ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ekonomide ciddi tahribata yol açmış, geleneksel enerji ve ticaret rotalarının kırılganlığını gözler önüne sermiştir. Bu durum, Kızıldeniz’de Husilerin uygulayabileceği olası bir abluka tehdidiyle birleşince, mevcut ticaret koridorlarının güvenliğine ilişkin kaygıları daha da artırmıştır. Böylesi bir belirsizlik ortamında alternatif güzergâh arayışları hız kazanmış; yeni kara ve deniz koridorları giderek daha fazla stratejik önem kazanmaya başlamıştır.
Bu bağlamda Türkiye hem yeni ticarî rotalar geliştirmeyi hem de geçmişte gündeme gelen koridor projelerini yeniden canlandırmayı amaçlayan kilit bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Demir yolları, kara yolları, limanlar ve enerji hatları aracılığıyla Türkiye, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenli bağlantısallığı güçlendirmeyi ve aynı zamanda giderek daha güvensiz hâle gelen geleneksel güzergâhlara bağımlılığı azaltmayı hedeflemektedir. Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projeleri aracılığıyla sırasıyla Çin’i ve Basra Körfezi’ni Avrupa’ya bağlamayı amaçlayan Türkiye, bağlantısallık alanında kayda değer adımlar atmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte son dönemde enerji ve ticaret koridorlarına ilişkin tartışmalarda giderek daha fazla öne çıkan Suriye, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası bağlantısallık stratejisinin merkezinde konumlanmaya başlamıştır.
Bağlantısallık projelerinde yeni rota, Suriye
Uzun ve yıkıcı iç savaş yıllarının ardından Suriye artık çatışma ve istikrarsızlıkla anılan bir ülke olmaktan çıkmaya başlamıştır. Zira, ironik bir biçimde, ABD/İsrail ile İran arasında yaşanan son çatışmadan en az etkilenen bölge ülkelerinden biri Suriye olmuştur. Çatışmanın Suriye’ye etkisinin oldukça sınırlı olması, Esed rejiminin çöküşünün ardından ülkenin yakın geçmişindeki istikrarsızlıkları geride bırakmaya başladığını göstermektedir.
Suriye’nin giderek daha fazla istikrara kavuşması ve Ortadoğu’nun kalbindeki merkezî konumu, ülkeyi farklı bölgeler arasında bağlantı sağlayan önemli bir kara koridoruna dönüştürmektedir. Stratejik boğazların kapandığı ya da kapanma riskiyle karşı karşıya bulunduğu mevcut konjonktürde ise Suriye’nin Körfez, Akdeniz, Türkiye ve Avrupa arasındaki jeostratejik konumu, ülkeye enerji güvenliği, ticaret ve tedarik zincirleri bakımından stratejik koridorlara ev sahibi olma fırsatı sunmaktadır.
Esed sonrası siyasi geçiş döneminde Ankara, yeni Şam yönetimiyle savunma, enerji, ulaştırma ve altyapı gibi çeşitli stratejik alanlarda oldukça yakın ilişkiler geliştirmiştir. Bunun bir sonucu olarak Türkiye, Suriye’nin uzun vadeli istikrarını desteklemekte, ülkede barış ve güvenliğin tesisi yönünde politikalar izlemektedir. Daha da önemlisi Ankara, kazan-kazan anlayışı çerçevesinde Suriye’yi; enerji ve ticaret koridorları aracılığıyla farklı bölgeleri birbirine bağlamayı hedefleyen bağlantısallık vizyonunun merkezî aktörlerinden biri hâline getirmeyi amaçlamaktadır.
Ankara açısından Suriye, her şeyden önce Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısı ve bölgeye uzanan en kısa ve doğrudan kara geçiş hattı niteliği taşımaktadır. Esed rejiminin çökmesi ve Suriye’nin yeniden istikrara kavuşmasıyla birlikte, iç savaş nedeniyle yaklaşık 14 yıl boyunca kapalı kalan “Suriye koridoru” yeniden işlerlik kazanmış, Türkiye’nin Ortadoğu’ya kara yoluyla doğrudan erişimi tekrar mümkün hâle gelmiştir. Bunun ötesinde Suriye’nin coğrafi konumu, ülkeyi “Dört Deniz Projesi” çerçevesinde Basra Körfezi, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi arasında bağlantı kurabilecek potansiyel bir merkez hâline getirmektedir.
2009 yılında Türkiye tarafından gündeme getirilen Dört Deniz Projesi, Suriye’nin komşu coğrafyaları birbirine bağlayan merkezî bir koridor olarak rolünü güçlendirmeyi amaçlamıştı. Ancak Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş, projenin rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. Hâlihazırda iç savaşın sona ermiş olması ve alternatif ticaret koridorlarına yönelik arayışların hız kazanması, söz konusu projenin yeniden gündeme gelmesini sağlamıştır. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suriyeli mevkidaşı Esad Hasan Şeybani, Nisan 2026’da Ankara’da yaptıkları açıklamada, iki ülke arasında şekillenen “stratejik ortaklık” çerçevesinde bu girişimi yeniden canlandırma iradesini ortaya koymuştur.
Demir yolları, kara yolları ve boru hatları üzerinden şekillenen bu proje, hem Türkiye’nin hem de Suriye’nin enerji güvenliği ve ticaret ağları bakımından önemli birer transit merkez olarak öne çıkmasına imkân sağlayacaktır. Özellikle Suriye açısından değerlendirildiğinde bu girişim, kritik altyapının yeniden inşasını destekleyerek ülkenin uzun vadeli ekonomik toparlanmasına ve istikrarının güçlenmesine katkıda bulunacaktır.

Türkiye’nin Bağlantısallık Vizyonunda Suriye
Bölgesel ve uluslararası aktörler, Türkiye’nin Suriye vizyonuna ilişkin çabalarına desteklerini ifade etmiş; bu durum, Suriye’nin komşu coğrafyaları birbirine bağlayan kilit bir koridora dönüşebileceğine yönelik beklentileri artırmıştır. Örneğin, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Dört Deniz Projesi’ni hem Hürmüz Boğazı’na hem de Kızıldeniz güzergâhına alternatif oluşturabilecek stratejik bir girişim olarak değerlendirmiştir. Ürdün ve Körfez ülkeleri de bu vizyonun önemli paydaşları arasında yer almaktadır. Zira Türkiye-Suriye koridorunun Körfez bölgesini Avrupa’ya bağlayacak olması, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından ciddi şekilde etkilenen bu aktörlerin ekonomik çıkarlarıyla doğrudan örtüşmektedir. Avrupa Birliği ise mayıs ayında, Suriye ile 2011 yılından bu yana askıda bulunan iş birliği anlaşmasını yeniden yürürlüğe koymuştur. Bu gelişme, Avrupa’nın da Suriye’nin Ortadoğu ile Avrupa arasında bağlantı sağlayan bir koridora dönüştürülmesine yönelik girişimleri desteklediğine işaret etmektedir.
Türkiye’nin Suriye rotasını yeniden aktif hâle getirme yönündeki çabaları, başlangıçta Ankara, Şam ve Amman arasındaki koordinasyonun artırılmasına odaklanmıştır. Sınır kapılarının ve gümrük süreçlerinin daha etkin hâle getirilmesi ile kara yolu ve demir yolu altyapısının geliştirilmesi, bu sürecin temel unsurlarını oluşturmuştur. Son dönemde yaşanan bölgesel gerilimlerin ardından karşılıklı temas ve girişimler hız kazanmış; süreç, üç ülke arasında tarihi Hicaz Demiryolu Projesi’nin yeniden canlandırılması ve bu hattın Suudi Arabistan’ın demir yolu ağıyla entegre edilmesini öngören üçlü bir anlaşmayla somutlaşmıştır. Projenin tamamlanması hâlinde, Körfez bölgesi ile Avrupa arasında demir yolu üzerinden doğrudan ve kesintisiz bir kara koridoru oluşturulması mümkün olacak; böylece hem Hürmüz Boğazı’nı hem de Kızıldeniz güzergâhını ikame eden alternatif bir ticaret ve ulaşım hattı ortaya çıkacaktır.
Öte yandan Türkiye’den yola çıkan transit konvoyların ilk kez Suriye güzergâhını kullanarak Irak’a ulaşması, Suriye’nin bağlantısallık projelerinde önemli bir rotaya dönüşmeye başladığının en güncel ve somut göstergelerinden birini teşkil etmektedir. Bu gelişme aynı zamanda söz konusu dönüşüm sürecinde Türkiye’nin oynadığı merkezî rolü gözler önüne sermektedir.
Söz konusu girişimler, Türkiye’nin Suriye’yi bölgesel bağlantısallık stratejisine entegre etme yönündeki kararlılığının giderek güçlendiğini ortaya koymaktadır. Ankara’nın hedefi, Ortadoğu’da güvenlik, iş birliği ve ekonomik kalkınma gibi ortak çıkarlar temelinde mümkün olduğunca fazla bölgesel aktörü bir araya getiren ve kazan-kazan anlayışına dayanan yeni bir bölgesel düzen ve anlatı inşa etmektir. Bu çerçevede Suriye, söz konusu yaklaşımın başarısı açısından kilit bir sınama alanı niteliği taşımaktadır.
Hâlihazırda Suriye’nin uzun vadeli istikrarı ve stratejik bir koridor hâline gelebileceği konusunda geniş çaplı bir bölgesel mutabakat oluşmuştur. Bu vizyonun başarıya ulaşması hâlinde Suriye; enerji, ticaret ve lojistik gibi alanlarda önemli bir merkeze dönüşecek ve kayda değer ekonomik ve stratejik kazanımlar elde edecektir.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise Türkiye’nin bu vizyonu, Ortadoğu’da kalkınma ve bölgesel entegrasyon temelinde uzun vadeli barış ve güvenliğe yönelik yeni bir yol haritası sunmaktadır. Bölgeselleşmeyi ve bağlantısallığı güçlendiren böylesi bir yaklaşım, Suriye’nin yeniden inşa sürecini desteklemekle kalmayacak aynı zamanda barış ve iş birliğine dayalı yeni bir bölgesel düzenin oluşumuna da katkı sağlayacaktır.
Bu görüş yazısı 24 Mayıs 2026 tarihinde Daily Sabah web sitesinde, “Türkiye bets on Syria as new partner in regional connectivity” başlığıyla yayımlanmıştır.