Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD ve İsrail’in İran Saldırısı Babülmendep’i Tetikler mi?

4 dakika okuma süresi | 06.03.2026

ABD ve İsrail tarafından 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlatılan askeri saldırılar, ilk bakışta Tahran merkezli bir güç mücadelesinin yeni aşaması olarak değerlendirilebilir. Ancak bu gelişme, yalnızca İran’ın askeri kapasitesine yönelik bir operasyon değil; aynı zamanda “direniş ekseni” olarak tanımlanan vekil ağın caydırıcılık mimarisini, Kızıldeniz güvenlik mimarisini ve Afrika Boynuzu’ndaki alt-bölgesel güç dengesini eş zamanlı olarak etkileyebilecek çok katmanlı bir jeopolitik kırılma olarak okunmalıdır.

Bu nedenle mesele, İran–İsrail–ABD üçgeniyle sınırlı bir kriz değil; Babülmendep’ten Assab’a, Aden Körfezi’nden Mogadişu’ya uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik, ticaret ve egemenlik dinamiklerini yeniden tanımlayabilecek bir süreçtir.

Bu çalışmanın temel araştırma problemi, ABD–İsrail’in İran’a yönelik saldırıları Kızıldeniz’in güney hattında yeni bir militarizasyon döngüsünü tetikler mi, yoksa kontrollü caydırıcılık üzerinden uzatılmış bir belirsizlik evresine mi girileceğine odaklanmaktadır. Bu soruya yanıt ararken üç ana tartışma ekseni öne çıkmaktadır:

  1. İran’ın caydırıcılık açığını vekil aktörler üzerinden kapatma kapasitesi ve bunun Babülmendep üzerindeki yansımalarıdır.

  2. İsrail’in Somaliland’ı tanımasıyla Afrika kıyısında oluşabilecek yeni güvenlik mimarisi ve bunun Husiler ile İran tarafından nasıl algılanacağıdır.

  3. Kızıldeniz’deki askeri yoğunluğun Afrika Boynuzu’ndaki kara jeopolitiğini, özellikle Etiyopya’nın denize erişim arayışı ve Eritre hattındaki dengeleri nasıl etkileyebileceğidir.

Bu çerçevede yazı üç hipotez ileri sürmektedir:

Birinci hipotez: Husilerin mevcut söylemi doğrudan askeri tırmanmadan ziyade “kontrollü caydırıcılık” stratejisine işaret etse de, Babülmendep’in potansiyel tırmanma kapasitesini bir baskı aracı olarak elde tutma yaklaşımının kalıcı bir militarizasyon riskini canlı tuttuğudur.

İkinci hipotez: İsrail–Somaliland hattında olası güvenlik iş birliğinin, Somaliland’ı yalnızca diplomatik bir aktör olmaktan çıkarıp vekil savaş denklemine dahil edebileceği ve bunun Afrika Boynuzu’nda yeni istikrarsızlık üretme potansiyeli taşıdığıdır.

Üçüncü hipotez: Kızıldeniz’deki kriz uzadıkça Etiyopya’nın denize erişim meselesini “jeostratejik zorunluluk” olarak daha sert araçlarla gündeme taşıma ihtimalinin artacağı ve bunun Etiyopya–Eritre hattında kontrollü tırmanmadan fiili çatışmaya evrilebilecek bir risk doğuracağıdır.

Bu bağlamda yazı, dört temel senaryoyu tartışmaktadır:

  1. Husilerin sembolik dayanışma ile sınırlı kalıp askeri angajmanı ertelemesi ve krizin “uzatılmış belirsizlik” evresine girmesi;

  2. Babülmendep’te hibrit deniz saldırılarının yeniden başlamasıyla Kızıldeniz’in kalıcı biçimde militarize olması;

  3. İsrail–Somaliland güvenlik iş birliğinin Afrika kıyısını dolaylı çatışma alanına dönüştürmesi;

  4. Kızıldeniz krizinin yarattığı dikkat dağınıklığından faydalanan Etiyopya’nın Eritre hattında fiili durum üretme girişimleriyle kara cephesinin açılması.

Buradan hareketle bu çalışma, İran merkezli görünen bir askeri krizin aslında Kızıldeniz–Afrika Boynuzu ekseninde çok katmanlı bir jeopolitik yeniden dizilime yol açıp açmayacağını analiz etmektedir. Amaç, bölgesel tırmanma riskini yalnızca askeri boyutta değil; ekonomik kırılganlık, egemenlik tartışmaları ve alt-bölgesel güç hiyerarşisi bağlamında da değerlendirmektir. Bu yönüyle çalışma, açık savaş ile kontrollü gerilim arasında salınan bir coğrafyada, küçük bir tetikleyicinin nasıl geniş ölçekli stratejik sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir.

Bakış
Kaan Devecioğlu

Kaan Devecioğlu

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar