Son zamanlarda Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) hem iç siyasetinde hem de Bağdat’taki merkezi hükümet ile olan ilişkilerinde, bölgesel ve uluslararası gelişmelerin de etkisiyle yoğun ve çalkantılı bir siyasi gündeme sahne olmaktadır. Bir yandan KDP ve KYB’nin arasındaki stratejik anlaşma gereğince kilit idari pozisyonların değişimi gerçekleştirirken, diğer yandan da KBY merkezi hükümet üzerinden süren krizin sonlandırılmasına için çaba sarf etmektedir. Erbil’de bulunan Selahattin Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Dr. Sabah Suphi Haydar ile KBY siyasetinin iç dinamikleri, Arap Baharı’nın KBY’deki yansımaları, Amerikan askerlerinin çekilmesi, Irak krizinin geleceği, Neçirvan Barzani Hükümeti’nden beklentiler ile Türkiye ile ilişkileri ele aldık.
ORSAM: Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
Dr. Sabah Suphi Hayder: İsmim Sabah Suphi Hayder. Selahattin Üniversitesi Siyaset ve Hukuk Fakültesi Siyaset Bilimi Bölüm başkanıyım. Çalışma alanım siyasi partiler ve reform. Lisans, yüksek lisans ve doktoramı Selahattin Üniversitesi Siyaset Bölümü’nde tamamladım. Doktora eğitimim sırasında değişim programı ile Lübnan Beyrut Üniversitesi’nde çalışmalarda bulundum. Yüksek lisans tezimi Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasi partilerin sosyalleşmesi, ve doktora tezimi de İngiltere’deki İşçi Partisi, Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti ve Fransa’daki Sosyal Parti üzerine yazdım. Şu anda siyasi partiler, kitlesel medya ve kamuoyu dersleri veriyorum.
ORSAM: Hukuk ve Siyaset Fakültesi ORSAM olarak kısa süre önce ortaklık anlaşması imzaladığımız İnsan Hakları Araştırma Merkezi’ne ev sahipliği yapıyor. Bize İnsan Hakları Araştırma Merkezi ile ilgili bilgi verebilir misiniz?
Hayder: İnsan Hakları Araştırma Merkezi Mayıs 2011’de kuruldu. Başkanı, Hukuk ve Siyaset Fakültesi Dekanı Dr. Hüseyin Tefik’tir. Ben de merkezin bir üyesiyim. Araştırma Merkezi’nde insan hakları, kamu politikası, demokrasi, cinsiyet ve barış inşası gibi konularda uluslararası seminerler ve çalıştaylar düzenliyoruz. Ayrıca İnsan Hakları Araştırma Merkezi Kürt Bölgesel Hükümeti (KBH) İçişleri Bakanlığı personeline eğitimler veriyor. Ek olarak altı ayda bir Arapça, Kürtçe ve İngilizce makalelerden oluşan Hukuk ve Siyaset isimli bir akademik yayın çıkarıyoruz.
ORSAM: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (KBY) genel olarak politika belirleyici etkenler nelerdir? Örneğin ilk akla gelen kalıplaşmış yargılardan birini aşiretler oluşturuyor.
Hayder: Aşiretsel bağlantıların Kürt toplumsal hayatının bir parçası olduğu doğrudur. Fakat bu Irak’ın tamamında, hatta Ortadoğu’da da geçerlidir. Tarihsel olarak bakıldığında aşiretsel ilişkilerin Kürtler arasında siyasi hayatın bir parçası haline getirilmesi bir Baas Partisi politikasıdır. Baas, belirli aşiretleri ve bunların içindeki kişileri finansal açıdan desteklemiş, bu yolla kendisine sadakatlerini garantilemiş ve siyasi amaçlarına ulaşmıştır. Dolayısıyla KBY’nin siyasi hayatı 1991’de Baas politikalarından gelen böyle bir arka plan sonucu başlamıştır. 1996’da başlayan iç savaş ise otoriter bir yönetim kurulmasına neden olmuştur.
2003’ten sonra bazı prensipleri değiştirdik. Örneğin anayasa çok önemlidir. Anayasa halkımızı yönetmekte başvuracağımız bir prensipler rehberinin varlığı demektir. Başka önemli bir olgu da hilelerden dolayı henüz ancak yarı yarıya başarılı olan seçimlerdir. Bunlar bizim yeni aşama olarak adlandırdığımız, eski tarz siyasetin yerini alan sürecin göstergeleridir. İlk etapta serbest seçimler ve muhalefetin tanınması olmak üzere iki yönde eksikliğimiz vardı. Şimdi aktif muhalefet sayesinde etkin bir siyasi sürece sahibiz. Biz muhalefet, hükümetin şartıdır diyoruz. Bu süreç sayesinde, diğer her toplum gibi, kültürümüzü değiştirmeden eski tarz siyasetten modern ilkelere geçeceğiz. Siyaset Bilimci Gabriel Almond’un dediği gibi, bir siyasi sistemi anlayabilmek için sadece kurumları değil, kurumların işlevleri de önemlidir. KBY’de işlevsellik açısından, gelişme için potansiyelleri olsa da, ekonomik ve sosyal politika konularında kurumsallaşma problemimiz var. Örneğin Yüksek Eğitim Bakanlığı bu sorunla baş etmeye çalışmaktadır. Biz akademisyenler olarak üniversitelerin tam olarak işlevlerinin ne olduğunu bilmiyoruz; sadece diploma vermek midir? Biz akademi ve sivil toplum örgütleri arasında kurumsal yapıyı sağlamlaştırmak için köprü kurmak istiyoruz.
ORSAM: 2011 yılında KBY de Ortadoğu’nun geneli gibi hükümet karşıtı gösterilere sahne oldu. Hatta Süleymaniye’de gösteriler Libya ile aynı günde, 17 Şubat’ta patlak verdi. Bunun nedeni sadece Arap Baharı’nın etkisi miydi yoksa daha çok içsel bir mesele miydi?
Hayder: Süleymaniye’deki gösteriler Arap Baharı’ndan farklı olarak totaliter sisteme karşı düzenlenmiş gösteriler değildi. Bizim seçimler ve kitlesel medya gibi diğer birçok demokratik göstergemiz var. Özellikle 2009 seçimlerinden sonra Kürt halkının fikri değişti. Örneğin Goran (Değişim) Partisi hükümeti ve meclisi fesih etmek istiyor ama herhangi bir yargısal süreçle karşılaşmıyor. 1990’larda bu böyle değildi. Halk totaliter bir sistemimiz olduğunu düşünüyordu ama artık insanlar özgür bir zihniyete sahipler.
Protesto Türkiye gibi demokratik ülkelerde çok normal ve olağan bir şeydir. İstanbul’a her gidişimde Taksim Meydanı’nda hemen hemen her gün başka bir protesto olduğunu gördüm. KBY demokrasiye geçiş sürecini yaşamaktadır. Demokrasi için temelimiz ve kurumlarımız vardır. Bu yüzden Süleymaniye’deki Libya ile aynı gün başlayan gösterilerin sadece KBY’nin muhalefet partilerinin siyasi gündeminin sonucu çıkarıldığı söylemeliyim. Muhalefet partileri gösterileri Arap Baharı’na benzetmeye çalıştılar.
ORSAM: KBY siyaseti yürüten önemli kuvvetlerden biri iktidar partileri olan KDP ve KYB arasında yapılan stratejik anlaşma. Bu anlaşmanın doğası ve geleceği hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Hayder: İç savaştan sonra KDP ve KYB Amerika’nın da desteği ile bir anlaşmaya vardılar. En başından beri anlaşmada sorunlar vardı. Biri Erbil’de diğeri Süleymaniye’de olmak üzere iki hükümet vardı. Neçirvan Barzani başbakanlığındaki 5. Hükümet’in ilk işi, çok zor bir görev olan ikiye bölünmüş kurumları birleştirmek oldu.
Bu stratejik anlaşma seçimlerin doğal bir sonucudur. Seçimlere göre bu iki parti en büyük partiler olarak öne çıkmışlardır. Bugün hala iç savaş yıllarının izlerini taşıdıkları kolayca gözlemlenebildiği doğrudur. KDP ve KYB ilişkisi oldukça gergindir. Fakat bu işbirliği yapamayacakları anlamına gelmez. Birbirleriye yıllarca savaşmış da olsalar, daha uzun bir süre boyunca birlikte Baas rejimine karşı savaşmışlardı.
ORSAM: O halde bu, aralarında sorun olsa da ortak paydada birleşebildikleri anlamına geliyor. Bundan stratejik anlaşmanın sürdürülebilir olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz?
Hayder: KDP ve KYB aynı ideolojiye sahiptir. İkisi de milliyetçi ve laik çizgide partilerdir. Parti programlarını okuduğunuzda bir fark görmek neredeyse mümkün değildir. Fakat şunu unutmamak lazım ki 1990’larda KDP ve KYB İbrahim Halil sınır kapısından gelen gümrük gelirleri ve iktidar hırsı için savaşmışlardı. Bizim bulunduğumuz ortam her zaman çatışmaya elverişlidir. Örneğin şimdi de çok büyük bir çıkar faktörü olan, petrol meselesi var.
Dolayısıyla, bu anlaşma, adı üstünde, KBY’ye yönelik iç ve dış tehditlere karşı yapılan stratejik bir işbirliğidir. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerdeki diğer her anlaşma gibi sonsuza kadar sürmeyecektir. Her parti belli çıkarlar doğrultusunda diğer bir partiyle işbirliği yapabilir ve çıkarlar değiştikçe anlaşmalar da değişime tabidir. KDP ve KYB’nin diğer siyasi partilerle anlaşma yapmaları da muhtemeldir. Örneğin Kürt İslami Birliği (KİB) Türkiye’nin AKP’sini modellemek istemektedir. Dolayısıyla KİB’in KDP ile işbirliği yapıp birlikte seçimlere girmesi muhtemeldir. Şu anda KDP ve KYB, amaçları popülerliklerini test etmek olsa da Eylül 2012’deki vilayet meclisi seçimlerine ayrı gitmeye karar verdiler. Bu KYB’deki tüm siyasi partilerin amacıdır çünkü hiçbiri şuana kadar gerçek boyutlarını bilmemektedir. Ben stratejik anlaşmanın Temmuz 2013 parlamento seçimlerinde ortadan kalkacağını düşünüyorum.
ORSAM: Goran-KYB arasında bir anlaşma olasılığına nasıl bakıyorsunuz?
Hayder: Goran KYB’den ayrılan bir partidir. Dolayısıyla politikaları farklı olsa da aynı düşünceye sahipler. Goran şimdiye kadar istikrarlı bir parti olmayı başaramadı. Örneğin iki milletvekilinin partiden ayrılmasıyla sonuçlanan son kriz bu gerçeği gözler önüne serdi. İstikrarsız bir parti olarak KYB ile işbirliği yapması da dâhil olmak üzere herhangi bir adımı Goran’dan beklemek mümkündür. Bu anlaşma KDP için her zaman korku ifade etmiştir. Eğer Goran ve KYB işbirliği yaparsa bu KDP için Süleymaniye’de büyük bir yenilgi anlamına gelir. Fakat şunu belirtmeliyim ki Berham Salih’in başbakanlığı sırasında Goran 17 Şubat olayları gibi KYB başbakanlığı için çok büyük problemler çıkardı. Dolayısıyla KYB ve Goran arasında bir anlaşma en azından şimdilik olası görünmüyor. Şu anda KYB-KDP işbirliğinin devam etmesi KYB-Goran işbirliğinden çok daha olası görünüyor.
ORSAM: Bazı KYB üyelerinin KBY’nin anayasa tasarısını KDP’li Meclis Sözcüsü Kemal Kerküki’nin görevindeki son günlerinde yeniden meclisin gündemine taşıması iki parti arasındaki en son gerginliği oluşturdu. Bu konuda fikriniz nedir?
Hayder: Bu anayasa 2006 yılında tasarlanmıştı. Onaylanması referandum yapılmasına bağlıdır. Dolayısıyla şu anda bu konu dondurulmuştur. Fakültemizde anayasanın içeriği ile ilgili birçok seminer verdik. İçinde bulunduğumuz günler referandum için uygun değildir çünkü Irak’ta büyük bir kriz yaşanmaktadır. Maliki federalizme inanmıyor ve bu da doğal olarak KBY’nin anayasasına aykırı bir durum ifade ediyor.
ORSAM: KBY’deki siyasi partiler arasındaki değişime açık ittifaklar ve gergin ilişkiler Kürtlerin Irak Parlamentosu’ndaki konumlarını nasıl etkiler?
Hayder: Bağdat Hükümeti’nden Kürtlere yönelen tehdit karşısında Kürtler Irak Parlamentosu’nda çıkarlarımızı korumak için ortak bir duruş sergilemek zorundalar. KBY Parlementosu’nda siyasi partiler birbirleriyle 17 Şubat sonrası süreçte olduğu gibi bütçe veya basın özgürlüğü gibi konularda ne kadar tartışsalar da, Bağdat’ta Irak anayasasının 140. Maddesinin uygulanmasının garanti altına alınması gibi tüm Kürtleri birleştiren bir dava var.
Örneğin Haşimi krizinde Kürtler Irak Başbakanı Nuri Maliki’ye karşı bütüncül ve güçlü bir duruş sergilediler. Kürtler milli bir konferans düzenlenmesini önerdiler. Fakat eğer Bağdat Kürtlerin arasında fikir çatışması olduğunu hissederse, Kürtler de şuan oynamayı hedefledikleri rolün üstesinden gelemezler.
ORSAM: KBY Irak’ın federalleşmesine olumlu bakıyor. Sizce bu durum olası yeni Sünni federal bölgelerin sınırları içinde tartışmalı bölge topraklarının da bulunması nedeniyle bir çelişki arz etmiyor mu?
Hayder: Irak merkezi hükümetinin zayıflığından dolayı, Amerikan askerleri Irak’tan çekildikten sonra Sünni vilayetler federal bölge ilan etmeye başladılar. KBY Irak’ta federalizmi desteklemektedir fakat son tahlilde KBY için esas olan tartışmalı bölgeleri kazanmaktır. Biz Kürtler olarak hiçbir zaman Irak’a aidiyet duymadık. Dolayısıyla eğer Irak Sünni ve Şii bölgeleri olmak üzere parçalanırsa, biz tartışmalı bölgeleri elde ettiğimiz sürece, bu bizim için çok da önemli bir konu teşkil etmez.
Kürtler Sünnilerin ya da Şiilerin tartışmalı bölgeleri teslim edeceğine inanmıyor. Bu yüzden KBY çok dikkatli bir siyaset yürütüyor. Haşimi krizi boyunca KBY Musul ve diğer Sünni vilayetlerle iyi ilişkiler kurdu. Sünnilerle sınır komşusu olduğumuz için onarla iyi ilişkilerde olmamız çok önemlidir ama Şiilerle sınır paylaşmıyoruz.
ORSAM: Sadece Sünnilerle iyi ilişkiler kurmak, İran’ın Şiilere olan desteği göz önüne alındığında, tartışmalı bölgeleri tehlikeye sokmaz mı?
Hayder: Tabiî ki KBY Şii ve İran tehditlerine karşı bir denge politikası da yürütmelidir. KBY Haşimi’yi Maliki’ye teslim etmedi ama yurtdışına veya herhangi bir yere kaçmasına da izin vermedi. Dolayısıyla bu durum, Milli Konferans girişimi gibi KBY’nin oynadığı arabuluculuk rolünün yanı sıra, KBY’nin bu krizde Sünni ve Şiiler arasında yürüttüğü denge politikasını ortaya koymaktadır.
Buna ek olarak İran güç ve etkisinin daha uzun süre devam etmeyeceği görüşündeyim. İran uluslararası ambargo nedeniyle şuanda büyük bir ekonomik krizden geçiyor. Eğer İran Maliki’nin arkasındaki destek ise, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Amerika da Irakiye’yi ve diğer Sünnileri destekler. İran kısa süre sonra iç sorunları nedeniyle Irak üzerinde özgürce etki gösterme becerisini kaybedecek. Rejim değişimi de söz konusu olabilir. İran’ın sonu da Suriye’ye benzeyebilir. Bu sadece biraz zaman meselesidir.
ORSAM: Amerikan askeri birliklerinin çekilmesi sonrası Irak ve Ortadoğu’daki Amerikan gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hayder: Amerika Irak’ta hala etkindir ama etkinliği sadece gölgeden ibaret durumdadır. Buna rağmen KBY’de her bakanlıkta bir Amerikan danışman bulunuyor. Amerika’nın Ortadoğu’da daha büyük bir projesi var. Bu yüzden Suriye rejimi düştükten sonra, Amerika’nın daha etkin olacağına inanıyorum. İsrail ile birlikte Hizbullah ve İran arasındaki bağlantıyı kesmek için uğraşacaklar.
ORSAM: Irak’ın geleceğine ilişkin görüşleriniz nelerdir? Sizce Milli Konferans başarılı olacak mı? Irak’ın içine girmesi muhtemel iç çatışma sürecinde KBY’nin bağımsızlık ilan edebileceğinden bahsediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Hayder: Irak’ın geleceği konusunda olumlu düşünmüyorum. Milli Konferans’ın başarılı olacağına da inanmıyorum çünkü sorun iki parti arasındaki sorundan çok daha büyüktür. Sorun iki mezhep arasındadır ve derin tarihi kökleri vardır. Bundan 2-3 yıl sonra Irak’ta Sünnilerin ve Şiilerin homojen olarak yaşadığı yerlerde Sünni ve Şii bölgeleri oluşacağını düşünüyorum. Fakat temel problem Irak’ta Sünni ve Şiilerin birlikte yaşadığı orta bölgelerde yaşanacak.
Bağımsızlık KBY’nin planladığı bir şey değil. Kürtler Irak istikrarlı olduğu sürece Irak’ın içinde yer almak istiyor. Ayrıca Bağdat ile 140.maddenin uygulanmasına ilişkin sorunlarımız var. Eğer Irak’ta iç savaş çıkarsa bu hiçbir şekilde Kürt Bölgesi’ni bağımsızlığa götürmez. Irak Kürtleri sadece barış, refah ve haklarını istiyor.
ORSAM: Son olarak gelecek Neçirvan Barzani hükümeti ve bu yeni dönemde Türkiye ile ilişkilerle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Hayder: Neçirvan Barzani 16 Şubat’ta 7. Hükümete başkanlık etme görevini resmen devraldı ve 30 günlük hükümet kurma süresi de başladı. Şu anda Barzani KBY’deki siyasi gerginliği sakinleştirmeye çalışıyor. Bütçenin, peşmerge güçlerinin ve içişleri bakanlıklarının birleştirilmesi gibi birçok zorlu konu çözüme kavuşmayı bekliyor. İkinci bir konuyu ise muhalefet ile işbirliği yapmak oluşturuyor. 17 Şubat olaylarının yıldönümünde ciddi bir protesto gerçekleşmemesi muhalefetin daha uzlaşmacı bir tavır takındığını gösterdi.
Bunun dışında gelecek hükümet önümüzdeki vilayet ve parlamento seçimleri için hazırlıklarla meşgul olacak. Neçirvan Barzani açık görüşlü, yenilikçi bir kişi ve eski tarz siyaseti değiştirmek için, gençlere daha fazla rol vermek için çalışacaktır.
Kişisel olarak ben, Neçirvan Barzani’nin Türkiye ile ilişkileri geliştireceğine inanıyorum. Barzani’nin Türk hükümeti ve iş dünyası ile iyi ilişkileri vardır. Gelecekte Türkiye ve KBY arasında daha güçlü ilişkiler göreceğiz.
ORSAM: Görüşlerinizi ve zamanınızı paylaştığınız için çok teşekkürler.
*Bu röportaj 19 Şubat 2012’de Erbil’de gerçekleştirilmiştir.