Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

2025 Yılında Afrika Boynuzu: Jeopolitik Rekabet, Deniz Güvenliği ve Enerji

9 dakika okuma süresi | 05.05.2026

2025, Afrika Boynuzu için siyasi parçalanma, militarizasyon ve küresel rekabetin arttığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Yıl boyunca Kızıldeniz havzasının batı yakasında iç istikrarsızlıklar ile bölgesel rekabet arasındaki sınırlar giderek belirsizleşmiştir. Bir dönem kırılgan savaş sonrası uzlaşılar ve dönemsel iş birliğiyle ayakta tutulan Afrika Boynuzu Ortaya çıkan tablo, basitçe yeni bir kriz döngüsü değil; güvenlik merkezli diplomasi, vekil ittifaklar ve dış aktörlerin kalıcı şekilde yerleşmesiyle şekillenen yeni bir stratejik düzenin tahkim edilmesidir.

Bu dönüşümün merkezinde Etiyopya’nın bölgesel merkeziliğini yeniden tesis etme çabası yer almaktadır. Amhara, Oromia ve Tigray bölgelerinde eş zamanlı olarak yaşanan iç krizler, Tigray savaşı sonrası yönetişimin kırılganlığını ve federal otoritenin zayıflamasını açıkça ortaya koymuştur. Pretoria Barışı çerçevesinin işlevsizleşmesi, isyancı saldırıların yeniden yoğunlaşması ve bölgesel tutumların değişmesi, Etiyopya’nın iç istikrarsızlığını bölgesel bir risk faktörüne dönüştürmüştür. Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı ve Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın (GERD) faaliyete geçmesi de dâhil olmak üzere denizcilik ve enerji alanındaki hedefleri, savunmacı egemenlik anlayışından iddialı bir güç projeksiyonuna geçişin sembolü olmuştur. Ancak bu hamleler, aynı zamanda Mısır ve Eritre ile rekabeti derinleştirirken; Nil ve Kızıldeniz eksenli ulusal kader anlatıları arasında keskin bir mücadeleyi körüklemiştir. Nitekim bu durum, Etiyopya’nın BAE ile kurduğu ittifakla bağlantılı olarak Sudan Savaşı’na da doğrudan yansımalar barındırmaktadır.

Somali 2025 yılına kırılgan devlet yapısından güçlenen merkezi otoriteye geçiş çabaları ile artan dış angajman arasında bir denge kurmaya çalışarak girmiştir. El-Şebab’ın ülkenin orta bölgelerinde yeniden nüfuz kazanmasına rağmen, federal hükümet kurumsal reformları ilerletmiş ve diplomatik ortaklıklarını genişletmiştir. Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile Somali arasında imzalanan Ankara Bildirgesi, denizcilik rekabetinin sürmesine rağmen bölgede nadir görülen bir gerilimi azaltma örneği sunmuştur. Somali’nin özellikle savunma ve açık deniz enerji arama faaliyetleri alanlarında Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri ile derinleşen iş birliği, ülkenin dış yönelimini yeniden tanımlamıştır. Bununla birlikte, federal ve bölgesel otoriteler arasındaki iç parçalanmışlık ile doğal kaynak yönetiminde egemenlik üzerine süregelen tartışmalar, Mogadişu’nun devlet konsolidasyonunun sınırlarını görünür kılmaya devam etmiştir. 2025’in son günlerinde İsrail’in Somaliland’ı tanıyan ilk aktör olması ise bölgesel istikrarsızlığı hedefleyen bir başka dinamik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eritre’nin jeopolitik bir aktör olarak yeniden yükselişi, 2025’in en kritik gelişmelerinden birini oluşturmuştur. Uzun süre izole bir devlet konumunda bulunan Asmara, değişen fay hatlarından yararlanarak Mısır ve Sudan ile kurduğu güvenlik bağlantıları üzerinden bölgesel etkisini yeniden tesis etmiştir. Eritre’nin Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne sağladığı iddia edilen silah desteği ve Etiyopya sınırı boyunca gerçekleştirdiği askerî yığınağa karşı Etiyopya’nın caydırıcılık ve baskı unsurlarına dayalı bilinçli bir stratejiyi yansıtmıştır. Eritre’nin nihai olarak Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nden (IGAD) çekilmesi ve Etiyopya’nın denizcilik iddialarını açıkça reddetmesi, uzlaşmaz diplomasiye dayalı yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bu durum, ülkeyi oluşmakta olan bölgesel dengede hem bozucu bir aktör hem de stratejik bir dönüm noktası konumuna yerleştirmiştir.

Cibuti ise buna karşılık Afrika Boynuzu’nun sessiz dengeleyicisi ve ekonomik bağlantı noktası olmayı sürdürmüştür. Limanları, lojistik ağları ve çok taraflı ortaklıkları; parçalanmanın hâkim olduğu bir ortamda ülkenin bölgesel lojistik ve siyaset merkezi olarak kalmasını güçlendirmiştir. Bununla birlikte, birden fazla yabancı askerî üsse ev sahipliği yaparken Mısır, Çin ve Körfez ülkeleriyle örtüşen ittifakları yönetme çabası, bağımlılık üzerinden sağlanan istikrar paradoksunu görünür kılmıştır. Özellikle küresel aktörlerle kurduğu bu bağlar, Cibuti’yi Afrika Boynuzu krizlerinde siyaseten güçlendirmiştir. Cibuti’nin denizcilik ve enerji alanındaki ortaklıkları genişlemiş; ancak bu durum aynı zamanda ülkeyi bölgesel rekabetin vazgeçilmez fakat kırılgan bir aracı aktörü olarak da konumlandırmıştır.

Devlet düzeyindeki bu manevraların zemininde, Afrika Boynuzu’nun denizcilik alanı, jeopolitiğin yeni odağı olarak ağırlık kazanmıştır. Limanlar, deniz yolları ve kıyı altyapısı üzerindeki kontrol, siyasi güçle eş anlamlı hâle gelmiştir. Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim stratejisi çerçevesinde geliştirdiği söylem ve pratikler, Eritre’nin kıyı egemenliğini sert biçimde savunması ve Mısır’ın Kızıldeniz koordinasyonunu güçlendirme yönündeki hamleleri, deniz yönetişimini başlı başına bir mücadele sahasına dönüştürmüştür. Somali açıklarında korsanlığın yeniden canlanması, Etiyopya’nın denize çıkış stratejisini yüksek sesle duyurması ve Babülmendep Boğazı’nın askerîleştirilmesi; denizcilik güvensizliğinin artık kara temelli rekabetleri yansıtan ve pekiştiren bir nitelik kazandığını göstermiştir. 2025’in sonuna gelindiğinde Kızıldeniz, ticari bir yaşam hattının yanı sıra stratejik bir fay hattı hâline gelmiş; Afrika, Körfez, İsrail yayılmacılığı ve küresel güç rekabetlerini benzeri görülmemiş biçimlerde birbirine bağlamıştır.

Enerji rekabeti, bu yeniden yapılanmaya bir başka katman daha eklemiştir. Etiyopya’nın Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nı tamamlaması ve Rusya ile nükleer iş birliğini başlatması, Somali’nin Türkiye ile yürüttüğü açık deniz petrol diplomasisi ve Cibuti’nin yenilenebilir enerji girişimleri, enerjiyi kolektif biçimde kalkınmacı bir hedeften siyasi bir araca dönüştürmüştür. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri de dâhil olmak üzere Körfez ülkeleri ve büyük güçlerin yatırımlar ve askerî altyapılar yoluyla bölgeye dâhil olması, Afrika Boynuzu’nu enerjiyle bağlantılı nüfuz mücadelesinin bir deneme alanına dönüştürmüştür.

Bu dönüşümler aynı zamanda derin kurumsal sonuçlar da doğurmuştur. IGAD’ın işlevsizliği, Afrika Birliği (AfB) çerçevelerinin parçalanması ve ikili askerî anlaşmaların yaygınlaşması, bölgesel bütünlüğü aşındırmıştır. Devletler içe kapanırken ya da dış aktörlerle hizalanırken, Afrika öncülüğündeki diplomasi yapısal sınırlamalarla karşı karşıya kalmıştır. Buna karşın, bu parçalanmışlık ortamında Amhara-Fano Barış Mutabakatı ve Etiyopya-Somali arasındaki diplomatik yumuşama gibi sınırlı başarılar, yerel arabuluculuğun hâlâ mümkün olduğunu ancak bunun son derece kırılgan bir zeminde ilerlediğini göstermiştir.

2025’in sonunda Afrika Boynuzu, kara, deniz ve enerji siyasetinin birbirinden ayrılmaz hâle geldiği üç ana katmanlı bir güvenlik sahasına bütünüyle geçiş yapmıştır. Etiyopya’nın iddialı duruşu, Eritre’nin askerileşme süreci, Somali’nin yeniden konumlanması ve Cibuti’nin merkezî rolü; bölge dışı aktörlerin angajmanıyla birlikte bölgenin dengesini yeniden kurgulamaktadır. Dolayısıyla, bu belirsiz manzarada Afrika Boynuzu’nun istikrarı, bölge ülkelerinin Kızıldeniz ile Hint Okyanusu sistemleri içindeki rollerini ve bölge dışı aktörlerle geliştirdikleri ittifaklardan kaynaklanan ayrışmaları, onarılamaz bir derinliğe ulaşmadan önce iş birliği kaldıraçlarına dönüştürüp dönüştüremeyeceğine bağlı olacaktır.

Bu rapor, Afrika Boynuzu’nun güvenlik ve jeopolitik düzenindeki evrimini, birbiriyle bağlantılı üç mercek üzerinden incelemektedir. İlk bölüm olan “Çatışma Dinamikleri” bölümü, devletlerin iç parçalanmışlığını ve bölgenin siyasi çekirdeğini yeniden tanımlayan devletler arası rekabetlerin yükselişini analiz etmektedir. İkinci bölüm olan “Deniz Güvenliği” bölümü, çatışmanın denizcilik alanına uzanışını ele almakta; deniz gücü, denize erişim ve bölge dışı aktörlerin kalıcı varlığının geleneksel hizalanmaları nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Son bölüm olan “Enerji ve Jeopolitik Dinamikler” bölümü ise kaynak siyaseti, enerji milliyetçiliği ve büyük güç rekabetinin kesişimini inceleyerek Afrika Boynuzu’nu küresel stratejik rekabetin kritik bir düğüm noktası hâline getiren unsurları değerlendirmektedir. Bu bölümler birlikte ele alındığında; egemenlik, erişim ve nüfuz mücadelesinin yön verdiği bu stratejik coğrafyanın, dünyanın en fazla çekişmeye sahne olan jeopolitik hatlarından biri olarak geçirdiği dönüşümün ana hatları mercek altına alınmaktadır.

Rapor
Kaan Devecioğlu

Kaan Devecioğlu

Tüm Yazılarını Gör
Hasna Jebel Abagero

Hasna Jebel Abagero

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar