Gazze’de iki yılı aşkın süredir devam eden İsrail saldırıları, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın ilan ettiği planın taraflarca 29 Eylül 2025 tarihinde kabul edilmesinin ardından sağlanan ateşkes ile sonlandı. Plan, eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) toplantıları sırasında Trump’ın Arap ve Müslüman liderlerle yürüttüğü temasların yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun 9 Eylül 20025’te Dohayı hedef alan saldırı sebebiyle Katar Emiri’nden kamuoyu önünde özür dilemesinin ardından gündeme geldi. 13 Ekim 2025 Pazartesi günü Şarm el-Şeyh’te garantör ülkeler Türkiye, Mısır ve Katar’ın anlaşmayı imzalaması ile resmiyete dökülen inisiyatifin geleceği, uygulamadaki belirsizlikler ve tarafların karşılıklı güven yoksunlukları düşünüldüğünde kırılgan bir görünüm sergilemektedir. Bununla birlikte Trump’ın zirvede yaptığı “İbrahim Anlaşmaları” vurgusu bölgenin karşı karşıya kalabileceği yeni meydan okumalarına dair izler taşımaktadır.
İbrahim Anlaşmaları Yeniden Gündeme Geliyor mu?
Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde 13 Ekim Pazartesi günü düzenlenen “Ortadoğu’da Barış Zirvesi’nde” Trump’ın Gazze’deki ateşkes planını esas alan deklarasyonun garantör devletlerce imzalanmasının ardından ev sahibi Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi kısa bir konuşma yaparak Trump’ı sahneye davet etti. Trump, irticalen yaptığı konuşmada sürece katkı sunan liderlere tek tek teşekkür ederek İbrahim Anlaşmaları’na vurgu yaptı. Anlaşmanın kendi yönetiminin ilk döneminde imzalandığını, dört “harika” ulusun hâlihazırda katıldığını ancak Joe Biden yönetimi döneminde herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini belirtti.
Gazze’de ateşkesin sağlanmasıyla birlikte daha fazla ülkenin İsrail ile normalleşme sürecine katılacağına inandığını ifade eden Trump, bunun kendi yönetiminin Ortadoğu için “çok sıkı” çalışan ekibine -Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve damadı Jared Kushner’a- yönelik bir takdir göstergesi olacağını dile getirdi. Devletlerin bugüne kadar İbrahim Anlaşmaları’na katılmamak için öne sürdüğü başlıca gerekçeler olan Gazze Şeridi’nin durumu ve İran’ın varlığının artık geçerliliğini yitirdiğini savundu. Zirveden önce İsrail Parlamentosu Knesset’te yaptığı konuşmada ise anlaşmanın sadece savaşın sonunu değil, bölgede terör ve çatışma döneminin kapanışını ve “inanç döneminin başlangıcını” temsil ettiğini ifade etmişti. Bu din ve inanç vurgusu da yine içeriğinden bağımsız olarak bölgenin inanç tarihine referansla isimlendirilen anlaşmaların gündeme gelebileceğini düşündürmektedir.
Tüm bu gelişmeler ve satır aralarından yansıyan göstergeler, Trump’ın yeniden güç kazanan siyasi etkisiyle birlikte bölge ülkeleri üzerinde yeni bir normalleşme dalgası yönünde baskı oluşturabileceğine işaret etmektedir. Ancak iki yılı aşkın sürede 60 binden fazla Gazzelinin İsrail tarafından öldürüldüğü ve özellikle Doha gibi Arap başkentlerinin doğrudan hedef alındığı bir dönemin ardından bu normalleşme sürecinin hayata geçirilmesi, bölge ülkelerinin İsrail ile Ekim 2023-Ekim 2025 döneminde yaşananlara ilişkin kapsamlı bir muhasebe yapmalarını zorunlu kılacak ve oldukça meşakkatli bir süreç olacaktır.
Başlıca Şartlar
Trump’ın Arap ülkeleri üzerindeki çeşitli baskılarının ardından ortaya çıkabilecek olası bir normalleşme sürecinde, Arap ülkelerinin en temel koşulu; iç politikada yoğun muhalefetle karşı karşıya olan ve küresel düzeyde giderek artan bir diplomatik izolasyona maruz kalan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından savaş suçları nedeniyle hüküm giymiş olan Netanyahu’nun iktidarının değişmesidir. İsrail, Gazze’deki askerî harekatlar nedeniyle ertelenen seçimleri önümüzdeki dönemde büyük ihtimalle gerçekleştirecek ve bu seçimlerde yaşanacak olası bir iktidar değişimi, yeni diplomatik çerçevenin oluşmasında belirleyici bir unsur olarak öne çıkabilecektir. Bunun yanında sürecin sürdürülebilirliği açısından yeni bir hukuki çerçevenin oluşturulması da temel koşullardan biri olacaktır. Mevcut anlaşma, taşıdığı siyasi ve toplumsal yük nedeniyle kamuoyunda tepkiyle karşılanma potansiyeline sahiptir. Bu koşulların ardından, Körfez ülkelerinin yeni bir diplomatik çerçeve ve bölgesel mevzilenme sürecine yönelmesini teşvik edebilecek üç temel dinamik öne çıkmaktadır. Bunlar; Suriye’deki mevcut angajmanın kazanıma dönüştürülmesi, Körfez monarşilerinin Trump ile kurduğu kişisel ilişki ve bölgesel tehdit algısında İsrail lehine değişim olarak sıralanabilir.
Muhtemel Kaldıraçlar
Suriye’de rejimin 14 yıl süren iç savaşın ardından Aralık 2024 tarihinde devrilmesi, İran’ın bölgedeki etkisini daraltırken Körfez ülkelerine Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik ve siyasal alanlar açmıştı. Bu siyasi ve ekonomik alanların kazanıma dönüşmesi, Suriye’nin İsrail tarafından yeniden istikrarsızlaştırılması tehdidi ile karşı karşıyayken bu ilişkinin ABD tarafından bir kaldıraç unsuru olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Washington, bu risk üzerinden Körfez ülkelerini yeni bir diplomatik çerçeve etrafında bir araya gelmeye teşvik edebilir böylece hem bölgesel dengeyi yeniden şekillendirme hem de İsrail’in güvenlik kaygılarını yeni bir iş birliği zemini üzerinden meşrulaştırma hedefi güdebilir. Ayrıca Körfez ülkelerinin Trump ile kurdukları kişisel ilişkiler bu süreçte ayrı bir önem taşımaktadır. Liderler arası zirve diplomasi zaman zaman kurumsal mekanizmaların zayıflamasına yol açsa da Körfez başkentleri bu ilişkilerin sunduğu doğrudan erişim ve hızlı karar alma avantajlarından da yararlanmaktadır. Körfez ülkeleri, mevcut Trump yönetiminin taraf olduğu bir anlaşmayı; 2028’de ABD’de iktidarın el değiştireceği olası bir senaryoda, Trump sonrası dönemde kendi çıkarlarını güvence altına alacak bir statüko oluşturmanın en kolay ve muhtemel yolu olarak değerlendirebilir. Hâlihazırda Körfez ülkeleri Trump’ın ailesi ve çevresi ile kurdukları kişisel ticari ilişkiler ile ulusal çıkarlarına yönelik önemli kazanımlar elde ettiler. Örneğin Biden döneminde iptal edilen çeşitli yapay zekâ çiplerine erişime ilişkin anlaşmalar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) açısından dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. Nitekim BAE’nin yatırım fonu, Trump ve Wittkoff ailelerine ait bir kripto para şirketine yatırım yaptıktan kısa bir süre sonra söz konusu anlaşmalar yeniden mümkün hâle gelmiştir. Trump’ın konuşmasında, devletlerin İbrahim Anlaşmaları’na katılımları ile takdir edilmiş olacağını ifade ettiği Jared Kushner, Körfez liderleri ile ticari ilişkilere sahip önemli bir figür olarak öne çıkmaktadır. Suudi Arabistan, BAE ve Katarlı yatırımcıların mali desteğinin ardından Kushner’in yatırım şirketi 4,8 milyar dolarlık değere ulaşmıştı. Körfezli politika yapıcılar mevcut dönemin sunduğu avantajlardan yararlanarak Trump sonrası döneme miras bırakılacak benzer bir yöntemle İsrail ile ilişkilerde yeni bir zemin oluşturmayı değerlendirebilir.
Savaş öncesi dönemde, İran bölgesel rekabet açısından Körfez ülkelerinin sahip olduğu tehdit algısında öncelikli konumdaydı ve İsrail bu ilişkide daha çok bir denge unsuru olarak işlev görüyordu. Ancak İran’ın askerî ve siyasi etkisinin gerilemesi ile İsrail’in Doha’ya yönelik saldırıları, Körfez ülkeleri için mevcut durumu değiştirdi. Bu gelişmeler, İsrail’i bölgesel rekabette Körfez aktörleriyle artan oranda karşı karşıya getirmiş oldu. Bu koşullar altında, Körfez ülkelerinin İsrail karşısında yalnızca askerî ve güvenlik alanında değil, diplomatik ve siyasi cephede de yeni mevzilenme arayışına girmesi ve stratejik pozisyonlarını yeniden belirlemesi beklenebilir. Yeni bir sürecin başlatılması ihtimali diplomatik dengeleri yeniden tanımlama çabasının parçası olarak değerlendirilebilir.
Yukarıda sıralanan nedenler göz önüne alındığında her ne kadar İsrail ile diplomatik ilişkileri başlatmak kamusal alanda ciddi tepkiyle karşılaşacak olsa dahi, Körfez ülkeleri Trump döneminin sunduğu ortamı bir tür “fırsat penceresi” olarak değerlendirebilir. Trump’ın bölge üzerinde kuracağı baskı, bu baskıyı kurgularken kullanacağı araçlar ve ateşkesin muhtemel başarısı ya da başarısızlığı gibi diğer etkenler, bölgenin İbrahim Anlaşmaları ya da benzer bir çerçeve etrafında yeniden bir araya gelip gelemeyeceğini belirleyecek temel unsurlar arasında yer alacaktır.