Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Suriye Asıllı İşadamı Gazi Mısırlı (Gazwan Masrı) ile Söyleşi

“Türkiye’nin Şu An İzlediği Politika İleride Meyvesini Verecek”

 

Halep doğumlu Suriyeli işadamı Gazi Mısırlı 30 yıldır Türkiye’de yaşıyor. MÜSİAD’ın Başkan Temsilciliği görevini yürüten Mısırlı, Esad yönetimine muhalif duruşu ve Türkiye’deki Suriyeli muhalifler ile yakın ilişkisi ile biliniyor. Gazi Mısırlı aynı zamanda Türkiye’deki Suriyelilerin yaşadığı kamplar ile yakından ilgileniyor. Düzenli olarak kampları ziyaret eden Gazi Mısırlı ile Suriyelilerin durumunu, sıkıntılarını konuştuk. Mısırlı söyleşide Suriye sorununun gidişatına ve Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin görüşlerini de paylaştı.

 

ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?

 

Gazi MISIRLI: Ben Gazi Mısırlı. Suriye asıllıyım ve 30 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. İşadamıyım. Birçok sivil toplum kuruluşunda çalışmaktayım. MÜSİAD’da Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüm. Şu anda Başkan Temsilcisi olarak görev yapıyorum ve Ortadoğu’dan sorumluyum. Ayrıca IBF’in (Uluslararası İş Forumu) Başkan Yardımcısıyım.

 

ORSAM: Suriye sorununda oynadığınız rolü anlatabilir misiniz, ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

 

Gazi MISIRLI: Kendi ailenizden ölüm ve yıkım haberleri gelmeye başlayınca ister istemez kendi vatanınıza yardımda bulunmak zorunda kalıyorsunuz. Biz de Türkiye sınırına gelmeye başlayan insanlara yardım etmek için bölgeye yiyecek, temiz su ve giyecek ulaştırdık. Sonrasında Vali ile Suriyelileri sınırdan geçirme imkanı olup olmadığını görüştük. Ankara’dan bir karar çıktı ve insanlar bir spor salonuna alındılar. Başlarda 160 kişi gelmişti. Sonrasında 8000 kişi sınıra dayandı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu sınıra gelip manzarayı görünce çadır kentlerin kurulmasına karar verdi. İlk olarak Yayladağı’na çadır kent kuruldu ve Suriyeliler alınmaya başlandı.  Çok yağmurlu bir gecede 1800 kişi sınırdan içeriye alındı. Çadır kentlere insanlar yerleştikçe ihtiyaçlar doğmaya başladı. Yiyecek, giyecek gibi ihtiyaçların yanında dil konusunda sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Biz bu görevi üstlendik ve Türk hükümetiyle birlikte yakın bir çalışma başlattık. Şu an 140 binden fazla kişiyi barındıran 14 kamp var. Biz sadece kamplarda kalan insanlara değil ev tutup yerleşmiş insanlara da yardımcı olmaya çalışıyoruz. Şu an Hatay, Reyhanlı, Gaziantep, Kilis, Urfa ve Diyarbakır’da ev tutup yerleşen 70 bine yakın Suriyeli var. Bu insanlara ikamet çıkarmak için uğraştık. Hükümet 5 aylık ikamet verilmesi konusunda karara vardı. Şu an pasaportla gelen tüm Suriyelilere 1 yıllık ikamet verilmektedir. Sonrasında yaralı ve hasta olan insanlar gelmeye başladı. Yine dille ilgili sıkıntılar yaşandı. Sağlık Bakanımızla ve İl Sağlık Müdürleriyle birlikte işbirliği içinde Suriyeli doktorları getirdik. Hastalar ve doktorlar arasında iletişim kurulmasını sağladık. Yaralılar hastanelere gelip sorunsuz şekilde tedavi oluyor, sonrasında ya kamplara ya da özel dairelere alınıyorlar. Sonra da ya Suriye’ye dönüyor ya da kamplara alınıyorlar.

 

ORSAM: Türkiye’de kamplarda yaşayan Suriyelilerin temel sıkıntıları nelerdir? Çözüm amaçlı ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

 

Gazi MISIRLI: Türkiye daha önce 100 bin kişiyi alabileceğini duyurdu. Ancak şu an bombalama yüzünden köylerdeki tüm halk sınıra dayanmış durumda. Yaz mevsiminde insanlar sınırdan alınıp okullara yerleştirildi. Ancak okullar açılınca herkes yer değiştirmek zorunda kaldı.  Bu durumda 15-20 bin kişi alabilecek kapasitede yeni kamplar açıldı. Fakat iş kamp açmakla bitmiyor. Sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri, günlük ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyaçları karşılanıyor. Yani bir kampın kurulmasının sıfırdan bir şehir kurmaktan hiçbir farkı yok. Tuvaletler, banyolar, sağlık ocakları, çocuk parkları, televizyon salonları, eğitim odaları. Resmen 20 bin kişilik bir şehir kuruluyor. Şu an Ceylanpınar’daki kampta 24 bin kişi kalmakta. Türk hükümeti ve Kızılay ihtiyaçların karşılanması için verimli çalışmalar yapmaktalar. Benim gözlemlediğim en büyük eksik dil. Bazen Suriyeliler ve Türk çalışanlar arasında yanlış anlaşılmalar oluyor. Biz Türkiye’de yaşayan Suriyeliler olarak sürekli bölgeye gidip geliyoruz. Ayrıca psikologlar gönderildi ve çalışmalar yaptılar. Hazırladıkları raporlarda Suriyeli kadın ve çocukların 10 yıla kadar rehabilitasyona ihtiyaçları olduğu yazıyor. Bizim aklımızdaki sadece Esad’ın gitmesi değil, devrimden sonra yeniden kurulacak olan Suriye’nin nasıl kurulacağı olmalı. 2,5 milyon ev tamamen veya kısmen yok edilmiş durumda. 3 milyon kişi evini terk etmiş. Okullar, hastaneler, altyapı tamamen yok oldu. Bir bomba 1 km’lik bir alandaki evlerin tamamını yok ediyor. Yeniden imar için en az 10 yıla ihtiyaç var. Dünya böyle suskun kalmaya devam ettikçe yıkımlar artacak. Yıkılan bina tekrar yapılır, önemli değil. Ancak yıkılan insanlar ne olacak? Şu an 100-200 bin kişi sınırda bekliyor. Şu an sınır açılırsa günde 100 bin kişinin geçeceği tahmin ediliyor. Kamplarda 140 bin kişi var. Gelecek olan 100 bin kişi için en az 10 kamp açılmalı. Türkiye bunu kaldırabilir mi kaldıramaz mı tartışmak lazım. Asıl konu kış mevsimine giriyor olmamıza rağmen elektriklerin kesik olması. Sınırda bekleyenler soğukla mücadele ediyorlar. Arkadaşlarımız birkaç evi ziyaret ettiler. İki odalı bir evde 25-30 kişi yaşıyor. Bu insanlara un versen ekmek yapamazlar. Çünkü elektrikleri, mazotları yok. Biz yurtdışında yaşayan Suriyelilere sürekli söylüyoruz; para lazım, malzeme lazım, battaniye, çadır, elbise, ayakkabı lazım. Uluslararası herhangi bir yardım almıyoruz. Sadece Türkiye ve Suudi Arabistan’dan destek var. Hiçbir ülke Türkiye sınırında bekleyen Suriyeliler için el uzatmadı. Sağlık sorunlarını çözmek için Suriyeli doktorlar birlik olup sınırda hastaneler kurdular. Sınırdaki yaşam koşulları (soğuk, pis yaşam alanı, kirli sular) nedeniyle hastalanan insanlara o hastanelerde müdahale ediliyor. Yaralılar ise Türkiye içine alınıyor. Türkiye’nin tüm sağlık hizmetleri Suriyelilerin tamamına karşılıksız olarak sunulmuş durumda.

 

ORSAM: Siz Suriye’deki siyasi gelişmeleri de yakından takip ediyorsunuz. Suriye’de rejim ile muhalifler arasındaki mevcut güç dengesini ve yeni kurulan Suriye Ulusal Koalisyonu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Gazi MISIRLI: Son iki-üç hafta içinde Suriye’de büyük bir gelişme sağlandı. Özellikle kırsal bölgelerde muhalifler önemli ilerlemeler kaydetti. Şam’dan ve Halep’ten uzak olan şehirlerin tamamı muhalefetin eline geçmiş durumda. Kışlalar bile düşmeye başladı. En önemli askeri okullar dahi muhalefetin elinde. Meseleyi sonuçlandıracak yerin Şam olduğunu tüm devrimciler fark edip Şam’a doğru yöneldiler. Şam’da nitelikli operasyonlar yapılmaya başlandı. Şam havaalanının kuşatılması büyük bir olay. Çünkü havaalanının etrafında kışlalar var. Bu gelişmeler yaşandıktan sonra tüm televizyonlarda İran planı, Türkiye planı, Rusya planı çıkmaya başladı. Sonrasında Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faruk El Şara’nın bir televizyon kanalında demeci yayınlanıyor. Ancak bu demecin ona ait olup olmadığına dair bir bilgi yok. Bu planları incelediğimiz zaman herkesin yönetimin yakın bir zamanda düşeceğini düşündüğünü görüyoruz. Son iki gündür Rus basını takip ettiyseniz, tüm Rus vatandaşlarının, basın mensuplarının Suriye’den çıkmaya başladıklarını görmüşsünüzdür. Demek ki Rusya bile güvenini kaybetti. Uluslararası arena şu anki yönetimin düşmesi halinde yeni yönetimde kimlerin olacağını tartışmaya başladı. Muhalifler arasında herhangi bir birlik yok. Askeri birliklerin farklı farklı komutanları var. Siyasi kanatta Ulusal Konsey var ancak ona güvenilmediği için Suriye Ulusal Koalisyonu oluşturuldu. Şu an Koalisyon Suriye Konseyi’nin bir sene önce attığı tüm adımları sıfırdan atmaya başladı. Koalisyon ne zaman meclisin yerini alabilir? Ne zaman devletler taahhütlerini yerine getirirse o zaman siyasi bir yapı görülebilir. Eğer devletler taahhütlerini yerine getirmezlerse Suriye Konseyi ve Koalisyonu arasında hiçbir fark olmayacaktır. Şu an büyük bir uluslararası suç işlenmekte. 20 aydan beri sürekli yıkım, sürekli ölüm var. Suriye yıkılıyor ama devletler aciz kalıyor. Suriye halkı; Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar hariç tüm devletleri suçluyor. Batılı ülkeler ve bazı Arap ülkeleri işlenen suça sessiz kalıyor. Suriye halkı bunları unutur mu bilemiyorum. Muhalefet tarafından yazılan yazılarda devletlere karşı büyük öfke var. Örneğin, Irak. Senelerce ambargo içinde kaldı. Ellerinde kimyasal silah olduğu iddiası ile yok edildi. Suriye’nin yetkili ismi çıkıp; “elimizde kimyasal silah var. Gerekirse kullanırız” diyor. Batı tamamen ikiyüzlü davranıp, harekete geçmiyor. Ancak Suriye halkı bu oyunu anlamış durumda. Suriye halkı zaferi kendi çabalarıyla kazandıktan sonra Batılı devletler çok zorlanacaklar.

 

ORSAM: Rejim ile muhalifler arasında siyasi bir uzlaşının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? Devletin bütünüyle çökmediği ve siyasi alanda muhaliflere alan açıldığı bir uzlaşı mümkün müdür, yoksa bu çatışma rejim her unsuruyla yıkılana kadar devam eder mi?

 

Gazi MISIRLI: Ben kendi görüşümü söylemek istemiyorum. Ancak Suriye muhalefetinin okuduğum yazılarından ve görüştüğüm insanlardan anladığım genel kanıyı paylaşacağım. Şu anda uzlaşmaya varabilecek kahraman yok. Şu an sadece Haysem Menna bunu savunuyor. Kendileri bir senedir İran ve Rusya’ya uzlaşmak için gidiyor. Madem bu ülkeler anlaşmak istiyor neden anlaşmadılar? Şu an mücadele veren Suriye halkının Beşar Esad yönetimiyle aynı masaya oturma imkanı yok. Ölür, ama uzlaşmaz. Bu halk, 50 binde fazla insan, 3 binden fazla kadın öldüren, 2,5 milyon evi yıkan, 3 milyon insanı evini terk etmek zorunda bırakanlarla aynı masaya oturmaz. Ben muhalefetin içinde bunu yapabilecek bir insan bile görmedim. Rusya ve İran hala oturup uzlaşmaktan bahsediyorlar. İnsanlar bu rejimi iyi tanıyorlar. Şu an oturup anlaşsalar bile ileride öleceklerini hepsi biliyor. Zaman geçip hapishanelerde öleceklerine meydanlarda savaşarak ölmeyi tercih ediyorlar. 1980 yılından bugüne kadar hapse giren insanlardan hiç haber alınamadı. Aileleri hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyor. Olaylardan önde Suriye’de 56 bin kayıp dosyası vardı. Bu kayıp dosyalarının içinde yalnız Suriyeliler değil, Ürdünlüler, Filistinliler, Lübnanlılar var. Onlardan bile haber alınamadı. Bunlar bilinirken halk kime nasıl güvenecek? Hiç kimse sadece Beşar’ın gitmesini istemiyor. Bu nedenle yönetim, istihbarat birimleriyle birlikte yok olmadıkça bu savaş bitmez. Devrimcilere 20 aydan beri ne silah ne de destek veriliyor. Hepsi kendi imkanlarıyla bu savaşı sürdürmeye gönüllü. Son 1 aydır tüm gerekleri içeriden temin ettiler. Suriye’de dünya kadar silah var. Batı devrimcilere silah gitmesin diye ambargo yaptı. Ama Suriye yönetimine Irak’tan, Rusya’dan, İran’dan uçaklarla silah desteği geldi. Bu gelen silahlar şu an muhalefetin eline geçiyor. Tanklar bile ele geçirildi.  Suriye Batı için stratejik ve coğrafi olarak önemli bir yerdeyse ve ileride ne olacağından korkuluyorsa en acil şekilde bir şeyler yapılmalı. Uzlaşma ihtimali yok. Çünkü artık tek bir lider yok. Her şehrin, her köyün, her mahallenin lideri var, ordusu var, silahı var, parası var. Herkes kendini savunmak için uğraşıyor. Suriye ordusu karadan tamamen çekilmiş durumda. Sadece havadan bombalama yapabiliyor. Humus’tan Şam’a, Halep’e destek vermek gibi bir imkanları yok. Tüm malzemeleri, tankları oldukları yerde kalıyor. Sadece helikopterlerle ve uçaklarla öldürüyor. Özellikle saldırıyor demiyorum çünkü bu yapılan öldürmektir. Uçaklardan TNT ile dolu bir varil atılıyor ve mahalle yok ediliyor.  Bu nedenle Suriye halkının onlardan herhangi biriyle anlaşmasının imkanı yok. Herkes tek bir cümlede birleşti; “Suriyelilerin kanıyla dolaşan kimseyle masaya oturmayız”.

 

ORSAM: Türkiye’nin Suriye politikası hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Gazi MISIRLI: Ben sürekli Suriye halkıyla ve Suriye muhalefetiyle görüşüyorum. Herkes Türkiye’nin yardımlarının farkında. Önceden Suriye hükümeti ve Türkiye hükümeti birlikte çalışırken büyük kazanımlar sağlamıştık. Ticaret hacmimiz 300 milyon dolardan 2.4 milyar dolara kadar yükseldi. Türk yatırımcılarının 1 milyar dolar yatırımı var. Türkiye şu an halkıyla birlikte Suriye’ye destek vermekte. Ancak Suriye yönetimi İran’ı dinledi ve Türkiye’yi düşman olarak gördü. Bu tarihi bir hatadır. Şu an Beşar Esad; “kusura bakmayın Dışişleri Bakanı, siz benimle 6 saat toplantı yaptınız ve ben kabul ediyorum” dese bile bu hatadan dönüş yok. Açık ve net söyleyebilirim ki şu anda Suriye halkının Türkiye’den başka bir dostu yok. Türkiye mültecilere destek veriyor, lojistik destek veriyor, sınırda bekleyen Suriyelilere destek veriyor. Tüm bunları -birkaç gıda yardımının dışında- destek almadan yaptı. Türkiye şimdiye kadar 400 milyon dolardan fazla para harcadı. Türkiye’nin yaptığını dünyada başka kimse yapmadı. Bu nedenle Suriyelilerin ve Türkiyelilerin kaderi bir. Tüm Türk halkından –özellikle sınırdaki şehirlerde yaşayan insanlardan- Allah razı olsun. Kapılarını Suriyelilere açtılar. Sivil toplum örgütleri her zaman maddi manevi destek oldular. İleride görülecek ki biz tekiz, biz beraberiz, biz bir aileyiz. Türkiye’nin şu an izlediği politika ileride meyvasını verecek.

 

ORSAM: Çok teşekkür ederiz.

 

* Bu söyleşi ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan tarafından 21 Aralık 2012 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.  

      

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar