Daniele Lazzeri & Ermanno Visintainer, www.nododigordio.org
Son birkaç haftadır uluslar arası kamuoyu ve medya, Beşar Esad hükümetinin Suriye’deki iç isyanlara verdiği sert tepkiye dünya güçlerinin takındığı yumuşak tavrı sorguluyor.
Suriye’deki durumun hassasiyetini anlayabilmek için coğrafi konumunu göz önünde bulundurmak yeterli olacaktır. Sadece Ortadoğu’nun siyasi haritasını inceleyerek kuzeyinde Türkiye’yle batısında Lübnan ve İsrail’le, güneyinde Gürcistan’la ve doğusunda Irak’la sınır komşusu bir ülke olan Suriye’nin Ortadoğu dengeleri açısından aşırı hassasiyet teşkil eden bir konumda olduğunu görebiliriz. Ayrıca, Akdeniz’de, Suriye’nin karşısında bulunan bir ada olan ve 2012’de AB Konseyi başkanlığına geçecek Kıbrıs’ın da bu konudaki önemini göz ardı edemeyiz. Hala bölünmüş bir ada olan Kıbrıs hakkında Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, adanın birleşmesi konusunda bir mutabakata varılmadığı sürece Ankara’nın Kıbrıs’ın AB başkanlığı rolünü tanıyamayacağını bildirdi.
Bu bölge, dünyanın Arap Baharı ve Libya Savaşı’yla sarsılmış bir bölgesinde oluşan bu kritik durumun istikrarsızlığını artıracak riskler teşkil eden bir mayın tarlası haline gelmiştir.
Ortadoğu’nun istikrarının sarsılmasıyla ilgili jeopolitik kaygıların ötesinde, Muammer Kaddafi rejimine karşı Fransa ve İngiltere’nin aceleciliğinden (ve bir miktar taraflılığından) ziyade daha fazla tedbirle yaklaşmaya iten başka faktörler bulunmaktadır.
Öncelikle askeri güç sorununu ortaya koyalım. Olaylar göstermektedir ki Libya saldırısında kullanılan teçhizat ve askeri güç yetersiz kalmıştır. Müttefikler Reis’in yıpranmış ordusunun belini bükemezse, hem teknoloji hem de sayı bakımından Tripoli’ye gore on kat daha fazla ateş gücüne dayanan Suriye’de nasıl bir karmaşa olacağını hayal edebiliyoruz.
Esad’ın askeri birlikleri; İsrail ve Türkiye dâhil en yakınlarındaki devletlere ulaşabilen 750 km menzilli, güçlü Scud füzelerinin yanı sıra, bataryaları rus yapımı olan yüzlerce uçaksavar füze ve 450’den fazla bombardıman uçağıyla donanmış durumda. Ancak hem komşu ülkelerden hiçbiri, hava saldırılarının başlamasına zemin hazırlamaya istekli olmaz hem de diğer bir yandan, BM’nin Libya için kararında dahi hesaba katılmayan kara saldırısı uygun olmaz.
Dahası; Suriye Tartus Limanında stratejik öneme sahip bir deniz üssü olan Rusya’yla yenilenen anlaşma, uluslararası gözlemciler için endişe konusu olmaktadır. Esad ile sıkı ilişkileri olan ve kendini nükleer programı için uluslararası gerilimin tam merkezinde bulan
İran hükümetinden bahsedilmesine gerek bile yok.
Bununla birlikte, Libya’daki olaylar göz önünde bulundurulursa, Suriyeli isyancılar sivil halka yapılan yaygı bombardımanının dramatik tecrübesine sahip olduklarından, dış askeri müdahale istemekten kaçınmaktadır.
Kuzey Afrika’da barut patlamasının yarattığı domino etkisi şimdi Ortadoğuya, diğer bir deyişle Suriye’ye doğru ilerlemektedir ve bundan dolayı bu etki, Baas’ın tarihi siyasal rejimlerinden bir tanesini kapsamaktadır.
Baas rejimi, Arap Sosyalist Partisiyle ilişkisi olan ideolojik-siyasi bir harekettir. Bu parti; Suriyeli Ortodoks Hıristiyan ve ismi tam olarak “ Hazreti İsa’nın dirilişi” anlamına gelen Mişel Eflak tarafından 40’lı yıllarda Şam’da kurulmuştur.
Bu partinin rejimi, Saddam Hüseyin’in yönettiği eski rejim tarafından da benimsenmiş, Suriyelilerdeki gibi kendine özgü dini bir bağlamda, İsmailîlik’te benzeri bulunan kıyamet kavramının laikleştirilmiş haline benzeyen bir anlayıştır. Her şeyden önce Suriye’nin -bir zamanlar Irak’ın da olduğu gibi- laik bir ülke olduğunu hatırlamak gerekir ve bu ülkede Şii-İslam inançlarına ters düşen Alevi mezhebinden bir azınlık karışık bir nüfusu yönetiyor, Hristiyanlar bu nüfusun ’unu oluşturuyor (bu durum Vatikan’ın, Suriye’deki durum hakkında yorum yapmadan önce tedbirli davranmasını anlaşılır hale getiriyor).
Asıl tehlike Beşar Esad’ın yönettiği hükümetin devrilmesiyle oluşacak olan güç boşluğu ve bu boşluğun, yeni çıkan ve en azından bölgede değişim gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekleyen sayısız Batı yanlıları tarafından hoş karşılanmayan güçler tarafından doldurulma ihtimalinin olmasıdır.
Aşırı tutucu bir siyasi güç, Mısır’da Tahrir meydanındaki eylemlerin sonrasında, olası bir alternatif olma yolunda mesafe katedip itibar kazanıyor: “Müslüman Kardeşler”.
*Bu çalışma ilk olarak İtalya’da 09.08.2011 tarihli Il Trentino gazetesinde yayınlanmıştır.