Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İran’ın Balistik Füze Programı: Gözden Kaçmış Bir Tehdit mi Yoksa İran Savunmasının Bir Parçası mı?

İran’ın imzaladığı nükleer anlaşmadan birkaç gün sonra, özellikle Devrim Muhafızları’nın Mart başında yaptığı füze denemesinin ardından, dikkatler bu ülkenin füze programına çevrildi. 2000 km’den fazla menzile sahip bu füzelerin, bir dizi Blast ve MRV tipi savaş başlığı taşıyabildiği belirtildi. Ayrıca İran, 20 Nisan günü Kevir Çölü’nde, sözde yörüngeye uydu yerleştirmek için tasarlanan, savunma yetkililerine göre ise asıl amacı kıtalararası füze araştırmasını perdelemek olan, Simurg roketini uzaya fırlattı. İranlı yetkililerin 100 kg’dan fazla yükü fırlatma kapasitesine sahip olduğunu ileri sürdüğü Simurg roketinin, nükleer savaş başlığı taşıyabileceği değerlendiriliyor. Balistik füzeden çok uydu fırlatma aracı olarak tasarlandığı söylense de, Simurg roketinde balistik füzelerdekine benzeyen bir teknoloji kullanılmış gibi görünüyor. Ayrıca uydu olmadan yapılan fırlatma işleminin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararına aykırılık oluşturabileceği belirtiliyor. Devrim Muhafızları’nın Mayıs ayının başında, eleştirmenlerce provokatif ve istikrarsızlaştırıcı olarak değerlendirilen ve tipi henüz bilinmeyen 2000 km’den fazla menzilli bir başka füze denemesi daha yaptığı bildirildi. 

İran’ın balistik füze denemelerinin olumsuz bir tepki ortaya çıkardığını söylemeye gerek yoktur. Konu ile ilgili haberlerde, füzelerin üzerine yazılan sloganlara ve Devrim Muhafızları Hava ve Balistik Branşı Başkanı’nın füzelerin İsrail’e ulaşmak üzere tasarlandığı şeklindeki sözlerine dikkat çekildi. Yorumcular, İran’da muhafazakârların İsrail’i yok etme arzularından vazgeçmediklerini düşünüyor. İran’daki hayli heyecanlı söyleme aşina olanlar için, Likud hükümetinin burada bir puan kazandığı açıktır.

İran, aldığı eleştirilere rağmen, savunma amaçlı füze kapasitesini geliştirme hakkı olduğunu savundu. Fakat pek çok analist ve siyasetçi, ABD’nin İran’a yeni yaptırımlar uygulayarak karşılık vermesi gerektiğini dile getirdi. Bazıları ise ABD’nin İran’ın, balistik füze programını geliştirmesini engellemenin en iyi yolunun, savunma üstünlüğünü koruyarak, kendi balistik füzelerinin savunma gücünü artırıp, İran’ın füzelerini vurmak olduğunu düşünüyor. Bu analistlere göre, ABD’den gelen böyle inandırıcı bir tehdidin, İran’ı füze denemeleri yapmaktan vazgeçirebilir.

Nükleer meselenin çözümü, güvenlik açısından daha fazla önem arz ettiğinden ve tartışmaya füze programının da dâhil edilmesinin mutabakata varmayı zorlaştırabileceğinden dolayı, İran ve 5+1 ülkeleri arasında yapılan uzun soluklu müzakerelerin gündeminde İran’ın füze programına yer verilmemişti. İran’ın tutumu ise müzakerelerin sadece nükleer program için yapıldığı, balistik füze programının müzakere kapsamına dâhil olmadığı, bu yüzden nükleer mesele hakkında yapılacak anlaşmanın İran’ın savunma amaçlı geliştirdiği balistik füze programına herhangi bir kısıtlama getirmemesi gerektiği yönündeydi. 

Bu sebeple İranlı yetkililer, müzakerelerin son haftalarında, İran’ın “nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füzelere ilişkin herhangi bir çalışma yürütmesini yasaklayan” 1929 sayılı Güvenlik Konseyi kararını yumuşatmaya çalıştılar. 20 Temmuz 2015’te alınan, İran’a “nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füzelere ilişkin herhangi bir çalışma yürütmeme çağrısında bulunan” 2231 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ise nükleer anlaşmanın yumuşatıldığını gösteriyor. Esas itibariyle Kapsamlı Ortak Eylem Planı kadar yasal bağlayıcılığı olmayan bu yeni karar, İran’a kendi çıkarı için kullanabileceği bir boşluk yaratırken hangi tür füzelerin nükleer başlık taşıyabildiğini açığa kavuşturma çabalarını ise zora soktu. 

İran füzelerin savunma amaçlı olduğunu söylese de, buna inanmayı güçleştiren bir sebep var. İran’ın balistik füze kapasitesini geliştirme çabaları, nükleer silah üretme faaliyetlerine devam ettiğini düşündürebilir ki bu da, İran’ın uluslararası camiayı yanıltma geçmişi düşünüldüğünde, yerinde bir şüphedir. İran’ın nükleer patlayıcı aygıt geliştirmeye yönelik yürüttüğü faaliyetlere 2003’e kadar devam ettiğini ve olası bomba üretimi için gereken yakıtı depolamak maksadıyla 2009’a kadar uranyum zenginleştirdiğini ortaya çıkaran Uluslararası Atom Enerji Kurumu’nun, İran’ın nükleer programına ilişkin son incelemeleri hala hafızalarda. Bu incelemelerle de İran’ın barışçıl, sivil bir nükleer program yürütmek istediği iddiaları çürümüştü. Benzer şekilde, İran’ın füze programını hem savunma hem de saldırı amaçlı kullanılabileceğinden, İran’ın gerçek niyetini anlayabilmek mümkün değildir. 

İran’ın balistik füze programını savunma amaçlı kullanmak istediğini gösteren noktalar da var. İran’ın bu programı devam ettirmek istemesinin nedenini anlayabilmek için öncelikle olaya tarihsel açıdan bakılmalıdır. İran’ın savunma gücünü geliştirme ihtiyacı, İran ve bölgedeki diğer güçlü devletler arasında yaşanan gerginlikle açıklanabilir. Irak’la yapılan ve İran’ın stratejik düşünmesinde önemli bir etkisi olan uzun ve kanlı savaş, İran’ı balistik füze seçeneğini göz önünde bulundurmaya zorladı. İki ülke arasındaki bu kanlı savaşın tarihçesi iyi bilinmektedir. 20. yüzyılın en uzun süren ikinci savaşı olarak tarihe geçen bu savaş; genel olarak siperlerde geçmesi, insan dalgası saldırıları, sivil halka yönelik rastgele saldırılar yapılması ve en önemlisi Irak’ın İranlı asker ve siviller üzerinde kimyasal silah kullanması yönünden sıklıkla Birinci Dünya Savaşı’na benzetilmiştir.

Savaş İran kolektif bilincinde güvensizlik ve zafiyetle dolu derin psikolojik bir yara bıraktı. Bunun sonucunda İranlı yetkililer de aynı oranda caydırıcı bir güce sahip olmaları gerektiğine karar verdiler. Bozuk bir moral ve kısıtlı konvansiyonel seçeneklerin yanında İran yöneticileri arasında nükleer ve balistik füze kapasitesi edinilmesi için geniş bir destek vardı. İşte o günden bu güne, olası saldırıları engellemek için füzeler, İran’ın savunma sisteminin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. 

İkinci husus, İran bölgede en büyük balistik füze cephanesine sahip olmasına rağmen, bölgedeki ezeli iki rakibi olan İsrail ve Suudi Arabistan’ın geniş çapta füze projeleri bulunması ve daha uzun menzilli füze denemeleri İran’dan önce yapmış olmalarıdır. Ayrıca, İsrail ve Suudi Arabistan’ın büyük çaplı askeri teçhizat satın almaları da İran’da endişelere ve güvensizliğe sebep olmuştur. Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün yakın zamanda açıkladığı rakamlara göre Suudi Arabistan 2015’te 87.2 milyar dolarlık harcama yapmıştır. . Amerika’nın, İran’ın rakiplerini uzun menzilli füzeler, donanımlı askerler ve diğer askeri teçhizatlar ile destekleme politikası, İran’ı savunmasını geliştirmeye teşvik etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bunlara ek olarak, İsrail’in balistik füzelerine nükleer başlık yerleştirdiği düşünülüyor, bu da İran’ı daha da endişelendiriyor. Rakiplerine göre eski hava gücü yüzünden zayıf kalan savunması ile İran, özellikle de artık nükleer programına devam etmediğinden, füze cephaneliğini genişletmek için daha kararlı hale geldi. İran’ın balistik füze geliştirmeye devam etme konusundaki kararlılığı, özellikle çıkarları tehlike altındayken rakiplerine karşı caydırıcı bir güce sahip olmak istemesiyle de ilişkilendirilebilir. 

Dolayısıyla bölgedeki ülkelerin, cephaneliklerini genişletme kararı aldıklarında zaten tehlikeli olan mevcut durumu daha da tehlikeli hale getirebileceklerini ve bunun da, İran’ı füze programını geliştirmeye teşvik edeceğini bilmeleri gerekmektedir. İran’ın ise, Suriye ve Yemen’deki terörü desteklediği sürece, bölgedeki diğer devletlerin, balistik füzelerin savunma amaçlı kullanılacağına inanmalarının zor olacağını anlaması gerekmektedir.
 

Bu yazı “İran’ın Balistik Füze Programı: Gözden Kaçmış Bir Tehdit mi Yoksa İran Savunmasının Bir Parçası mı?” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.

Ferhad Rezaei  asdasd

Ferhad Rezaei

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar