Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nde 21 Eylül 2013’te yapılan parlamento seçimlerinin ardından Irak merkezi hükümeti de seçim hazırlıklarına başladı. Irak Parlamentosu’nda Ekim ayının ilk haftasında yapılan toplantıda seçim ve siyasi partiler yasası görüşüldü. Ancak bir uzlaşma sağlanabildiğini söylemek zor görünmektedir. Seçim ve siyasi partiler yasasına ilişkin son oylamanın ise 22 Ekim’de yapılması planlanmaktadır. Irak Parlamentosu’nda yapılan toplantıda genel seçimlerin 30 Nisan 2014’te yapılması kararlaştırılmıştır. Bu yöndeki karar Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’ne (IBYSK) de bildirilmiş, IBYSK da 30 Nisan 2014 tarihine göre çalışmalara başlayacağını açıklamıştır. Ancak IBYSK seçim hazırlıklarını yaklaşık 6 ay gibi kısa bir sürede bitirip bitiremeyeceği, bitirse bile siyasi olarak bir uzlaşıya varılmadan seçimlerin zamanında yapılıp yapılamayacağı belirsizliğini korumaktadır. Zira 2013’te yapılan il meclisi seçimleri Ocak ayında yapılması gerekirken, Nisan ayında yapılmıştır. Hatta Musul ve Anbar’da düzenlenemeyen seçimler ancak Haziran ayında yapılabilmiştir. Aynı şekilde genel seçimlere ilişkin olarak bir ertelemenin yaşanma ihtimalinin güçlü görünmektedir. Zira hem siyasi partiler kanunu hem de seçim kanuna ilişkin anlaşmazlıklar devam etmektedir. Özellikle seçim kanununun çıkarılamaması durumunda seçimlerin hangi kurallara ve sisteme göre yapılacağı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Bu durumda 7 Mart 2010’da yapılan genel seçimlerden önce çıkarılan seçim kanunun 30 Nisan 2014’te yapılması planlanan seçimlerde de geçerli kanun olacağını söylemek mümkündür. Ancak 7 Mart 2010 seçimleri öncesinde çıkarılan kanuna ilişkin olarak da itirazlar bulunmaktadır. Burada ana tartışma konuları olarak 5 unsurun ön plana çıktığı söylenebilir. Özellikle;
– Seçim bölgesi,
– Aday listelerinin durumu,
– Oy dağılımı sistemi,
– Kota sistemi üzerinde uzlaşma sağlanamamaktadır.
Bu unsurların seçimlerin sonuçlarına doğrudan etkili olduğu düşünüldüğünde detaylarının ortaya konmasında fayda görülmektedir.
Seçim Bölgesi: Bu konudaki tartışma Irak’ın tamamının mı ya da her ilin mi bir seçim bölgesi olacağı üzerine yoğunlaşmaktadır. Irak’ta 7 Mart 2010’da yapılan genel seçimlerde her il bir seçim bölgesi sayılmıştır. Her ilde toplam geçerli oyun o il için belirlenen sandalye sayısına bölümünde elde edilen rakama göre siyasi partilerin aldığı oy doğrultusunda kazanılan sandalye sayıları hesaplanmıştır. Bu durum Irak genelinde olmasa da bir ilde güçlü olan siyasi gruplara Irak Parlamentosunda temsiliyet imkanı sağlamıştır. Böylece Irak’ın sosyal ve siyasal yapısına uygun olarak temsiliyet imkanı ortaya çıkmıştır. Ancak mevcut tartışmalar dahilinde Irak’ın tamamının bir seçim bölgesi olması konusu gündeme gelmektedir. Özellikle Kürt siyasi partilerin bütün Irak'ın tek seçim bölgesi olması konusunda baskı yaptığı bilinmektedir. Zira Irak’ın bir seçim bölgesi olması durumunda Irak’ın tamamında alınacak oyların milletvekili kazanılmasında hesaba katılacağından Irak Kürt Bölgesi dışında Kerkük ve Musul'da oy potansiyeli bulunan ve bu bölgelerde yüksek katılım sağlayan Kürtlerin vereceği oylar önemli olmaktadır. Her ilin bir seçim bölgesi olması durumda, Kürt bölgelerinde katılımın fazla olmasına rağmen sadece seçmenin katılım sağladığı ilin değerlendirmeye alındığı ve o ile ilişkin tanınan sandalye kotası çerçevesinde değerlendirildiği düşünüldüğünde Kürt partiler dezavantajlı konuma düşmektedir. Daha açık bir ifadeyle Kürt bölgelerinde katılımın yüksek olması nedeniyle seçilen bir milletvekili yüksek oy oranıyla seçilirken, diğer bölgelerde katılımın düşük olmasına bağlı olarak diğer partiler daha düşük oyla milletvekili elde etmektedir. Bu nedenle Kürt siyasiler oylarının boşa gittiğini düşünmekte ve bu nedenle alınan bütün oyların hesaba katılması için Irak'ın tek bir seçim bölgesi olmasını istemektedir.
Aday Listelerinin Durumu: Irak’ta 2005 ve 2010’da yapılan seçimlerde farklı iki yöntem uygulanmıştır. Buna göre 2005 seçimlerinde kapalı liste sistemi uygulanırken, 2010 seçimlerinde açık liste sistemi uygulanmıştır. Kapalı liste sisteminde seçmenler adaylara değil sadece partilere oy vermekte ve parti ya da koalisyonun aday listelerini bilinememektedir. Burada listelerin aldığı oy oranına göre ilk sıradan başlanarak milletvekili sayısı hesaplandığından adayların liste içerisindeki sıralaması önem kazanmaktadır. Açık liste sisteminde ise seçmenler hem partilere hem de adaylara oy verebilmektedir. Yani bir seçmen bir siyasi partinin oluşturduğu milletvekili listesi içerisindeki herhangi bir kişi için oy kullanabilmektedir. Böylece milletvekili adayının liste içerisindeki sıralaması değil, aldığı oy daha önemli olmaktadır. Ancak Irak’taki güvenlik şartlar göz önünde bulundurulduğunda seçme ve seçilme hakkı açısından daha demokratik görünen açık liste sistemi ile yapılan seçimlerde milletvekili adaylarına yönelik suikast ve şiddet eylemlerine çok sık rastlanmıştır. Bu durum Irak’taki demokratikleşme sürecine olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kapalı liste sistemi partilerdeki yönetici elitin elini daha da güçlendirmekte ve milletvekilliğini liderliğe bağımlı hale getirmektedir. Irak’taki seçime ilişkin olarak açık liste sistemi üzerinde ortak bir payda bulunsa da bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oy Dağılımı Sistemi: 2010 genel seçimleri ve 2013’teki yerel seçimlerde bir partinin alacağı milletvekili ve il meclisi üye sayısının hesaplanmasında iki farklı yöntem kullanılmıştır. 2010 genel seçimlerinde Hare sistemine göre hesaplama yapılmıştır. Hare seçim sistemine göre, bir seçim bölgesindeki geçerli oyların o bölge için belirlenen temsilci sayısına göre bir seçim kotası ortaya çıkarılmaktadır. Diğer taraftan Hare sistemi, kotayı aşan oyların boşa gitmemesi
için de bir düzenleme yapmış ve devredilebilir oy kavramını ortaya koymaktadır. Buna göre, seçilmek için elde edilmesi gereken kotanın aşılması durumunda kotadan arta kalan oy seçmenlerin tercihlerine göre dağıtılmıştır. Yani devredilebilir oy sistemine göre, seçmenler listelerdeki adayları tercih sırasına koymakta ve kotayı aşan adaydan kalan artık oylar, kendisinden sonra en çok tercih edilen adaya devredilmektedir. Bu noktada en dengeli dağılımın sağlanması öngörülmesine rağmen daha fazla oy alan listeler parlamentoda daha fazla sandalye kazanmıştır. Bir sandalye kazanacak kotaya ulaşamayan aday, liste veya grupların oyları atıl kalmıştır. 2013 yerel seçimlerinde ise Hare sisteminin yerine “Sainte-Laguë Sistemi” olarak ifade edilen hesaplama tekniği kullanılmıştır. Bu sistemde parti, siyasi oluşum, ittifak ya da bağımsız adayların aldıkları oylar, sadece tek sayılı bölenlerle bölünmüş ve sandalye sayısına göre en yüksek rakamdan başlanarak sandalyeler dağıtılmıştır. Böylece daha büyük sayılarla bölündüğü zaman elde edilecek paylar daha küçük olacağından küçük partilerin de temsil edilme imkanı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bu sistemle artık oyların azaltılması da düşünülmüştür. 30 Nisan 2014’te yapılacak genel seçimlerde de hangi sistemin kullanılacağına ilişkin belirsizlik devam etmekte, Irak genelinde etkili olan Nuri El-Maliki’nin liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu gibi oluşumların Hare sistemini desteklemesi olası görünmektedir.
Kota Sistemi: Burada iki tartışma söz konusudur. Türkmenlerle birlikte azınlıkların da farklı illerdeki nüfusları doğrultusunda Irak Parlamentosunda daha fazla temsil edilmek amacıyla kota sandalyesi talep ettikleri bilinmektedir. Türkmenler milletvekilleri Bağdat, Selahattin ve Diyala için Irak Parlamentosunda Türkmenler için kota sandalyesi talep ederken, Feyli (Şii) Kürtler de kendileri Irak Parlamentosu içerisinde 15 milletvekillik kotanın ayrılmasını istemektedir. Bu durum siyasi partiler arasında bir tartışma konusu olarak ortaya çıkmıştır. Öte yandan yukarıda ifade edildiği gibi atıl oyların seçime katılan partiler arasında eşit oranda mı yoksa en fazla oyu alan parti, ittifak ya da listeden başlayarak mı dağıtılacağına ilişkin tartışma nedeniyle seçim yasası üzerinde anlaşılamamaktadır.
Bu nedenle kısa sürede partiler arasında birliktelik sağlamak zor görünmektedir. 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerin ardından yaklaşık 9 ay gibi rekor bir sürede ancak kurulabilen kurulabilen “ulusal birlik” hükümetinin tam anlamıyla ulusal birlikteliği sağlayabildiğini söylemek güç olacaktır. Özellikle Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin bir dönem daha başbakan olmasına engel olacak yasanın Irak Federal Mahkemesi tarafından reddedilmesinden sonra önümüzdeki seçimler bütün partiler için son derece kritiktir. Bu nedenle partiler arasındaki seçim sistemi üzerindeki anlaşmazlıkların siyasi pazarlıklara döneceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu durum Irak’ta daha önce hiç ortaya çıkmamış yeni birlikteliklerin ve ittifakların doğmasına yol açabilir.