Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Son Olaylar Işığında Mısır’da Kutuplaşma ve Farklı Kesimlerin Tutumları Üzerine Bir Gözlem

Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin 22 Kasım'da ilan ettiği ve daha sonra iptal edilen anayasa deklarasyonuyla başlayan süreç ülkeyi derin bir krizin içine soktu. Mursi'nin kendisine geniş yetkiler tanıyan deklarasyonunun iptal edilmesi ise muhalefeti tatmin etmedi. Mursi'nin tüm diyalog çağrılarına rağmen muhalefetin büyük bir bölümü eylemlere devam kararı aldı.
 
Devrik lider Hüsnü Mübarek'e karşı başlayan ve daha sonra ülkenin yönetimini devralan Askeri Konsey'e karşı yapılan kitlesel gösteriler bu sefer seçilmiş bir cumhurbaşkanına karşı düzenlenmeye başladı. 25 Ocak Devrimi’nin sembolü haline gelen ve Tahrir Meydanı'nda başlayan gösteriler daha sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na kadar uzandı. Müslüman Kardeşler Hareketi ve onun siyasi kolu olan Hürriyet ve Adalet Partisi'nin ofislerine yapılan saldırılar da sürecin hangi boyuta ulaştığını çok açık bir şekilde gösterdi.
Süreç Nasıl Başladı?
 
Muhammed Mursi'nin seçimle işbaşına geldikten sonra birçok hassas konuda hızlı adımlar atması ve bazı radikal kararlara imza atması onun hem ülke içinde hem de yurtdışında büyük prestij kazanmasına neden oldu. Özellikle eski rejimin en önemli kalesi sayılan ve Mareşal Hüseyin Tantavi liderliğindeki Askeri Konsey'i saf dışı bırakması ve daha sonra yargı engeline takılsa da feshedilmiş halde olan meclisi geri çağırması ona bu prestiji sağlayan en önemli adımlardan oldu. Ancak şüphesiz ki Mursi, son olarak ülkede krize neden olan 22 Kasım anayasa düzenlemelerini yaparken sokağın bu kadar tepki göstereceğini hesap etmemişti.
 
Son düzenlemelerle beraber Mursi'nin kazanmış olduğu yetkilerin çok uzun süre elinde kalmayacağı başından beri aşikârdı. Zaten Mursi'nin bu yetkileri sürekli elinde tutma gibi bir derdi de yoktu.  Çünkü Mursi'nin halkı oylamaya çağırdığı anayasa taslağı, cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanıyan bu 22 Kasım deklarasyonunu ve daha önceki bütün anayasa genelgelerini geçersiz sayıyor.
 
Hem Muhammed Mursi hem de Müslüman Kardeşler hareketinin bu anayasa genelgesiyle, anayasa hazırlama komisyonu ve Şura Meclisi'nin anayasa mahkemesi tarafından kapatılmasını engellemek istedi. Nitekim bunu da başardılar. 22 Kasım anayasa genelgesinin amacı da buydu. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin 2 Aralık'taki oturumunda hem anayasa hazırlama komisyonu hem de Şura Meclisi'nin lağvedilmesi yönünde bir karar alması ihtimal dahilindeydi ki İhvan ve diğer İslamcı gruplar buna kesin gözüyle bakıyordu. Halk Meclisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından seçimlerden iki gün önce feshedilmesi, daha sonra ülkenin yönetimini devralan İslamcılar ve yargı arasındaki savaşı çok net ortaya koydu.
 
Cumhurbaşkanı Mursi'nin bu kararlarından sonra anayasa komisyonu çalışmalarını hızlandırdı ve yeni anayasa taslağını alelacele bitirdi. Mursi ise kendisine sunulan taslak için halkı 15 Aralık'ta referanduma çağırdı. 22 Kasım deklarasyonuna göre yargının bu çağrıya itiraz etmesinin yolu da kapanmıştı.
 
Bu süreçle beraber ülkede muhalif gösteriler ve şiddet eylemleri tırmandıktan sonra Mursi bütün tarafları diyaloga çağırdı. Sokaktaki muhalefetin reddettiği diyalog sonrası, Mursi 22 Kasım deklarasyonunu lağvedip yeni düzenlemelere gitti. Ancak üzerinde uzlaşılan konu 15 Aralık referandum tarihinin ertelenmeyeceğiydi. Bu yüzden basında “Mursi geri adım attı ” şeklindeki haberlerin aksine herhangi bir geri adım yoktu. Muhalefetin eylemlere devam demesi de bunu daha iyi açıklıyor.
 
Bu sürecin Mısır toplumu üzerinde şüphesiz birçok açıdan etkisi oldu. Bu etkilerin en genel olanı ve Mısır'da üzerinde en fazla durulan konu toplumdaki bölünmeyi ve kutuplaşmayı artırması oldu. Ancak son dönemle beraber çok net bir hal alan bu bölünme, sadece son olayların sonucu değil. Bunu daha iyi anlamak için şu an toplumda iki farklı cepheyi ayrı başlıklarda ele almakta fayda var.
 
1-İslamcı Güçler Koalisyonu
Bu koalisyon başta Müslüman Kardeşler hareketi ile onun siyasi kolu olan Hürriyet ve Adalet Partisi, Selefi Nur Partisi, Vasat Partisi, İslami Cemaat ve Selefi Davet olmak üzere ülkedeki İslamcı parti ve gruplardan oluşuyor. 25 Ocak devriminin İslami bir düzen kurulmasıyla tamamlanacağı görüşünü taşıyan bu cephe, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “şeriat söylemi” üzerinde birleşti. İhvan hareketi, seçimlerde “şeriat vaatleriyle” bu grubu arkasına almayı başardı. Özellikle ikinci turun bir diğer adayı olan ve eski rejimin son başbakanı “Ahmet Şefik” tehdidi bu grupların Mursi etrafında sıkı bir şekilde kenetlenmesini sağladı. Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra Mursi'ye sürekli olarak şeriatı uygulama çağrısı yapan bu gruplar sadece son olaylarda değil, Ulusal Kurtuluş Cephesi içinde yer alan kesimlerle daha önce sokaklarda çatışmalara girdi. Buna örnek olarak Ekim ayının ortalarında Tahrir'de düzenlenen Mursi karşıtı gösteri sırasında meydana gelen ve onlarca kişinin yaralandığı çatışmalar gösterilebilir.
 
Başta İhvan olmak üzere İslamcı grupların Mısır siyaset sahnesindeki en büyük avantaları çok iyi derecede örgütlü olmalarıdır. 25 Ocak devriminden sonra hiçbir grup örgütlenme konusunda İslamcı kesim kadar başarı sağlayamadı. Müslüman Kardeşler Hareketi’nin başını çektiği gösterilerle diğer grupların gösterilerini katılım oranı ve süreklilik açısından kıyasladığımızda bunu çok net bir şekilde görebiliriz.
 
Koalisyonun içinde yer alan bütün bu grupları kendi aralarında dayanışma içinde hareket etmeye iten en büyük nedenlerden biri de karşı taraf faktörü oldu. Mısır'da şeriata dayalı bir sistemin savunuculuğunu yapan bu gruplar, her ne kadar Mursi'ye karşı gelenleri genelde eski rejimin kalıntılarından olduğunu savunsa da onlara karşı cephe almaları sadece bununla açıklanamaz. Karşı taraftaki grupların laik veya liberal kesimden olması da çok güçlü bir etken. Laiklik karşıtı söylem özellikle selefi gruplarda yaygın. Selefiler'in, Mursi'nin laikler tarafından devrilmesi halinde “İslami bir devrim” yapacakları yönündeki açıklamaları bunun en iyi örneklerinden.(1) Üstelik İslamcıların bugün karşı karşıya geldikleri kesimlerin bütününü, eski rejim kalıntısı olarak değerlendirmek yanlış olur.
 
İslamcı gruplar ile laik, liberal ve solcu-sosyalist kesimlerden oluşan kesim arasındaki çekişmenin yavaş yavaş siyasi krize dönüşmeye başlamasında anayasa çalışmaları da çok önemli bir etken. Selefiler, sürekli olarak anayasanın şeriat kurallarına göre hazırlanmasını savunuyordu. Hatta anayasanın “İslam dininin ilkeleri yasamanın kaynağıdır” şeklindeki ikinci maddesini “İslam'ın kuralları yasamanın kaynağıdır” şeklinde değiştirmek istediler. Bu maddeyle beraber şeriatın tam anlamıyla uygulanmasını hedefleseler de ülkenin dini konulardaki kılavuzu olan El Ezher Üniversitesi’nden bile destek alamadılar.
 
Anayasa çalışmaları devam ederken, başta Amr Musa gibi laik ve liberal kesimlerin komisyondan çekilmesi çekişmeyi daha da derinleştirdi. Bu durum İslamcı koalisyona karşı ortak bir cephenin oluşmasını hızlandırdı. Anayasa komisyonundan çekilmelerin altında yatan asıl gerekçe ise bir önceki komisyona yapılan eleştirilerle aynı: “Komisyon çalışmalarında hakimiyetin İslamcı kesimlerde olması”. Anayasa çalışmalarındaki bu gerginlik, İslamcılarda, “komisyonun mahkeme tarafından feshedileceği” görüşünü pekiştirdi. Bu durumun, Mursi'nin tartışmalı 22 Kasım anayasa düzenlemelerinin ilan edilmesini hızlandırdığı söylenebilir.
 
2-Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC)
Mursi'nin kendisine geniş yetkiler tanıyan deklarasyonuna ve anayasa referandumuna karşıt olan kutubu temsil eden bu cephe, içerisinde laik, liberal, nasırcı, solcu, sosyalist gibi birçok siyasi görüşü barındırıyor. Muhammed Baradey liderliğindeki cephenin en önde gelen temsilcileri arasında eski cumhurbaşkanı adayları Hamdin Sabbahi ve Amr Musa da yer alıyor. Cepheyi meydana getiren fraksiyonlar ne kadar son dönemde bir araya gelmiş olsa da, İhvan karşıtlığı konusunda başından beri benzer politikalara sahipler. Özellikle Müslüman Kardeşlerin ve diğer İslamcı grupların devleti ele geçirmeye çalıştığı yönündeki iddialar konusunda hemen hemen hepsi hemfikirler.
 
Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC), içinde barındırdığı fraksiyonlar üzerindeki yaptırım gücü konusunda İslamcı Güçler Koalisyonu'yla kıyaslığında zayıf kaldığı söylenebilir. Cephe liderliği tarafından yapılan gösteri veya eylem çağrılarından sonra her bir örgüt kendi içerisinde istişare edip son kararını verebiliyor. Bu cephenin şemsiyesi altında hareket eden veya gösterilere katılanların arasında herhangi bir fraksiyona mensup olmayan kişiler de çok fazla. UKC'nin kendi içindeki örgütlülük zafiyeti konusunda bir başka etmen de, oluşumun farklı ideolojilere mensup parti veya gruplar ile meslek sendikalarından oluşması.
 
UKC, Mursi taraftarları veya İslamcı Güçler Koalisyonu tarafından sürekli farklı hesapları olmak, eski rejimi canlandırmaya çalışmak ve bu yüzden kaos yaratmaya çalışmakla suçlanıyor. Askeri Konsey'den sonra eski rejimin hayatta kalan en büyük kalesi olan yargının da bu son süreçte UKC'yle aynı çizgide hareket etmesi, İslamcıların muhalefete yönelik “eski rejim kalıntısı” suçlamalarını daha da arttırdı. Amr Musa gibi şahsiyetlerin UKC içindeki varlığı ve eski rejim destekçisi kesimin Mursi karşıtı eylemlere ortak olması da İslamcıların bu savının başka bir dayanağını oluşturuyor. Şüphesiz bu dayanaklara bakılarak Mursi karşıtı eylemleri tamamen eski rejimin kalıntılarına mal etmek yanlış bir yargı olur. Çünkü eylemlerin başını çeken grupların çoğu, 25 Ocak devrimini başlatan hareketin de temel unsurlarından oluşuyor.
 
UKC'nin bir diğer yapısal özelliği de, sadece son gelişmelerden dolayı değil, ülkedeki genel siyasi ve ekonomik gidişattan memnun olmayanların ve bu sebeple sokağa çıkanları da içinde barındırmasıdır. Buna bazı meslek örgütleri, işçi sendikaları, bazı öğrenci gruplarını ve bireysel hareket edenleri sayabiliriz. Bu gruplar, son olaylardan önce de sürekli hükümete karşı sokağa çıkıyordu. Son olayların başlamasına kadar ülkedeki grev ve boykotların, irili ufaklı eylemlerin sayısı çok az değildi.
 
UKC, şüphesiz bütün Mursi karşıtları tarafından kabul görmüyor. Toplumun bazı kesimleri bu oluşumun içindeki birtakım şahsiyetlere ve gruplara mesafeyle yaklaşıyor. Mursi karşıtı olup da, bu oluşumdaki bazı kesimlerin siyasi çıkar peşinde olduğunu ve bu çıkarları uğrunda gerilimi tırmandırmaya çalıştığını düşünen kesimler son süreçte eylemlerden ve olaylardan uzak durdu. Toplumun azımsanmayacak olan bu bölümü İhvan karşıtı olsa da düşüncelerini bu cümleyle açıklıyor: “Mısır'ın artık istikrara ihtiyacı var”.
 
Son Olaylar Sürecinde Devletin Sokaktaki Tutumu
Olaylar başladığında Mısır içindeki bazı medya araçları, süreç için “25 Ocak Devrimi’nde olduğu gibi” şeklinde bir nitelendirme yaptı. Ancak bu olaylarla 25 Ocak süreci arasında çok fark bulunmaktadır.  Son olaylarda sokaklardaki çatışmalar 25 Ocak Devrimi'nde olduğu gibi devletle göstericiler arasında olmadı. Bazı istisnai durumlar bir yana çatışmalar genel itibariyle toplumun farklı iki kesimi arasında gerçekleşti.  
 
Mursi karşıtı göstericiler, çoğu zaman polisle de çatışsa da, polis kan dökülmesini engellemek için sürekli kendisini geri planda tutmaya çalıştı. Özellikle cumhurbaşkanlığı sarayı önünde cumhuriyet muhafızlarının, yasaklara ve uyarılara rağmen güvenlik koridorunu aşan göstericilere karşı şiddet kullanmaması da dikkat çekti. Devletin bu konuda takındığı tutumun nedenini “gerilimi azaltmaya çalışmakla” açıklayabiliriz. Zira 25 Ocak devrimi sürecinde olduğu gibi devletin şiddete başvurması ve kan dökülmesine neden olması gerilimi daha tırmandıracaktır. Bu sebeple devlet kurumları, her iki tarafa mesafeli yaklaştığını göstermeye çalıştı. Genel merkezlerine yapılan saldırılardan dolayı İhvan mürşidinin İçişleri Bakanlığını suçlaması bu açıdan önemlidir.(2)
 
Sonuç
Devletin başı Muhammed Mursi ise, muhalifler tarafından gerilimi tırmandırmakla suçlandı. Özellikle muhaliflerin tepkisine neden olan kararlarının ardından kendisine destek veren ve saray önünde toplanan yandaşlarına seslenmesi birçok kesim tarafından fitne olarak yorumlandı ve oldukça büyük tepkilere neden oldu.(3) Mursi'yi eleştiren kesimler de bunu şöyle açıklıyor: “Bir cumhurbaşkanı olarak kendisini destekleyenlerin önünde değil, televizyon ekranlarından halka seslenmeliydi”.
 
Muhalefet'in bütün gerginliklerden sorumlu tuttuğu İhvan'ın ise gerilimden uzak durma konusunda iyi bir sınav verdiği söylenemez. Muhaliflerin saray önündeki eylemlerine devam ederken, İhvan ve diğer İslamcı gruplar “cumhurbaşkanını korumak” için saraya yöneldi. Dolayısıyla iki taraf arasında meydana gelen çatışmaların faturası da İhvan'a kesildi. İhvan ve diğer İslamcı grupların, devletin bütün kurumlarının üstünde olan bir kurumu muhalif göstericilerden korumak için sarayın önünde toplanmaları Mursi'ye yönelik tepkileri de arttırdı. Üstelik İhvan içinden ve diğer İslamcı gruplardan konuya dair çok fazla eleştiri geldi. (4) 
Sonnotlar
1. http://gate.ahram.org.eg/News/282013.aspx
2. http://www.ikhwanonline.com/new/v3/Article.aspx?ArtID=131104&SecID=210
3. http://new.elfagr.org/Detail.aspx?nwsId=239452&secid=3&vid=2
4. http://www.mogmal.com/News.asp?ID=565227
 
 

Semir Yorulmaz  asdasd

Semir Yorulmaz

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar