Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

PROF. DR. HÜSEYİN GÖKÇEKUŞ: “KKTC İÇME SUYU TEMİN PROJESİ ASRIN PROJESİ OLACAK”

ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı Dr. Tuğba Evrim Maden, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve KKTC Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Su Genel Koordinatörü Sayın Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş ile 01 Mart 2012 tarihinde KKTC’nin su kaynaklarını, su sorunlarını ve KKTC’nin içme suyu sorununun çözümünde önemli bir proje olan “KKTC İçme Suyu Temin Projesinin” sürecini ve Doğu Akdeniz için önemini içeren bir görüşme yapmıştır.

Kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

23 Aralık 1960 yılında Lefkoşa’da doğdum. İlk ve orta eğitimimi Kıbrıs’ta tamamladım. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Aynı yıl hidrojeoloji konusunda başladığım yüksek lisans eğitimimi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Vedat Doyuran danışmanlığında hazırladığım “Konya Ovası’nın Batı Kesiminin Hidrojeolojisi ve Yeraltı Su Düzeyi Değişimlerinin Yorumu” isimli tezle tamamladım. Aralık 1983 tarihinde, ODTÜ’de Araştırma Görevlisi olarak göreve başladım. Doktora eğitimimi hidrojeoloji anabilim dalında ve yine Prof. Dr. Vedat Doyuran Danışmanlığında 1990 yılının Haziran ayında hazırladığım “Hydrogeological and Hydrogeochemical Evaluation of the Güzelyurt Groundwater Basin- TRNC” konulu tez ile tamamladım.

Doktora eğitimimi tamamladıktan sonra, 7 yıla yakın Araştırma Görevlisi olarak görev yaptığım ODTÜ’nden, Aralık 1990 tarihinde ayrılarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) döndüm. Askerlik görevini tamamladığım Mart 1992 tarihinden bugüne kadar, 20 yıldan bu yana, Yakın Doğu Üniversitesi’nde (YDÜ) öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Halen, İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanlığı ile Rektör Yardımcılığı görevini birlikte sürdürmekteyim.

Ülkenin başta su sorunu olmak üzere, çevre, deprem, turizm ve eğitim konularında, çoğu yabancı dilde olmak üzere yayınlanmış 80 makale ve editörlüklerini yaptığım birçok kitabım bulunmaktadır. Başta Türkiye ve KKTC olmak üzere, Güney Kıbrıs, İsveç, Fransa, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Avusturya, Fas, Azerbaycan, İngiltere, Norveç, Kırgızistan, Endonezya, Rusya ve Brezilya’da çeşitli bilimsel toplantılarda 120’yi aşkın bildiri sundum. Ayrıca, bilimsel konularda Ulusal ve Uluslararası yayın kuruluşlarına 50’den fazla mülakat verdim. Yurtiçi ve yurtdışında muhtelif gazete ve dergilerde Türkçe ve İngilizce olarak, yayınlanmış çok sayıda köşe yazım mevcuttur.

25 Ekim 2010 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhuriyet Meclisi tarafından Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK) üyeliğine seçildim ve süresi dört yıl olmak kaydıyla, Cumhuriyet Meclisi’ni temsilen bu göreve atandım. Son olarak 26 Aralık 2011 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından Türkiye’den su getirilmesiyle ilgili çalışmalara katılmak ve su sektörü politikalarını belirlemek, ülkemizde su yönetiminin tasarlanması ve oluşturulmasını yönlendirmek ve su sektörüne ilişkin diğer hedeflerin gerçekleşmesi için gerekli iletişimi sağlamak üzere Su Genel Koordinatörü olarak göreve gelmem uygun bulunmuştur. Halen suyla ilgili KKTC’deki tüm paydaşlar, Türkiye’den uzmanlar ve AB yetkilileri ile birlikte, bir yandan “Su Yönetimi Yasası” nı son haline getirmeye çalışırken, öte yandan 2014 yılında Türkiye’den boruyla getirilecek 75 milyon metreküp suyu da dikkate alacak biçimde Entegre Su Kaynakları Yönetimi çalışmalarını sürdürmekte, bu arada KKTC'de sürdürülebilir yeni bir su politikası oluşturma çalışmalarını da devam ettirmekteyim.

KKTC’nin su potansiyeli nedir? Kişi başına düşen su miktarı ve kalitesi açısından KKTC’nin su zenginliği durumu nedir?

KKTC’nin su potansiyeli ile ilgili net bir rakam vermek mümkün değil. Çünkü sağlıklı veriler mevcut değil. Ancak KKTC’nin “su fakiri” bir ülke olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü her ne kadar kesin rakamlara sahip olmasak da, yıllık kişi başına düşen su miktarının 1000 metre küpün çok çok altında olduğunu söyleyebiliriz. Bu işin nicelik yönü. KKTC’de mevcut su kaynaklarını bir de su kalitesi yönünden ele alacak olursak, gerek içme gerekse sulama amacıyla ülkede kullanılan suların kalitesinin de her bölge için iyi olduğu söylenemez. Özellikle kıyı akiferlerinden aşırı su çekimlerine bağlı olarak meydana gelen deniz suyu girişimi etkisiyle ciddi anlamda tuzlanmalar meydana gelmiştir. Mevcut su kaynaklarımızın kalitesini bozan diğer etmenler arasında çevresel faktörler (özellikle kurak dönemlerde kuru dere yatakları ile gölet alanlarına bırakılan çöpler, sıvı ve katı atıklar), akifer alanları üzerinde yeralan foseptik kuyuları, tarım alanlarında bolca kullanılan suni gübreler ve zirai mücadelede kullanılan kimyasalları saymak mümkündür. Bir de, Jeolojik formasyonlar içerisinde yeralan eriyebilir minerallerin bolluğu, özellikle gölet alanlarındaki suların sertliğini artırıcı yönde rol oynamaktadır.

KKTC’de yaşanan su sorunları nelerdir? Nedenlerini kısaca sıralamak mümkün mü?

KKTC’de özellikle son 40 yıllık zaman dilimi içerisinde küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle ciddi anlamda yaşanan kuraklık, nüfustaki belirgin artış, belli başlı sektörlerin gelişimi karşısında yaşanan çevre kirliliği ve atık su, altyapı eksiklikleri nedeniyle kıt olan, mevcut yüzey ve yeraltı sularının kirletilmesi, aşırı çekimlere bağlı olarak sahil bölgelerindeki yeraltı sularının aşırı tuzlanması, tarım alanlarında kontrolsüz biçimde suni gübre kullanımı bunun yanında zirai mücadelede kullanılan ilaçların bolluğu nedeni ile ülkemizde hem su kıtlığı hem de su kalitesi sorunu ile karşı karşıyayız.

KKTC’deki son 100 yıllık yağış ve sıcaklık değerlerini analiz ettiğimiz vakit, yıl içerisinde hemen hemen tüm aylar için sıcaklık değerlerinde sürekli bir artış olduğu gözlenmektedir. Buna karşın son 96 yıllık yağış değerleri irdelendiğinde, %.9 oranında bir azalmanın olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu durum, son yüzyılda mevcut yağışların dörtte bir oranında azaldığını göstermektedir. Ülkemizde ciddi boyutlarda yaşanmakta olan, su kıtlığı ve su kalitesi sorunu yanında, en az onlar kadar önem arz eden bir diğer sorun ise su yönetimi sorunudur. Özellikle son yıllarda gerek tarım alanlarında kullanılan sulama suyunun yetersizliği ve kalitesizliği, gerekse içme-kullanma amaçlı sağlanan suyun yeterli miktarda olmayışı yanında suyun kalitesizliği, suyu içilmez kılmakla kalmayıp, duş alırken bile verdiği rahatsızlık yanında, evlerimizde temizlik amaçlı kullandığımız bulaşık ve çamaşır makinelerine de ciddi zarar vermektedir. Bu arada her geçen gün kalitesi ve miktarı bakımından ciddi sorunlar yaşadığımız su kaynaklarımızı sağlıklı biçimde yönettiğimizi de söyleyemeyiz. Ülkede ciddi bir su politikasının olmayışı yanında, sürdürülebilir bir su yönetimi planının olmayışı da su arz-talep dengesi arasında yaşanan farkın zaman içinde giderek artmasına neden olmuştur. Özetle, bütünleşik su kaynakları yönetiminden uzak bir su yönetimi anlayışı, ülkede yaşanan su kıtlığı ve su kalitesi probleminin hat safhaya ulaşmasına neden olmuştur.

KKTC’deki su problemlerinin nedenlerini kısaca sıralayacak olursak:

1- Mevcut su kaynaklarının büyük oranda, yaklaşık p’ten fazlasının, halen tarımsal amaçlı kontrolsüz olarak kullanılıyor olması,

2- Yanlış ürün seçiminde ısrar edilerek, ürün çeşidinde değişikliğe gitmeyip, geleneksel metodlarla ürün yetiştirilmesinde ısrar edilmesi. Zaten kıt olan su kaynaklarımızla en uygun toprakta en az su ile en yüksek verim elde edilmesi prensibini yerine getirememeden kaynaklanan sorunlar. Sonuç olarak kullanılan suyun kalitesindeki düşüşe bağlı olarak tarım ürünlerinde elde edilen ürün kalitesi ve ürün verimliliğinin de çok düştüğünü, ayrıca tarım girdileri maliyetinin; su temini sırasında kullanılan başta elektrik fiyatları, ve diğer ürün girdilerinin fiyatlarındaki artışa bağlı olarak üretimden elde edilen kar marjının çok düşük olması veya kar elde edememe durumu ile karşı karşıya kalındığını söyleyebiliriz.

3- Belediyelerin içme-kullanma amacıyla sağladığı suların içme kullanma amaçları dışında kullanılarak, örneğin araba yıkamak, bahçe temizliği ve bahçe sulanması amacıyla kontrolsüz ve aşırı su sarfiyatına gidilmesi buna karşın, evlerde kullanılan bu suların geri dönüşümüne olanak sunacak altyapıların olmayışından kaynaklanan sorunlar.

 

4- Ülke ölçeğinde de evsel atık suların henüz istenilen oranda arıtılarak tarımsal ve diğer amaçlar için yeteri kadar kullanılmaması,

 

5- Toplumun büyük bir kesiminin ülkede yaşanan su probleminin boyutu karşısında yeterli bilgiye sahip olmaması. Halen yürürlükteki yasaların yetersizliği yanında, bu yasalara uyulmadığı vakit, yasaların yeterli caydırıcı güce sahip olmaması veya yasaların uygulanmasında gösterilen zaafiyet. Ayrıca, toplumun geniş kesimlerine suyun önemi ve bu değerli metanın tasarruflu kullanılmaması durumunda birgün bitebileceğini anlatmakta yetersiz kalışımız, bir diğer deyişle gerekli farkındalığın yaratılamaması. Bu önemli sorunun üstesinden gelebilmek adına tek tek şahısların ve devletin görevlerinin, açıklıkla ortaya koyulamıyor olması. Örneğin, suyu tasarruflu kullanırken, tasarruflu kullanmayı büyük oranda artıracak, evlerdeki mevcut altyapının daha az su kullanımına imkan verecek yeni enstrümanlarla değiştirilmesi konusunda, gerek bu değişikliği yapacak bireylerin bilinçlendirilmemesi, gerekse bireylere atılacak olumlu adımlar karşısında devletin bu adımları atacaklara özendirici mahiyetteki ek imkan (uzun vadeli ve düşük faizli krediler sağlanması) sağlıyor olmayışı.

6- Özellikle denize kıyısı olan akiferlerin aşırı yeraltısuyu çekimi karşısında cidddi anlamda tuzlanmalarına karşın, mevcut tuzluluğu artıracak olan yeni kuyu açmaya (devlet eliyle verilen izinlerle) devam edilmesi, tuzlanmayı had safhaya ulaştırırken, özellikle uzun süreli yaşanan kurak dönemlerde, hemen hemen tüm ihtiyaçların yeraltı sularından karşılanması zorunluluğundan, akiferlerdeki mevcut su miktarlarının aşırı biçimde azalması veya zaman zaman akiferlerin tamamen kurumasından kaynaklanan sorunlar,

7- Ender de olsa, uzun süreli kuraklığın ardından yağışlı geçen 1-2 yılda meydana gelen taşkınların neden olduğu büyük zararların yanısıra, bu kadar önemli olan suyun yağışlı geçen kış aylarında yüzeyde yeterince depolanamaması veya yeraltını besleyecek biçimde tedbirler ve bilimsel çalışmalar yapılamadığından, suların süratle denize akıp gitmesinden kaynaklanan sorunlar.

 

8- Çalışmaları halen yürütülen Çağdaş bir Su Yönetimi Yasası’nın henüz tamamlanamamış olmasından kaynaklanan su yönetimiyle ilgili paydaşlar arasındaki iletişim eksikliği ve kordinasyonsuzluk yanında yeterli işbirliğinin olmayışı sonucunda ortaya çıkan kaotik durum.

 

9- İleriye yönelik olarak ülke su politikalarının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için yapılması gereken bilimsel çalışmaların azlığı yanında bu çalışmaları destekleyecek doğru verilerin olmayışından kaynaklanan sorunlar.

10- Sulu tarım yapılacak en uygun alanların belirlenebilmesine yönelik olarak ülkede başlatılan toprak sınıflama çalışmaları tamamlanmıştır. Şu anda sınıflaması tamamlanan toprakların KKTC’deki dağılımı ve mevcut su kaynakları da gözönüne alınarak kalite durumları belirlenen topraklar üzerinde üretilecek en uygun bitki türünün seçimine yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Son aşamada ele alınması planlanan pazar analizi çalışmalarının henüz başlatılmamış olmasından kaynaklanan sorunlar. Pazar analizi çalışmaları, 3. Etap olarak değil, bitki türlerinin belirlenmesi çalışmasının sürdürüldüğü bu günlerde, ortak olarak ele alıp değerlendirilmelidir. Aksi taktirde pazarı olmayan, satamayacağımız en iyi ürünün elde edilmesi durumunda bile yapılan tüm çalışmalar ve yatırımlar boşa gidecektir.

KKTC’de su kaynakları yönetiminden kısaca bahsedebilir misiniz?

Önemli su sorunlarının başında su yönetimi konusu gelmektedir. Halen KKTC’de su kaynakları yönetimi hususunda “Su Yönetimi Yasası” hazırlanması ile ilgili çalışma sürüyor. Oluşturulacak su yönetimi yasası ile birlikte İngiliz sömürge döneminden kalan bir çok yasa (O dönemin teknolojileri ve kullanım stratejileri doğrultusunda hazırlanmış olan) ortadan kaldırılarak su konusu tek bir yasa altında toplanacaktır. Halen, Jeoloji Maden Dairesi; yeraltı suları, Su Dairesi ise; yüzey suları ile ilgili çalışmalara yön vermektedir. Belediyeler ise; Su Dairesi tarafından verilen suyun dağıtımından sorumludur. Bölge Kaymakamı ise sulama suyu yönetiminden sorumlu, Bölge Sular Komitesine başkanlık eder. Bölge Sular Komitesi yapısı içerisinde Su Dairesi, Jeoloji ve Maden Dairesi, Tarım Dairesi ve Kaymakamlık temsilcisi yer alır. Burada önemle üzerinde durulan bir husus da titizlikle hazırlanan su yönetimi yasasının, “AB’nin suyla ilgili yasa ve direktiflerine uyumu” konusudur. Bu konu üzerinde titizlikle durmaktayız.

KKTC’de yeraltısularının dağılımı ve kalite durumu nedir? Tuzlu su girişimi nedeniyle tuzlanan akiferlerle ilgili yapılan çalışmalar var mıdır?

Jeoloji ve Maden Dairemizin hazırlamış olduğu KKTC- Akifer Haritasında, 11 adet akifer göze çarpmaktadır. Bunlar sırasıyla; Güzelyurt Akiferi; Yeşilırmak Akiferi; Beşparmak Dağları Akiferleri; Girne Kıyı Şeridi Akiferi; Karpaz Bölgesi Akiferleri: Yeşilköy Akiferi; Yedikonuk-Büyükkonuk Akiferi; Dipkarpaz Akiferi; Akdeniz-Koruçam Akiferi; Orta Mesarya Akiferi; Doğu Mesarya Akiferi ve Güney Doğu Mesarya Akiferi’dir.

KKTC’deki akiferler genel olarak alüvyoner, kalkarenit, kalkerli kumtaşı, katstik özellikte rekristalize dolomitik kireçtaşları ile jips formasyonlarından oluşmaktadır.

Adanın en büyük akiferi durumundaki Güzelyurt Akiferi; alüvyoner nitelikteki birimlerden oluşur. Özellikle kuraklık nedeniyle duyulan su ihtiyacına bağlı olarak aşırı çekimler sonucunda akifer üzerinde yer alan ve akifer yapısına göre daha gevşek malzemeden oluşan dere yatakları boyunca sahilden içeri doğru kilometrelerce deniz suyu girişimi olmuştur. Normalde 600-1200 mhos/cm kondaktivite değerine sahip alüvyonlarda, tuzlanan kuyulardan alınan numunelerin kondaktivite değerlerinin 7000 mhos/cm’nin üzerine çıktığını görmekteyiz.

Karstik kireçtaşları ile dolomitik kireçtaşlarından oluşan ve en kaliteli suların yeraldığı Beşparmak Dağları Akiferi , 500-880 mhos/cm değerinde kondaktiviteye sahiptir.

Bir de üzerinde durulması gereken CaSO4 içerikli kondaktivite değeri 9000 mhos/cm’ye kadar ulaşan, aşırı tuzlu ve sert su ihtiva eden ve kısıtlı kullanım alanı olan jips akiferleridir.

Tüm akiferlerle ilgili olarak altı çizilmesi gereken husus, özellikle 1970’li yılların başından itibaren yaşanan kuraklık neticesinde yağışların, yeraltından çekilen suyun yerine konulmasında yetersiz kalması, bu nedenle, istinasız ülkedeki tüm akiferlerin yeraltısuyu seviyelerinde ciddi anlamda düşüşler kaydedilmiştir. Hatta bazı küçük akiferlerin kurak yaz aylarında zaman zaman tamamen kuruduğu durumlar olmuştur.

 

Tuzlanan kıyı akiferlerinin iyileştirilmesine yönelik yapılan projeler konusuna değinecek olursak, Güzelyurt bölgesinde; Yayla Sulama Projesi ve kısmi olarak da Güzelyurt Derivasyon Projesi’nden bahsetmek mümkündür. Ancak, Güzelyurt Derivasyon Projesi kapsamında yapımı planlanan Güneşköy Göleti’nin yapılmamış olması proje kapsamında gerçekleştirilen Lefke ve Çamlıköy regülatöründen sonra Güzelyurt Göleti’ne derive edilen suların, göletin kapasitesinin yetersizliği karşısında kısa sürede dolup taşarak denize ulaşması. Bunun yanısıra, yayla sulama projesinin uygulama safhasındaki eksikler ve yanlışlıklar neticesinde her iki proje bölgede etkili olamamış, aksine zaman içinde bölgedeki tuzlanmanın artarak devam etmesine neden olmuşlardır.

Tüm adanın su kaynakları açısından durumu nedir?

Akdeniz’in 3. büyük adası olan Kıbrıs, 9251 kilometrekarelik bir alana sahip olup, 3355 kilometrekarelik kuzey bölümünde Türkler yaşamaktadır. Ada’nın doğu-batı ucu arasındaki uzunluk 225 kilometre, kuzey-güney bölgeleri arasındaki mesafe ise, 96.5 kilometredir. Ada, jeolojik ve jeomorfolojik yönden incelendiğinde, ana hatları ile 3 birimden oluştuğunu görürüz. Adanın kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzanan Girne Beşparmak Dağları yer almakta, güney batısında ise Trodos Dağları ile bu iki dağ silsilesi arasında da Mesarya Ovası yeralmaktadır. Güneyde, 1951 metre ile Trodos Dağları zirvesindeki Olimpos Tepesi adanın en yüksek noktası durumunda iken, Beşparmak Dağları’ndaki Selvili Tepe, 1023 metre yüksekliktedir.

Yüksek Tepelik alanlar ile dağlık bölgeler ağırlıklı olarak Güney Kıbrıs’ta yer aldığından, yağış açısından da zengin bölgeler, topoğrafyaya paralellik gösterecek biçimde, güney daha bol yağış almaktadır. Nitekim, Girne Beşparmak Dağlarında, çok sınırlı alanlara 500-550 milimetre yıllık yağış düşerken, Güneyde yeralan Trodos Dağlarının neredeyse tamamı 500 milimetre civarı ve üzerinde yağış almakta, bu yağış değerleri dağın zirvesinde 1000 milimetrenin üzerine çıkmakta zaman zaman bu değerler, 1100 milimetreye ulaşmaktadır.

En az yağış alan bölge konumundaki Mesarya Ovası’nın büyük bir kısmı Türk tarafında yer almaktadır. Söz konusu bölgenin tamamında yağış değerlerini 300-350 milimetre arasında değişirken, Lefkoşa’nın kuzey-batı bölgesi ile Güzelyurt bölgesinin neredeyse tamamına 300 milimetrenin de altında yağış düşmektedir.

Hal böyleyken, KKTC’de içme-kullanma, tarım, endüstri ve diğer amaçlar için kullanılan suyun

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar