Cezayir’in güney sınırında yer alan Tin Zaouatine yakınlarında 31 Mart 2025’te yaşanan bir olay Sahel’in istikrarsız jeopolitiğinde yeni bir kırılma noktasına işaret etti. Cezayir’in güneyinde yer alan Tin Zaouatine kasabası yakınlarında Mali’ye ait bir insansız hava aracının Cezayir tarafından düşürülmesiyle başlayan kriz birkaç gün içinde ikili bir anlaşmazlıktan çıkıp bölgesel bir karşıtlığa dönüştü. Cezayir bu müdahaleyi hava sahasının ihlali gerekçesiyle savunurken Mali, dronun kendi hava sahasında faaliyet gösterdiğini ve saldırının kasıtlı olduğunu belirterek durumu “önceden planlanmış düşmanca bir eylem” olarak nitelendirdi. Gerilimin bu boyuta evrilmesi meselenin sadece teknik bir sınır anlaşmazlığından ibaret olmadığını aksine daha derin ve yapısal meselelerin yüzeye çıktığını göstermektedir.
Cezayir’in eylemi üzerine Sahel Devletleri İttifakının (AES) diğer üyeleri olan Burkina Faso ve Nijer, Mali’ye destek vererek Cezayir’deki büyükelçilerini geri çağırdı. Cezayir ise buna hava sahasını Mali uçaklarına kapatarak karşılık verdi; Mali de benzer bir misillemeyle hava sahasını Cezayir’e kapattı. Bu karşılıklı sert adımlar sadece bölgedeki diplomatik ilişkilerin ne denli kırılgan olduğunu değil aynı zamanda Sahel’de ortaya çıkmakta olan yeni jeopolitik dengelerin ne kadar çatışmalı seyrettiğini de gözler önüne serdi. Krizin daha da derinleşmesi hâlinde sadece diplomatik değil ekonomik, güvenlik ve insani sonuçlar doğurabilecek bir bölgesel kutuplaşmanın eşiğine gelinebilir.
Arka Plan
Cezayir-Mali ilişkilerindeki krizin kökeni tek bir olaya değil son on yılı aşkın süredir şekillenmekte olan çok boyutlu bir gerilim hattına dayanmaktadır. 2012’de Mali’nin kuzeyinde başlayan Tevarik İsyanı sonrası ortaya çıkan güvenlik boşluğuna Cezayir’in müdahalesi, bu ülkeyi bölgesel krizlerin çözümünde başat bir aktör hâline getirmişti. 2015 yılında Mali hükûmeti ile Azawad Hareketleri Koordinasyonu (CMA) arasında imzalanan Barış ve Uzlaşma Anlaşması, Cezayir’in arabuluculuğunda şekillenmiş ve bu süreç uluslararası kamuoyunda “Cezayir Anlaşmaları” olarak yer edinmişti. Mali’deki son dönem darbelerine özellikle de 2021’dekine kadar Cezayir, Mali ile daha istikrarlı ilişkilere sahipti ve Sahel güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olarak görülmekteydi. Ancak son yıllarda Mali’de yaşanan siyasi dönüşümler ve bölgesel ittifak dinamikleri, bu ilişkiyi giderek zayıflattı. Özellikle 2021’deki askerî darbeden sonra Mali’nin Batı’ya mesafeli, Rusya’ya ise daha yakın bir dış politika tercih etmesi, geleneksel güvenlik iş birliklerini dönüştürdü. Fransa’nın Barkhane Operasyonu’nun sona ermesi ve Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonunun (MINUSMA) ülkeden çıkarılmasıyla Mali, uluslararası güvenlik desteğini yeniden tanımladı. Rus özel askerî grup Wagner ile yapılan iş birliği çerçevesinde kuzeydeki ayrılıkçılara karşı daha agresif bir askerî tutum benimsendi ve Ağustos 2023’ten itibaren yeniden silahlı mücadeleye başlandı.
Aralık 2023’te Cezayir’in ayrılıkçı Tevarik gruplarla yeniden diyalog başlatması, Mali tarafından açık bir tehdit olarak yorumlandı ve iki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini “istişare” için geri çağırdı. Mali, 25 Ocak 2024’te Cezayir Anlaşmalarını tek taraflı olarak feshettiğini duyurarak Cezayir’i terör gruplarını desteklemek ve ülkenin iç işlerine karışmakla suçladı. Bu noktada Cezayir’in siyasi çözüm ısrarı, Bamako yönetimi tarafından ulusal egemenliğe müdahale olarak algılandı. Bu gelişmelerin ardından taraflar arasında oluşan güvensizlik, diplomatik krizlerin artık yapısal bir karşıtlığa dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Son Olaylar Nasıl Okunmalı?
Söz konusu krizin sadece Mali ile Cezayir arasında yaşanmadığını, AES’in tüm bileşenlerini etkilediğini görmek gerekir. 2023’te Burkina Faso, Mali ve Nijer’de yaşanan askerî darbelerin ardından kurulan AES, başta karşılıklı savunma mekanizması olarak şekillenmiş olsa da zamanla daha kapsamlı bir politik ve ekonomik birlik hâline geldi. Temmuz 2024’te konfederatif yapıya kavuşan AES, Ocak 2024’te Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğundan (ECOWAS) birlikte ayrılma kararı alarak Batı’ya daha bağımsız bir alternatif olarak konumlandı. Bu yeni ittifak, Cezayir açısından sadece iş birliği yapılması gereken komşu devletleri değil aynı zamanda rekabet edilen bölgesel aktörleri de temsil etmeye başladı.
Cezayir, 2012’den bu yana Sahel’de yayılma eğilimi gösteren terör hareketlerinin kendi sınır güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunun farkındadır. Tin Zaouatine gibi hassas sınır bölgelerinde Mali ordusunun artan askerî varlığı, Cezayir tarafından şüpheyle izlenmektedir. Bu güvenlik algısı, sadece sınır ötesi tehditlere değil aynı zamanda Cezayir’in Sahel’deki liderlik pozisyonunu sarsan politik gelişmelere de dayanmaktadır. Bu çerçevede AES’in kurumsallaşması ve Batı’ya alternatif bir güvenlik mimarisi inşa etmesi, Cezayir’in bölgedeki rolünü yeniden konumlandırmasına neden oldu.
Krizin derinleşmesinde etkili olan bir diğer unsur ise Fas’ın Sahel politikasındaki değişimidir. Mali ve Moritanya ile komşu olan Fas, uzun yıllar Cezayir’in aktif olduğu Sahel’de daha pasif bir pozisyonda kalmıştı. 6 Kasım 2023’te Kral VI. Muhammed’in açıkladığı “Atlantik’e Erişim İnisiyatifi”, Fas’ın Sahel ülkeleriyle daha yakın ekonomik ve lojistik ilişkiler kurma hedefini duyurdu. Bu inisiyatif Sahel’deki kriz ve istikrarsızlık hâlinin sadece askerî yöntemlerle çözülemeyeceği ve ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi gerektiği yönündeki argümana dayanarak Sahel ülkelerinin küresel ticaret sistemine Atlantik üzerinden entegre edilmesini hedeflemektedir. Bu stratejiyle Fas, Sahel ülkelerine kendi altyapı sistemlerini kullanarak Atlantik üzerinden küresel ticaretle bütünleşme imkânı sunmaktadır. Bu girişime göre Sahel ülkeleri Fas kara yolu veya demir yolu ile taşınan malların ticaretini, yapım aşamasında olan Dakhla Atlantik Limanı üzerinden yapma imkânına sahip olacaktır. Söz konusu girişimin ilk Dışişleri Bakanları Zirvesi, Cezayir’in Tevarik ayrılıkçıları ile yeniden diyalog sürecini başlatmasından 3 gün sonra 23 Aralık 2023 tarihinde Fas’ın Marakeş şehrinde gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen ilk bakanlar zirvesi, bu girişimin öneri aşamasında kalmadığını, diplomatik bir zemine de oturtulduğunu göstermektedir. Uzun süredir Cezayir ile çekişmeli bir ilişkiye sahip olan Fas’ın, Cezayir’in etkisini kaybettiği bir dönemde Sahel’de alternatif bir bölgesel güç olarak öne çıkması, Cezayir’in AES’e yönelik pozisyonunu daha da katılaştırmaktadır.
Mevcut son kriz, bölgesel güvenlik mimarisi üzerinde zincirleme sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Öncelikle diplomatik kanalların askıya alınması, sınır ötesi güvenlik iş birliğini zayıflatmakta; terörle mücadelede istihbarat ve operasyonel koordinasyonu imkânsız hâle getirmektedir. Bu boşluk, Sahel’de faaliyet gösteren silahlı grupların manevra alanını genişletebilir. İkinci olarak hava sahalarının kapatılması ve karşılıklı yaptırımlar, hâlihazırda büyük ekonomik zorluklar yaşayan bölge ülkeleri için yeni insani krizler yaratabilir. Üçüncü olarak ise krizin bölge dışı aktörler tarafından istismar edilmesi, Sahel kuşağını uluslararası jeopolitik rekabetin sıcak bir çatışma sahasına dönüştürebilir.
Söz konusu risklerin tamamı değerlendirildiğinde AES ile Cezayir arasındaki diyalog kanallarının ivedilikle yeniden inşa edilmesi bir zorunluluk hâline gelmiştir. Güven artırıcı adımlar atılarak ortak sınır hattında teknik komisyonların kurulması, ilk somut adım olabilir. Aynı şekilde tarafların ilişkide olduğu üçüncü ülkelerin kolaylaştırıcılığı ya da Afrika Birliği gibi bölgesel kuruluşların arabuluculuğu ile yeni bir siyasi diyalog süreci başlatılması mümkündür. Cezayir’in siyasi çözüm yaklaşımı ile AES’in egemenlik temelli talepleri arasında bir denge kurulması hem krizin yumuşatılması hem de bölgesel istikrarın yeniden tesisi açısından elzemdir. Aksi hâlde başlangıçta lokal bir sınır anlaşmazlığı gibi görünen bu gelişme, Sahel coğrafyasının uzun vadeli barış ve kalkınma perspektifini ciddi biçimde tehdit edebilir.