Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Mısır’da devrim sürüyor mu?

Semir Yorulmaz, Gazeteci, Mısır
Hüsnü Mübarek'in devrilmesinin ardından bir buçuk sene geçmesine rağmen,”devrim sürüyor” söylemleri devam ediyor. Mübarek'in istifasının ardından orduya ait tankların üzerine çıkarak “devrim kutlaması” yapan halk, daha sonra Askeri Konsey'e karşı sokaklara inmişti. Be sefer amaç; Mübarek'in istifasıyla başlayan devrimin tamamlanmasıydı. Slogan ise “devrim devam ediyor” idi. Yönetim ve siyaset tamamen sivillere devredilmeliydi ve ordu kışlasına dönmeliydi.
 
Ancak askerin siyaset sahnesinden tam anlamıyla çekilmeye niyetinin olmadığın defalarca gördük. Özellikle “yumuşak darbe” adı verilen,halk meclisinin feshedilmesi ve askerin anayasal düzenlemeler yapması bunu çok net ortaya koydu. Asker, yasama yetkisini eline aldı ve özellikle askeri konularda kendisinden bağımsız karar alınmamasını hükme bağladı. Tabi bundan sonra, askeri konsey karşıtı cephenin ve kendini devrimci olarak tanımlayan kesimin (Müslüman Kardeşler, Selefi gruplar, gençlik hareketleri, solcular, sosyalistler) “devrim devam ediyor” sloganları daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
 
Askeri Konsey'in yaptığı düzenlemeler, bazı kesimler tarafından “eski rejim kalıntısı” şeklinde adlandırılan ve Mübarek'in son başbakanı olan Ahmet Şefik'ten umudu kesen askerin, kendini garantiye alma adımları olarak görüldü. Çünkü yapılan anayasal düzenlemelerle askerin eli güçlendi. Askeri Konseyin özellikle feshedilen parlamentonun yasama yetkisini devralması başta Müslüman Kardeşler olmak üzere birçok siyasi grup tarafından ciddi bir tehlike olarak görülmeye başlandı.
 
İlk sivil cumhurbaşkanının resmi olarak ilan edilmesinden sonra Tahrir Meydanı bu sefer “Asker'e karşı ve Mursi'ye destek” amacıyla dolmaya ve göstericiler Mursi'yi de meydana davet etmeye başladı. Cumhurbaşkanı Mursi de Tahrir'de sembolik olarak yemin etti ve burada,”devrimin devam ettiğini” söyledi. Ancak Muhammed Mursi bir sonraki gün, “askerin anayasal düzenlemelerine” uygun olarak anayasa mahkemesi önünde resmi yeminini etti.
 
Bu gelişmelerle beraber ülke içerisindeki iç çekişme artık daha net bir şekilde görülmeye başlandı. Özellikle Muhammed Mursi'nin feshedilen meclisi geri çağırma kararı ortalığı daha da gerdi. Aslında Mursi'nin bu adımları atması bekleniyordu ancak bu kadar erken geleceğini kimse tahmin etmemişti. Gerginliğin bu kadar erken başlayacağını tahmin etmeyenler arasında askeri konsey de vardı.[1] 
 
Neticede Muhammed Mursi’nin Meclisi geri çağırma kararı yargı engeline takıldı. Mısır basınında “yargı kendini asker-ihvan çekişmesine dahil etti” şeklinde yorumlar yapılsa da Anayasa mahkemesi, parlamentonun geri açılmasının mümkün olmadığını belirtti ve anayasa mahkemesi kararlarının tartışılmaz olduğunu hatırlattı.
 
Mursi'ye destek için Tahrir'e akın edenler, bu gelişmelerin yargı ve askerin “karşı devrim” çabaları olduğunu söylüyordu. Özellikle Müslüman Kardeşler hareketi ve diğer İslamcı grupların taraftarları yaşananların “asker-ihvan” mücadelesi şeklinde adlandırılmasına sürekli karşı çıkıyorlardı. Onlara göre, yaşananlar “devrim ve karşı devrimin savaşıydı” ve Mübarek döneminden kalma yargı temizlenmeliydi.
 
Ancak liberaller ve bazı solcu kesimler İslamcılarla aynı fikirde değildi. Özellikle liberallerin çoğu anayasa mahkemesinin, parlamentonun geri çağırılmasıyla ilgili yürütmeyi durdurmasını olumlu karşıladı.[2] Bu durum bütün siyasi oluşumların İhvan'la her konuda aynı safta yer almadığını açıkça gösterdi.
 
Cumhurbaşkanlığı-asker-yargı çekişmesi, sokağı da tedirgin etti. Mursi'yi destekleyenlerin yanı sıra siyasi havadan bunalmış olan vatandaşlar yeni bir istikrarsızlık istemediklerini sürekli dile getiriyorlar ve konunun devletin kurumları arasında diyalog yoluyla çözülmesini istiyorlardı.
 
Yasama yetkisinin askerin elinde kalmasını istemeyen Mursi ve Müslüman Kardeşler cephesinin bundan sonra kitleleri Tahrir'e döküp dökmeyeceği merakla beklendi ama bu olmadı. Tahrir Meydanı giderek boşaldı ve süresiz oturma eylemleri sona erdi. Bundan sonra siyasi süreç Tahrir Meydanı olmadan devam etti. Zaten hem İhvan hem de diğer İslamcılar tarafından düzenlen son Tahrir Meydanı gösterileri de vatandaşlar tarafından pek rağbet görmemişti.
 
Daha önce Mübarek rejimine ve askeri konseye karşı İhvan'la aynı safta Tahrir'e inen bazı gruplar yeni bir oluşuma gitmeye başladı. “Ne asker ne de din devleti” sloganıyla kuruluş çalışmalarına başlayan ve siyaset sahnesinde “üçüncü alternatif yol” olma hedefi taşıyan “Halk Hareketi”nin başını şu an Nasırcı kesimin temsilcisi Hamdin Sabbahi çekiyor. Cumhurbaşkanlığı yarışını aldığı sürpriz oylarla üçüncülükle bitiren Sabbahi'nin önümüzdeki günlerde siyaset sahnesinde ne kadar etkili olabileceği de şimdiden merak konusu olmaya başladı.
 
Ancak bu durum “devrim devam ediyor” ve” taleplerimiz hala gerçekleşmedi” gibi söylemlerin hedefinde Müslüman Kardeşlerin de yer almaya başlaması açısından önemli. Mübarek rejiminin tam anlamıyla bitmediğini ve devletin kurumlarındaki kalıntılarının hala etkili olduğunu haykıran “devrim kanadı” artık kendi arasında da çekişmeye başladı. Çünkü İhvan artık devletin en tepesindeydi ve sorumluluk üstlenmişti.  İhvan'ın askeri konseyle çekişmesi devam etse de, siyaset sahnesinde muhalif konumundan çıkmış ve iktidara yerleşmişti. Bu yüzden diğer muhalif kesimlerin en önemli muhatabıydı.
 
Mursi'den Yeni Adımlar;  Asker Safdışı…
 
Cumhurbaşkanı Mursi'nin meclisi geri çağırma denemesinden sonra yasama yetkisini askeri konseyin elinde bırakmak istemediği şeklindeki yorumlar,  “Mursi'nin bir sonraki adımı ne olacak?” sorusunu akıllara getiriyordu. Çünkü ne Mursi, ne de İhvan cephesi, ipleri askerin elinde bırakmaya niyetli değildi.
 
Mursi gündeme bomba gibi düşen bir kararla hem askerin daha önce yaptığı anayasal düzenlemeleri lağvetti, hem de Askeri Konsey'in iki önemli ismini emekliye sevketti.  Bu adımlardan sonra genel yorumlar; “iktidarın tamamen sivillerin eline geçtiği” yönünde oldu.
 
Görevlerine son verilip emekli edilen savunma bakanı Mareşal Tantavi ve genelkurmay başkanı Sami Anan'ın cumhurbaşkanı Mursi'ye müsteşar olarak atanmaları ise yeni tartışmaların kapısını açtı. Bazı vatandaşlar bu kararları desteklediğini belirtse de  “kararlar askere güvenli çıkış kapısı  açtı, bu tam askeri konseyin istediği birşeydi. Halbuki devrimi yapan halk bunların da yargılanmasını istiyordu” şeklinde yorum yapmaktan kaçınmadı.
 
Şüphesiz bir çok kesim Mursi'nin bu adımlarını oldukça devrimci buldu ve kararlara yönelik açık desteğini açıkladı.  Ancak birilerine göre başka sorunlar da  var. Bu adımlarından ötürü Mursi'ye desteğini açıklayan Nasırcı siyasetçi Hamdin Sabbahi, cumhurbaşkanının sadece askerden değil Müslüman Kardeşler'den de kurtulması gerektiğini savundu.[3] Şüphesiz bu günlerde Sabbahi gibi düşünen birçok siyasetçi ve siyasi örgüt var.  Hemen hemen her gün Mısır basınında devletin giderek ihvanlaştığını savunan ve devleti Mursi'nin değil, İhvan'ın yönettiği şeklinde  bir takım yazıları veya açıklamaları görmek mümkün.
 
Yeni hükümet…
 
Yönetimin sivillere teslim edilmesinden sonra gözler kuşkusuz yeni hükümetin kurulmasına çevrildi. Yeni hükümetin kimlerden oluşacağı, bütün kesimleri kapsayan bir hükümetin kurulması vaatlerinin gerçekleşip gerçeklemeyeceği, yeni kabineye dair merak edilen başlıca konulardı.
 
Muhammed Mursi'nin, Mısır siyaset sahnesinde pek tanınmamış bir isim olan ve Genzuri hükümetinde sulama bakanlığı görevini yürüten Hişam Kandil'e başbakanlık görevini vermesi herkeste şok etkisi yarattı. Beklentiler, başbakanlığa bir iktisatçının getirtilmesi yönündeydi. Özellikle ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar bu beklentiyi arttırmıştı.
 
Hişam Kandil'in yeni hükümeti kurma görevini alması gibi oluşturduğu kabine de yeni tartışmalar yarattı. El Vefd gibi önemli bir partinin de içinde olduğu liberal gruplar baştan hükümette görev almayı reddetti. Ancak Selefi Nur Partisi gibi Mısır'da etkili olan ve daha önce Müslüman Kardeşler'in müttefiki sayılan bir partinin de yeni kabinede yer almayı reddetmesi daha fazla dikkat çekti. Selefi Nur Partisi'nin gerekçesi kendisine yeteri kadar temsil hakkı verilmemesi oldu. Partiden yapılan açıklamaya göre, Hişam Kandil, Nur Partisi'ne sadece çevre bakanlığını vermek istedi.
 
Herkes yeni hükümetinin ne kadar devrimci bir nitelik taşıdığın merak ediyordu. Eleştireler de tam bu noktada başladı. Kemal Genzuri hükümetinden yedi bakanın, yeni kabinde de göreve devam etmesi, hemen haber sitelerindeki yerini aldı.[4] En çok göze çarpan isim de Savunma Bakanı Mareşal Hüseyin Tantavi oldu. Zira daha önce tahrir gösterilerinde sürekli protestocuların hedefinde olan Askeri Konsey başkanı Tantavi, devrimci kesim tarafından devrimi çalmaya çalışmakla suçlanıyordu. Bu yüzden Tantavi'nin “devrim hükümetinde” bakan olması, sokaktaki bazı vatandaşlar tarafından pek de olumlu bir gelişme olarak görülmedi.
 
Tantavi'nin neden bakan olduğuyla ilgili şüphesiz birçok şey yazıldı ve konuşuldu. Bazı kesimlere göre, ABD Dışişleri bakanı Clinton'un ziyaretini buna gerekçe olarak gösterdi. Bu kesime göre Hillary Clinton'un son Mısır ziyareti sırasında, taraflara uzlaşı çağrısı yapması bu şekilde yorumlanmalıydı. Kimileri de İhvan'ın kendi isteğiyle askerle uzlaşma yolunu seçtiğini düşünüyor. Feshedilen parlamentoyu geri çağırma girişiminden sonra devam eden sakin süreç, Müslüman Kardeşler'in askeri konseyle bir çekişmeye girmekten kaçındığı yönündeki yorumlara bir gerekçe olarak gösterilebilir belki. Ancak konuyla ilgili pazarlıkların nasıl geliştiği basına net olarak yansımadı.

Son olarak Mareşal Tantavi'nin emekli edilmesi yeni hükümetin üzerinden bu yükü kaldırmış gibi görünüyor. Hükümet, Tantavi yüzünden kendisine yöneltilen “devrim hükümeti niteliği taşımadığı” şeklindeki eleştirilerden kurtulmuş oldu.

Basına yansıyan başka önemli bir nokta, Yatırım bakanlığına getirilen Usame Salah'n Cemal Mübarek'e yakın olması oldu. Bu durum da başka bir eleştiri gerekçesi oldu.[5]
Yeni hükümetin ne kadar devrimci bir hükümet olacağının yanı sıra, bütün kesimlerin tam anlamıyla temsil hakkının olup olmayacağının merak edilenler arasında olduğunu yukarıda belirtmiştik. Bu konuda gözler Kıptiler'in kaç bakanla temsil edileceğine çevrilmişti. Kıptilerin sadece bir bakanla temsil edilmeleri hükümete yapılan eleştirilerin dozunu da arttırdı. Ortodoks kilisesi temsilcisi kabineyle ilgili bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Yeni hükümeti tebrik etmiyorum, çünkü bu hükümet Kıptiler için adaletsizlik” dedi. Bazı yazarların eleştirilerinin hedefinde ise devrim gençliğinin temsil edilmemesi vardı.[6]
 
Hükümet başkanı Kandil ise yeni hükümet için destek istediği açıklamasında eleştirilere cevap verdi. Kandil, “Kim Kıpti, kim Müslüman, kim Selefi diye sormamıza gerek yok. Hepimiz Mısırlıyız” şeklinde konuştu.[7] Kandil'in dediği gibi vatandaşlar siyasetçilerden farklı davranarak bu tartışmaları bırakacak mı kesin bilinmez. Ancak halkın genelinin hükümetten beklentilerine bakıldığında, siyasi tartışmalardan çok, en temel ihtiyaçların öne çıktığı görülüyor. Bu beklentiler de cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin sürekli dile getirdiği sorunların çözümüyle paralellik gösteriyor.

Bu yüzden başta işsizlik, güvenlik, sosyal adalet, hak ve özgürlüklerin sağlanması vb. konularda kat edilecek yol, hem cumhurbaşkanı Muhamed Mursi'nin hem de yeni hükümetin halkın gözündeki kaderini belirleyecek  ve tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanını seçen Mısırlılar, “devrimin tamamlanıp tamamlanmadığına” bundan sonra karar verecek gibi görünüyor.
 
 

[1] http://www.alarabonline.org/index.asp?fname=201277-09974c2.htm&dismode=cx&ts=9-7-2012 6:15:51 [2] http://www.almesryoon.com/permalink/16394.html [3] http://gate.ahram.org.eg/NewsContent/5/35/240767/محافظات/أخبار-وتقارير/صباحي-بالإسماعيلية-أرفض-أخونة-الدولة-ولابد-أن-يتخل.aspx [4] http://almogaz.com/politics/news/2012/08/2/350937 [5] http://almogaz.com/politics/news/2012/08/2/350937 [6] http://almogaz.com/politics/news/2012/08/3/351900 [7] http://proje.hurriyet.com.tr/bbcnews/bbcviewEkonet.aspx?HaberID=19028186&habertip=planet

Semir Yorulmaz  asdasd

Semir Yorulmaz

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar