Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

SURİYE ULUSAL KONSEYİ ÜYESİ VE ŞAM DEKLERASYONU TÜRKİYE TEMSİLCİSİ DR. HALİT HOCA İLE RÖPORTAJ

Halit Hoca, 1980’li yıllarda Suriye’yi terk etmek zorunda kalarak Türkiye’ye yerleşen bir aileden geliyor. Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan Hoca, Suriye’de ayaklanma çıkması ile beraber muhalefetin en aktif üyelerinden biri konumuna geldi. Şam Deklarasyonu Temsilcisi olarak Suriye Ulusal Konseyi’nin Dış İlişkiler Komisyonu’nda görev yürüten Halit Hoca ile Suriye’deki olayları, Suriye muhalefetinin durumunu, çözüm yollarını ve Türkiye’nin Suriye konusundaki pozisyonunu konuştuk.
 
 
Röportaj: Oytun Orhan, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
 
 
ORSAM: Öncelikle kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?
 
Halit Hoca: İsmim Halit Hoca. 1965 Şam doğumluyum. 15 yaşıma kadar Şam’da büyüdüm. İlk ve ortaokulu Şam’da bitirdim. Lise dönemimde, 1980’deki olaylar sırasında Suriye’yi terk etmek zorunda kaldım. Liseyi Libya’da, üniversiteyi Türkiye’de bitirdim. O dönemden beri Türkiye’de yaşamaktayım. Ama sık sık Arap ülkelerine gidiyorum. Şu an Suriye Ulusal Konseyi’nin Dış İlişkiler Komisyonu Türkiye Temsilcisiyim.
 
Suriye’de yaşananlara ilişkin güvenilir bilgi alma konusunda sıkıntı yaşanıyor. Suriye’de gerçek anlamda sizce ne oluyor ve ayaklanmanın gerçek sebepleri nelerdir?
 
Suriye’de 2011 Mart ayında Dera’da protesto eylemine çıkıldığı zaman insanların akıllarında ve söylemlerinde Esad’ın düşürülmesi yoktu. Fakat bu hareketin aşırı şiddetle bastırılmaya çalışılması, çocuklara işkence edilmeye başlanması, Hamza Hatip’in işkence altında öldürülmesi, daha sonra bunun defalarca tekrarlanması, oturma eylemi yapan insanların üzerine ateş açılması öncelikle Suriye halkında, sonra da tüm dünyada şok etkisi yarattı. Zira Batı görünümlü bir ailenin devlet iktidarının başında olması ve böyle vahşi bir şekilde davranması Suriyelilerden çok öncelikle Batılıları şaşırttı. Aslında Batı –Türkiye de dahil- Esad’dan umutluydu. Buna karşın Esad, Batı’nın umudunu boşa çıkardı ve sonuçta babasından farklı olmayan vahşi bir diktatör olduğunu ortaya koydu. Tüm bunların sonunda halk, “en ufak bir reform isteği böyle karşılanacaksa o zaman bu rejim devam etmesin” dedi. Ve rejimin düşürülmesi için sloganlar attı. Bu süreç içinde sadece Suriye rejimi değil, zamanında Suriye rejimiyle ilişki kurmuş olan, Suriye’yle dost olan ülkeler de bu hareketin bastırılabileceğini düşünüyordu. Halkın rejimle ilişkisini tamamen koparması ve 40 yıldır köle muamelesi gören halkın, isteklerini özgürce ifade etmesi, halkın kendini efendi gibi hissetmesine neden oldu. Arap Baharı’nı yaşayan Tunus’un, Libya’nın, Mısır’ın girdiği sürece Suriye de girdi ve kendini efendi hisseden halk rejimin düşürülmesini istedi. Artık şehitler de veren halk korku eşiğini aşarak, “benim istediğim olacak” demeye başladı. Süreç bu şekilde gelişti. Bu dönemde Türkiye’nin Esad’ı ikna etme konusunda kimi zaman nasihat bazan da telkin bazında birçok girişimi oldu. Fakat Esad her seferinde yalan söyleyerek kandırdı. Türkiye’den durumu düzeltmek için istediği süreleri kendi yararına kullandı ve halkı öldürmeye devam etti. Türkiye şiddetin artarak devam ettiğini görünce Esad’la ilişkisini kesti ve henüz oluşumu yeni tamamlanan Suriye Ulusal Konseyi’ne yöneldi. Şu an sadece Türkiye değil tüm dünya Suriye Ulusal Konseyi’ne yönelmiş durumda. Dünya, Esad’ın artık çözümün değil, sorunun bir parçası olduğunu gördü. Çözümü halkın temsilcileriyle aramaya yöneldi ve Ulusal Konsey ile irtibata geçti. Bu arada yeni bir süreç yaşandı. Özgür Suriye Ordusu kuruldu. Dera’da önce Mahir Esad’a bağlı birlikler kullanılıyordu. Fakat protesto hareketi büyüyüp geliştiği için Suriye Ordusu kullanılmaya başlandı. Ordunun %80’i Nusayri azınlık dışındaki gruplardan oluşmaktadır. Tamamen Sünni ve diğer azınlıklardan oluşmaktadır. Fakat yine de % 20’nin hakimiyeti çok etkiliydi. Çünkü istihbarat birimlerinin de ordu üzerinde etkisi söz konusu. Bu ordu ne zaman ki halk üzerine gönderilmeye başladı, o zaman ayrılmalar başlandı. Böylece “Özgür Suriye Ordusu” ortaya çıktı. Halk hareketi barışçıl protesto eylemleriyken Özgür Suriye Ordusu’nun denkleme katılmasıyla silahlı mücadeleye dönüştü. Zamanla Suriye Ordusu’na halk tarafından misyon yüklendi: Bir Cuma gününe “Özgür Suriye Ordusu beni koruyor” adı verildi. Bu demek ki Özgür Suriye Ordusu’nun görevi saldırmak değil korumaktı. Aynı halk siyasi açıdan da Suriye Ulusal Konseyi’ni seçti. Yani halk siyasi temsilcilik hakkını Suriye Ulusal Konseyi’ne koruma hakkını da Özgür Suriye Ordusu’na verdi. Fakat sizin de takip ettiğiniz üzere Suriye iktidarı artık farklı bir stratejiyle hareket etmekte. Tanklar, helikopterler, ağır silahlar kullanılmakta. Örneğin bugün Humus’un bombardıman altındaki 18. günü.
 
Rusya ve Çin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Arap Birliği planını veto ettiler. Suriye muhalefeti açısından bundan sonraki aşama nedir?
 
Biz Suriye Ulusal Konseyi olarak bu krizden kurtulmak için siyasi çözüme yöneldik. Ve Arap Birliği’yle beraber, Türkiye’nin de desteğiyle bir yol haritası oluşturduk. Bu harita kendini Arap inisiyatifinde gösterdi. İkinci inisiyatif çerçevesinde Suriye dosyasını Güvenlik Konseyi’ne götürdük. Arap Birliği’nin gerek gözlemciler bazında gerekse diplomatik bazda birçok girişimi başarısız oldu. Güvenlik Konseyi’nde de başarısız olununca tek siyasi çıkış yolumuz BM Genel Kurulu’na dosyayı götürmekti. Bizim buradaki amacımız Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın ve Çin’in vetosuna takılan Arap inisiyatifinin içindeki kararların aynılarının BM Genel Kurulu’ndan geçirilerek meşruiyet kazandırılmasıydı. Ki bunu sağladık. 137 ülke lehte, 12 ülke aleyhte oy kullandı. 40 küsur ülke ise çekimser kaldı. Sonuçta ezici bir çoğunlukla kararlar geçti. Bu bundan sonra Arap inisiyatifi çerçevesinde Suriye konusuna dahil olmak isteyen ülkelerin bu çerçevede meşruiyetleri olduğu anlamına gelir. Ülkeler bu meşruiyeti arıyorlardı. Önümüzdeki Cuma günü Tunus’ta bir toplantı olacak. Bu sürecin ikinci adımı olarak “Suriye’nin Dostları Grubu” bir araya gelerek Arap Birliği inisiyatifini uygulamak için bir mekanizma oluşturacak.
 
Hem uluslararası toplumu hem de Türkiye’yi daha sert müdahaleden alıkoyan en önemli faktörlerden biri Esad sonrasının kestirilemiyor olması. İç savaş, kaos, bölünme senaryoları sıkça tartışılıyor. İlk olarak Suriye sorununun barışçıl bir şekilde çözülme şansı kalmış mıdır ve ikinci olarak da askeri çözümün Suriye’de ne gibi riskler yaratacağını düşünüyorsunuz? Korkular gerçekçi midir?
 
Barışçıl bir çözüm vardır. Bu da Arap inisiyatifi kararlarınca Esad’ın yetkilerini vekiline yani Faruk Şara’ya devretmesi iyi bir çıkış yoludur. Bu süreci Rusya ve Çin de kabul etmektedir. Rusya ve Çin’in önceliği Esad’lı bir süreç olması. Ama bunu artık ne Suriye halkı ne de uluslararası ortam kabul etmekte. Tabi ki riskler mevcuttur fakat ben risklerin çok az düzeyde olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte Esad’ın düşürülmesi adına gerek Suriye halkına gerekse “Özgür Suriye Ordusu’na savunma amaçlı destek sağlanması, insani yardım koridorunun açılması ve uçuşa yasak bölge ile güvenli bölgenin oluşturulması gerçekleştirilirse ve bütün bunlar uluslar arası barış gücü askerleri tarafından kontrol edilirse,  iç savaş ve çatışma riski azalacaktır. Bu bir paket halinde ele alınmalı. Bu sayede akan kanın durması daha hızlı olur. Süreç kısalır ve Esad rejiminin düşüşü hızlanır.
 
Uluslararası toplumu kaygılandıran bir başka konu hem siyasal hem de askeri muhalefetin kendi içinde parçalanmış olması. Bu parçalı yapı içinde Suriye Ulusal Konseyi’nin gücü ve yeri hakkında ne söylemek istersiniz? Birçok farklı yapının bir araya gelerek ortak hareket etme şansı var mıdır? Yakın zaman önce ABD Genelkurmay Başkanı “muhalefetin özünü anlamadan silah verme konusunda çekimseriz şeklinde” bir açıklama da yaptı. Bu tür kaygıları nasıl giderebileceğinizi düşünüyorsunuz?
 
Suriye’de 40 yıldır bir dikta rejimi sürmekte. Bu nedenle Suriyelilerin muhalefet ve siyaset konusunda yeterli tecrübesi bulunmamaktadır. 4 ay gibi kısa bir sürede maksimum çaba harcanarak “Suriye Ulusal Konseyi” adı altında bir platform oluşturuldu. Şu anda muhalefetten birleşmesi isteniyor. Bunlar süreç gerektirir. Dünyanın hiçbir yerinde muhalefeti tek çatı altında toplayamazsınız. Libya’daki süreç farklıydı. Orada bir muhalefet yoktu. Sadece birkaç kişiden oluşan grup bir odada toplantı yaptı ve “Libya Geçici Konseyi” olduklarını söylediler. Ve tüm dünya bunları tanıdı. Suriye’de süreç bu şekilde işlemedi. Klasik siyasi figürler ve akımlar çağırıldı, diasporada oluşturulan konferanslar silsilesi ile Suriye Ulusal Konseyi ile sonuçlandı ve böylece bir muhalif yapı ortaya çıktı. Bu tabi ki siyasi bir süreç ve devam eden bir süreç. Hiçbir zaman bu nihai bir oluşum değildir. Zaten Suriye Ulusal Konseyi bunu ifade ediyor.  Halen katılımlar da sağlıyoruz. Ancak bazı gruplar muhalif oldukları halde Esad’ın önerdiği reform sürecini çözüm olarak görüyorlar. Kimileri  de Esad’la olmayacağını söylüyor. “Suriye Ulusal Konseyi” çeşitli parti ve mezheplerin bulunduğu bir yelpazeyi andırıyor. Şu an hem Arap Birliği, hem Türkiye hem de uluslararası toplum iletişimi bizimle sürdürmektedir.
 
Türkiye’nin bu süreçteki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Türkiye bu süreçte çok emin ve çok sağlam bir yolda ilerledi. Esad’ın çözüm olamayacağını anladıktan sonra muhalefete yöneldi. Sürecin başında iki tarafa eşit mesafede davrandı. Siyasi çözüm yollarını çok zorladı. Maalesef bu süreç tıkanınca Türkiye muhalefetle beraber hareket etmeye başladı. Aslında Türkiye hala siyasi süreci zorlamaktadır. Tunus Toplantısı’nda da yine siyasi çözümler üzerinde duruldu. Siyasi çözümler çerçevesinde bahsettiğimiz şartlar ele alınacak. Yoksa askeri bir sürece gitmiyor, zorlamıyor Türkiye. Ancak Sayın Başbakan da ifade ettiği gibi eğer Esad katliamlara devam ederse, ki şu an Humus’ta katliam yapılmakta, Türkiye sessiz kalmayacağını göstermiştir. Şu an “Özgür Suriye Ordusu” adında bir yapı var. Doğru, bu yapı bölünmüş durumda ve Suriye’deki mevcut zor şartlar nedeniyle birbirleriyle iletişim sağlayamamaktadır Bunların elektronik araç gereç, medikal malzeme ve savunma amacıyla kullanılacak silahlarla donanması ve tek komuta zinciri sağlanıp organize hareket edilmesi sağlanırsa Özgür Suriye Ordusu çerçevesinde çözüm sağlanacaktır.
 
Sayın Hoca çok teşekkür ederiz.
 
 
* Bu röportaj ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından 20 Şubat 2012 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.
 

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar