Yemen’in güneyinde 2025 yılının Aralık ayı itibarıyla yaşanan gelişmeler, ani bir askerî patlamadan ziyade uzun süredir biriken siyasal, güvenlik ve idari krizlerinin doğal bir sonucu olarak tezahür etmiştir. 2015’ten itibaren kuzey bölgelerinde Husilere karşı yürütülen mücadele gerekçesiyle güneyde oluşan güç boşluğu, merkezî devlet otoritesinin zayıflamasına ve farklı silahlı yapıların sahada giderek daha fazla alan kazanmasına yol açmıştır. Bu süreçte Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Güney Geçiş Konseyi (GGK) ve beraberindeki askerî yapılanmalar, ayrılıkçı hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik planlarını kademeli biçimde askerî kapasiteyle pekiştirmiştir. Hadramut ve el-Mahra’ya uzanan ilerleyiş, bu stratejinin ulaştığı son aşamayı temsil etmiş, böylece Yemen’in güney vilayetlerinde yaşananlar, bir güvenlik operasyonundan çok, fiili bir siyasal düzen kurma girişimine dönüşmüştür.
BAE tarafından desteklendiği açık kaynaklarda da yer alan GGK’nin Aden merkezli olarak güçlenmesi, bu parçalanmanın en görünür tezahürlerinden biridir. GGK başlangıçta güneyin güvenliğini sağlama ve Husilere karşı mücadele söylemiyle meşruiyet üretirken zamanla bu söylemi Yemen’in güneyini tek bir siyasal projede birleştirme iddiasına dönüştürmüştür. GGK, Hadramut ve el-Mahra’ya doğru yaptığı hamleyle bu stratejinin yeni bir aşamasına geçtiğini ortaya koymuş, 35 yılı aşkın egemenlik iddiasını somutlaştırma yönünde kritik bir adım atmıştır. Dolayısıyla güneyde yaşananlar, güvenlik kaynaklı bir hareketlilikten ziyade, fiilî devletleşme girişimi olarak görülebilecektir.
Reşad el-Alimi ve Hükûmetin Rolü: Meşruiyet ve Askerî Üstünlük İkilemi
Güney vilayetlerindeki gelişmeler, uluslararası meşruiyeti elinde tutan Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyinin (CLK) yapısal zayıflıklarını daha da görünür kılmıştır. CLK Başkanı Reşad el-Alimi’nin GGK’ye yönelik geri çekilme çağrıları, uluslararası hukuk ve meşruiyet açısından anlamlı olsa dahi sahadaki fiilî askerî güç dengelerini değiştirecek bir etki yaratamamıştır. Bu durumun Yemen’de uzun süredir var olan meşru ama etkisiz bir merkezî otorite sorunundan ileri geldiği görülmektedir. Hükûmetin askerî kapasitesinin parçalı yapısı farklı silahlı gruplara bağımlılığı ve yürütme organları içindeki siyasi çekişmeler, merkezî otoritenin kararlarını uygulama yetisini ciddi biçimde sınırlamaktadır. Başkanlık düzeyinde yaşanan istikrarsızlıklar ve hükûmet içi anlaşmazlıklar, bu yapısal krizi daha da derinleştirmiştir. Bu bağlamda Reşad el-Alimi ve hükûmetin tutumu, sahada belirleyici olmaktan ziyade, hukuki meşruiyeti temsil eden sembolik bir pozisyona sıkışmıştır. Gerek GGK’nin, güneydeki ayrılıkçı hareketlerin (Güney Hareketi – Southern Movement) doksanlı yıllardan bu yana benimsediği siyasi hedefi yinelemesi ve bunun için sürekli adımlar atması gerekse Alimi ve beraberindeki bazı bakanların Aden’den çıkıp Riyad’a sığınması bağımsız siyasi figürler ve kamuoyu tarafından Yemen’i kendi geleceği ile baş başa bırakma ile eş tutulmaktadır. Öte yandan Hadramut’un en büyük şehri ve Yemen’in 1. Askeri Bölgesi’ne ev sahipliği yapan Seyyun’un GGK güçleri tarafından ele geçirilmesinin akabinde Alimi’nin Riyad’a gitmesi meşru hükûmet görevlileri tarafından siyasal karar alma merkezinin fiilen Riyad’da bulunması nedeniyle siyasetçilerin bu merkeze yönelmesinin doğal bir süreç olduğu şeklinde gerekçelendirilmektedir. Aynı zamanda GGK’nin ilerleyişine paralel olarak Suudi Arabistan’ın Mukalla’ya Yemen ile ilgili bir heyet göndermesi de GGK ilerleyişi arttıkça CLK ve Suudi Arabistan arasındaki temasların da doğru orantılı olarak arttığını göstermektedir.
CLK’nin benimsediği soğukkanlılık ve sağduyu söylemine askerî operasyonlarla karşılık veren GGK’nin temel hedefleri, bağımsız bir devlet olarak “Güney Yemen”in tesis edilmesi; güney bölgelerinin tamamı üzerinde siyasî denetimin sağlanması; güneydeki tüm silahlı güçlerin GGK çatısı altında birleştirilmesi; güneyde bulunan petrol ve diğer doğal kaynakların idaresinin tek elden yürütülmesi; son olarak ise bölgesel ve uluslararası düzeyde devlet dışı bir aktör konumunun ötesine geçerek güneyin temsili konusunda meşruiyet kazanılması şeklinde özetlenebilir. GGK’nin tüm bu iddialı hedeflere kısa bir süre içerisinde ulaşıp ulaşamayacağı da aslında Yemen’deki ulusal değil, bölgesel güç dengeleri ile ilgilidir. Burada Suudi Arabistan ile BAE’nin siyasi olarak bir uzlaşıya girme ihtimali, GGK’nin ilgili isteklerini en azından erteleyebilecektir. Fakat iki aktör arasındaki koordinasyon ihtimali azaldıkça, GGK’nin de “tek taraflı” hamlelerinde artış ve yoğunluk beklenebilir.
Bölgesel Aktörlerin Politikaları: Askerî Güçten Kriz Yönetimine
Riyad açısından GGK’ye karşı askerî bir hamle, bu örtük rekabeti açık bir koalisyon içi çatışma riskine dönüştürecektir. Bu sebeple askeri müdahale yerine diplomatik baskı, ara buluculuk ve sınırlı siyasi müdahale araçlarını devreye sokma yolu şimdilik Suudi Arabistan tarafından makul bir seçenek olarak görülmüştür. Suudi Arabistan-BAE ortak heyetlerinin GGK ile Aden’de yürüttüğü görüşmeler, bu yaklaşımın somut bir karşılığıdır. Bu tutum, Suudi Arabistan’ın gücünü yitirmesinden ziyade, askerî müdahale bilançosunu da yeniden hesaplamasının sonucudur. Ayrıca Suudi güvenlik algısında Husiler ve sınır güvenliği hâlen birincil tehdit konumundadır. Güneydeki ayrılıkçı yapı ise daha yönetilebilir ve zamana yayılarak kontrol altında tutulabilecek bir sorun olarak görülmektedir. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın şu ana kadar ilgili gelişmelere tepkisi bastırıcı değil; dengeleyici, geciktirici ve hasar sınırlayıcı bir karakter taşımaktadır. Suudi Arabistan 12 Aralık 2025 akşamı müdahale politikasına paralel olarak General Muhammed el-Kahtani başkanlığında Aden’e bir heyet gönderdi. Müdahalede yaşanan gecikme ve izlenen yöntemlere ilişkin tartışmalar çerçevesinde sonuçlanan görüşmelerin ardından GGK’nin askerî ilerlemeyi durdurması ve geri çekilmesi yönündeki taleplerin, Ayderus el-Zubeydi tarafından terörle mücadele, kaçakçılığın önlenmesi ve sahada oluşan fiili dengenin muhafaza edilmesi yönündeki kararlılık argümanlarıyla reddedildiği açıklandı. Bu tavır, GGK’nin kendisini artık geçici bir aktör değil, güneyde fiilî iktidar odağı olarak gördüğünü de açıkça ortaya koymuştur. Bununla birlikte GGK, bağımsızlık ilanı gibi yüksek diplomatik maliyetli adımlardan kaçınarak referandum yoluyla özerklik gibi orta vadeli seçenekleri açık tutma sinyali verdi.
Bin Habriş ve Kabile Faktörünün Denge Arayışı
Yemen’in güney vilayetlerinde yaşanan gelişmeler çoğu zaman Suudi Arabistan, İran ve BAE gibi bölgesel güçler ve büyük silahlı aktörler üzerinden analiz edilse de Hadramut özelinde öteden beri yerel kabilevi otoritenin rolü belirleyici bir öneme sahip olmuştur. Hadramut siyasilerinden ve Hadrami Aşiretler İttifakı lideri Şeyh Amr bin Habriş, bu bağlamda ne GGK’nin askerî yayılmasını koşulsuz biçimde destekleyen ne de Suudi Arabistan ya da merkezî hükûmetin çizgisine bütünüyle eklemlenen bir aktör olarak öne çıkmaktadır.
Bin Habriş’in temel hamlesi, Hadramut’un Aden merkezli güç mücadelelerine dâhil edilmesine karşı çıkmak ve bölgenin yerel toplumsal dengeler temelinde yönetilmesi gerektiğini savunmak olmuştur. Kabile ağlarıyla temaslarını yoğunlaştırarak Hadramut’un dış destekli askerî projelere tabi kılınmasına mesafeli bir duruş sergilemiştir. Bu tutum onu Yemen’de sıkça rastlanan silahlı aktörlerden ayırmakla birlikte Amr bin Habriş’i yerel meşruiyeti temsil eden dengeleyici bir figür konumuna yerleştirmektedir. Ancak bu pozisyonun yüksek askerî kapasiteye ve dış desteğe sahip aktörler karşısında yapısal olarak kırılganlığı malumdur. 2011 sonrası Yemen’in çözülmesiyle birlikte Şeyh Amr bin Habriş güvenlik boşluğunu dolduran, kabileleri koordine eden, petrol alanlarını koruyan ve yerel halkı temsil eden bir aktör hâline gelmiş, sahil şeridinde bulunan Mukalla’yı el-Kaideden temizleyip bölgede güven ortamının sağlanmasında rol almış bir figürdür. GGK askerî operasyonlarına kadar petrol havzalarının korunmasında kabile temelli bir yapı kurmuştu. Yukarıda bahsedilen kırılgan yapının bir gereği olarak Bin Habriş’e bağlı Hadramut Koruma Güçleri (Hadramut Aşiret İttifakının askerî gücü) el-Mahra sınır hattına çekilmek zorunda kalmıştı. Hadramut Koruma Güçlerine bağlı unsurlar ağır kayıplar vererek hâlen çatışmalara devam etmektedir.
Bu çerçevede Yemen’de mevcut güç dengeleri ışığında üç muhtemel senaryo öne sürülebilir. İlk senaryo; güneyde referandum ya da geniş özerklik temelinde müzakereye dayalı bir ayrışma ve kuzeyde Husilerle kademeli bir iyileşme sürecidir. İkinci senaryo; GGK ile diğer hükûmet fraksiyonları arasında çatışmanın derinleşmesi ve buna paralel olarak BAE–Suudi Arabistan rekabetinin daha açık hâle geleceği bir tablodur. Üçüncü senaryo ise ne birleşik bir devlet ne de resmî bir bölünme üreten; çoklu otoritelerin kalıcılaştığı donmuş bir kriz durumudur. Mevcut göstergeler ve gelişmeler kısa vadede kapsamlı bir yeniden birleşmeden ziyade, parçalı ve müzakereye açık bir statükonun devam etme ihtimalinin daha güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.