Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

BM Sonrası Düzen Tahayyülleri ve Finansallaşan Diplomasi Arasında Gazze Barış Konseyi

3 dakika okuma süresi | 22.01.2026

Gazze ateşkesinin ikinci aşaması, Ortadoğu jeopolitiğinde geleneksel ittifak yapılarının sarsıldığı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın diplomatik yaklaşımını ifade eden “işlemsel diplomasi” anlayışının bölgede vücut bulduğu bir kırılma anına tanıklık etmektedir. Trump liderliğinde hayata geçirilen Gazze Barış Konseyi, Birleşmiş Milletler (BM) yapısını bypass ederek bölgenin geleceğini “hissedar temelli” bir yönetim modeline dönüştürmeyi amaçlayan radikal bir model olarak öne çıkmaktadır. 16 Ocak 2026’da Trump tarafından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen resmî davet mektubu, Türkiye’nin bu yeni küresel yönetişim deneyinde “kurucu paydaş” statüsüyle masaya çağrıldığını tescil etmektedir. Ankara için bu davet, yıllardır savunulan bölgesel garantörlük vizyonunun uluslararası sistem tarafından en üst düzeyde kabul görmesi olarak yorumlanabilir olsa da konseyin Gazze’nin yeniden inşasını küresel bir yatırım sürecine dönüştürmesi ciddi ölçüde eleştirilen unsurlardan biridir.

Politik bağlamda ABD’nin en dikkat çekici hamlelerinden biri Türkiye ve Katar’ı konseye davet ederken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu süreçten haberdar etmeyerek konseyin oluşumunda tamamen devre dışı bırakmış olmasıdır. ABD’li yetkililerin İsrail basınına “ABD’nin Gazze’yle ilgilendiği ve Netanyahu’nun diğer meselelerle ilgilenmesi gerektiği” şeklindeki açıklamaları[1] İsrail’de gündemi hareketlendirirken mevcut durum İsrail’in ABD dış politikası üzerindeki geleneksel veto gücünün Trump doktrini çerçevesinde sona erdiğinin bir ilanıdır. Türkiye ABD’nin bu hamlesiyle Gazze’nin kaderini İsrail’in güvenlik dayatmalarıyla değil, doğrudan Vaşington’la liderler diplomasisi üzerinden müzakere etme alanı kazanmıştır.

Hâlihazırda Türkiye konseyin inşa sürecinde bir kısmı kabul gören rezerv ve itirazlarıyla mevcut mimariyi şekillendirirken Gazze’nin neo-kolonyal bir vesayet alanına dönüşmesini engelleme kapasitesine sahip aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin Gazze’ye dönük garantörlük yaklaşımı konseyin sadece finans odaklı kararlar almasını engelleyerek sürecin Filistin egemenliğine evrilmesini teminat altına almaktadır. 2026 Davos Zirvesi ile küresel bir lansmanla hayata geçecek olan bu yeni düzen, Türkiye’ye hem Gazze sahasında hem de masada (bilhassa GREAT Trust fonlarının yönetimi konularında) önemli bir manevra alanı sunmaktadır. Böylelikle Gazzelilerin haklarını ve İsrail’in iki yıla yaklaşan bir süreçte yürüttüğü soykırımı öne çıkaran söylemiyle Türkiye’nin mevcut ittifak mimarisinde yer alması Gazze’nin yeniden inşası ve bu süreçte Gazzelilerin haklarının korunması açısından önemli bir imkân olarak görülebilir.

[1] “US official says PM deliberately not told of Qatari, Turkish inclusion on Gaza panel — report”, The Times of Israel, 17 Ocak 2026.

Bakış
Özgür Dikmen

Özgür Dikmen

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar