bir grup. AK Parti’nin ise tamamı bu gruba üye.
Ben Filistin meselesi çözülürse Ortadoğu’ya barış geleceği kanaatindeyim. Kudüs üç dinin kutsal saydığı bir yerleşim yeridir. Filistin’de Müslümanlığın, Hıristiyanlığın ve Museviliğin kutsal mekanları bulunmaktadır. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa Kudüs’te, Filistin topraklarındadır. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer yine Kudüs’te ve Musevilerin “Ağlama Duvarı” oradadır. Onlar Zeytin Dağı’yla Filistin arasında sırat köprüsü olduğuna inanıyorlar ve Zeytin Dağı’nın eteklerinde de Yahudilerin büyük paralarla mezar yeri satın aldıkları söyleniyor. İnsanlık tarihine bakıldığı zaman savaşların en çok olduğu ve savaş sona erdiği zaman da barışın simgesi olacak bir şehir Kudüs. Bu açıdan eğer dünyaya barış ve huzur gelecekse Filistin meselesinin, Filistin toprakları üzerinde bağımsız bir Filistin Devleti kurularak çözülmesi gerekir. Bunu söylerken orada İsrailliler’in olduğunu unutmuyorum. İsrail’in de kabul edilmiş sınırlar içerisinde varlığını sürdürmesi gerektiğin düşünüyorum. Herkesin diğerinin hakkına ve hukukuna saygılı olması gerektiği inancındayım. Filistin yıllarca İsrail’in işgali altında kalmıştır. Biz Filistin’i farklı bir devlet olarak düşünürken oraya gittiğimde gördüm ki İsrail, Filistin topraklarını parçalamış, tamamen hegemonyası altına almış, işgal etmiş. Şehirden şehre polis noktalarında İsrailliler’in kontrolü altında seyahat ediyorsunuz. Çocuklar okula giderken kontrolden geçiyor, hastaneye giderken kontrolden geçiyor. Açılan yeni yerleşim yerlerine Yahudi şehirleri kuruluyor. Topraklar zorla satın alınıyor. Ticarete engel olunuyor. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın deprem gibi bir felakette yıkılsın ve yeniden İsrail yönetiminin arzuları ekseninde inşa edilsin diye altı oyuluyor. Yani İsrailliler o bölgede kendilerinden başkasına yaşama hakkı tanımıyorlar. Ama şunu da gördüm. Burada ki İsrail askerleri mutsuz, Kudüs çevresindeki İsrail vatandaşları mutsuz, çünkü her an tedirginlik içerisindeler. İsrailli sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüğümüz zaman halkın barışı istediğini söylüyorlar. Sıkıntı devlet mantığındadır. Türkiye’nin yürütmüş olduğu politikayı sahiplenseler, “Biz de yaşayalım onlar da yaşasın. Biz de kazanalım onlarda kazansın” deseler problem çözülebilir.
İnsanın yüreğini en çok acıtan nokta şudur: Siz Gazze’yi ambargo altına alıyorsunuz ve Gazze’deki 1,5 milyon insana hayat hakkı tanımıyorsunuz. Buradaki insanlara ilaç, su, elektrik, gaz vermiyorsunuz. Hatta topraklarına verdiğiniz gübrelerin kuraklaşmaya yol açtığı söylentileri var. Ve kafaları esince 2008’deki Dökme Kurşun Operasyonu gibi olaylar yaşanıyor. Yani burada resmen devlet terörü var. Filistin meselesi yalnızca Türkiye’nin ya da Müslümanlar’ın meselesi değildir. Filistin meselesi insan hakları meselesidir. İnsani değerleri olan herkesin o bölgede yaşayan insanların insan hakları için uğraşması lazım. Gazze açık cezaevine dönüşmüş durumdadır ve bu kabul edilemez. Yalnız Gazze’de değil Batı Şeria’daki köylerde aynı durumdadır. Düşünün ki siz her an baskı altındasınız, ne yapacak olursanız olun izin almanız gerekli, bunu kim kabul edebilir? Filistinliler, Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki dört asırlık dönemin özlemini çekmektedir. Birçok yaşlı Filistinli bizi “Atalarınızın yönettiği ülkeye hoş geldiniz” diye karşıladı. Şunu da belirtmek istiyorum ki Filistinlilerin yaşam tarzları bizimkine çok yakın. Ben Gazze ve Batı Şeria’dayken kendimi Çorum’da, Kayseri’de ya da Samsun’da gibi hissettim. Onlar Osmanlı zamanında kazandıkları tarihi ve kültürel zenginlikleri kaybetmemek için emek harcamışlar. Bazı Filistinliler bana “Keşke siz de Osmanlı’nın buraya hanlar hamamlar getirmesi gibi buradaki tarihi zenginlikleri canlandırsanız ve burayı sahiplenseniz” dediler. Zaten biliyorsunuz oranın tapuları Osmanlı arşivlerinde. Yani bizim Türkiye olarak Filistin’e karşı inanç birliği sorumluluğumuzun dışında tarihi sorumluluğumuz da var.
Şunu da söylemek isterim ki bizim Müslümanlar olarak Mescid-i Aksa’yı korudukları için Filistinlilere teşekkür etmemiz gerekiyor. Bizim yapamadığımızı onlar canlarıyla, mallarıyla, misket bombalarına, füzelere karşı taşlarla sopalarla karşı durarak yapıyorlar.
ORSAM: Ben Filistin’deyken şuna şahit oldum, Filistinliler Mescid-i Aksa’nın sürekli dolu olması gerektiğine inanıyorlar. Aksi halde ele geçirileceğini düşünüyorlar ve hiç boş bırakmıyorlar.
Murat YILDIRIM: Oradaki insanlar “Biz ne kadar zor şartlar altında yaşarsak yaşayalım burayı korumayı görev edindik” zihniyetine sahipler. Bu açıdan Sayın Başbakan’ımızın Davos’taki çıkışı oradaki insanları yüreklendirmiştir. Filistinliler işyerlerine Başbakanımızın posterini asıyorlar. Bu nedenle İsrail polisinden ceza bile yiyorlar. Ama ceza yemekten bile bıkmıyorlar çünkü onlara göre Sayın Recep Tayyip Erdoğan Filistinlilerin onurunu kurtardı, onların söyleyemediklerini söyledi. Ve bunlara tüm dünya tanık oldu. Bizde böyle sıkı ilişkiler içinde Filistin Dostluk Grubu’nda yer almaktan onur duyuyoruz. Amacımızın Filistin meselesini dünya halkları ve parlamenterleri nezdinde daha akılcı ve barış yönlü bakış açısı ile anlatmaktır. Tabi Sayın Başbakanımız bu meseleyi bizzat sahiplenmiştir. Birleşmiş Milletler’de yoğun girişimlerde bulunuldu. Benim inancım bağımsız Filistin Devleti’nin kurulacağı yönünde. İnşallah başkenti de Kudüs olacaktır. Bu sayede tüm bölgenin ve tüm Müslümanların onuru kurtarılır. Eğer bir Filistin Bağımsız Devleti kurulursa hem bölgedeki diğer ülkeler hem de İsrail rahat eder. Çünkü İsrail de kendi geleceğini teminat altına almış olur. İsrail yaptığı bu acımasız uygulamalar ve güç gösterileri ile tüm İslam ülkelerini karşısına almaktadır. Hatta bununla kalmayıp dünya halkları nezdinde mazlumlara karşı merhamet besleyen insanların kin ve nefretini karşısında toplamaktadır. İsrail bölgede barış istermiş gibi davranmıyor ama huzur istiyorsa en azından kendisi adına huzurlu olmak istiyorsa bu işgalden vazgeçmeli, ambargoyu kaldırmalıdır. Ambargo aracılığıyla insanların seyahati, ticareti, diyalog kurması engelleniyor. Ölüme mahkûm ediliyor. Yaşama hakları ellerinden alınıyor. Hatta bu ancak ben istersem tarzında bir lütfa bağlanıyor. Hastaneye, okula gitmek onlarca kontrol noktasından geçmek anlamına geliyor. Tabii bu uygulamaların tamamı öncelikle BM’nin İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır. İkincil olarak değerlendirdiğimiz de hiçbir insanın bunu vicdani olarak kabul etmesi mümkün değildir.
ORSAM: Sayın Dışişleri Bakanımızın ziyareti öncesi önemli bir İran ziyareti yaptınız. Bu ziyaretle ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Murat YILDIRIM: İran Filistin Dostluk Grubu’nun davetlisi olarak 1-4 Ocak arasında Tahran’ı ziyaret ettik. Çok önemli görüşmelerimiz oldu. Heyetimizde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, 23. Dönem Filistin Dostluk Grubu Başkanı Zeyid Aslan, İstanbul Milletvekili Harun Karaca, Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı, MAZLUMDER Yöneticisi Üzeyir Yiğit ve Gazi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Şahin vardı. Bu ziyarette hem Filistin’le ilgili fikir alışverişi yapıldı hem de İran ilişkileriyle ilgili önemli konular konuşuldu. İlk görüşmemiz Filistin Dostluk Grupları arasında gerçekleşti. Daha sonra İran Milli Savunma Komisyonu Başkanı’yla bir görüşmemiz oldu. İslam Araştırmaları Merkezi’nin Genel Sekreteri Hüseyin Şeyhülislam, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Said Celili, Meclis Başkanı Ali Laricani, Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ve Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’la görüşmelerimiz oldu. Türkiye-Filistin, Türkiye-İran ilişkileri ve Filistin davasıyla ilgili karşılıklı fikir alışverişlerimiz oldu. Onlar füze radar sistemiyle ve Suriye’yle ilgili çekincelerini dile getirdiler. Görüşmeler içinde benim dikkatimi çeken nokta: İranlılar füze rampasını kendilerine karşı bir sistem olarak nitelendiriyorlar. Ve Türkiye’nin neden bunu sahiplendiğini soruyorlar. Bu bölgede İsrail ve İran nükleer silah yaparken Türkiye’nin sessiz kalması doğru olmaz. Bir de biz NATO üyesiyiz. Hem bu sistem 5000 km’lik bir alanı kapsamaktadır. Sadece İran’a karşı yapılmamıştır. İranlılar’ın AK Parti hükümeti iktidarda olduğu sürece herhangi bir korku duymayacağı yönündeki ifadeleri bizleri çok sevindirdi. “Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına güveniyoruz. Müslümanlara ve komşularına zarar vermez” diyorlar. Bizim dış politikadaki en büyük amacımız sıfır sorunlu bir politika izlemektir. Bunu yaparken de komşularımıza zarar vermemiz söz konusu değildir. Sayın Davutoğlu’nun da dediği gibi “İran’a yapılacak bir müdahalenin ne içinde ne de yanında oluruz”. İran’la komşuluğumuzun yanında tarihi ve kültürel bağlarımız var. İran nüfusunun %60’ının Azeri olduğu düşünülürse kuvvetli bir akrabalık bağı da var. Ticari açıdan bakacak olursak son dokuz on yılda AK Parti iktidarıyla büyük bir ilerleme yaşanmış. 2015 yılında 30 milyar $ hedeflenmekte. Ülkeler arasında ticari bağın olması hem İran açısından hem de Türkiye açısından önemlidir. Bu bağlar sayesinde ülkeler işbirliğine yönelecektir. Benim kanaatimce ticaretin gelişmesiyle dostluğumuz da artar. İran halkı Türkiye’ye ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve Başbakanına karşı büyük sevgi duymaktadır. Bu sevgi Türkiye’nin dış politikada ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Filistin olayında tepkisini koyması, Arap Baharı’nda haksızlıklara karşı durması, sömürgecilere “Siz sömürgecisiniz. Ama biz buraya adaleti getireceğiz” demesi ve en önemlisi Somali’deki fakir insanlara sahip çıkması özellikle İslam dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. İran halkı içinde de füze rampasına tepki duyanlar tabi ki var. Ama devletin üst kademesindeki yetkililer Türkiye’yle iletişim halinde oldukları sürece bu konunun büyük sorunlara yol açmayacağını belirtmektedirler.
Suriye konusuna gelecek olursak; benim anladığım kadarıyla onlar mevcut hükümetin devamını istiyorlar. Ancak içlerinde açıklayamadıkları bir huzursuzluk da var. İranlı bir yetkili, “Biz Suriye’nin iç politikasını onaylamıyoruz. Ama dış politikasını onaylıyoruz” dedi. Dış politikadan kastı şu; Suriye, İsrail’e karşı onlara güvenlik tedbiri olan bir ülke konumunda. Yani tampon bölge gibi bir düşünceleri var. Tabii resmi söylemleri bu değil. Resmi söylemleri Suriye yönetiminin devam etmesi yönündedir. Ama oradaki ölümlerden tabi ki memnun değiller.
Birileri bu bölgede barış sağlanmasını istemiyor. Ortadoğu’da ne kadar huzursuzluk olursa, ne kadar insan hakları ihlali olursa birilerinin o kadar işine geliyor. Bizim bu durumun önüne geçerek komşu ülkeler arasındaki huzuru ve barışı sağlamamız lazım. Huzur, hak ve adaletin olduğu yerdedir. Eğer hak, adalet ve hukukun üstünlüğü yoksa huzurun sağlanması mümkün değildir. Benim inancıma göre zalimler zulmüyle, adiller adaletiyle ayakta kalır. Zalim zulmünü bıraktığı zaman yıkılacaktır. Şuan Suriye yönetimi de bu nedenle zulümler yapmaktadır. Ama bu durum çok uzun sürmez. Hak yerini bulur, adalet sağlanır. Çünkü görüyoruz ki, halk ayağa kalkmış durumda. Bu ateşin baskı ile silahla, dayatma ile söndürülmesi mümkün değildir. Suriye yönetiminin yapması gereken biran önce yönetiminden çekilerek özgürlükleri vermek ve halkın siyasete katılımı sağlamak olmalıdır.
ORSAM: Peki, İran yetkilileri tarafından Türkiye’nin Suriye ve Irak politikasını eleştirenler oldu mu?
Murat YILDIRIM: Diplomatik bir dille ve nezaket kuralları içerisinde herkes kendi eleştirisini yaptı. Ancak Türkiye’nin dış politikasına karışan olmadı.
ORSAM: Irak konusu gündeme geldi mi?
Murat YILDIRIM: Hayır. Benim gördüğüm kadarıyla İran, Suriye konusunda Türkiye’yle birlikte hareket etmek istiyor. Yalnız kalmayı istemiyorlar. Ağırlıklı füze kalkanı ve Suriye’yi gündeme getirdiler. Filistin konusuyla ilgili de İran’la büyük oranda aynı düşünüyoruz. HAMAS ve El Fetih’in birleşmesi bölge için önemli. Ancak İranlılar HAMAS’ın direnmesini ve İsrail’in tamamen yok olup, bölgeden gidinceye kadar mücadele etmesini istiyorlar. Biz de ısrarla, bölgenin kurtulmasının ve bağımsız bir ülke olmasının altında yatan gerçeğin halkın birlikte hareket etmesi olduğunu söyledik. Filistin halkı bu iki örgütün bir araya gelmesiyle sıkıntıdan kurtulabilir. Burada sessiz kaldılar. Şunu da belirtmek istiyorum, odalarda asılı haritaların hiçbirinde İsrail yok, Filistin var. Türkiye ve İran Filistinliler’in sıkıntı çektiği konusunda aynı fikirdeler fakat iki devletli çözüm konusunda aynı fikirde değiller. Biraz gerçekçi olmak lazım. İsrail’e “kalkın gidin” demek mümkün değil. Filistin davası onlar için anayasal bir mesele. Bu konuda kaynakları, bütçeleri var. Devrim muhafızlarının en önemli komutanlarından birisi “Kudüs Komutanlığı”dır.
Şuan Türkiye’nin politikası doğru bir politikadır. Birinci amacımız oradaki insanları mağdur etmeden, haklarını korumaktır. HAMAS’ta ve El Fetih’te önde gelen idareciler “Biz, Türkiye’nin yanımızda olmasından mutluyuz” diyorlar.
ORSAM: Filistin Dostluk Grubu olarak İran’a yaptığınız ziyarete benzer başka ziyaretleriniz olacak mı?
Murat YILDIRIM: Olacağını düşünüyorum. Bu konuyu Dışişleri Bakanlığımızla görüşeceğiz. Gerekirse diğer ülkeleri ziyaret edip, o ülkelerin Filistin Dostluk Gruplarını Türkiye’ye davet etmek istiyoruz. Umuyorum ki gerçekleşir. Başlangıçta da söylediğim gibi Filistin meselesi sadece Müslümanların değil tüm insanlığın meselesidir. Eğer bölgede ve dünyada huzur ve barış isteniyorsa herkes bu konuyla ilgilendirmelidir. İsrail’in Filistin’e yaptıkları insan hakları açısından değerlendirilmelidir.
ORSAM: Son olarak, Arap Baharı’yla ilgili neler düşünüyorsunuz?
Murat YILDIRIM: Ümit ediyorum ki bu ülkelerde demokrasiyle yönetilirler. Halk iradeleri sandığa yansır. Bunun ilk örneği olarak Mısır’da seçimler yapıldı zaten. Halkın iradesi sandığa yansımış gibi gözüküyor. Son duruma göre % 46 oranında bir oyu Müslüman Kardeşler aldı. Mısır’ın böyle bir sistemle güçlenmesi İsrail’in de kendine çeki düzen vermesine neden olacaktır. Bu başlangıç bölgenin tamamı için sevindiricidir. Ayrıca AK Parti iktidarının yönetim tarzı benimsenmektedir. Ayrıca AK Parti’nin teşkilat yapısını kendi partilerine kurmak isteyenler bile var. Türkiye’nin örnek alınmasıyla gurur duyuyoruz. Umuyoruz ki her konuda hayırlısı olur.
Arap dünyasında yaşanan bu dönüşüm İsrail yönetimine de örnek olmalıdır. Bakın insanlar artık zulümden, baskıdan, işkenceden, ölümlerden bıktılar, hür iradelerinin kabulünü, barışı arzuluyorlar. Eğer İsrail yönetimi bu süreci iyi yönetemez ve Filistin halkı üzerindeki baskı ve dayatmalarına devam ederse süreçten halkına daha büyük acılar yaşatarak çıkacaktır. İsrail halkı da bu süreci iyi okumalıdır ve zulmü ve adaletsizliği şiar edinen yöneticilerine karşı hakkın, adaletin ve barışın şahitliğini yapmalıdırlar. Bu insanlık için de, bölge halkları için de daha hayırlıdır.
ORSAM: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Murat YILDIRIM: Ben teşekkür ederim.
Murat Yıldırım'ın Özgeçmişi
Murat Yıldırım, 27 Haziran 1958'de Çorum'da doğdu. Babasının adı Murat, annesinin adı Elmas'tır. Eğitimci ve İş Adamı; Eskişehir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünü bitirdi. İngiltere'de The University of Manchester Institute of Science and Technology'de İngilizce Matematik öğrenimi gördü.
Özel Pınar Çözüm Dergisi (Ensar) Dershaneleri ve Özel Pınar Eğitim Kurumlarını kurdu. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde kurucu ve yöneticilik görevlerinde bulundu.
22 ve 23. Dönemde Çorum Milletvekili seçildi. 22 ve 23. Dönemde Parlamentolararası Birlik (PAB) ve Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AKDENİZ-PA) Türk Grubu Üyeliklerinde bulundu. 24. Dönemde Parlamentolararası Birlik (PAB) Türk Grubu Üyeliği görevini yeniden üstlendi. İngilizce bilen Yıldırım, evli ve 3 çocuk babasıdır.
* Bu röportaj Ocak 2012’de Ankara’da gerçekleştirilmiştir.