Hişam El Hatip’in ailesine iç savaş öncesi uzun yıllar baskı uygulanmış. Amcaları yıllarca cezaevinde yatmış ve tutuklu oldukları süre boyunca işkence yapılmış. Sanid El Hayriye adlı bir yardım kuruluşunda çalışıyor.
ORSAM: Kendinizi ve Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı anlatır mısınız?
Hişam El Hatip: Adım Hişam El Hatip. İdlip’in Kafer Nebil ilçesine bağlı olan Muarrat Hurama köyünden geliyorum. 2007 yılında Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Babam ve dedem hatip olarak çalışmışlardı.
ORSAM: Devrimin nasıl başladığını ve devrimde üstlendiğiniz rolü anlatabilir misiniz?
Hişam El Hatip: Devrim uzun zaman önce başladı. Köyümüz sabırsızlıkla bu devrimin gerçekleşmesi için bekliyordu. Ailem 1980’li yıllarda çok zor koşullarla yüzleşmek zorunda kaldı. Amcam İbrahim El Hatip, 11 yıl cezaevinde kaldı. Bir diğer amcam Abdülrezzak El Hatip de 6 yıl cezaevinde yattı. Tutukluluk süresi boyunca onlara çeşitli işkenceler yapıldı. Bu yüzden devrim başladığında devrime katıldık. İmam olarak Şam’ın Sidi Mukdad Mescidi’nde çalışıyordum. Her zaman hutbelerim ve dini vaazlarımda zalimlere işaret ediyordum. Bence bu devrim iman ile kâfirler arasında yaşanan bir savaştır. Bizlere 42 yıl boyunca baskı uygulanmıştır. Hiçbir zaman görüşlerimizi özgürce ifade edemedik.
Önce gösterilere katıldık. İmam ve hatip olduğum için kendi yaşadığım bölgede gösterilere katılamadım. Tutuklanmamak ve güvenliğimi sağlamak adına Berza bölgesine gidip oradaki gösterilere katılıyordum.
2011 yılının Mayıs ayının başlarında, El Hasan Mescidi’nde cuma namazından sonra yüzlerce vatandaş gösteri düzenledi. Ben de onlarla katıldım. Şebihalar ve güvenlik güçleri tarafından tutuklandık. Önce küçük bir arabaya bindirildik. Yol boyunca dövüldük. Aramızdan bazılarının omuzu kırıldı. Emniyet Müdürlülüğü binasına götürüldük ve binanın üç kat aşağısına indirildik. Her birimizi ayrı odalara koydular. Odaların boyutu bir metre kare kadardı. Günde sadece bir kez tuvalete gitmemize izin veriyorlardı. Yemekler çok kötüydü. Beş gün boyunca ailem ve nişanlım hakkımda bilgi edinemediler. Günlerden bir gün kırık boruları tamir etmek için kaldığımız yere bir tamirci geldi. Gelen kişiyi bir yerlerden tanıyordum. İsmini hatırladım ve ona seslendim. Bir saniyeliğine benim olduğum tarafa baktı ama kameralar olduğu için korktu. Daha sonra yanındaki arkadaşlarına kameraların önünde durmalarını rica ederek yanıma geldi. Kim olduğumu tam olarak anlayınca da malzeme eksik bahanesiyle hemen oradan ayrıldı ve aileme haber verdi. Aynı gün kimliğini açıklayamayacağım bir kişi geldi ve benimle ilgili olarak şube müdürü ile görüştü.
Tek başıma kaldığım hücreden hapishanede bulunan diğer tutukluların beraber kaldığı bir koğuşa gönderildim. Koğuşlardaki durum her ne kadar çok kötü olsa da en azından sohbet edecek birilerinin olması iyiydi. Ayrıca istediğim zaman tuvalete gidebiliyordum.
Gösterilere katılmak suçundan ötürü tutuklanan üç kişiydik. Diğer tutuklular hırsızlık ya da uyuşturucu ticareti gibi suçlardan ötürü tutuklanmıştı. Bu tutuklular bize kızıyor, “Neden gösterilere katıldınız ey şerefsizler?” diye küfür ediyorlardı. İşkence odasında çeşitli işkence aleti gördüm. İşkence gördüğüm sırada “Hani gösteride ya Allah diyordun. Senden başka kimsemiz yok diyordun. Hadi şimdi gelsin sizi kurtarsın.”diyorlardı. İşkence yapanların yanında İdlip’ten gelen bir subay bulunuyordu. Bu subay parmak izini aldıktan sonra seni işkenceden kurtaracağım dedi. Dediğini de yaptı. Ertesi gün bizleri siyasi büroya götürdüler. Facebook sayfası olanları ise tekrar tutukladılar. Geri kalanları savcılığa sevk ettiler. Savcının önünde bana yöneltilen suçları reddettim. Sonra beni serbest bıraktılar.
ORSAM: Suriye’de Facebook’ta profil sahibi olmak suç mu sayılıyor?
Hişam El Hatip: Evet, bu bir suç olarak kabul ediliyordu. Biri ekonomi diğeri iki yıllık yüksek okul okuyan iki öğrenci bu suçtan ötürü tutuklandı.
Serbest bırakıldıktan sonra devrim çalışmalarına geri döndüm. Yaşadıklarımın da etkisi ile organizeli bir şekilde faaliyet göstermeye başladım. Önce 15 kişi anlaşarak Humus’a ilaç kaçırmaya başladık. Daha sonra gıda temin etmeye başladık. Bunları yaparken de karşı tarafa hiçbir zaman gerçek isimlerimizi vermedik.
26 Aralık 2011 tarihinde Filistinli bir arkadaşım ile mescitte kitap okuyorduk. Bu arkadaşım daha sonra Emeviyyin Tugayı’nda tabur sorumlusu oldu. İki kardeşi de şehit olmuştu. Bir anda Şebihaya ait bir kişi mescide girdi. Dışarıda birkaç dakikalığına benimle konuşmak istediğini söyledi. Dışarıya çıkınca beni tutukladılar. O anda ilaç kaçırdığımızı öğrendiklerini düşündüm. 100’den fazla kişinin tutulduğu bir odaya götürüldüm. İşkenceden yeni çıkmış biri gelip yanıma oturdu. Bir süre konuştuk ve bana kendine yapılan işkenceleri anlattı. Daha sonra beni de sorguya aldılar. Sorgu da anladım ki ordu mensuplarını öldürme teşebbüsü ile suçlanıyordum. Bana yöneltilen suçlamaları reddettim ve ifademi bu şekilde imzaladım. Tekrar cezaevine götürüldüm. Tutukluların bazıları Sudanlı bazıları ise Lübnanlıydı. Bunları rastgele tutuklamışlardı. Bu nedenle halk arasındaki tepki giderek artmaya başlamıştı. Güvenlik güçleri keyfi bir şekilde her aileden birilerini tutukluyor ve halkın arasında korkunun yayılmasını amaçlıyordu. Ancak bu politika tam tersi bir durum ortaya çıkardı. Devrime katılım giderek arttı. Duyduğum bir hikâyeye göre 19 yaşında bir kızın keskin nişancı tarafından öldürülmesinin ardından 200 kişilik sülalenin tamamı devrime katılmıştır.
Ertesi gün bana yöneltilen suçlamalar değişti. Bu defa da silah taşıdığımı ve ordu mensuplarını öldürme olaylarına karıştığımı iddia ettiler. Daha sonra ise Şeyh Ramazan Buti için sorgulandım. Neden onun gibi ılımlı biri olmadığımı sordular. Şeyh hakkında olumlu konuştum ve onun hocam olduğunu ifade ettim. Sorguyu yürüten subay bana inanmadı. Falakaya yatırıp 120 sopa vurdular. Bilincimi kaybedip bayılmışım.
O günlerde Suriye’ye Arap gözlemciler gelmişti. Cezaevlerini ziyaret etmeye başladılar. Cezaevi müdürü geldi ve Cumhurbaşkanı’ndan af kararı çıktığını söyledi. O zaman tutukluları başka bir cezaevine nakletmek istediklerini anladım. Gerçekten de böyle oldu. Cezaevinden işkence izlerini temizlemeye başladılar. Biz tutukluları ise Neche diye adlandırılan Emniyet Eğitim Merkezi’ne götürdüler. Orada çeşitli insanlarla karşılaştım. Mesela Sari Fadda adlı bir şarkıcıyı orada tutuklu gördüm. Hâlbuki bu şarkıcı hep Beşşar Esed için şarkılar söylüyordu. Rejim ne dost ne de yanlı tanıyordu.
Tutukluluğumun 5. gününde beni ve Muhammet Suyufi adlı bir tutukluyu çağırdılar. Ali Memluk tarafından bizler için istisna kararı geldiğini ve serbest bırakılacağımızı söylediler. Ardından bizi mahkemeye çıkardılar. Dört gün sonra serbest bırakıldık.
Cezaevinden çıktığımda annemin hastanede ve komada olduğunu öğrendim. Hemen annemin yanına gittim. Yanında olduğumu hissetmiş olacak ki gözlerini açtı. Ancak felç olduğu için hareket edemedi. Şam’a geri dönmek zorunda kaldım. Ama her gece rüyamda annemi görüyordum. 20 gün sonra annemim vefat haberi geldi.
Şam’da devrim faaliyetlerine katılmaya devam ettim. Aynı grupla irtibata geçtim. Bu defa silah kaçırmaya başladık. Çalışma alanımız Şam’ın Kazzaz bölgesindeydi. Ancak riskli bir bölge olduğu için silahları başka yerlerde saklamaya başladık. El bombası ve çeşitli hafif silahları kaçırıyorduk.
Ramazan akşamı eve geri döndüğümde semtimize askeri konvoyun girdiğini gördüm. Konvoy 12 tank ve sayılamayacak kadar çok Şebiha güçleri vardı. Önce semt başında bulunan trafoyu patlattılar. Seyide Zeynep bölgesinden gelen Şiiler 6 kişiyi öldürdüler. Semtin 15 yaşından büyük olan gençleri harekete geçti. Kendi imkânlarıyla temin ettikleri silahlarla meydana indiler. O zaman depoladığımız silahın zamanı geldiğini anladık. Depoları açtık ve silah dağıtmaya başladık.
İlk tutuklanacak kişi olacağımdan semtten kaçtım ve Dera’ya gittim. Oradan da köye geçtim. Köyüm kurtarılmış bölgenin içindeydi. Arkadaşlarımla irtibat halinde kalmaya devam ediyordum. Daha sonra öğrendim ki direniş iki ay sürdükten sonra hava müdahalesi sonucunda direniş sona erdirilmiştir. Ahali Şam’ın başka bölgesine göç etmek zorunda kaldı.
Köyümde devrim faaliyetlerine katılmaya devam ettim. Oradan da Halep’in İzaz bölgesine geçtim. İzaz’da Şeriat mahkemeleri kurulmuştu. Bu mahkemelerin görevi ise halk arasındaki sorunlarına çözüm bulmaktır. Bu mahkemelerde bir hafta çalıştım. Ardından “Sanid El Hayriye” adlı bir yardım kuruluşunda çalışmaya başladım. Allaha şükürler olsun bu kuruluşu çok güzel faaliyet yapmaktadır. Suriye’de daha fazla tanınmaya başladık. Önce 5000 ton un dağıttık. Daha sonra Türkiye Enerji Bakanlığı’nın onayı ile 5 milyon litre mazot aldık ve dağıttık. Şimdi başka yardımlarda da bulunuyoruz.
Ayrıca Sanid el Hayriye, Suriye dışında da önemli projelere imza atmaya başladı. Mesela kamplarda günlük olarak 35.000 kişilik ekmek temin ediyoruz.
ORSAM: Türkiye’nin politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hişam El Hatip: Türkiye Hükümeti, Arap ülkelerinin tam tersidir. Arap halkı bizi desteklerken hükümetleri bizi desteklemiyor. ABD talimatı ile çalışıyor. Öte yandan Türkiye Hükümeti’nin yanımızda olmasına rağmen, Türk halkının çoğu fırsatçıdır. Daha önce Allah rızası için yardım ediyorlardı. Şimdi ise Suriyelileri kullanıyorlar. Kısaca Türkiye Hükümeti Arap halkına benziyor. Türk halkı ise Arap hükümetlerine benzemeye başladılar.
ORSAM: Suriye’deki mezhepçilik hakkındaki görüşünüz nedir?
Hişam El Hatip: Rejim, mezhepçiliği 40 yıl önce halk arasında yaratmaya başladı. Bu işi önce Hafız sonra da Beşşar yaptı. Çünkü biliyorlardı ki bir gün devrim olacak. Bu yolla devrimi susturabileceklerine inanmışlardı.
Mezhepçilik devletin tüm müesseselerinde vardı. Orduda mesela tüm subaylar Aleviydi. Hatta normal ve basit bir Alevi subay ya da emniyet mensubunun görüşü daha itibarlıydı. Sivil hayatta da bunlar yaşanıyordu.
ORSAM: Aleviler ile diğer mezheplerin ilişkileri nasıl?
Hişam El Hatip: Suriye’nin çeşitli bölgelerini gezdim. Gördüm ki Suriye’de Aleviler bir grup ve diğer tüm mezhep ve etnik topluluklar bir diğer gruptu. Kısacası Suriye halkı bir grup, Aleviler ise ayrı bir grup olmuşlardı.
Alevileri emniyete kayıtsız şartsız alıyorlardı. Sünniler ise belirli şartlara göre alınıyordu. Bir arkadaşımın emniyete girene kadar canı çıktı. Bir gün bir kız ile nişanlamak istedi. Kızın hakkında güvenlik soruşturması yapılmıştır. Amcası Müslüman Kardeşler üyesi olarak tanınıyormuş. Anında ya bu kızdan ya da emniyet teşkilatından ayrılmasını istediler. Bu arkadaşım o kızla evlendi. Devrim başladığında devrime katıldı.
Millet ondan korksun da rüşveti hemen ödesin diye trafik polisleri Alevi lehçesi ile konuşuyordu.
Elbette her millette iyi de ve kötü de vardır. Ama açıkçası rejimin yaptıklarından ötürü iyilerini bile sevmemeye başladık. Bence bu normal bir tepkidir.
ORSAM: Muaz Hatip ve Hatip’in son yaklaşımıyla ilgili görüşünüz nedir?
Hişam El Hatip: Muaz Hatip’i daha önceden tanıyordum. Ama onu şeyh olarak tanıyorum siyasetçi olarak değil. Emevi Camisi’nde verdiği ders ve vaazlara katılıyordum. Şimdiki gözlemlerime göre Şeyhimiz siyasi deneyimler kazanmaya başladı. Siyasi görüşünü sağlam görüyorum. Ulusal İttifak içerisinde sadece kendisi, milletin acısıyla ilgileniyor. Savaşın bir an önce bitmesi için çabalıyor. Asıl amacı bombardımanların durdurulması ve herkesin evlerine dönmesidir. Aynı zamanda Beşşar Esed ve yanlılarının da ülkeden gitmesini hedefliyor.
Bazı siyasi taraflar Beşşar Esed’ın yakalanmasını ve asılmasını istiyorlar. Bence bu halk önünde boy göstermekten başka bir şey değil. Bu nedenle de Hatip’in son yaklaşımlarını destekliyorum. Hatta Peygamber efendimiz 70 sahabenin şehit olmasına rağmen Hudeybiye barışını imzalamıştır. Mekke’ye girdikten sonra herkesi affetmiştir.
Allah’tan duam Muaz Hatip’e yardımcı olsun. Suriye halkının acılarının bir an önce bitmesini isterim.
ORSAM: Suriye halkına vermek istediğin bir mesaj var mı?
Hişam El Hatip’in ailesine iç savaş öncesi uzun yıllar baskı uygulanmış. Amcaları yıllarca cezaevinde yatmış ve tutuklu oldukları süre boyunca işkence yapılmış. Sanid El Hayriye adlı bir yardım kuruluşunda çalışıyor.
ORSAM: Kendinizi ve Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı anlatır mısınız?
Hişam El Hatip: Adım Hişam El Hatip. İdlip’in Kafer Nebil ilçesine bağlı olan Muarrat Hurama köyünden geliyorum. 2007 yılında Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Babam ve dedem hatip olarak çalışmışlardı.
ORSAM: Devrimin nasıl başladığını ve devrimde üstlendiğiniz rolü anlatabilir misiniz?
Hişam El Hatip: Devrim uzun zaman önce başladı. Köyümüz sabırsızlıkla bu devrimin gerçekleşmesi için bekliyordu. Ailem 1980’li yıllarda çok zor koşullarla yüzleşmek zorunda kaldı. Amcam İbrahim El Hatip, 11 yıl cezaevinde kaldı. Bir diğer amcam Abdülrezzak El Hatip de 6 yıl cezaevinde yattı. Tutukluluk süresi boyunca onlara çeşitli işkenceler yapıldı. Bu yüzden devrim başladığında devrime katıldık. İmam olarak Şam’ın Sidi Mukdad Mescidi’nde çalışıyordum. Her zaman hutbelerim ve dini vaazlarımda zalimlere işaret ediyordum. Bence bu devrim iman ile kâfirler arasında yaşanan bir savaştır. Bizlere 42 yıl boyunca baskı uygulanmıştır. Hiçbir zaman görüşlerimizi özgürce ifade edemedik.
Önce gösterilere katıldık. İmam ve hatip olduğum için kendi yaşadığım bölgede gösterilere katılamadım. Tutuklanmamak ve güvenliğimi sağlamak adına Berza bölgesine gidip oradaki gösterilere katılıyordum.
2011 yılının Mayıs ayının başlarında, El Hasan Mescidi’nde cuma namazından sonra yüzlerce vatandaş gösteri düzenledi. Ben de onlarla katıldım. Şebihalar ve güvenlik güçleri tarafından tutuklandık. Önce küçük bir arabaya bindirildik. Yol boyunca dövüldük. Aramızdan bazılarının omuzu kırıldı. Emniyet Müdürlülüğü binasına götürüldük ve binanın üç kat aşağısına indirildik. Her birimizi ayrı odalara koydular. Odaların boyutu bir metre kare kadardı. Günde sadece bir kez tuvalete gitmemize izin veriyorlardı. Yemekler çok kötüydü. Beş gün boyunca ailem ve nişanlım hakkımda bilgi edinemediler. Günlerden bir gün kırık boruları tamir etmek için kaldığımız yere bir tamirci geldi. Gelen kişiyi bir yerlerden tanıyordum. İsmini hatırladım ve ona seslendim. Bir saniyeliğine benim olduğum tarafa baktı ama kameralar olduğu için korktu. Daha sonra yanındaki arkadaşlarına kameraların önünde durmalarını rica ederek yanıma geldi. Kim olduğumu tam olarak anlayınca da malzeme eksik bahanesiyle hemen oradan ayrıldı ve aileme haber verdi. Aynı gün kimliğini açıklayamayacağım bir kişi geldi ve benimle ilgili olarak şube müdürü ile görüştü.
Tek başıma kaldığım hücreden hapishanede bulunan diğer tutukluların beraber kaldığı bir koğuşa gönderildim. Koğuşlardaki durum her ne kadar çok kötü olsa da en azından sohbet edecek birilerinin olması iyiydi. Ayrıca istediğim zaman tuvalete gidebiliyordum.
Gösterilere katılmak suçundan ötürü tutuklanan üç kişiydik. Diğer tutuklular hırsızlık ya da uyuşturucu ticareti gibi suçlardan ötürü tutuklanmıştı. Bu tutuklular bize kızıyor, “Neden gösterilere katıldınız ey şerefsizler?” diye küfür ediyorlardı. İşkence odasında çeşitli işkence aleti gördüm. İşkence gördüğüm sırada “Hani gösteride ya Allah diyordun. Senden başka kimsemiz yok diyordun. Hadi şimdi gelsin sizi kurtarsın.”diyorlardı. İşkence yapanların yanında İdlip’ten gelen bir subay bulunuyordu. Bu subay parmak izini aldıktan sonra seni işkenceden kurtaracağım dedi. Dediğini de yaptı. Ertesi gün bizleri siyasi büroya götürdüler. Facebook sayfası olanları ise tekrar tutukladılar. Geri kalanları savcılığa sevk ettiler. Savcının önünde bana yöneltilen suçları reddettim. Sonra beni serbest bıraktılar.
ORSAM: Suriye’de Facebook’ta profil sahibi olmak suç mu sayılıyor?
Hişam El Hatip: Evet, bu bir suç olarak kabul ediliyordu. Biri ekonomi diğeri iki yıllık yüksek okul okuyan iki öğrenci bu suçtan ötürü tutuklandı.
Serbest bırakıldıktan sonra devrim çalışmalarına geri döndüm. Yaşadıklarımın da etkisi ile organizeli bir şekilde faaliyet göstermeye başladım. Önce 15 kişi anlaşarak Humus’a ilaç kaçırmaya başladık. Daha sonra gıda temin etmeye başladık. Bunları yaparken de karşı tarafa hiçbir zaman gerçek isimlerimizi vermedik.
26 Aralık 2011 tarihinde Filistinli bir arkadaşım ile mescitte kitap okuyorduk. Bu arkadaşım daha sonra Emeviyyin Tugayı’nda tabur sorumlusu oldu. İki kardeşi de şehit olmuştu. Bir anda Şebihaya ait bir kişi mescide girdi. Dışarıda birkaç dakikalığına benimle konuşmak istediğini söyledi. Dışarıya çıkınca beni tutukladılar. O anda ilaç kaçırdığımızı öğrendiklerini düşündüm. 100’den fazla kişinin tutulduğu bir odaya götürüldüm. İşkenceden yeni çıkmış biri gelip yanıma oturdu. Bir süre konuştuk ve bana kendine yapılan işkenceleri anlattı. Daha sonra beni de sorguya aldılar. Sorgu da anladım ki ordu mensuplarını öldürme teşebbüsü ile suçlanıyordum. Bana yöneltilen suçlamaları reddettim ve ifademi bu şekilde imzaladım. Tekrar cezaevine götürüldüm. Tutukluların bazıları Sudanlı bazıları ise Lübnanlıydı. Bunları rastgele tutuklamışlardı. Bu nedenle halk arasındaki tepki giderek artmaya başlamıştı. Güvenlik güçleri keyfi bir şekilde her aileden birilerini tutukluyor ve halkın arasında korkunun yayılmasını amaçlıyordu. Ancak bu politika tam tersi bir durum ortaya çıkardı. Devrime katılım giderek arttı. Duyduğum bir hikâyeye göre 19 yaşında bir kızın keskin nişancı tarafından öldürülmesinin ardından 200 kişilik sülalenin tamamı devrime katılmıştır.
Ertesi gün bana yöneltilen suçlamalar değişti. Bu defa da silah taşıdığımı ve ordu mensuplarını öldürme olaylarına karıştığımı iddia ettiler. Daha sonra ise Şeyh Ramazan Buti için sorgulandım. Neden onun gibi ılımlı biri olmadığımı sordular. Şeyh hakkında olumlu konuştum ve onun hocam olduğunu ifade ettim. Sorguyu yürüten subay bana inanmadı. Falakaya yatırıp 120 sopa vurdular. Bilincimi kaybedip bayılmışım.
O günlerde Suriye’ye Arap gözlemciler gelmişti. Cezaevlerini ziyaret etmeye başladılar. Cezaevi müdürü geldi ve Cumhurbaşkanı’ndan af kararı çıktığını söyledi. O zaman tutukluları başka bir cezaevine nakletmek istediklerini anladım. Gerçekten de böyle oldu. Cezaevinden işkence izlerini temizlemeye başladılar. Biz tutukluları ise Neche diye adlandırılan Emniyet Eğitim Merkezi’ne götürdüler. Orada çeşitli insanlarla karşılaştım. Mesela Sari Fadda adlı bir şarkıcıyı orada tutuklu gördüm. Hâlbuki bu şarkıcı hep Beşşar Esed için şarkılar söylüyordu. Rejim ne dost ne de yanlı tanıyordu.
Tutukluluğumun 5. gününde beni ve Muhammet Suyufi adlı bir tutukluyu çağırdılar. Ali Memluk tarafından bizler için istisna kararı geldiğini ve serbest bırakılacağımızı söylediler. Ardından bizi mahkemeye çıkardılar. Dört gün sonra serbest bırakıldık.
Cezaevinden çıktığımda annemin hastanede ve komada olduğunu öğrendim. Hemen annemin yanına gittim. Yanında olduğumu hissetmiş olacak ki gözlerini açtı. Ancak felç olduğu için hareket edemedi. Şam’a geri dönmek zorunda kaldım. Ama her gece rüyamda annemi görüyordum. 20 gün sonra annemim vefat haberi geldi.
Şam’da devrim faaliyetlerine katılmaya devam ettim. Aynı grupla irtibata geçtim. Bu defa silah kaçırmaya başladık. Çalışma alanımız Şam’ın Kazzaz bölgesindeydi. Ancak riskli bir bölge olduğu için silahları başka yerlerde saklamaya başladık. El bombası ve çeşitli hafif silahları kaçırıyorduk.
Ramazan akşamı eve geri döndüğümde semtimize askeri konvoyun girdiğini gördüm. Konvoy 12 tank ve sayılamayacak kadar çok Şebiha güçleri vardı. Önce semt başında bulunan trafoyu patlattılar. Seyide Zeynep bölgesinden gelen Şiiler 6 kişiyi öldürdüler. Semtin 15 yaşından büyük olan gençleri harekete geçti. Kendi imkânlarıyla temin ettikleri silahlarla meydana indiler. O zaman depoladığımız silahın zamanı geldiğini anladık. Depoları açtık ve silah dağıtmaya başladık.
İlk tutuklanacak kişi olacağımdan semtten kaçtım ve Dera’ya gittim. Oradan da köye geçtim. Köyüm kurtarılmış bölgenin içindeydi. Arkadaşlarımla irtibat halinde kalmaya devam ediyordum. Daha sonra öğrendim ki direniş iki ay sürdükten sonra hava müdahalesi sonucunda direniş sona erdirilmiştir. Ahali Şam’ın başka bölgesine göç etmek zorunda kaldı.
Köyümde devrim faaliyetlerine katılmaya devam ettim. Oradan da Halep’in İzaz bölgesine geçtim. İzaz’da Şeriat mahkemeleri kurulmuştu. Bu mahkemelerin görevi ise halk arasındaki sorunlarına çözüm bulmaktır. Bu mahkemelerde bir hafta çalıştım. Ardından “Sanid El Hayriye” adlı bir yardım kuruluşunda çalışmaya başladım. Allaha şükürler olsun bu kuruluşu çok güzel faaliyet yapmaktadır. Suriye’de daha fazla tanınmaya başladık. Önce 5000 ton un dağıttık. Daha sonra Türkiye Enerji Bakanlığı’nın onayı ile 5 milyon litre mazot aldık ve dağıttık. Şimdi başka yardımlarda da bulunuyoruz.
Ayrıca Sanid el Hayriye, Suriye dışında da önemli projelere imza atmaya başladı. Mesela kamplarda günlük olarak 35.000 kişilik ekmek temin ediyoruz.
ORSAM: Türkiye’nin politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hişam El Hatip: Türkiye Hükümeti, Arap ülkelerinin tam tersidir. Arap halkı bizi desteklerken hükümetleri bizi desteklemiyor. ABD talimatı ile çalışıyor. Öte yandan Türkiye Hükümeti’nin yanımızda olmasına rağmen, Türk halkının çoğu fırsatçıdır. Daha önce Allah rızası için yardım ediyorlardı. Şimdi ise Suriyelileri kullanıyorlar. Kısaca Türkiye Hükümeti Arap halkına benziyor. Türk halkı ise Arap hükümetlerine benzemeye başladılar.
ORSAM: Suriye’deki mezhepçilik hakkındaki görüşünüz nedir?
Hişam El Hatip: Rejim, mezhepçiliği 40 yıl önce halk arasında yaratmaya başladı. Bu işi önce Hafız sonra da Beşşar yaptı. Çünkü biliyorlardı ki bir gün devrim olacak. Bu yolla devrimi susturabileceklerine inanmışlardı.
Mezhepçilik devletin tüm müesseselerinde vardı. Orduda mesela tüm subaylar Aleviydi. Hatta normal ve basit bir Alevi subay ya da emniyet mensubunun görüşü daha itibarlıydı. Sivil hayatta da bunlar yaşanıyordu.
ORSAM: Aleviler ile diğer mezheplerin ilişkileri nasıl?
Hişam El Hatip: Suriye’nin çeşitli bölgelerini gezdim. Gördüm ki Suriye’de Aleviler bir grup ve diğer tüm mezhep ve etnik topluluklar bir diğer gruptu. Kısacası Suriye halkı bir grup, Aleviler ise ayrı bir grup olmuşlardı.
Alevileri emniyete kayıtsız şartsız alıyorlardı. Sünniler ise belirli şartlara göre alınıyordu. Bir arkadaşımın emniyete girene kadar canı çıktı. Bir gün bir kız ile nişanlamak istedi. Kızın hakkında güvenlik soruşturması yapılmıştır. Amcası Müslüman Kardeşler üyesi olarak tanınıyormuş. Anında ya bu kızdan ya da emniyet teşkilatından ayrılmasını istediler. Bu arkadaşım o kızla evlendi. Devrim başladığında devrime katıldı.
Millet ondan korksun da rüşveti hemen ödesin diye trafik polisleri Alevi lehçesi ile konuşuyordu.
Elbette her millette iyi de ve kötü de vardır. Ama açıkçası rejimin yaptıklarından ötürü iyilerini bile sevmemeye başladık. Bence bu normal bir tepkidir.
ORSAM: Muaz Hatip ve Hatip’in son yaklaşımıyla ilgili görüşünüz nedir?
Hişam El Hatip: Muaz Hatip’i daha önceden tanıyordum. Ama onu şeyh olarak tanıyorum siyasetçi olarak değil. Emevi Camisi’nde verdiği ders ve vaazlara katılıyordum. Şimdiki gözlemlerime göre Şeyhimiz siyasi deneyimler kazanmaya başladı. Siyasi görüşünü sağlam görüyorum. Ulusal İttifak içerisinde sadece kendisi, milletin acısıyla ilgileniyor. Savaşın bir an önce bitmesi için çabalıyor. Asıl amacı bombardımanların durdurulması ve herkesin evlerine dönmesidir. Aynı zamanda Beşşar Esed ve yanlılarının da ülkeden gitmesini hedefliyor.
Bazı siyasi taraflar Beşşar Esed’ın yakalanmasını ve asılmasını istiyorlar. Bence bu halk önünde boy göstermekten başka bir şey değil. Bu nedenle de Hatip’in son yaklaşımlarını destekliyorum. Hatta Peygamber efendimiz 70 sahabenin şehit olmasına rağmen Hudeybiye barışını imzalamıştır. Mekke’ye girdikten sonra herkesi affetmiştir.
Allah’tan duam Muaz Hatip’e yardımcı olsun. Suriye halkının acılarının bir an önce bitmesini isterim.
ORSAM: Suriye halkına vermek istediğin bir mesaj var mı?
Hişam El Hatip: Suriye halkından koltuk mücadelesine girmemelerini istiyorum. Çünkü bunların hepsi fanidir. Riyaz El Esad’e baksınlar. Devrim başladığında nelerin peşindeydi. Oysa şimdi onu kimse hatırlamıyor bile. Çalışmak isteyen sessizce çalışsın.
*Bu söyleşi, 26 Şubat 2013 tarihinde Lina Zekeriya Saguj tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.
Hişam El Hatip: Suriye halkından koltuk mücadelesine girmemelerini istiyorum. Çünkü bunların hepsi fanidir. Riyaz El Esad’e baksınlar. Devrim başladığında nelerin peşindeydi. Oysa şimdi onu kimse hatırlamıyor bile. Çalışmak isteyen sessizce çalışsın.
*Bu söyleşi, 26 Şubat 2013 tarihinde Lina Zekeriya Saguj tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.