Gül ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı, [email protected]
Dünyanın üçüncü büyük tuz gölü Urmiye Gölü hızla kuruyor. İran’da Azeri nüfusun yoğun olduğu Tebriz ve Urmiye kentlerinin ortasındaki göl, gerekli önlemler alınmazsa üç yıl içinde tuzla kaplı bir kara parçasına dönüşecek. Gölün bugün yüzde 60’ının kurumasında yağışların azalması kadar yanlış su ve sulama politikaları rol oynuyor.
Azeriler, gölün yok olması tehlikesine karşı “çevre hareketi” başlattılar. Yönetimin gösterilere tepkisi ise oldukça sert oldu. Zaten, İran Yönetimi’nin gölün kurumasına karşı yeterli önlem almamasının altında da ciddi bir strateji yattığı iddia ediliyor. Gölün kuruması, zincirleme çevresel felaketlere yol açarak, bölgedeki yaşamı, tarımı ve turizmi olumsuz etkileyecek. Bu da Azeri Türklerinin göçü demek…
İran’ın 70 milyonu aşan nüfusunun neredeyse yarısı Türk kökenli. Ülkede, en yüksek makamda oturan Dini Lider Ali Hamaney dahil yönetici elit içinde çok sayıda Azeri olmasına; İran tarihindeki Türk kökenli Safeviler, Kaçarlar gibi hanedanlara rağmen Azeriler bugün ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtulamıyor. Bunda, yoğun bir Türk ve Arap aleyhtarlığı içeren ve Ari ırk olma iddiasındaki Fars milliyetçiliğinin rolü yadsınamaz. Azerilerin “İran'ın Moğollar tarafından işgal edildiği dönemde dilleri zorla Türkçeleştirilen öz be öz İranlılar” oldukları teorisi, 1920’lerde Pehlevi Hanedanı’nın kurulmasından itibaren resmi ideoloji haline geldi ve Şah'ın devrilmesinden sonra da etkisini sürdürüyor.
Urmiye Gölü’nün yok olmasına tepkiler sadece İran içinden değil dışından da geliyor. Tebrizli Ulduz N. (26), Ankara’da yüksek lisansını yapmak için bulunuyor. Azeri olmaktan gurur duyduğunu söyleyerek söze başlayan Ulduz, İran Yönetimi’nin Tebriz ve çevresi için olabilecek en düşük bütçeyi ayırdığı ve çok az ekonomik olanak yarattığını ileri sürüyor. Yönetimin, bölgedeki tarihi eser ve güzellikleri koruyup yaşatacağına, yok etmeye çalıştığını vurguluyor.
İran Yönetimi’nin Tebriz’de ve çevresinde fabrika ve işyerlerinin kurulmasına olanak tanımadığı gibi mevcut olanları ortadan kaldırdığını iddia eden Ulduz’a göre Tahran’daki Yönetim, Azeri halkının güç kazanıp Azerbaycan’a katılmasından ya da bağımsız bir devlet haline gelmesinden korkuyor.
Ulduz, okullarda Farsça eğitim aldıklarını, Azeri dilinin öğretilmediğini belirterek ana adillerinin yok edilmeye çalışıldığını söylüyor. İran’da Azerilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde bile gazete ve televizyonların Farsçayı kullandığını hatırlatıp Türkçe kitapların ya hiç yayınlanmadığını ya da bölük pörçük olduğunu sözlerine ekliyor. İran’da Azerilere yönelik ayrımcılık öylesine fazla ki alay ve küçümseme taşıyan fıkraların sayısı hiç az değil.
Konuyu bağlamak gerekirse, gölün kurtulması için 15 milyar metreküp su verilmesi gerekiyor. İran Yönetimi ise 5 yıl içinde 2 milyar metreküp su vereceğini söylüyor. Oysa, önlemlerin bir an önce alınması gerekli. Gölün tamamen kurumasıyla yaşanacak zincirleme çevre felaketi, Fars, Azeri ya da Afgan dinlemez. Bunu da unutmamak lazım…
Kaynakça
Yalçın Bayer, “İran Türkleri Ayaklandı”, Hürriyet, 6 Eylül 2011
Sevda Zenjanlı, “Ortadoğu’da Milliyetçiliğin Düşman Algısı ve İran Azerileri”, Bianet, 6 Aralık, 2011