Chingiz Azimzadeh, İstanbul Üniversitesi Politic Science
Şanghay İşbirliği Örgütü – ( İng: S.C.O.- Çin: 上海合作组织;) ismini teşkilatın ilk toplantısının gerçekleştiği yer olan Şanghaydan almaktadır. Bölgesel hem de uluslararası örgüt olan eski adıyla ''Şanghay Beşlisi''- Özbekistan istisna tutulmak kaydı ile 1996 yılında Rusya, Çin, Kazakistan, Tacikistan ve Kirgizistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin artırılması, sınır bölgelerinde karşılıklı olarak askeri kuvvetlerin sayısının asgariye indirilmesi, bölgesel işbirliğinin teşvik edilmesi amacı ile temelleri atıldı. 15 haziran 2001-de Özbekistanın katılımı ile Şanghay Beşlisi yeniliğe giderek ''Şanghay İşbirliği Örgütü'' ismini aldı. Örgütün başkenti Çinin Şanghay kenti, genel sekreteri Dmitri Mezentsevdir. Ş.İ.Ö. üyesi ülkelerinin toplam yüzölçümü 30 milyon metre kare, Avrasya topraklarının 60% kapsamaktadır. Nüfusunun toplam sayısı ise 1milyar 450 milyona varmaktadır. (1) Örgütün üyelerinden ziyade üyelere kıyasen alt düzeyde olan gözlemci statüsünde bulunan İran, Hindistan Pakistan, Afganistan, Moğolistan ve örgütün resmi sitesinde yer alan, gözlemcilere nazaran alt kademe olan diyalog partneri Belarus ve Şri -Lankadan başka, ilginç nokta ise diyalog ortağı statüsünü taşıyan Türkiyenin isminin sitede yer almamasidir.(2) Gelişen ekonomisi ile dünya genelinde önemli yer tutan Çin, en büyük gaz rezervlerine sahip olan ve enerji pazarının önemli sağlayıcısı olan Rusya ana aktörlerdir. Fakat gözlemci üyeleri de listeye eklersek, tüm ülkelerin GSYİH-nın toplam deyeri 25 trilyon dolara varıyor. Bu pespektifden baktığımızda Ş.İ.Ö. en büyük jeopolitik güvenlik yapısı ola bilir. Nihai olarak gözlemci üyelerle birlikte 2,8 milyar nüfusa ulaşan teşkilat dünya pazarının 45% ve 4 tane nükleer gücü bünyesinde barındıracaktır. Enerji klübü bağlamında muazzam rezervleri ve dünya silah gücü ve savunma potansiyelinin neredeyse yarısına sahiptir. Bununla beraber Birleşmiş Milletlerde veto hakkına sahip 2 esas üyesi vardır.(3) Somut olarak Sanghay İşbirliği Örgütünün amaçları yayınladıkları deklarasyona dayanırsak üye ülkeler arasında karşılıklı güven, itimat, dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi, politik, ekonomi-ticari, bilim, teknoloji, kültürel, enerji, ulaşım, çevre ve diğer alanlarda işbirliğinin güçlendirilmesi, barış, bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanması, ilaveten terorizm, ayrılıkçılık, köktencilik, aşırıcılık ve örgütlü suçlara karşı etkin mücadele etmektir. (4) Soğuk savaşın bitimi ile super güç gibi meydana çıkan ABD-ye karşı Çin Halk Cumhuriyeti denge faktörü olarak stratejik müttefik arayışına girmiştir. 2001 senesinde belirli amaçlarla kurulan teşkilat zamanla bölgesel güvenliği sağlamayı üstlenicek bir örgüt haline gelmeyi amaçladı. Bir takım batılı politikacılar ana aktörler Çin ve Rusyanın Ş.İ.Ö. üyesi ülkeler arasında artan ABD etkisini asgari düzeye indirme çabasında olduklarını öne sürüyörlar. Bu iddia kendi sırasında gerçeklik payı taşıdığını, örgütün 2005 yılında Astanadakı devlet başkanları zirvesine katılan liderlerin Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistanda üstler kuran ABD-nin bu askeri üstleri boşaltması kararını aldığında tanıklık etmek mümkün oldu. Kırgızistandakı Manastan başka diger ülkelerdeki üstler kapatıldı. Bu arada Rusiyanın örgütdeki konumu da göz ardı edilemez boyutdadır. 2007-deki Bişkek zirvesinde gündemi bölgesel güvenlik konusu oluşturuyordu. Rusya konunun tartışılmaya açılmasından yana tavır aldı. Çinin ekonomik beklentilerini düşünürsek, Rusya terörle mücadele ve bu çerçevede politik birliğin yaratılması gibi konulara ağırlık vererek teşkilat bünyesinde etkisini artırmaya çalışıyor. Nitekim Bişkek Zirvesinde ''Putinin artık tek kutuplu dünya düzeni kabul edilemez'' açıklaması ile beraber, aynı zamanda Rusyanın Çelyabinsk bölgesinde üye ülkelerin katılımlarıyla ''Barış Misyonu-2007'' olarak tanımlanan bir dizi askeri tatbikat gerçekleştirdiler. (5) Bu nedenle Ş.İ.Ö -nün giderek askeri boyuta bürünmesi ve Asyanın NATO-su ve ya ona alternatif oluşturduğu yorumlarını doğal karşılamak gerekir. Türkiyenin ŞİÖ-de diyalog ortağı statusunu elde etmesi geçen sene 2012-de Pekin zirvesinde gerçekleşti. Bu statüs gözlemci statüsüne kıyasen aşağı düzeyde bulunsada bu yapının işlevsel mekanizmalarına katılmasına olanak tanıyor. Fakat NATO üyesi ükenin Ş.İ.Ö. formatında Rusya ve Çinle diyalog sürdürmesi onu batı ile işbirliğinden alıkoya, ve kendi dış politikasında da er ve ya geç bir takım değişikliklere gitmesine neden ola bilir. Özellikle Türkiyenin çok eksenli dış politika yürütümesinden yola çıkarak atdığı addımı değerlendirmek mümkündür. Kazakistan seferi sırasında Bakan Davutoğlu, Ş.İ.Ö. ile işbirliği Avrupa Birliğine alternatif oluşturmuyor, diye açıklama yapmıştı.(6) Ardından çok taraflı politika sürdüren Türkiyenin soğuk savaş zihniyetinin kölesi olmayacağını ve bunun alternatif yaratmadığını vurgulamıştı. İlk bakıştan çıkarların kutuplaştığı görülse de soğuk savaşın çoktan bitdiğini belirtmiş. Bununla da Davutoğlu Türkiyenin bağımlı olmadan serbest yön izleye bileceğini beyan etmiş oldu. Diğer taraftan Ankaranı bu yöne iten neden Avrupa Birliğine yönelik hiç bir sonuç veremeyen üyelik müzakerelerinin tıkanmasdır. Başbakan Erdoğanın Putine ''bizi Şanghay Birliğine alın bizde Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi gözden geçirelim'' demesi durumu bariz şekilde ortaya koymaktadır. Bir anlamda da Türkiye bununla birliğe devam eden sürecin çıkmaza girdini kamuoyuna iletmek, Avrupa Birliğinin duruma dikkatini çekmek istemiş ve bu da tepkinin yansıması olarak kabul edilmiştir. Başka yönden değerlendirilirken ekonomik krizlerle uğraşan Avrupa yerine kendi jeopolitik konumunu güçlendirecek daha uygun bir oluşuma yönelmek istiyor. Gözden kaçırılmaması gereken husus başbakanın iki sene sonra yapılması planlanan seçim öncesi nabız kontrolüdür. Bu nedenle kamuoyu araştırmalarını dikkatle incelemekle Avrupa Birliğne katılmın taraftarı olan ve 2004 de 70% olan oran, EDAM-ın araştırmalarına dayanarak, yarısına indiği bildiriliyor. Ekonomik göstericiler de Türkiyenin son on yılda Avrupa ülkeleriyle dış ticaret hacminin azaldığını gösteriyor. 2003-de 55% olan düzey bu gün yaklaşık yüzde 40% inmiş bulunmaktadır. Bununla beraber ABD devlet departmanının resmi temsilçisi Viktoriya Nuland olayı yakından takip etdiğini, Erdoğanın populist yaklaşımda olduğunu öne sürüyor. Zira hem NATO-ya hemde Ş.İ.Ö-ye üye olmak tamamen tutarsız politik sonuca götürüyor.(7)Örgütün rusiyalı genel sekreteri Dmitri Mezentsev ise diyalog partneri statüsü verilmesi sadece Tüürkiye için değil örgütü de daha da prestijli yapıyor. (8) Bundan başka Rusya D.İ.B. uzmanlarının fikrince Avrupa tek düze kültüre sahip, bu sebeple de 27 devlet Türkiyeye açık cevap vermekten kaçınıyor. Fakat Ş.İ.Ö. tamemen farklı yönetim, kültür, gelenekten, rejimden ibaretdir. Üyeliği kolay olmasada mümkün görünüyor. Ardı ile uzmanların söyledikleri engellerden digeri NATO-ya üyelik ve Çinin batısındakı etnik Türk toplumu olan uygurların varlığıdır. Sonra ise teşkilat katılımcıları arasında hem NATO hem de ABD müttefiki olan ülke olmadığını vurguladılar.Bu nedenle Çin her halükarde Türkiyenin örgüte üyeliğinin her adımda engellene bilme ihtimali görünüyor. Yani yakın zamanda Türkiye üyeliğe değil, gözlemci statüsüne gelmeyi düşüne bilir. Örneğin ABD müttefiki Hindistan teşkilatda üye kısmında değil, gözlemci gibi etkinliğini sürdürmektedir.(9) Rusya ile ilişkiler noktasında örgütsel birliktelik bir kenara bırakılırsa iki devlet arasında ''uçak indirilmesi’' meselesi, gerçekleşmese bile planlanan ''NABUCCO'' gaz boru hatının Rusyaya bağımlılığı azaltması ve Avrupaya gaz götürülmesi, Kürecikte füze radar sistemininyerleştirilmesi Moskovanın olumsuz tepkilerini çekmiştir ve bir daha konumdan kaynaklanan çıkarların çeliştiğini göstermiştir. Böyle bir durumda örgüte üyeliğe Rusyanın engel yaratmayacağı ne kadar ihtimal verile bilir biraz tartışmaya açıktır. Vurgulanması gereken diger etken ''Arap Baharı'' sırasında Türkiyenin çevresinde yerleştiği komşu ülkeler bakımından risk altında bulunduğu, sonra ise ''Suriye Kriziyle'' karşılaşması, keza gidişatda da aktif rol oynamıştır, Türkiyenin doğrudan doğruya Rusya, Çin ve İranın muhalefeti ile yüz yüze kalmasına getirdi. Resmi Pekin ve Moskovanın bu konjönktürel durumu kullanıp, yani çıkarlarının çatışması sebebiyle örgüte üyelik sürecini dondurmak için mazeret ürete bilirlerdi. Bilakis Türkiye daha geniş siyasi-diplomatik manevra için şans elde etdi. NATO üyesi olan Türkiye radikal bir değişikle tüm bunları yapabilir mi diye bir daha düşünürsek? Batı, Türkiye'nin böyle bir eksen değişikliğine ihtimal dahi vermemekle birlikte, eger böyle bir değişiklik olursa dünyadakı güç dengesinde aşırı büyük değişiklikler gerçekleşeceğini anlıyor lakin yinede sonuç itibariyle Ş.İ.Ö-ye üyeliğinin gerçekleşmesi inanılması zor görünüyor. Rusya ile Çin'in, Ş.İ.Ö. kapsamında Amerikayı bölgeden uzaklaştırma gibi bir amaç edinirken, her şeye rağmen ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiki olarak algıladıkları NATO üyesi Türkiye'yi, Ş.İ.Ö. üyesi olarak görmek istemeleri bu amaca ters düşer. Rusya ile Çin'in Ş.İ.Ö. çerçevesinde bir başka amacı da Orta Asya'da etkinliklerini artırmaktır. Orta Asya ile tarihî ve kültürel bağlara sahip olan Türkiye'nin Örgüt'e üyeliği, pastanın üçe bölünmesi anlamına gelir. Rusya ile Çin'in ise bu pastayı başkalarıyla paylaşmak istemelerini beklemek pek de olanaklı görünmüyor. ABD müttefiki Hindistanın NATO üyesi olmamasına rağmen üye olamıyor. Türkiyeye bu perspektiften baktığımızda hiç mümkün görünmüyor. Hem NATO üyesi olmak hem de anti-NATO koalisyonuna katılmak durumu zorlaştırıyor. İran ise gözlemci durumundadır. Devletlerarası ilişkilere, bundan başka genel tabloya Amerikanın İran politikası bağlamından baktığımızda ve devam eden geopolitik süreci analiz etdikde Ş.İ.Ö. ülkelerinin konumu ve çıkarları itibariyle Türkiyenin hali hazırda bulunduğu mevki arasında uçurum mevcutdur. Türkiyenin saf değiştirip, ki reel görünmüyor, yerini alsa güç dengesinde değişiklikler olması aşikardır. Davutoğlunun diyalog ortaklığının Avrupa Birliğine alternatif olmadığını söylemesi, ilaveten Çinin Amerikaya ekonomik açıdan kafa tutması ve Rusiyanın Ş.İ.Ö. bünyesinde güvenlik kaygılarıyla hareket etmesini dikkate alarak, batı askeri blok üyesi Türkiyenin örgüte üye olması bu yönden hayali görünüyor. 1.http://www.rg.ru/2007/08/23/mezencev.html 2.http://www.sectsco.org/EN123/secretary.asp 3.http://www.centrasia.ru/newsA.php?st=1187294640 4.http://russian.china.org.cn/archive2006/txt/2002-09/20/content_2043327.htm 5.http://chelyabinsk.rfn.ru/rnews.html?id=69577 6.http://www.trtrussian.com/trtworld/ru/newsdetail.aspx?haberkodu=35b2c1a6-8b0f-4022-8a30-244c05247360 7.http://www.pravda.ru/world/asia/middleeast/31-01-2013/1143503-turky-0/ 8.http://www.newsfiber.com/p/s/h?v=EgEF+C2VMTrw=+/7m+TeNQeXU= 9.http://transgood.ru/ru/news/38/