Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta Kadın Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Gül Atmaca, [email protected]
Ortadoğulu kadınlar hakkında zaman zaman kaleme sarıldığım oluyor. Irak’ta yaşanan susuzluk ve elektrik sıkıntısının yaşamı adeta felç ettiği yönündeki haberleri okuyunca aklıma yine hemcinslerim geldi. Bu kavurucu sıcaklarda su ve elektrikten mahrum olmanın zorluğunu düşündüm. Özellikle, 2003’teki işgalden sonra eğitim ve iş olanakları iyiden iyiye azalan; şiddet ve radikal dinci akımlar yüzünden dört duvar arasına hapsedilen Iraklı kadın, bu da yetmiyormuş gibi bir de susuz ve elektriksiz…   Savaş kararını verenler genellikle erkekler oluyor, gözyaşı dökenler ise kadınlar. Savaş bir kadın için sevdiklerini kaybetmek, tecavüz, yıkım, yokluk, yoksunluk demek. Irak gibi bağışıklık sistemi çökmüş bir bedene şiddet, kardeş kavgası, yolsuzluk ve benzeri daha nice sosyal hastalık saldırıp duruyor. Öyle bir ülke düşünün ki, işgali, ölümleri, yağmalamaları görmüş, travmalar yaşamış. Irak’ın kadınları bir zamanlar Ortadoğu’nun en eğitimlileri arasında sayılırken bugün çoğu siyah örtüler altında, duvarlar arkasında.    Eski ABD Başkanı George W. Bush'a, 2008’deki Irak ziyareti sırasında ayakkabı fırlatan gazeteci Muntazar El Zeydi, ifadesinde pişman olmadığını belirterek, “…Bush, Irak'ta 1 milyon dul kadın, 6 milyondan fazla yetim bıraktı. Kadınlarımız tecavüze uğradı, evlere gelişigüzel baskınlar düzenlendi, masum insanlar tutuklandı, camiler tahrip edildi ve yıkıldı…” demişti. Gerçekten de kadınlar için hayat İşgal sonrası tam bir cehenneme döndü. Peki öncesi nasıldı? Gelin biraz eskilere, çok değil 30-40 yıl öncesine gidelim.   Saddam feminist değildi ama…  Saddam döneminde baskıcı bir rejim uygulansa da hem devlet politikası hem de işgücündeki boşluk nedeniyle kadınların eğitimi ve çalışma hayatına katılması teşvik ediliyordu.    İran-Irak Savaşı (1980-1988), Körfez Savaşı ( 1991), Saddam’ın uyguladığı katliamlar derken yüz binlerce Iraklı erkek hayatını kaybetmişti. Buna, Körfez ülkelerine çalışmaya gidenleri de eklersek, işgücünde büyük bir boşluk doğmuş ve bunun kadınlar tarafından doldurulması öngörülmüştü.    Zaten, Arap milliyetçisi sosyalist Baas Partisi, kadınların eğitimi ve işgücüne katılmasını öngören bir politika yürütüyordu. Artan petrol fiyatları ve kalkınma programları sayesinde 70 ve 80’lerde sağlanan ekonomik gelişme de kadınların leyhine oldu; onları devletin her kademesinde ve farklı mesleklerde görmek mümkündü.    Ne var ki, Körfez Savaş’ından sonra Irak’a yaptırımlar uygulanmaya başladı ve bunlar giderek ağırlaştırıldı. Sonuç olarak sağlık sistemi büyük zarar gördü: anne-çocuk ölümleri arttı, ilaç sıkıntısı baş gösterdi, çocuklarda yetersiz beslenme sorunları yaşandı. Sadece sağlık değil su, elektrik kanalizasyon sistemi, yani altyapı hizmetlerinde de gerileme başladı. Ve yaptırımlar yüzünden zaten zor olan hayat, 2003’teki ABD işgalinin ardından tam anlamıyla cehenneme döndü.    Yaptırımlarla hırsızlıklar artarken işgalden sonra buna yağmalama, fidye için adam kaçırmalar eklendi. Irak’ta daha önce toplumun her kademesinde yer alan kadın, 2003’ten sonra başını pencereden uzatamaz hale geldi. Bir yandan da radikal dinci akımlar yüzünden Hıristiyanlar dahi kadınların hepsi kapanmak zorunda kaldı. Irak’ın Şiilerin egemenliğindeki bölgelerinde ise sadece kapanmak yetmedi, peçe takmak zorunlu hale geldi. Çorap giymediği ya da pantolon giydiği için kadınların dayak yediği bile oldu.   Bush, 2003 yılında Irak’ın işgaline rastlayan günlerde, “Buraya özgürlük ve demokrasi getireceğiz, Irak, Ortadoğu’nun en mutlu, en özgür ve en demokratik ülkesi olacak” türünden laflar ediyordu. Oysa, adeta kan gölüne dönen ve mezhep çatışmalarının en şiddetlisine tanık olan Irak, yüz binlerce insanını, birliğini-bütünlüğünü, milyon dolarlık petrolünü kaybetti. Sağ kalmayı başaran Iraklılar ise evlerinden, işlerinden oldular, yüz binlercesi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.    ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından 4 milyondan fazla insan evini barkını terk etmek zorunda kaldı. Öyle ki, Birleşmiş Milletler bunu Orta Doğu’da, 1948’de İsrail kurulduktan sonra yaşanan göçten sonra ki en büyük nüfus hareketi olarak tanımladı.   Irak’ta aralarında devlet memuru, öğretmen, doktorların da olduğu kadınlar çalıştıkları için tehdit edildiler, bazıları öldürüldü. Ayrıca mezhep kavgalarında öç unsuru olarak kadınlar kaçırılıyor, sokaklarda sahipsiz kadın cesetlerine rastlanıyordu.    Iraklı kadınlar sadece Iraklılardan şiddet görmüyordu, işgal kuvveti askerleri arasında da kadınlara zarar verenler vardı. Örneğin, “terörist” bulmak amacıyla baskın yapılan evlerdeki kadınlar hiç sorgu sual yapılmadan bazen gözaltına alınıyor, hakarete hatta tecavüze uğruyorlardı. Bağdat yakınlarındaki Ebu Garip hapishanesindeki Iraklı kadın mahkumlardan bazıları cinsel tacize hatta tecavüze uğradı.   Dullar ülkesi Irak   Irak’ın son 30 yıl içinde yaşadığı savaşlar, katliamlar, mezhep kavgaları yüzünden dul kalan kadınların sayısı neredeyse 1 milyonu buldu. .Örneğin, mezhep savaşının doruğa tırmandığı 2006 yılında, günde 90 ila 100 kadının dul kaldığı tahmin ediliyor.    Irak’taki dul ve yetim aylığı ise derde derman olmayacak kadar düşük. Üstelik bu yardımı almak için bir dizi bürokratik işlem yaptırmak ve devlet dairelerinde “tanıdık” bulmak lazım! Bu yardımı alabilen “şanslı” kadınların sayısı ise 1 milyon dul içinde ancak 120 bin kişi.    Irak’ta örneğin, Bağdat ve Basra’da sokaklarda dilenen dulları görmemek imkânsız. Kadınlar, siyah çarşafları içinde, köşe başlarında, kontrol noktalarında duran araçlardan yiyecek ya da para dileniyorlar. Onları cami kapılarında bedava battaniye için beklerken, çöpleri karıştırırken görmek mümkün. Çocuklarıyla parklarda ya da benzin istasyonlarının tuvaletlerinde yaşamak zorunda kalan dullar bile var.    Bir yanda “namus” cinayetleri bir yanda fuhuş! Şiddet ve muhafazakârlık artınca, kadın üzerindeki baskı da artıyor. Örneğin, Kuzey Irak’ta son 7 ayda 218 kadın “doğal olmayan” nedenlerle hayatını kaybetmiş! Bir yandan namus cinayetleri artarken, ülkenin geri kalanında ekonomik gerilemeyle birlikte bazı kadınlar fuhuşa itiliyor. Aile reisi olmayınca kadınlar çocuklarını ya da evdeki yaşlıları doyurmak için bu yola başvuruyor! Komşu ülkeler Suriye ve Ürdün’deki Iraklı sığınmacılar arasında fuhuş yapmak zorunda kalanlar var. Şam’da kızına dansözlük yaptıran Iraklı sığınmacı kadının söyledikleri ise son derece çarpıcı: “Savaş yüzünden her şeyimizi kaybettik, namusumuz da…”   Saddam döneminde, 1990’lı yılların ortasında fuhuşa karşı sert önlemler alınmıştı. Saddam’ın oğlu Uday’a bağlı gençlerden oluşan bir grubun 2000 yılında 300 hayat kadınını ve kadın satıcısını tespit ettiği ve başlarını kestiği dilden dile dolaşmış uzun süre.   “Geçici evlilikler”  Irak’ta 1958’de çıkan; boşanma ve miras konularında kadına ve erkeğe eşit haklar sağlayan yasa bugün din adamlarının çabasıyla hasıraltı edilmiş durumda. Örneğin, mut’a yani geçici evlilikler de daha fazla kabul görmeye başladı ki bu bazen fuhuşu resmileştirmek için başvurulan bir yöntem oluyor. Bu arada, Irak’ta intihar eylemcileri arasında onlarca dul olduğunu söylemeye gerek var mı bilemiyorum.   Iraklı bir  kadın, “Yıkılan binaları, köprüleri yeniden yapabilirsiniz, bu biraz zaman alabilir ama mümkündür, asıl maneviyatımızı ve değerlerimizi yıktılar…?” derken belki de artan yolsuzluklar ve açgözlülükten bahsediyor. Güven duygusu zedelenmiş toplumda, en yakın akrabalar arasında bile kıskançlık artmış. Büyük aile içindeki dayanışma erimiş. Gelir ve kaynakların azalması yüzünden herkes kendisini düşünür hale gelmiş.    Irak’ta zorlaşan yaşam karı-koca ilişkisine de zarar vermiş. Boşanma oranları sadece Irak içinde değil, Iraklı sığınmacılar arasında da artmış. Örneğin, İngiltere’ye giden Iraklı sığınmacıların yüzde 25’inin boşandıkları ya da ayrı yaşamaya başladıkları görülmüş.   Çaresizlikten çok eşlilik  Irak’ta kadınların iş hayatından koparılması, erkeğe muhtaç hale gelmesi ve erkek nüfusunun da düşük olması yüzünden çok eşlilik yaygınlaşıyor. Az sayıdaki genç Iraklı erkek arasında evlenip bir evin sorumluluğunu alabilecek kişi sayısı ise az. Böyle olunca, kendilerinden yaşça büyük adamların 2.,3. ya da 4. karısı olmaya razı olan kadınların sayısı artıyor.    Irak’ta kadınların yaşadığı sorunlar saymakla bitmiyor. Dedik ya savaşlara erkekler karar veriyor kadınlar gözyaşı döküyor. Gelin yazıyı savaşın tersiyle yani barış ile bitirelim. Kuzey İrlanda, Bosna-Hersek, Kıbrıs, İsrail-Filistin meselelerinde kadınların etnik, dini ve siyasi ayrılıkları giderip taraflar arasında köprü kurmakta daha başarılı olduğu, barış sağlanması konusunda daha belirgin rol oynadığı tecrübe edilmiş. Kadınların daha fazla söz sahip olduğu ve barışa daha fazla şans verilen bir Ortadoğu’ya kavuşma dileğiyle…  

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar