Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD’nin Irak’taki Milis Stratejisinde Yeni Aşama: Lider Kadroların Hedef Alınması

ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikası Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yeniden uygulanmaya başlayan ve ekonomik yaptırımların ötesine geçen daha geniş bir güvenlik yaklaşımını ifade etmektedir. Bu yaklaşım, İran’a yakın milis grupları da hedef alan bir çerçeveye dönüşmüştür. Bu stratejinin en görünür uygulama alanlarından biri Irak olmuştur. Irak’taki İran’a yakın silahlı gruplar, ABD’ye göre İran’ın bölgesel stratejisinin önemli bir unsuru ve ABD askeri varlıklarına yönelik saldırıların başlıca aktörleri olarak öne çıkmıştır. Bu nedenle ABD’nin Irak’taki askeri faaliyetleri milis yapıların operasyonel kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan yaklaşım çerçevesinde şekillenmiştir. Ancak 28 Şubat 2026’da başlayan ABD/İsrail-İran savaşı ile milis eylemselliğinin sürmesi, kapasitenin hedeflemesine ek olarak lider kadroları hedef alan (decapitation strategy/leadership targeting) operasyonların da giderek daha görünür hâle gelmesine yol açmıştır. Dolayısıyla ABD, kapasitenin hedeflenmesi yaklaşımını sürdürürken buna milis liderliklerini hedef alan operasyonları eklemiştir. Irak sahasında gözlenen bu taktik genişleme, ülkedeki güvenlik ve siyasi dengeler üzerinde yeni kırılganlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda Irak’taki devlet-milis ilişkilerinin nasıl etkileneceği ve Haşdi Şaabi içindeki farklı aktörlerin bu gelişmelere nasıl tepki vereceği önemli bir tartışma alanı hâline gelmektedir.

İran’a Yönelik Maksimum Baskı Politikası ve Irak

İran’a yönelik maksimum baskı politikası bağlamında ABD açısından İran’ın bölgesel stratejisinin en önemli araçlarından biri, Irak gibi farklı sahalarda faaliyet gösteren ve büyük ölçüde İran ile bağlantılı olan silahlı milis grupları olmuştur. Bu nedenle ABD’nin güvenlik yaklaşımı, İran kapasitesinin yanı sıra İran’ın bölgesel ölçekte kurduğu milis ekosistemini de baskı altına almayı hedeflemiştir.

Irak sahası bu stratejinin uygulama alanlarından biri olmuştur. Milis grupların açıklamalarına göre ABD varlığına yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarının büyük kısmı İran’a yakın milis gruplar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle ABD’nin Irak’ta gerçekleştirdiği askeri saldırılar büyük ölçüde bu yapıların operasyonel kapasitesini sınırlamaya yönelik olmuştur. Silah depoları, mühimmat tesisleri, insansız hava aracı altyapıları, roket rampaları ve milis üsleri ABD saldırılarının başlıca hedeflerini oluşturmuştur. Bu yaklaşımın temel amacı milislerin saldırı kapasitesini aşındırmak ve ABD askeri varlıklarına yönelik saldırıları caydırmak olmuştur. Operasyonel altyapının hedef alınması, milis grupların saldırı planlama ve uygulama kabiliyetini zayıflatmayı amaçlayan bir kapasite azaltma stratejisine işaret etmiştir.

ABD, bu saldırılar ile milis grupların ABD varlığını hedef almasını engelleyememiştir. Irak’taki İran’a yakın silahlı gruplar esnek ve parçalı örgütlenme yapıları sayesinde kaybettikleri askeri altyapıyı görece kısa süre içinde yeniden inşa edebilmiş ve alternatif lojistik hatlar oluşturabilmiştir. Bu durum, ABD saldırılarının milis kapasitesini belirli ölçüde aşındırmasına rağmen Irak ve bölgedeki ABD varlıklarına yönelik eylemselliğin tamamen ortadan kalkmadığını göstermiştir. Başka bir ifadeyle kapasite hedefleme stratejisi milislerin operasyonel kabiliyetini zayıflatmış olsa da bu grupların saldırı yapabilme kapasitesini tamamen ortadan kaldıramamıştır.

Kapasitenin Hedeflenmesine Lider Hedeflemenin Eklenmesi

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat 2026 sonrasında Irak sahasında milis gruplara yönelik kapasite hedefleme saldırılarına rağmen milis eylemselliğinin devam ettiği görülmüştür. Bu durum ABD’nin mevcut kapasite hedefleme yaklaşımını sürdürürken buna lider kadroları hedef alan operasyonları da eklediğini göstermiştir. Nitekim 5 Mart 2026 tarihinde Babil vilayetinde Ketaib Hizbullah üst düzey yöneticisi Ebu Hasan el-Farici’ye yönelik gerçekleştirilen saldırı, taktik düzeydeki değişikliği göstermiştir. Benzer şekilde 13 Mart 2026 gecesinde Bağdat’ta gerçekleştirilen saldırılarda da bazı hedeflerin vurulduğu ve kamuoyuna Bedir Örgütü, Ketaib İmam Ali ve/veya Ketaib Hizbullah üst düzey liderliklerinin hedef alındığı yönünde bilgiler yansımıştır. Bunun ardından Ketaib Hizbullah, saldırıda füze sorumlusu Vasim (Ebu Ali) el-Amiri’nin hedef alındığını açıklamıştır. Bu saldırılarda sivil yerleşim alanı içindeki noktaların vurulması, nokta hedef olarak Amiri’nin hedef alındığını göstermektedir. Zira sivil alandaki saldırıların maliyeti, olası sivil kayıplar nedeniyle önemli ölçüde artmaktadır. Dolayısıyla bu tür operasyonlarda milis liderliklerinin veya üst düzey kadrolarının hedef alınmasının amaçlandığı söylenebilir.

Sahadaki bu dinamikler, ABD’nin Irak’taki milislere yönelik stratejisinde kapasite hedeflemesini sürdürürken buna lider kadroları hedef alan operasyonları da ekleyen bir taktik genişlemeye gittiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, literatürde devlet dışı silahlı aktörlerin karar alma ve koordinasyon kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan bir yöntem olarak ele alınmaktadır.

Lider Hedefleme Taktiği Irak’ı Nasıl Etkiler?

ABD’nin Irak’taki milis gruplara yönelik stratejisine lider kadroları hedef alan operasyonların eklenmesi, Irak’ın siyasi ve güvenlik dengeleri açısından yeni sonuçlar üretme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Liderlik kadrolarının hedef alınması, milis gruplar tarafından doğrudan bir meydan okuma olarak algılanabileceği için devlet-milis ilişkilerinde gerilimi artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu tür saldırılar, milis grupların ABD’ye karşı misilleme motivasyonunu artırmasına ve ABD’nin de Bağdat yönetimi üzerinde daha fazla siyasi baskı kurmasına yol açabilir. Böyle bir durumda milis grupların, tamamen devlet kontrolü dışına çıkması ihtimali de güçlenebilir.

İran’a yakın milis yapıların önemli bir kısmı Haşdi Şaabi çatısı altında Irak’ın resmi güvenlik mimarisiyle kurumsal olarak ilişkili bir konumda yer almaktadır. Bu nedenle milis liderliklerini hedef alan operasyonlar, ABD ile silahlı gruplar arasındaki bir güvenlik meselesinin ötesinde sonuçlar doğurabilir. Bağdat, böyle bir ortamda bir yandan ABD ile güvenlik iş birliğini sürdürme diğer yandan ise ülke içindeki siyasi ve güvenlik dengelerini koruma arasında daha zor bir denge kurmak zorunda kalabilir.

Lider kadroların hedef alınması, Irak içindeki milis alanında yeni kırılmaların ortaya çıkmasına da yol açabilir. Zira Haşdi Şaabi yekpare bir yapı değildir. İran’a yakın grupların yanında dini merciyete bağlı Haşdi Atabe, aşiret temelli yapılanmalar olan Haşdi Aşairi ve gelişmeler karşısında mesafeli bir pozisyon alan Mukteda Sadr’a bağlı Saraya el-Selam gibi farklı aktörler bulunmaktadır. Lider hedefleme stratejisinin özellikle İran’a yakın milis grupları hedef alması, bu yapıların diğer Haşdi Şaabi bileşenleriyle ilişkilerini yeniden şekillendirerek Haşdi Şaabi içinde yeni ayrışmalar ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla ABD’nin lider hedefleme yaklaşımı, milis grupların askeri kapasitesini aşındırmanın ötesinde Irak içindeki milis alanının siyasi ve örgütsel dengelerini de etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak Irak sahasındaki milis liderlerinin hedef alınması, ABD’nin İran’a yakın milis gruplara yönelik askeri yaklaşımındaki değişime işaret etmektedir. İlk aşamada silah depoları, üsler ve lojistik altyapılar gibi unsurları hedef alan operasyonel yaklaşım uygulanmıştır. Ancak bu saldırıların milis eylemselliğini ortadan kaldırmaması, ABD’nin milis liderliklerini hedef alan operasyonlara başlamasına neden olmuştur. Bu taktik genişleme, Irak açısından yeni güvenlik ve siyasi riskler üretme potansiyeli taşımaktadır. Lider kadroların hedef alınması milis grupların devlete yönelik baskısını artırabilir, devlet-milis ilişkilerinde gerilimi derinleştirebilir ve Haşdi Şaabi içindeki farklı aktörler arasında yeni ayrışmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kapasitenin ve liderlerin hedeflenmesinin birlikte kullanıldığı bu yaklaşım, Irak’ın güvenlik mimarisini ve iç siyasi dengelerini etkileyebilecek bir zemin oluşturmaktadır.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar