Arif Keskin, ORSAM Ortadoğu Danışmanı
Eski cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi, Hasan Ruhani’ye yönelik radikal muhafazakârların itirazlarına dikkat çekerek “terör olayları olabilir” uyarısında bulunmuştur. Hatemi iktidarda olduğu dönemde reform hareketinin beyni olarak bilinen Seid Haccariyan’a suikast düzenlenmişti. Bu suikast, reform hareketinin gerilemesinde dönüm noktası olarak bilinir. Hatemi bunun tekrarlanmasından korkmaktadır. Hatemi’ye göre radikal muhafazakârların amacı eleştiri değil, belki şiddet dalgası yaratarak Ruhani’nin değişim projesini sekteye uğratmaktır. Hatemi’nin terör uyarısından anlaşıldığı gibi, Obama-Ruhani görüşmesi İran’da var olan siyasi çekişmeyi daha da keskinleştirmiştir.
Ruhani ve Obama’nın görüşüp görüşmeyeceği tartışıldığı dönemde Devrim Muhafızları kökenli milletvekili Abdulah Koseri “Ruhani'nin böyle bir görüşmeye yetkisi olmadığını” söylemişti. Aynı dönemde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Merziye Efhem “gündemimizde böyle bir görüşmenin olmadığını” bildirmişti. Bu açıklamalar gösteriyordu ki, İran rejimi Ruhani-Obama görüşmesinin ertelenmesini istiyor. İran rejimi bu evrede sadece dışişleri bakanları düzeyinde görüşmenin gerçekleşmesinden yana. Nitekim Ruhani’nin Ban Ki-Mun’un davetini alkollü içki servisi nedeniyle reddetmesi İran’daki muhafazakârları çok sevindirmişti. Ruhani’nin BM konuşması radikal grupları, askeri yetkilileri ve nerdeyse bütün muhafazakârları heyecanlandırmıştı. Ruhani’nin beden dili ve konuşmasında öne sürdüğü fikirler rejim içinde büyük sevinç yaratmıştı. Öyle ki, bazı din adamları bu konuşmayı “Şii ulemasının tarihi zaferi” gibi yorumlamıştı. Ruhani’ye kırmızıçizgi çizen Abdullah Koseri “harika bir konuşma” diyerek övmüştü.
Bu olumlu hava Obama-Ruhani görüşmesinin ardından yok olarak yerini öfkeye bırakmıştır. Nitekim Ruhani’nin Tahran dönüşünde protesto edilerek arabasına ayakkabı ve yumurta fırlatılması bu öfkenin tezahürüdür. Tahran milletvekili Hamit Resayi, Ruhani'yi “bu küçük bir yanlışlık değil, bunu affetmeyeceğiz” sözleriyle tehdit etmiştir. Mahmut Ahmedinejad alaycı bir dille "Ruhani her halde iyi bir şey yapmıştır" sözüyle rahatsızlığını ifade etmiştir. Ayrıca Ahmedinejad’a yakınlığıyla bilinen Devlet-e Behar websitesi ‘Ahmedinejadi’ı teslimiyetle suçlayanlar bugün layık oldukları sonuçla karşılaşmışlar” diyerek tepki göstermiştir. Paydari Cephesi’ne mensup Rejanews, Bibaknes, Teribon gibi haber siteleri, süreci “Siyonizm’le anlaşmanın ilk basamağı ve meşrulaştırması’ olarak yorumlamıştır. Hameney’e bağlı Kayhan gazetesi genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari bu görüşmeyi “karşılık almadan verilmiş en büyük ödün” olarak nitelemiştir.
Bütün bu itirazlara rağmen rahatlıkla söyleyebiliriz ki, muhafazakârların geniş kesimi ABD ile yakınlaşmayı destekliyor. Muhafazakârların içinde ABD ile müzakere isteğinin kökleri derindir. Günümüzde reformcu olarak adlanan gruplar 1979’da ABD Büyükelçiliği işgal ettiklerinde muhafazakâr olarak bilinen şahsiyetler ve gruplar tarafından gereken desteği alamamışlardı. Özellikle Humeyni'nin Amerikan karşıtı söylemine en ciddi muhalefet de geleneksel muhafazakârlardan gelmişti. Nitekim Seid Recayi-Horasani ve Atayallah Muhacerani gibi siyasiler ABD ile iyi ilişkilerin zorunluluğunu savunduklarında muhafazakâr gruplara mensuplardı. Muhafazakârlar Ruhani’yle başlatılan İran-ABD yakınlaşmasını destekleseler de sürece ihtiyatlı yaklaşmaktadırlar. Onlara göre İran’ın bütün tavizlerine karşın ABD hala hiçbir şey yapmamıştır. Onlara göre ABD sadece konuşmakta ve pratikte süreci değiştirecek somut bir adım atmamaktadır.
Bugün itibariyle muhafazakârların içinde ABD-İran müzakeresine karşı olanların sayıları az olarak gözükse de süreci etkileyebilecek potansiyele sahipler. Bu radikal grupların toplumsal tabanları dar olsa da, rejim içindeki etkinlikleri anlamlı ölçüde fazladır. Ayrıca bunların diğer muhafazakâr grupları etkileme imkânları da vardır. Müzakere karşıtları fikir ve söylem açısından çeşitlilik göstermektedir. Radikal muhafazakârların içindeki bazı grupların Amerikan karşıtlığı ideolojiktir. Onlar batıyı ve özellikle ABD’yi kötülüğün kaynağı olarak görmekte ve Devrim’in birinci amacının bu kötülükle mücadele olması gerektiğini söylemektedirler. Müzakereye itiraz edenlerin bir bölümü ideolojik olarak Amerikan karşıtı olmasalar da, ABD’yi güvenilmez olarak nitelendirmektedirler. Onlara göre ABD’nin samimiyetine inanmak saflıktır ve neticesi ihanetle sonuçlanabilir. Bu nedenle söz konusu yakınlaşma süreci boşunadır ve hiçbir sonucu olmayacaktır. Hüseyin Şerietmedari ve Murteza Nebevi gibi isimler bu görüşün en iyi temsilcileri sayılabilir. Bazıları yürütülen diplomasinin yanlış olduğunu iddia etmektedir. Onlara göre Ruhani acele etmekte ve adım adım ilerlememektedir. Bu nedenle sürekli taktiksel yanlışlıklar yapmaktadır. Devrim Muhafızları Komutanı Mohemmet Ali Caferi’nin Ruhani-Obama görüşmesini “taktiksel yanlışlık” olarak nitelemesi bu görüşün en iyi örneklerindendir. Ahmedinejad gibi isimlerin müzakereye yönelik rahatsızlıklarını “bu imkân bana neden verilmedi?” şeklinde formüle edilebilir. Nitekim bugünlerde en çok tartışılan konulardan biri Hameney’in Ruhani’ye gösterdiği güven ve itibarı neden Ahmedinejad’a duymadığı gerçeğidir.
Mesbah Yezdi ve Seid Celili son günlerdeki müzakere karşıtı eylem ve itirazların sorumluları olarak gösterilmektedir. Mesbah Yezdi, İran’da “radikalizm ve şiddet teorisyeni” olarak bilinir. Mesbah Yezdi’ye göre din devlet ve toplumun bütün alanlarına hakim olmalıdır. Velayet-e Fakih’e itaati “zorunlu ve ilahi bir vecibe” olarak nitelendirmektedir. Ona göre halkın hakkı yoktur sadece yükümlülüğü vardır. Halkın Velayet-e Fakih’i denetleme yetkisi yoktur sadece itaat etmekle mükelleftir. Mesbah Yezdi ile Rafsnacani ve reformcular arasındaki düşmanlık İran’daki siyasal süreci etkileyen önemli faktörlerden biri olarak görülmektedir. Mesbah Yezdi reformcuların siyasal sistemden silinmesini rejimin ahlaki, dini, kültürel ve siyasi sağlamlığı açısından elzem olarak görmektedir. Mesbah Yezdi, Paydari Cephesi’ni kurarak Rafsancani ve reformculara karşı örgütlü mücadele etmeye kalkışmıştır. Ruhani iktidara gelince ona karşı muhalefetin bayraktarlığını Mesbah Yezdi ve Paydari Cephesi’nin yapacağı herkesçe biliniyordu. Mesbah Yezdi, radikal grupların içinde ciddi manevi nüfuzu vardır, bu nüfuzunu müzakere karşıtı eylemler şeklinde harekete geçirme ihtimali yüksektir. Hatemi terör uyarsı yaparak aslında Mesbah Yezdi’yi hedef gösterdiği bellidir.
Mesbah Yezdi’nin Devrim Muhafızları arasında önemli etkinliği vardır. Devrim Muhafızları kendini Anayasal olarak devrimin asil koruyucusu, destekleyicisi ve bekçisi olarak görür ve siyasi misyonunu devrimin asıl ilkelerinden sapmayı engellemek olarak tanımlar. Devrim Muhafızları 1979’dan günümüze kadar ABD ve Batı karşıtlığının bayraktarlığı yapmıştır. Böylelikle rejimin radikal söylem ve eylemlerinden faydalanarak sistemin ortağı haline gelmiştir. İran-ABD yakınlaşması ve rejimin göreli değişimi Devrim Muhafızları’nın etkinliğini azaltabilir. Bu nedenle rejimin değişmesi Devrim Muhafızları’nın ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel gücünün zayıflaması olarak yorumlanmaktadır. Ayrıca Batılıların ve özellikle ABD’nin Devrim Muhafızları’nı pasifize etme niyeti ve iradesi olduğu da bilinmektedir. Son gelişmelere bakıldığında Devrim Muhafızları komuta kademesinin İran-ABD yakınlaşmasına kategorik olarak karşı olmadıkları gözükmektedir. Hameney’in kuramsallaştırdığı “Kahramanca Yumuşama” stratejisini desteklediklerini açıklamışlardır. Ancak Devrim Muhafızları’nın İran-ABD yakınlaşmasına nereye kadar koşullu ve ihtiyatlı destek vereceği belirsizdir. Ayrıca Devrim Muhafızları içindeki Amerikan karşıtı radikal grupların nasıl etkisizleştirileceği de meçhuldür.
İran lideri Hameney, İran-ABD yakınlaşmasını desteklemektedir. Aslında Hasan Ruhani’nin en büyük güç kaynağı da bu destektir. Dünya artık İran'daki iktidar ilişkilerini iyi öğrenmiştir. Hameney tarafından desteklemeyen bir dış politika açılımının gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı herkesçe malumdur. Batılıların Ruhani’ye gösterdiği ilgi ve saygıyla Hameney’in ona duyduğu güven arasında paralellik mevcuttur. Hameney, Ruhani’yi desteklese de bu himayenin nedeni ve sınırı belli değildir. Ayrıca radikal muhafazakârların baskısı karşısında Ruhani'yi nereye kadar destekleyeceği de belirsizdir. Burada esas soru; Ruhani’nin Hameney’e nereye kadar güvenebileceğidir. Çünkü Hameney’in ne yapmak istediği belirsizdir.
Ruhani, İran-Batı ilişkilerini normalleştirme çalışmalarının İran rejimi içinde nasıl sorunlara yol açabileceğinin farkındadır. Rejim içi gruplar, siyasi ve ideolojik hassasiyetler, iktidar ilişkileri ve güç dengelerinin çok iyi farkındadır. Ruhani hukukçu, diplomat, molla kimliğini öne çıkarmaya çalışsa da, aslında güvenlikçi ve istihbaratçıdır. 1988 yılında kurulan İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nin günümüze kadar üyesi olması bu kimliğinin açık göstergesidir. Bu kurum İran’ın savunma, istihbarat, güvenlik ve dış politika faaliyetlerinin koordinasyon merkezidir.
Hasan Ruhani, Muhammet Hatemi’nin durumuna düşmek istememektedir. Bu nedenle başlattığı süreci reformcu-muhafazakâr tartışmalarının ötesine taşıyarak ulusal bir politika gibi sunmaktadır. Özellikle etkin muhafazakâr grupların desteğini kaybetmemek için ciddi şekilde özen göstermektedir. BM’de Obama’yla yüz yüze görüşmekten kaçınması ve Ban-Ki Mon’un alkollü davetini reddetmesi bu doğrultuda atılmış adımlardır. Ayrıca Ruhani’nin iktidara gelmesinden bu yana İran’da demokrasi ve insan hakları konularında düşük profil izlemesi de bu çerçevede anlam ifade etmektedir. Gelinen noktada Ruhani’nin reformcular ile ılımlı ve geleneksel muhafazakârların desteğini kazandığı söylenebilir.
Ruhani’nin karşısında en ciddi direniş radikal muhafazakârlardan gelse de İran rejimi içinde bu gruplara yönelik derin rahatsızlık vardır. Sekiz yıllık Ahmedinejad yönetiminin başarısızlığı bu siyasi akımın yenilgisi ve iflası olarak yorumlanmaktadır. Rejim içi çatışmayı körüklemekle ve siyasi istikrarı bozmakla suçlanmaktadırlar. İngiltere Büyükelçiliği’ne yapılan saldırılarda olduğu gibi yaptıkları siyasi hamlelerle İran’ı sürekli zor durumda bıraktıkları gerekçesiyle eleştirilmektedirler. Devrimin kurucu kadrolarını tasfiye etme niyetleri olduğu iddia edilmektedir. Bu gruplara yönelik rahatsızlık o kadar derindir ki, Misbah Yezdi “seçimi kazansaydık bile bize hiç bir şey vermezlerdi” sözleriyle istenmediklerini itiraf etmiştir.
İran rejimi ABD’ye yakınlaşmak istese de, hala bazı temel soruların cevabı belirsizdir. “Amerikan karşıtlığı” İran İslam Devrimi’nin esas hedeflerinin içinde midir, yoksa bu karşıtlık bazı reformcuların iddia ettiği gibi patolojik bir vaka ve devrimin amaçlarından sapması mıdır sorularının yanıtları belirsizdir. Yakınlaşma rejimi ne kadar değiştirir, İran muhtemel değişime ne kadar hazırdır, yakınlaşma İran’da insan hakları ve demokrasi mücadelesini nasıl etkiler ve İran rejimi demokrasi ve insan hakları konusundaki değişime ne kadar açıktır sorularının yanıtsız bırakılması veya verilen “tutarsız cevaplar” çeşitli gruplarda farklı sonuçlar doğurmaktadır. İran’daki siyasi ayrışımlar ve İran-ABD yakınlaşmasının kaderi yukarıdaki sorulara verilen yanıtlar çerçevesinde şekillenecektir. Bu durum; Hameney, Devrim Muhafızları ve muhafazakârların niyetlerine yönelik kuşkuların artmasına sebebiyet vermektedir. Radikal muhafazakârların aşırılığı da bu tutarsızlığın tezahürdür. Çünkü radikal muhafazakârlar bu süreci rejimin kimliğini dönüştürme faaliyet olarak görmektedirler. Bu algı, İran rejimi içindeki gerginliğin niteliğini ve boyutunu değiştirebilir.