Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Zeydi’nin Dış Politikası: Denge Siyasetinden Risk Alanlarında Ortaklıkları Çeşitlendirmeye

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin 13 Temmuz 2026 tarihinde başlayan ABD ziyaretinin ardından 23 Temmuz’da İran’a gitmesi, Bağdat’ın ABD ile İran arasında sürdürdüğü denge politikasının devamı olarak görülebilir. Ancak ziyaretlerin içeriği, hükümetin iki güç arasında eşit mesafede durduğu ya da iki ülke ile aynı ilişki biçimine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Bağdat enerji, güvenlik, ulaştırma ve finans alanlarında tek bir ülkeye veya güzergâha bağımlılığı azaltmak amacıyla aynı dosya içinde birden fazla ortak geliştirmeye çalışmaktadır. Bu politika, farklı hedeflerin farklı başkentler arasında kesin biçimde paylaştırıldığı bir yaklaşım yerine Irak’a yönelik baskı risklerini dağıtmaya yönelik bir çeşitlendirme yaklaşımı oluşturmaktadır.

Zeydi’nin ABD ziyareti, bu yaklaşımın ekonomik ayağını görünür hâle getirmiştir. Dışişleri, Maliye, Petrol, Elektrik ve Ticaret bakanlarının yanı sıra Merkez Bankası, güvenlik bürokrasisi ve parlamento komisyonlarının temsilcilerinin heyette yer alması, görüşmelerin sadece ABD askerî varlığına odaklanmadığını göstermektedir. Zira ziyarette Iraklı kamu ve özel sektör kuruluşları enerji, altyapı, ticaret ve finans alanlarında 48 anlaşma ve mutabakat imzalamıştır. Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudeyr ise daha geniş enerji proje portföyünün yaklaşık 200 milyar dolara ulaşabileceğini açıklamıştır.

ABD-Irak iş birliği için ön plana çıkan sektörler, Bağdat’ın ABD ile ilişkiyi nasıl yeniden tanımlamak istediğine ilişkin veri sunmaktadır. Zeydi hükümeti, askerî ve güvenlik merkezli ilişkinin yanına uzun vadeli sermaye, enerji teknolojisi, finansman ve sanayi yatırımlarını yerleştirmektedir. Zeydi’nin ABD ile askerî varlığın yerine geçebilecek 30 yıllık bir yatırım ortaklığı hedeflediğine ilişkin açıklaması da bu yönelimi desteklemektedir. Bu süre açıkça Irak hükümetinin ekonomik ilişkinin kalıcılığına ilişkin hedefini ifade etmektedir.

ABD’nin önemi, Irak’ın bölgesel savaş sırasında yaşadığı ihracat ve gelir kayıplarıyla bağlantılıdır. Petrol Bakanlığının güney limanlarından ihracatın kesintiye uğraması üzerine kriz toplantısında alternatif petrol çıkışları bulunması talimatı vermesi, güzergâh çeşitlendirmesinin uzun vadeli kalkınma planından acil maliye politikasına dönüştüğünü göstermektedir. Basra ve Hürmüz hattındaki bir kesinti petrol şirketlerinin ötesinde mali kriz nedeniyle maaşları, kamu hizmetlerini ve yatırım bütçesini de etkilemektedir.

Bölgesel güzergâhlar ve İran ziyareti

Bu şartlarda Türkiye üzerinden Ceyhan ve Suriye üzerinden Banyas hatları Irak’ın petrol satış kapasitesini artıracak bir işlev kazanmaktadır. Irak ile Suriye’nin Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden kurulmasına yönelik teknik çalışmaları, batı yönünde Akdeniz’e ulaşan bir çıkış oluşturma arayışına işaret etmektedir. Ceyhan hattının yeniden etkinleştirilmesi ise mevcut kuzey altyapısının kullanılmasına dayanması nedeniyle daha kısa vadeli bir seçenek sağlayabilir. Bu güzergâhların hiçbiri tek başına Basra’nın yerini alabilecek düzeyde olmasa bile aynı anda çalıştıkları aşamada Irak’ın petrol gelirlerini korumasına yetecek potansiyele sahip olabilir. Basra’daki kesinti sırasında diğer hatların belirli miktarda ihracatı sürdürebilmesi, Irak’ın bütçe güvenliği bakımından ölçülebilir bir kapasite oluşturabilir.

Zeydi’nin İran ziyareti ise ekonomik bağlantılarla güvenlik ihtiyaçlarının aynı anda ele alındığı bir başka hattı temsil etmektedir. Zeydi ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasındaki görüşmede ticaret, enerji, sanayi, finans ve tarım başlıkları ele alınmış, ortak ekonomik komitenin yeniden etkinleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Uluslararası yük taşımacılığı, demiryolu bağlantısı, belediyeler arası iş birliği ve kamu yönetimi eğitimi alanlarında dört belge imzalanmıştır. Özellikle Kirmanşah-Hüsrevi-Hanekin-Bağdat demiryolu projesi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin ticaretten fiziki altyapıya taşınmak istendiğini göstermektedir.

Bununla birlikte ziyaretin siyasi ağırlığı güvenlik alanında ortaya çıkmıştır. Zeydi, Irak topraklarının İran’a yönelik tehditlerde kullanılmasına izin verilmeyeceğini açıklamıştır. Bu güvence, Bağdat’ın İran lehine taraf seçtiği anlamına gelmemektedir. Irak yönetimi, ülke topraklarından İran’a veya ABD hedeflerine yönelik saldırıların devam etmesi hâlinde savaşın doğrudan Irak sahasına taşınabileceğinden endişe duymaktadır. ABD’de açıklanan yatırımların uygulanması, enerji şirketlerinin çalışması ve alternatif ihracat hatlarının kurulması da bu güvenlik şartına bağlıdır.

Ziyaretlerin art arda gerçekleşmesi, Zeydi’nin ABD’den İran’a ateşkes mesajı taşıdığı yönünde iddialara yol açmıştır. Ancak Irak hükümeti, görüşmelerin ikili ilişkiler ve bölgesel ekonomik çıkarlarla ilgili olduğunu, Zeydi’nin herhangi bir ABD önerisi taşımadığını açıklamıştır. İran tarafı da ateşkes mesajı taşındığı iddiasını reddetmiştir. ABD temsilcisi Tom Barrack tarafından da bu iddia yalanmıştır. Bu nedenle Bağdat’ın rolünü resmî bir arabuluculuk mekanizması olarak tanımlamak için yeterli veri bulunmamaktadır. Irak’ın mevcut işlevi, taraflar arasında bağlayıcı bir müzakere yürütmekten çok çatışmanın Irak ekonomisi ve güvenliği üzerindeki etkilerini azaltılmasıdır. Bu daha sınırlı rol, Irak’ın diplomatik kapasitesinden ziyade çatışmadan gördüğü zarara ve her iki tarafla ilişkisini koruma ihtiyacına dayanmaktadır.

Silahlı gruplar, enerji bağımlılığı ve sınırları

Irak’ın risk çeşitlendirme arayışının sınırı silahlı gruplar meselesinde görülmektedir. Hükümet sözcüsü, silahların devlet otoritesi altında toplanmasının egemen bir Irak kararı olduğunu açıklamıştır. Bu söylem, sürecin ABD veya İran tarafından yönetildiği iddialarını reddetmeye yöneliktir. Ancak bazı grupların İran ile siyasi ve lojistik bağları, dosyanın dış boyutunu ortadan kaldırmamaktadır. Körfez ülkeleri ile Ürdün’ün 30 Eylül silah takvimine destek vermesi de Irak’taki silahlı kapasitenin bölgesel güvenlik dosyasına dönüştüğünü göstermektedir.

Bağdat’ta bir İHA üretim atölyesine düzenlenen operasyon, sürecin siyasi liderlerle yürütülen müzakerelerden oluşamayacağını ortaya koymuştur. Operasyonda üç kişi gözaltına alınmış, 25 İHA gövdesi, karbon levhalar ve üretim ekipmanı ele geçirilmiştir. Resmî açıklamada herhangi bir örgüt adı verilmemesine rağmen kamuoyunda atölyenin Ketaib Hizbullah ile ilintili olduğu yer almıştır. Atölyenin kime ait olduğu spesifik bir şekilde ortaya çıkmasa bile silah bırakmayı kabul etmeyen bir gruba ait olduğu yorumunun yapılması güvenli olacaktır.

Operasyonun asıl önemi, devletin karşı karşıya olduğu silahlı kapasitenin kayıtlı personel, karargâh ve ağır silah depolarından oluşmadığını göstermesidir. Küçük üretim atölyeleri, sivil ticaret kanalları üzerinden temin edilen parçalar ve tedarik ağları, silahsızlanmayı silahlı aktörlerin kontrol altına alınması meselesinin ötesine taşımaktadır. Bu nedenle 30 Eylül takviminin başarısı kaç grubun sürece katılacağı ile devlet dışı aktörlerin silah üretme ve yeniden tedarik kapasitesinin ne ölçüde sınırlandırıldığıyla anlamlı hale gelmektedir.

Enerji alanı da aynı sektör içinde risk çeşitlendirilmesi yaklaşımının yürütüldüğünü göstermektedir. Elektrik Bakanı Ali Saadi Vehib, üretim artışını ABD şirketleriyle yapılan yatırımlara, İran’dan gaz ithalatına ve Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye ile kurulacak elektrik bağlantılarına bağlamıştır. Bu çerçeve, Irak’ın elektrik dosyasını tek bir dış ortağa vermediğini göstermektedir. Bağdat, ABD yatırımını İran gazına alternatif olarak konumlamak yerine bölgesel bağlantılarla birlikte çalışacak çok taraflı bir sistem içinde ele almaktadır.

Bu model Irak’a belirli ölçüde dayanıklılık kazandırabilir. Ancak ortakların sayısının artması, bağımlılığın otomatik olarak azalacağı anlamına gelmemektedir. ABD enerji projelerinin uygulanması güvenlik ortamına, İran gazının devamı siyasi ilişkilere, bölgesel elektrik bağlantıları teknik altyapı ve fiyat anlaşmalarına, Ceyhan ve Banyas hatları ise komşu ülkelerle sürdürülebilir iş birliğine bağlıdır.

Irak’ın önündeki mesele bağımlılıkları ortadan kaldırmak olmayacaktır. Petrol ihracatı, elektrik üretimi ve güvenlik alanında dış ortaklara duyulan ihtiyaç kısa vadede devam edecektir. Bağdat’ın hedefi, tek bir aktörün veya güzergâhın kesintisinin bütün sistemi durdurmasını engelleyecek seçenekler oluşturmaktır. Bu seçenekler sahada çalışırsa riskli alanlardaki ortakların çeşitlendirmesi Irak’ın hareket alanını genişletebilir. Çalışmazsa dış ilişkilerin çoğalması, bağımlılığın azalması yerine farklı aktörler ve güzergâhlar arasında dağılması sonucunu doğuracaktır.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar