Giriş
Batı Şeria’yı 1967 savaşında işgal etmesinden sonra bu bölgedeki toprak kontrolünü ve yönetimini yerleşim politikası aracılığıyla sağlamış olan İsrail bu durumu günümüze kadar sürdürmüştür. Dolayısıyla yerleşimler, Batı Şeria’da bir işgal aracı olarak kritik bir rol oynamaktadır. 7 Ekim 2023 saldırıları sonrasında İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar ve yıkım bir soykırıma dönüşürken Filistin’in varlığını sona erdirme yönünde attığı adımlar sadece Gazze ile sınırlı değildir. Yaklaşık son 50 yıldır ağırlıklı olarak Batı Şeria’da inşa edilen yerleşimler üzerinden işgalini derinleştiren İsrail’in 7 Ekim sonrası yerleşim politikası da yeni bir hız kazanmıştır. Ancak bu hızlanmayı mümkün kılan asıl zemin, 2022 sonunda kurulan ve ülke tarihindeki en sağcı koalisyon olarak tanımlanan hükûmetin yerleşimci ideolojisidir. Batı Şeria’da yerleşimleri daha da artırmak için gerekli hazırlıkları yapan ve bunu geniş bir alanda uygulamaya koymak için fırsat bekleyen bu ekip tarafından 7 Ekim krizi; yerleşim politikasında atılacak “cesur” adımlar için bir “güvenlik kozu” ve “haklı bir gerekçe” olarak benimsenmiş ve sunulmuştur.
Bu analiz, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikasını, Filistin topraklarını parçalayarak egemen ve bütünleşik bir Filistin devletinin coğrafi temelini sistematik olarak ortadan kaldıran ve iki devletli çözümü bilinçli bir şekilde baltalayan bir strateji olarak incelemektedir. Çalışma, 2022’de kurulan aşırı sağ koalisyonun yerleşimci ideolojiyi kurumsallaştırmasını bu stratejide kritik bir eşik olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın ana odağı, 7 Ekim saldırılarının bir dönüm noktası olarak kullanılarak Batı Şeria’daki yerleşim politikasının nasıl hızlandırıldığını ve ilhak sürecinin nasıl derinleştirildiğini analiz etmektir. Bu süreçte; yeni yerleşim inşaları, topraklara el koyma (kamulaştırma), sistematik yerleşimci şiddeti ve Filistinlilerin hareket özgürlüğünün ortadan kaldırılması gibi araçların rolü ortaya konulmaktadır.