Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

2025 Irak Parlamento Seçimleri Öncesinde Musul Saha İzlenimleri

Giriş

Irak’ın 11 Kasım’da yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde ORSAM olarak gerçekleştirdiğimiz Musul ziyareti, kentin mevcut siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerini sahada gözlemleme imkânı sundu. Bağdat’tan sonra ülkenin en kalabalık vilayeti konumunda olan Musul aynı zamanda parlamentoda sahip olduğu sandalye sayısıyla seçim sonuçlarının belirleyici merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Vilayet farklı etnik, mezhepsel ve siyasi kimliklerin bir arada bulunduğu yapısıyla Irak’ın en karmaşık ve en rekabetçi siyasi sahnelerinden birine sahip.

Musul’un bu çok katmanlı yapısı, seçim dönemlerinde hem yerel hem ulusal ölçekte farklı güç dengelerinin sahaya yansımasına neden oluyor. Sünni Arap gruplar arasındaki rekabetten Şii milis yapıların etkisine; KDP’nin özellikle kırsal bölgelerdeki varlığından kentin ekonomik canlanmasının yarattığı yeni siyasal eğilimlere kadar geniş bir yelpazede dinamikler gözlemlenebiliyor. Bu bağlamda Musul’un, Irak genelindeki seçim sürecinin küçük bir yansıması olmanın ötesinde, ülkenin siyasi geleceğinde kritik rol oynayabilecek bir merkez olarak öne çıktığı söylenebilir.

7 Ekim sonrasında bölgesel dengelerde yaşanan değişimler, Suriye’deki gelişmeler ve İran-İsrail çatışmalarının yarattığı dalgalanmalar, kasım ayında planlanan seçimler öncesi ülke genelinde tedirgin ve gergin bir atmosferin oluşmasına yol açmış durumda. Bu koşullar altında, “Seçimler gerçekten yapılabilecek mi?” sorusu, siyasal aktörlerin ve kamuoyunun gündemindeki temel başlıklardan biri hâline gelirken siyasi partiler de belirsizlik ortamında seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

Musul’un Ekonomik ve Sosyal Dönüşümü

2020 sonrasındaki birkaç ziyaretimde gözlemlediğim üzere Musul, sosyal ve ekonomik yatırımlar açısından Irak’ın özellikle güney vilayetlerinden belirgin biçimde ayrışıyor. Kent merkezinde birçok kişiden “Biz Bağdat’tan daha iyiyiz” ifadesini duymak mümkün. Elektrik arzında yaşanan sorunların kısmen hafiflediği, Musul merkez ilçede günlük 18-20 saate varan kesintisiz elektrik sağlandığı ifade ediliyor.

Açılan yeni yollar, inşa edilen parklar ve hizmete giren sosyal mekanlar, kentin görünümüne ve günlük yaşamına belirgin bir canlılık kazandırmış durumda. Geçmişte güvenlik gerekçeleriyle akşam saatlerinde boşalan Musul sokakları, bugün geç saatlere kadar hareketliliğini koruyor. Bu durum yalnızca sosyal hayatın canlanmasına değil aynı zamanda şehir ekonomisinin de ivme kazanmasına katkı sağlıyor. Restoranlar ve kafeler, sokaklardaki yoğun insan trafiğiyle eş zamanlı olarak faaliyetlerini geç saatlere dek sürdürüyor. Nitekim taksiciler de bu durumu doğruluyor ve gece saat ikiye kadar yolcu aldıklarını belirtiyorlar. Hayatın akışı olağan seyrinde ilerlerken kent içinde pek çok noktada kurulan polis kontrol noktaları, asayişin görece güvenli bir şekilde sağlanmasına olanak tanıyor.

Şehir merkezinde açık biçimde gözlemlenebilen bu gelişim, Musul’un göç dinamiklerini de dönüştürüyor. DEAŞ tehdidi nedeniyle geçmişte farklı vilayetlere ve ülkelere göç etmiş olan halkın önemli bir kısmı, çevre ilçelere değil doğrudan Musul merkezine dönmeyi tercih ediyor. İş olanaklarının fazlalığı, daha yüksek refah beklentisi ve güvenlik ortamının istikrara kavuşmuş olması, bu dönüşün başlıca nedenlerini oluşturuyor. Bununla birlikte, bu eğilimin uzun vadede Musul merkezi açısından sürdürülebilir olmadığı da görülüyor. Bu nedenle Telafer, Karakoyun ve Sincar gibi çevre bölgelerde güvenliğin kalıcı olarak tesis edilmesi ve yatırım projelerinin bu alanlarda da hayata geçirilmesi, Musul’un dengeli ve kapsayıcı bir kalkınma sürecine girmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Yerel Siyasi Rekabet ve Aktörler Arasındaki Dengeler

Musul’da son yıllarda gözlenen görece refah artışı, kentin bazı siyasi figürlerini de ön plana çıkarmış durumda. Kent sakinlerinin önemli bir kısmı, Musul’un mevcut görünümünde en büyük payın eski vali Necm Cuburi’ye ait olduğunu vurguluyor. Görüşme fırsatı bulduğumuz mevcut Musul Valisi Abdülkadir Dehil de yatırım projelerine ağırlık veriyor. Aslında kente yönelen sermaye akışı süreklilik arz ediyor; Cuburi döneminde bu sermayenin doğru kanallara yönlendirilmesi onu Musul’un öne çıkan siyasi aktörlerinden biri hâline getirmiş durumdadır. Cuburi’den koltuğu devralan Dehil ise aynı trendi devam ettirerek Musul’un önemli aktörlerinden biri olma fırsatını geri tepmek istemeyecektir.

Siyasi düzlemde ise Musul’da giderek daha fazla dillendirilen bir söylem öne çıkıyor: “Musul’u artık Musullular yönetecek.” Bu ifade, bir yandan Sünni Arap siyasi grupların — özellikle Sabit Bişar tarafından Muhammed Halbusi’ye karşı kullanılıyor— kendi aralarındaki ayrışmasını besleyen bir rekabet diline dönüşürken diğer yandan kente nüfuz eden milis gruplara karşı “Musullu değilsiniz” vurgusuyla sloganlaşmış durumda. Böylece söylem hem yerel siyasal rekabetin hem de dış aktörlere karşı yerel kimlik savunusunun sembolü hâline gelmiş görünüyor.

Mevcut Irak Savunma Bakanı Sabit Bişar, Musul siyasetinde öne çıkan bir diğer başat aktör. Bişar, yaklaşan seçimlere “Hasm İttifakı” ve “Ninova Halkınındır” listeleriyle giriyor. “Musul’u artık Musullular yönetecek” söylemi, Musullu (Telaferli) kimliğe sahip Bişar tarafından, Anbarlı (Felluceli) Muhammed Halbusi’ye karşı bir karşı propaganda aracı olarak öne çıkarılıyor. Bu söylemin halk nezdinde kayda değer bir karşılık bulduğu ve seçim sonuçlarını etkileme potansiyeli taşıdığını söylemek mümkün. Diğer yandan Muhammed Halbusi liderliğindeki Takaddum Partisi, Sabit Bişar’ın Musul’da giderek güçlenen siyasi yükselişinin farkında olarak bir önceki seçimlerde elde ettiği sekiz sandalyelik kazanımını mümkün olduğunca koruma çabasındadır. Ancak mevcut siyasi atmosferde, “Hasm” ve “Ninova Halkınındır” listelerinin, Takaddum Partisinden kayda değer sayıda sandalye çekmesi olası görünüyor.

Şii siyasi aktörler bağlamında bakıldığında ise Haşdi Şaabi, Musul’un bir gerçeği olarak öne çıkıyor. Ancak varlık meşruiyeti sorgulanmaya başlandığı; özellikle bölgedeki bazı tugaylarının yolsuzluk ve haraç gibi konularla anıldığı gözlemleniyor. Şehrin önemli kontrol noktalarında federal polis güçleri ve Irak ordusu ile müşterek hareket eden Haşdi Şaabi grupları diğer yandan Sahel Neynova (Ninova Ovası) gibi bölgelerde daha müstakil bir güce sahiptir. Sadece askerî anlamda değil, ekonomik boyutta da bölgedeki birçok ticari faaliyetin yürütücü gücü ve ortağı olarak öne çıkıyorlar. Siyaseten bakıldığında ise özellikle Başbakan Muhammed Şiya Sudani’nin listesinden Akid İttifakı ile seçimlere katılan Falih Feyyad’ın politik etkisi güçlü Asaib Ehlük Hak da Musul’un daha çok askerî ve ekonomik boyutunda etkin. Yine Bedir Örgütünün Sahel Neynova ve merkez bölgelerde oy potansiyelinin olduğu görülüyor. Ancak Sünni siyasi gruplar ile KDP’nin alacağı oy oranlarının yanında ana aktörler olarak öne çıkamadıkları ve bunun kazanacakları sandalye sayısına da doğrudan sirayet edeceği söylenebilir.

Bölgesel Güvenlik Dinamikleri ve Musul’un Stratejik Konumu

Suriye’de Baas rejiminin zayıflaması ve çöküş süreci sonrasında, “DEAŞ yeniden gelecek” algısı üzerinden inşa edilmeye çalışılan ve kısmen geçmişin tortusu niteliği taşıyan bir korku ikliminin, Musul’da geniş bir karşılık bulmadığı gözlemlenmektedir. Özellikle sahadaki varlıklarına meşruiyet kazandırma arayışındaki bazı milis gruplar, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara üzerinden yürüttükleri propaganda ile Suriye kaynaklı güvenlik tehditlerini gündeme taşımaya çalışsa da Suriye’deki gelişmelerin bu söylemlerle örtüşmemesi, söz konusu propagandaların etkisini büyük ölçüde zayıflatmış görünüyor. Bu noktada, merkezî hükûmetin sınır güvenliğini güçlendirmeye yönelik aldığı önlemlerin, Musul halkı nezdinde güven telkin eden bir unsur olarak öne çıktığı söylenebilir. Öte yandan, bölgesel krizlerin gölgesinde dahi Musul’un “güvenli vilayet” imajını koruması, kent sakinlerinin mevcut duruma olan inanç ve memnuniyetini pekiştirdiği değerlendirebilir.

Gerek içsel gerekse bölgesel krizler söz konusu olduğunda Musul halkının ezici çoğunluğunda belirgin olan tavır, “Mevcut durumumuzdan memnunuz, sorun bizden uzak olsun” şeklinde özetlenebilir. Bu yaklaşım gerek Bağdat’tan gerekse Musul’un kendi içinden kenti istikrarsızlaştırmaya yönelen her aktörün toplumsal düzlemde dışlanabileceğine işaret ediyor. Zira şehir, 2010-2014 dönemindeki toplumsal yapısından, beklenti düzeyinden ve ideolojik radikallik eğilimlerinden önemli ölçüde uzaklaşmış durumda.

Bu noktada siyaset ile toplum arasındaki hatta daha geniş anlamda toplum ile siyasi sistem arasındaki belirgin bir ayrışmadan söz etmek mümkün. Musul toplumunun öncelikleri, mezhepsel kaygılardan ziyade, 2003 sonrasında hem el-Kaide hem de DEAŞ dönemlerinde yaşanan derin travmaların tekrar etmemesi ve mevcut refah düzeyinin korunması yönünde şekillenmektedir. Buna karşın aynı toplum Bağdat’taki siyasi mekanizmanın işleyişinde mezhepsel saiklerin belirleyici rol oynadığının da farkında. Dolayısıyla seçim sürecinde kimlikler arası mezhepsel söylemler üzerinden yürütülen güç mücadelesinin, yerleşik siyasi düzenin bir parçası olarak algılanması ve olağan karşılanması şaşırtıcı değil.

KDP’yi ve diğer IKBY içindeki partileri ise ayrı bir düzlemde değerlendirmek gerekir. KDP’nin, Arap Sünni siyasi gruplarla seçim sonrası olası ittifaklarını “Sünnilik” kimliği üzerinden kurgulayabilecek olması ayrıca ele alınması gereken bir husus olarak öne çıkıyor. Sünni Arap siyasi gruplar ile KDP arasında seçim sonrası yeni denklemlerin kurulması atlanmaması gereken önemli senaryolardan biri olarak değerlendirilebilir.

Sincar, Zummar ve Hamdaniye gibi Musul merkezinin dışında kalan bölgelerde en yüksek oy potansiyeline sahip parti konumunda olan KDP, bu bölgelerde oy potansiyeline sahipken etki gücüne sahip görünmemekte. Zira özellikle Sincar özelinde partinin bu bölgeden seçilmiş milletvekillerinin dahi hâlen ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğu, birkaç saati geçen ziyaretler dışında Sincar’a ziyaret düzenleyemediği görülmektedir. Bu yönüyle Sincar’da Irak merkezî hükûmetinin güvenlik kontrolünü tam anlamıyla tesis edemediği; bölgenin büyük ölçüde PKK gibi terör örgütleri ile diğer devlet dışı silahlı yapıların etkisi altında bulunduğu değerlendirilmektedir.

Musul’a yapılan saha ziyareti, kentin son yıllarda geçirdiği dönüşümü, yerel ve ulusal siyasi rekabetin özgün dinamiklerini ve bölgesel gelişmeler karşısındaki konumunu bütüncül biçimde ortaya koymuştur. Ekonomik canlanma, güvenlik koşullarındaki görece iyileşme ve sosyal hayatın yeniden can bulması, Musul’u yalnızca Irak’ın ikinci büyük vilayeti olarak değil aynı zamanda siyasi dengelerin şekilleneceği stratejik bir merkez olarak konumlandırmaktadır. Sünni Arap gruplar arasındaki liderlik yarışı, Şii milis yapıların siyaseten sınırlı fakat askerî-ekonomik olarak görünür varlığı ve KDP’nin kırsal bölgelerdeki seçmen potansiyeli, seçim sonrası oluşabilecek ittifak senaryolarını çeşitlendirmektedir. Buna karşın, halkın temel önceliklerinin siyaseten takip edilen mezhepçilik kaygılarından çok güvenlik, istikrar ve ekonomik refahın korunmasına odaklanması, Musul’u Irak’ın diğer vilayetlerinden ayıran en önemli toplumsal eğilimlerden biridir. Bölgesel krizlerin ve iç siyasi çekişmelerin ortasında “güvenli vilayet” imajını koruyabilen Musul hem yatırım hem de siyasi etki alanı bakımından cazibesini artırmaktadır. Ancak bu durumun sürdürülebilirliği, çevre ilçelerde güvenliğin kalıcı olarak sağlanmasına ve kalkınma projelerinin kentin yalnızca merkezine değil, tüm vilayete dengeli biçimde yayılmasına bağlıdır. Dolayısıyla Musul, yaklaşan seçimlerde olduğu kadar seçim sonrasında da Irak siyasetinin en kritik belirleyicilerinden biri olmayı sürdürecektir.

ORSAM  asdasd

Dr. Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar