Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Ortadoğu’nun Önde Gelen Araştırma Merkezi Gulf Research Center Güvenlik Savunma Bölümü Direktörü Mustafa Alani ile Söyleşi

Mustafa Alani: “Körfez Ülkeleri İlk Baştan Bu Yana Ayaklanmalardan Çekiniyor”

 

Gulf Research Center Ortadoğu’nun en önde gelen araştırma merkezlerinden biridir ve dünya çapında saygınlığa sahiptir. Merkezin kıdemli araştırmacısı ve Güvenlik ve Savunma Bölümü Koordinatörü Mustafa Alani ile Ürdün’de görüşme imkanı elde ettik. Alani, Körfez ülkelerinin Arap Baharı ve Suriye meselesine yaklaşımı, İran algılamaları ve Türkiye’nin bölgesel rolüne bakışları konusundaki fikirlerini bizlerle paylaştı.

 

ORSAM: Körfez ülkelerinin Arap Baharı ve Suriye’deki ayaklanmaya bakışını özetleyebilir misiniz? Bu durum, bir fırsat olarak mı yoksa tehdit olarak mı değerlendiriyorlar?

 

Mustafa ALANI: Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi, başından beri ayaklanmadan korkuyor. Suriye’de herhangi bir sorun görmek istemiyorlar. Suriye’de süregelen istikrarsızlıkların bölgeye etkisi konusundaki fikirleri anlıyorlar; bu nedenle Suriye rejimini kendini yenileme konusunda ikna etmek için çok zaman harcıyorlar. Beşar Esad yönetiminin ve rejimin bu tekliflerine olumlu yanıt vermeyeceğini anladıklarında inançlarını kaybettiler. Bu, Suriye yönetiminin güvenilirliğini ve meşruiyetini kaybetmesine neden oldu. Uzun sure bu rejimle bağ kurmalarına imkan yok. Bu nedenle Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nin görüşü oldukça açık: Suriye’deki rejim değişmeli ve demokratik bir düzen kurulmalıdır.

 

ORSAM: Körfez ülkeleri benzer bir çatışma ortamının kendilerine sıçramasından korkuyorlar mı? Örneğin Bahreyn’de bir ayaklanma yaşandı ve bastırıldı…

 

Mustafa ALANI: Kesinlikle. Suriye rejimini İran ve Hizbullah’ın desteklediğini biliyoruz. Suriye’nin politikaları, karışıklıkları bölgeselleştirdi. Suriye rejimi Türkiye ve Lübnan’a cephe açtı ve Ürdün’e baskı uyguluyor. Rejimin karışıklıkları bölgeselleştirmek için basit bir nedeni var: sorunlar bölgeye yayılırsa rejim şu an olduğundan çok daha az önemli olacak. Bunun rejimin planı olduğunu düşünüyoruz ve bu planı uygulamalarına yardım etmemeye çalışıyoruz. Suriye’deki sorunların kaynağını biliyoruz, bölgeselleşmesi halinde yaşanacak sorunları da tahmin ediyoruz. Ancak dönüşü olmayan bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum. Rejim eski günlerine dönüp bölgeyi eskisi gibi kontrol edemez; çünkü sınırlar aşıldı. Bu konuda olası bir uzlaşma da yok. Evet, büyük bir bedel ödenecek, bunu biliyoruz; ancak rejimin sarsılması için bunun gerekli olduğunu düşünüyoruz.

 

ORSAM: Irak’ın işgali ve özellikle Suriye olaylarından sonra Orta Doğu’da mezhepsel kutuplaşmanın arttığını düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız bu durum Körfez ülkeleri için ne anlam ifade etmektedir?

 

Mustafa ALANI: Mezhepsel kutuplaşma ve hatta ayrılmalar mümkün. Kürtlerin Irak’tan ayrılması mümkün. Bu fikir Irak’ta yavaş yavaş kabul görmeye başladı. Kuzey Irak’taki Kürdistan ülkenin kalanından ayrılmaya başlayalı 20 yıl oldu. Bence asıl soru “Nasıl bir Kürdistan, hangi boyutlarda?” Sorun Kürdistan’ın bağımsız olup olmayacağı değil. Sorun, Kürdistan’ın Kerkük’teki tartışmalı bölgeleri yönetip yönetmeyeceğidir. Kürdistan’ın önümüzdeki 3-4 yıl içinde bağımsız olacağına dair büyük bir endişem yok; ancak tartışmalı bölgelerde bir kaos başlayacaktır.

 

Mezhepsel kutuplaşmanın ise İranlılar tarafından desteklendiğini düşünüyoruz; çünkü bu, Araplarla konuşabilecekleri bir mesele; hatta özellikle Şiilerle. Iraklı, Lübnanlı, Suriyeli insanlara bu vasıtayla ulaşabilirler. Bir Arap milliyetçiliği değil Şiilerin birleşmesi onlar için birleştiricidir. Bu, İranlılar tarafından Bahreyn’de de oynanan bir koz; ancak buna kontrol altında tutulabilir bir risk olarak bakıyoruz. Bunun önüne geçebilecek birçok önlem var. Yalnız bunu Irak’ta yapmak güç; çünkü ABD ülkedeki mezhepçiliği destekliyor. Buna rağmen Irak dışında durumun kontrol edilebilir olduğunu düşünüyoruz. Suriye’deki sorun Alevilerin de Hizbullah benzeri bir düzene geçmeleridir. Bu çok mümkün; çünkü rejim devrilirse İran, Suriye’deki etkisini kaybedecek. Hesaplamalarımıza göre İranlıların, yeni rejim üzerinde etkili olmak için Hizbullah benzeri bir düzeni desteklemesi bekleniyor. Yani, kesinlikle mezhepleşme rejimin dağılması için kullanılacak. Bu nedenle mezhepçilik Orta Doğu ülkelerinin bütünlüğü için büyük risk teşkil ediyor ve bir koz olarak kullanılacaktır. Ona karşı durmak tek yol; ancak başarılı olacağını zannetmiyorum. Mezhebe dayalı oluşumlar bölgede, Suriye ve hatta Irak’ta görülebilir.

 

ORSAM: İran’ın Orta Doğu’daki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? İsrail’in olası İran saldırısı ve İran’ın nükleer programı hakkındaki görüşlerini nedir?

 

Mustafa ALANI: Nükleer program başlı başına önemli bir konu; ancak biz daha çok İran’ın müdahaleci tutumundan endişe duyuyoruz. Bu müdahaleci tutum Körfez istikrarını sarsıyor ve kötü etkilerini Lübnan’da da görüyoruz. Eğer İran Hizbullah tecrübesinin benzerlerini Yemen, Bahreyn ya da başka bir yerde tekrarlarsa bu Körfez için yeni meydan okumalar anlamına gelecektir. Bu nedenle nükleer program gündemdeki konulardan sadece biridir. İran’ın durumunu gözden geçirirken, yalnızca nükleer meselelere yoğunlaşmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Nükleer program sorunlardan yalnızca bir tanesi ve bu, bizce uluslararası topluluğun gündemindedir; bizi doğrudan etkilediğini düşünmüyoruz. Bu konuda ön saflarda olmayı reddediyoruz. İran ile yeterince sorunumuz var; bu mesele ile ilgilenmek uluslararası topluluğun görevidir. Bu konuda başı çekmeyeceğiz; ancak bütün uluslararası Amerika ve Avrupa Birliği’nin yaptırımlarını uyguluyoruz. Gücümüzün yettiği her şeyi yaptık ve gerekli olursa, askeri müdahalenin masadan kaldırılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Yine de gündemde acil bir müdahale bulunmasını istemiyoruz; ancak gerektiği takdirde askeri müdahaleye karşı çıkmayacağız. Kısacası İran’daki asıl mesele nükleer program değil; Yemen, Bahreyn, Lübnan, Irak ve Suriye’de görülen müdahaleci tutumdur. Sorun şu ki; bizim müdahale etmeye gücümüz yok. İran’ın iç politikasına da karışmayı düşünmüyoruz. Saddam döneminde İran’ın iç meselelere karışması engellenebiliyordu ve başarılı da oluyordu. Ne yazık ki bu gücü kaybettik ve İranlıların bunun bedelini ödemesi için gereken karşı müdahale imkanımız yok. Onlara arkamızı dönemeyiz, İran bizim komşumuz ve Müslüman bir ülke. Niyetimiz ise sağlam, iyi bir ilişki kurmak; çünkü bu ilişkinin kurulması gerekiyor. İranlılardan bu algımızı değiştirmeye yönelik henüz bir güven verici adım olmadı. İstihbarat örgütlerinin Kuveyt ve Bahreyn’de aktif görevde olduğunu öğrendik. Yani İran’ın meselesi güvenle alakalı: güven problemi çekiyorlar. Ancak ilişkilerin ilerleyeceğine dair bir umudum da yok. Ayrıca, ABD’nin İran’la sorununu haberimiz olmadan çözmesinden de endişe ediyoruz. İran’a da ABD’ye de güvenimiz yok. ABD’nin Afganistan ve Irak’taki tutumundan dolayı onlara güvenmiyoruz. ABD’nin İran’a birtakım imtiyazlar sunacağı ve ortak paydada bir anlaşma sağlayacakları ihtimalini hesaplarımıza katıyoruz. Bu anlaşma bizi ilgilendirmez; ancak biz anlaşmanın stratejik çıkarlarımızı etkilemesini istemiyoruz.

 

ORSAM: Türkiye’nin geçen on yılda bölgede artan etkinliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Mustafa ALANI: Türkiye’nin Orta Doğu’ya daha yakın olmasını iyi bir işaret olarak görüyoruz. Bu çok önemli; çünkü Türkiye, İran ve İsrail bölgedeki Arap olmayan üç büyük ülke ve bizim İran ve İsrail ile ilişkilerimiz hiç iyi değil. Bu nedenle, Türkiye aramızda bir dengeleyici kuvvet olabilir. Kesinlikle bu önemli; ancak Türkiye’deki sorun Türkiye’nin bölgede bir askeri ve istihbarat gücü olarak bulunmayışı. Türkiye’nin yumuşak ve ekonomik gücü var ancak silah gücü yok. Yani burada bir dengesizlik mevcut. İran ve İsrail’in istihbarat ve askeri gücü çok yüksek ancak Türkiye öyle değil. Aslında Türkiye’nin bölgeye bir denge getirmesi hem bizim hem de Türkiye’nin çıkarınadır.

 

ORSAM: Türkiye’nin bölgede hem askeri hem de istihbarat açısından daha güçlü olması gerektiğini mi söylüyorsunuz?

 

Mustafa ALANI: Evet; çünkü İran ve İsrail ekonomik değil askeri ve istihbarat açısından güçlü. Türkiye ise ekonomik ve siyasi açıdan kuvvetli bir ülke ancak Türkiye’nin yumuşak gücü her zaman işe yaramayacak. Türkiye’nin silahlanmasını tabi ki istemeyiz; ancak aynı zamanda denklemde bir şeyin eksik olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin gücü, bir askeri güç olarak görülmüyor.

 

ORSAM: Sizce Türkiye Ortadoğu’da arabulucu rol mü üstlenmelidir yoksa taraf mı tutmalıdır?

 

Mustafa ALANI: İran ile kıyaslandığında, Türkiye iç meselelerimize hiçbir zaman karışmadı. Yakın zamanda ise bu durum değişti. Stratejik çıkarlarını korumak için Kürdistan meselesine dahil olması, Arap Baharına ya da Libya’ya karşı tepkileri faydalı olabilir ancak aynı zamanda geri de tepebilir. Yani, Türkiye’nin İran’a kıyasla bölgede içişlerine müdahale etmeyen büyük ülke imajı zedelenebilir. Türkiye’nin seçeceği yolu bilmiyorum; çünkü bazı müdahaleler gerekli ve hoş karşılanabilir; ancak Türkiye çok dikkatli davranmalı ve yapacağı müdahalelerin sonuçlarını göz önüne almalıdır.

 

ORSAM: Türkiye’nin Suriye’deki rolü ne olmalıdır?

 

Bence, Türkiye Ürdün ile ortak bir yöntem belirlemelidir; çünkü iki ülke de sosyal, güvenlik ve göçmenlerle ilgili sorunlar yaşamaktadır. Türk hükümetinin 1991 yılında Kuzey Irak’ta sergilediği duruş tekrarlanmalıdır. Bu, Güvenlik Konseyi’nin dışında olmalıdır; çünkü Ruslar aksini kabul etmez. 1991’de yaşananların farklı şartlar altında olduğunu söyleyenler çıkabilir ancak sebepler ve sonuçlar aynı. Bu nedenle benzer bir duruşun Suriye halkına fayda sağlayabileceğini düşünüyorum. Suriye, Türk destekli bir güvenliğe değil bölgesel bir güvenliğe kavuşabilir. Bunun önemli bir mesajı da olacaktır: Türkiye yalnızca savunma odaklı adımlar atmaz, Suriye halkına destek için harekete de geçer. 2,5 yıldır süren savaş için atılacak insani bir adım görebiliriz. Bunun ötesinde, Türkiye sınırda bulunuyor ve Suriye’de olanlardan ister istemez etkileniyor. Yaşananlar Türkiye için dış bir mesele olmaktan ziyade ülke içini etkiliyor. Bu noktada Türkiye ile Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nin ortak çalışmasını gerekli görüyorum. İşbirliği yoluyla Suriye rejiminin hatalarını baskı yoluyla düzeltebilirler. Tek başına bir devlet bunu yapamaz.

 

ORSAM: Suriye’deki ayaklanmalar konusunda İsrail’in konumunu nasıl görüyorsunuz? Rejim değişikliği mi yoksa Esad’ın yönetiminin devamını mı savunuyorlar?

 

Mustafa ALANI: İsrail’in rejim değişikliği istediğini ancak son derece zayıflamış bir yeni yönetim istediğini düşünüyoruz. Çünkü İslami ya da milliyetçi bir hükümet onların yararına değildir. Her halükarda, yeni bir rejim İsrailliler için tercih sebebi değildir. İsrailliler, ABD’nin 1991’den sonra 12 yıl boyunca Saddam Hüseyin’e yaptıklarının tekrarlanmasını bekliyor; ülkeyi güçsüz ve iç yaptırımlarla meşgul etmeyi istiyor. İsrailliler rejimi yıkmaya çalışmıyor. Rejim Suriye halkı tarafından devrilirse, bununla başa çıkacaklardır. Yine de onlar için en iyi senaryo Esad’ın yönetimde kalması; ancak güçsüz ve iç sorunlarla mücadele etmesidir. Bu şekilde istedikleri her şeyi yapabilirler. Bu, aynı zamanda Türkiye ve Körfez ülkelerden destek alan yeni bir İslami, Arap ya da milliyetçi Arap topluluğundan daha düzenli ve güvenlikli bir ortam sağlayacaktır. Aynı şekilde, Suriye’de güçsüz bir rejim Hizbullah’a ve İran’a destek veremez; yani stratejik olarak 1990-2003 yılları arasında gördüğümüz Saddam senaryosunu tercih ediyorlar. Aslanı bir kafese koyarsın ve hareket etmesini engellersin. Bu, onlar için en iyi sonuç olacaktır.

 

Suriye’de rejim güvenirliğini ve meşruluğunu kaybetti. Ayakta kalsa bile İsrail’le baş edemez. Ayrıca gittikçe güçsüzleşen bu rejime istediklerini kolayca yaptırabilecekler. Bu, 1991’de ABD’nin Irak’ta yaptığıyla aynı; rejimi sürdürdüler; ancak Birlesmiş Milletler’in uluslararası yaptırımlar koyması sağlandı. Benzer şekilde burada da, Amerikalılar Suriye rejimini mümkün olduğu kadar zayıflattıktan sonra Rusya’nın rejimi birtakım yeniliklerle değiştirmesine izin verecekler. Rejim, dış baskıların ardından er ya da geç çökecektir.

 

ORSAM: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

 

* Bu söyleşi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat ve ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından 23 Mayıs 2013 tarihinde Ürdün’de gerçekleştirilmiştir.

      

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar