İsrail’in 13 Haziran 2025 sabahının erken saatlerinde İran’a yönelik başlattığı hava saldırıları ile iki ülke arasında uzun süredir sınırlı taktik hamlelerle süregelen çatışma biçimi değişmiştir. Böylece iki aktörün doğrudan karşı karşıya geldiği açık bir çatışma evresine geçilmiştir. Operasyonun ilk aşamasında İran’ın batısındaki hava savunma sistemlerini hedef alan İsrail, daha sonra başkent Tahran’ın iç kesimleri ve ülkenin güneyine kadar ilerleyen kapsamlı bir saldırı zinciri yürütmüştür. İran, saldırılara yanıt olarak “Sadık Vaat-3” adı verilen misilleme operasyonuyla İsrail’e dört dalga hâlinde balistik füze saldırısı düzenlemiş ve doğrudan karşılık vermiştir. Böylece Ortadoğu genelinde ve Irak özelinde jeopolitik dengeleri de derinden sarsacak bir kırılma anı ortaya çıkmıştır.
İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Irak’ta farklı siyasi, mezhebî ve toplumsal kesimlerden çeşitli tepkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Şii toplumu, saldırıyı genel anlamda bir dış müdahale ve “siyonist saldırganlık” olarak değerlendirmiş ve İran’la olan mezhepsel ve tarihsel bağlar nedeniyle bu saldırıyı sadece bir devlete değil, aynı zamanda bir kimliğe yönelmiş bir tehdit olarak algılamıştır. Asaib Ehlil Hak, Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi gibi İran’a yakın Şii gruplar olayı doğrudan “çağın küresel hesaplaşması” şeklinde yorumlamıştır. Sadr Hareketi, Hikmet Akımı ve Irak’taki en büyük Şii dinî merci Ayetullah Ali el-Sistani ise daha temkinli ve hukuki bir dil kullanarak Irak’ın gerilimden uzak tutulması gerektiğini savunmuştur. Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani ile Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ise İsrail’in Irak hava sahasını ihlal ettiğini vurgulayarak Birleşmiş Milletleri göreve çağırmıştır. Irak Parlamentosu ise saldırının ardından özel oturum düzenleyerek Irak’ın egemenliğinin korunmasına ilişkin çağrılarda bulunmuştur.
Iraklı Şiilerin aksine Sünni siyasi gruplar saldırılara karşı açık bir pozisyon almayarak temkinli davranmıştır. Bu durum, İran’a karşı geçmişten gelen mesafeli duruşlarının devamı olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede Sudani hükûmeti, bir yandan söylem düzeyinde İran ile dayanışma gösterip diğer yandan çatışmalardan uzak durma yönündeki denge politikasını sürdürmeyi amaçlamaktadır.
Bu gelişmeler ve Iraklı aktörlerin farklı yaklaşımları, 11 Kasım 2025 tarihinde yapılması beklenen Irak Parlamento Seçimleri öncesinde Irak’ta mezhebî fay hatlarının derinleşebileceğine ve hükûmetin egemenliği koruma iddiasının yeni sınamalarla karşı karşıya kalabileceğine işaret edebilir.
Kimlik Ayrışması ve İç Dengeler
İsrail’in İran’a saldırısı, görünüşte Irak’taki kimlik grupları arasındaki dengelerin korunduğu görünüşüne neden olsa da derinleşme eğilimini artırmıştır. Zira yaşananlar, Irak’ta yalnızca dış politika gelişmesi olarak değerlendirilmemektedir. Gelişmeler, daha ziyade Irak’taki mezhebî, etnik ve siyasi grupların kendi kimliksel pozisyonlarını yeniden tanımladıkları ve hizalandıkları bir eşik olarak okunabilir. Zira Iraklı aktörlerin verdikleri tepkilerdeki söylem ve yaklaşım farkları bu kırılganlığı göz önüne çıkarmaktadır.
Şii topluluğun tepkilerinde görülen ikili yapı dikkati çekmektedir. Bir yanda İran’a ideolojik ve örgütsel olarak yakın gruplar, saldırıyı doğrudan kendilerine yönelmiş bir tehdit olarak algılayıp ortak kimlikler nedeniyle savaşın genişlemesini meşrulaştıran sert açıklamalar yapmaktadır. Öte yanda Iraklılık kimliğini ön plana alan aktörler, daha temkinli ve ulusal egemenliği önceleyen bir çizgide konumlanmaktadır. Irak Şiilerinin yaşadığı bu tür ayrışmalar, sadece politik bir temelde değerlendirilmemelidir. Bu ayrışmalar, teolojik ve kuşak temelli bir ayrışmanın da güçlendiğini gösterebilir. Özellikle 2019 gösterilerinde ortaya çıkan genç ve seküler Şii kuşağın İran etkisine karşı geliştirdiği mesafe, bu ayrışmayı derinleştiren bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da Şiiler arasında ideolojik bir kutuplaşmanın değil, yapısal bir çözülmenin habercisi olabilir.
Sünni grupların sessizliği ise stratejik ve dikkatli bir pozisyon alma çabası olarak okunabilir. Zira Sünniler, saldırılar karşısında açık bir taraf olmak yerine “gerilimi düşürme” çağrısı üzerinden mevcut konumlarını korumaya çalışmaktadır. Ancak bu tutumun, İran’a yakın Şii aktörlerin gözünde kendileri ile bir ayrışma olarak yorumlanması olasılığı bulunmaktadır. Bu durum özellikle milis grupların baskısıyla Şii-Sünni geriliminin yeniden yükselebileceği bir ortam oluşturabilir.
Bu çerçevede kimlik grupları arasındaki denge ilk bakışta korunuyor gibi görünse de aslında Şiiler arasında ve Şii-Sünni ilişkileri açısından yeni fay hatları oluşmaktadır. İran’a yakın olan gruplar ile “Iraklılık” kimliğini önceleyen aktörler arasındaki yaklaşım farkı yalnızca dış politik pozisyonlar açısından değil, Irak’ın gelecekteki siyasi mimarisi açısından da belirleyici olacaktır. Özellikle yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde bu çatışmalı ortam, kimlik temelli siyaset üzerinde bir kutuplaşma ivmesi zemini hazırlaması muhtemeldir.
Irak’ta Kırılmalar Kaçınılmaz mı?
Irak’ın 2003 sonrasında kimlik temelli siyasetin kurumsallaştığı bir yapıya sahip olması, ülkeyi dış kaynaklı krizlere karşı son derece hassas hâle getirmiştir. Dolayısıyla İsrail’in İran’a yönelik saldırıları gibi bölgesel gelişmeler, yalnızca dış politika düzeyinde değil, aynı zamanda Irak’ın iç dengeleri üzerinde de doğrudan etkili olmaktadır. Bugün ülkede yalnızca Şii-Sünni eksenli ayrışmalar bulunmamaktadır. Özellikle Şii toplumu içerisinde giderek belirginleşen kuşak, ideoloji ve aidiyet temelli bölünmeler ortaya çıkmaktadır. İran’a yakın gruplarla “Iraklılık” kimliğini önceleyen aktörler arasındaki yaklaşım farkı, Irak’taki Şii gruplar arasında yapısal bir çözülmenin işaretini vermektedir. Bu iç ayrışmalar, mezhebî kutuplaşmanın ötesinde devletin karar alma mekanizmalarını da doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Zira yeni alt düzeyli bu ayrışmalar, kimlik temelli görev dağılımının yaygın olduğu Irak’ta yeni çatışma alanlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Irak’taki kırılgan ortamda Kasım 2025’te yapılması planlanan parlamento seçimleri, ülkedeki kimlik siyasetinin seyrini daha da belirginleştirecek bir eşik olarak öne çıkmaktadır. Seçimler, kimlik kaynaklı pozisyon alışların keskinleşmesine neden olabileceği gibi Haşdi Şaabi gibi yapıların geleceği üzerine yürütülen tartışmaları da derinleştirebilir. Dış gelişmelere verilen tepkiler üzerinden şekillenen iç dengeler, “Iraklılık” kimliğini önceleyen aktörlerin desteğine rağmen hükûmetin “denge” stratejisini daha da zorlaştırabilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Irak’ta yaşanabilecek olası kırılmalar, sadece gruplar arası değil, kimlik gruplarının kendi içinde yaşanan dönüşümler üzerinden de ivme kazanacaktır. Bu da Irak siyasetinde yeni bir istikrarsızlık döngüsünün habercisi olabilir. Ancak Irak’ın “denge” stratejisini bölgesel krizlere rağmen uygulamayı başarması daha istikrarlı bir Irak’a zemin hazırlayabilir.