Şam yönetimi tarafından Halep’teki SDG unsurlarına yönelik 6 Ocak’ta başlatılan ve 17 Ocak’ta Deyr Hafir-Meskene-Tabka hattına uzanan operasyon, 10 Mart Mutabakatı’nın imzalanmasından bu yana, örgütün entegrasyon sürecinde yaşanan en kritik dönüm noktasını temsil etmektedir. Söz konusu operasyon, Suriye içindeki güç dengelerini yeniden şekillendirerek müzakere dinamiklerini etkilemiş ve bölgedeki istikrarı doğrudan ilgilendiren gelişmelere kapı aralamıştır. Bu çalışmada, operasyonun arka planı, seyri, aktörlerin tutumları ve olası sonuçları, çeşitli boyutlarıyla ele alınmış ve önümüzdeki süreçte yaşanabilecek muhtemel gelişmelere dair öngörülere yer verilmiştir.
Halep ve Deyr Hafir-Tabka hattında askeri hareketlilik
Halep’in Beni Zeyd, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerindeki SDG unsurlarının saldırıları üzerine başlatılan güvenlik operasyonu, Suriye ordusu ve güvenlik güçlerinin 11 Ocak itibarıyla söz konusu bölgelerde tam kontrolü sağlamasıyla sona ermiştir. SDG’nin 6-11 Ocak tarihleri arasındaki saldırılarında 24 sivil yaşamını yitirmiş, en az 100 sivil yaralanmıştır. Açık kaynaklara göre, Suriye ordusundan 39 asker hayatını kaybetmiştir. Operasyon sırasında etkisiz hale getirilen militan sayısı ise henüz bilinmemektedir. Gayri resmi kaynaklara göre Suriye güvenlik güçlerinin en az 400 militanı Fırat’ın doğusuna tahliye ettiği ve yaklaşık 300 militanı sağ yakalayarak gözaltına aldığı belirtilmektedir. Operasyonun tamamlanmasıyla birlikte, SDG saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen yaklaşık 150 bin sivil evlerine dönmeye başlamış; hem operasyon bölgelerinde hem de Halep genelinde hayat normale dönme sürecine girmiştir. Operasyonun ikinci aşaması ise Fırat’ın batı yakasında SDG kontrolündeki Deyr Hafir-Meskene-Tabka hattını hedef almıştır. 16 Ocak’ta Suriye ordusunun bölgedeki SDG unsurlarına yönelik nehrin doğu yakasına çekilme çağrısı, aynı gün Mazlum Abdi’nin açıklamasıyla örgüt tarafından kabul edilmiştir. Nihayetinde 18 Ocak itibariyle Deyr Hafir ve Meskene tamamen Suriye ordusu kontrolüne geçerken Tabka yakınlarında ise önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Müzakereden Şam’ın Güvenlik Operasyonuna
SDG’nin Halep’te gerilimi tırmandırma hamlesi, Şam’da Mazlum Abdi’nin yer aldığı heyetle yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedilememesinin hemen ardından gerçekleşmiştir. Örgütün bu girişimi, 10 Mart Mutabakatı’nın imzalanmasından bu yana Şam ile SDG arasındaki müzakerelerin her kritik aşamasında benimsediği gerilim tırmandırma stratejisinin son örneği olarak değerlendirilebilir. Nitekim Ekim ve Aralık aylarında entegrasyon sürecine ilişkin temaslar yoğunlaştığında, benzer şekilde Halep’te tansiyonun yükseldiği görülmüştür. Bu örnekler açık bir biçimde entegrasyon girişimleri ile SDG saldırıları arasında belirgin bir örüntü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yıl sonu itibarıyla mutabakatın süresinin dolması ve 4 Ocak’ta Şam’da gerçekleştirilen görüşmede herhangi bir ilerleme sağlanamaması sonrasında, Halep’te SDG saldırılarının yeniden başlaması sürpriz olmamıştır. Ancak önceki örneklerden farklı olarak, Şam’ın bu kez operasyon kararı alması sürecin gidişatını değiştirmiştir. Dolayısıyla SDG saldırıları, örgütün olağan şiddet döngüsünün son halkasını temsil ederken, Şam yönetimi operasyon kararı alarak söz konusu döngüyü kırma iradesini ortaya koymuştur.
SDG’nin Halep’te gerilimi tırmandırma hamlesinin birkaç muhtemel amacı bulunmaktadır. Öncelikle örgüt, ülkedeki varlığının Fırat’ın doğusu ile sınırlı olmadığını hatırlatmak ve söz konusu mahallelerdeki silahlı unsurların ülkeyi istikrarsızlaştırma potansiyelini müzakerelerde baskı unsuru olarak kullanmak istemiştir. İkinci olarak, bu hamle, son dönemde Rakka ve Deyrizor’un Araplığına yapılan vurguya karşılık, Eşrefiye ve Şeyh Maksud üzerinde SDG’nin kontrolünü hatırlatma girişimi olarak yorumlanabilir. Son olarak, SDG’nin Fırat’ın doğusundaki varlığına meşruiyet kazandırmak amacıyla mağduriyet hikayesi yaratmayı hedeflediği ve bu doğrultuda yaklaşan büyük çatışmayı Şam için en maliyetli bölge olan Halep’e çekmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Örgüt, düzenlediği saldırılarla orduyu sivil yoğunluklu bir alanda şehir savaşına sürükleyerek bu anlatıyı gerçek kılmayı ve buradan yeni bir meşruiyet elde etmeyi hedeflemiştir. Nitekim Suriye hükümeti tarafından operasyon öncesinde yapılan resmî açıklamalarda da örgütün bu amacına vurgu yapılmıştır. Ancak örgütün hesap hatası, amaçlananın aksine önce Halep kent merkezindeki varlığını kaybetmesine daha sonra ise Fırat’ın batı yakasındaki Deyr Hafir-Meskene-Tabka hattındaki nüfuzunu yitirmesine yol açmıştır.
Operasyonun birinci aşamasında Halep kent merkezindeki sivillerin başarılı bir şekilde tahliye edilmesi ve ordunun önceden ilan edilen hedeflere yönelik nokta operasyonları, örgütün oluşturmayı amaçladığı sözde mağduriyet kozunu elinden almıştır. Ayrıca SDG militanlarının operasyon sırasında hiçbir askeri unsur bulunmayan sivil alanlara yönelik rastgele terör saldırıları, bu kurguyu tamamen tersine çevirmiştir. Böylece Halep’te gerilimi bilinçli bir şekilde tırmandıran SDG’nin stratejik hedefi, ordunun koordineli ve dikkatli müdahalesiyle tamamen boşa çıkarılmıştır. Operasyonun ikinci aşamasında ise SDG, aynı duruma düşmemek amacıyla Deyr Hafir ve Meskene’den sivillerin tahliyesini büyük bir gayretle engellemiştir. Ancak bu bölgelerdeki nüfus yoğunluğunun Halep kent merkezine kıyasla çok daha düşük olması, operasyonun yürütülmesini engellemezken; örgütün sivillerin tahliyesine engel olması, yeniden Halep’teki pozisyonuna benzer bir durumla karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.
Güvenlik Operasyonunun Yansımaları
Şam yönetiminin güvenlik operasyonunun başladığını duyurması ile birlikte bir çok konu tartışmaya açılmıştır. Gerek operasyonun birinci aşaması gerekse ilerleyen süreçlerde operasyonel düzlemdeki sonuçların yanında bir çok gösterge daha açığa çıkmıştır. Özellikle tarafların askeri performansları, söylem üstünlüğü, uluslararası meşruiyet gibi göstergeler, Şam yönetimi ile SDG arasındaki müzakere / çatışma sarkacının geleceği açısından önemlidir.
Eşrefiye’den Tabka’ya Aktörlerin askeri performansı
Suriye ordusu, son bir yıl içerisinde sahil kesimi ve Süveyda’da yaşanan şiddet olaylarına kıyasla Halep ve Deyr Hafir-Meskene hattında SDG’ya karşı düzenlediği operasyonda daha organize ve planlı bir şekilde hareket ettiği gözlemlenmiştir. Askeri müdahaleler, örgütün askerî hedefleri ile sınırlı tutulmuş ve böylece sivil kayıplar önlenmiştir. Daha önce sivillere yönelik ihlallere karıştığı öne sürülen görece disiplinsiz birlikler operasyona aktif olarak katılmamıştır. Operasyon sırasında emir komuta zinciri korunmuş ve özellikle gece saatlerinde birlikler arasındaki koordinasyon üst düzeyde sürdürülmüştür. Ayrıca iç savaştan kalan alışkanlıkların önemli bir kısmının terk edildiği ve bireysel görüntü çekimi gibi olayların yaşanmadığı gözlemlenmiştir. Ordu, son bir yıldaki olaylara göre Halep ve Deyr Hafir-Meskene hattında düzenlenen operasyonlarda ilk kez profesyonel görünüm vermiştir. Bu tablo orduyu oluşturan silahlı grupların entegrasyonu, kurumsallaşma ve profesyonelleşme adımlarında önemli ilerlemeler kaydedildiğini ortaya koymaktadır.
Operasyonun birinci aşamasında ikmal yollarının bulunmadığı bir bölgede saldırı başlatan SDG’nin askerî açıdan tek avantajı, meskûn mahalde kurduğu ve uzun yıllardır güçlendirdiği savunma mevzileri olmuştur. Ancak örgütün bölgedeki militan sayısının birkaç yüz kişiden oluşması ve ağır silah kapasitesinin oldukça sınırlı olması, etkili bir direniş göstermesini engellemiştir. Ayrıca gece görüş kabiliyeti sayesinde Suriye ordusunun bölgedeki savunma mevzilerini etkisiz hale getirmesi, Beni Zeyd ve Eşrefiye mahallelerinde çok kısa sürede kontrolün sağlanmasını mümkün kılmıştır. İki mahallede kontrolün kaybedilmesinin ardından stratejik önemi kalmayan Şeyh Maksud’da direniş gösterme çabası ise, örgütün sempatizanları nezdinde kaybolan itibarını yeniden tesis etme girişimi olarak değerlendirilebilir.
Operasyonun ikinci aşamasında ise SDG, Deyr Hafir-Meskene-Tabka hattının Fırat’ın doğusuna bitişik konumu sayesinde ikmal yolları üzerinden bölgeye çok sayıda militan, ağır silah ve askeri teçhizat sevkiyatı yapmıştır. Örgüt, Halep’te yaşadığı hezimeti bu bölgede telafi etmek ve Suriye ordusu için Fırat’ın doğusuna giden yolu kapatmak amacıyla güçlü bir direniş göstermeyi hedeflemiştir. Ancak operasyonun birinci aşamasında Suriye ordusunun gösterdiği performans, uluslararası meşruiyetin konsolide olması ve uluslararası kamuoyundan SDG’ye yönelik çağrıları sonucunda Mazlum Abdi’nin bölgeden çekilmeyi kabul etmesi, SDG’yi burada da güçlü bir direniş sergilemekten alıkoymuştur. Sonuç olarak, SDG’nin gerek Halep’te gerekse Deyr Hafir-Meskene hattında askerî açıdan sergilediği zayıf performans, örgüt militanlarında ciddi moral ve motivasyon kaybına yol açmıştır. Bu kaybın ilerleyen süreçte örgütün bütünlüğünü korumasını zorlaştırabileceği düşünülmektedir.
Operasyonun ilk aşamasında Halep’teki Beni Zeyd ve Eşrefiye’de ciddi bir direniş gösteremeyen SDG unsurlarının Şeyh Maksud’a sıkışmasının ardından daha önce onaylanan tahliye anlaşmasının reddedilmesi, örgüt içi ihtilafın bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Tahliye anlaşmasının daha önce kabul edilmesine rağmen tamamen uygulamaya geçirilmemesi ve bazı SDG unsurlarıyla sınırlı kalması, örgüt liderliğindeki fikir ayrılıklarını teyit etmektedir. Bu bağlamda, örgüt içindeki ayrışmanın liderlik düzeyinde ABD ile DEAŞ’a karşı mücadele üzerinden ilişki geliştiren isimler ile Kandil’deki PKK liderliğinden talimat alan isimler arasında yaşandığı söylenebilir. Söz konusu ayrışmanın örgütün tabanına yansıması ise pragmatik sebeplerle örgüt içinde bulunan yerel unsurlar ile ideolojik motivasyonla hareket eden PKK militanları arasında meydana gelmiştir. Bu ayrım, Halep operasyonu sırasında pragmatik motivasyonlarla hareket eden yerel unsurların teslim olması ya da tahliye anlaşmasını kabul etmesi, ideolojik motivasyonla hareket eden PKK militanlarının ise çatışmaya devam etmesiyle somut bir biçimde sahaya yansımıştır. Ayrıca Suriye devlet medyası da Şeyh Maksud’ta tahliyeyi reddeden militanları ilk kez “terör örgütü PKK bağlantılı unsurlar” olarak tanımlayarak SDG içindeki ayrışmayı teyit etmiştir. Benzer bir durum operasyonun ikinci aşamasında da yaşanmıştır. Mazlum Abdi’nin Deyr Hafir ve Meskene’den çekilme emri vermesine rağmen, bazı PKK militanları Abdi’nin emrine aykırı olarak bölgede mevzilerini korumaya ve ordu güçlerine saldırılarını sürdürmeye devam etmiştir. Önce Halep’te, daha sonra Deyr Hafir-Meskene’de tekrarlanan bu durum, Abdi’nin örgüt üzerindeki otoritesini tartışmalı hale getirmektedir.
Suriye ordusunun SDG’ye yönelik operasyonunun birinci aşaması sırasında Halep’in Eşrefiye mahallesindeki Arap Bakara aşireti, orduyla işbirliği yaparak bölgede kontrolün sağlanmasını kolaylaştırmıştır. Cumhurbaşkanlığı Aşiret İşleri Danışmanı Cihad İsa eş-Şeyh’in aynı aşiretten olmasının ve son dönemde bölgedeki aşiretlerle yoğunlaşan temasların bu kararda etkili olduğu düşünülmektedir. Söz konusu işbirliği, mahallede kontrolün sağlanmasında belirleyici olmasa da, eş-Şeyh’in aşiretlerle geliştirdiği bağların sahaya ilk somut yansıması olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca bu gelişme Halep’te sembolik kalsa da Fırat’ın doğusuna yönelik olası operasyonlarda Arap aşiretlerinin benimseyeceği tutum için emsal olabilir. Ancak bu işbirliği sürecinin operasyon başlayıp belirli bir aşaması tamamlandıktan sonra gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bu bağlamda, Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretlerin benzer bir tutum alması ancak Suriye ordusunun bölgeye operasyon kararı almasının ardından beklenebilir. Nitekim operasyonun ikinci aşamasında Suriye ordusunun Deyr Hafir-Meskene hattında ilerlemesinin ardından, Fırat’ın doğusundaki 30’dan fazla Arap aşiret ve kabile, Şam yönetimine desteğini ilan etmiştir. Söz konusu destek açıklaması sözlü ifadelerle sınırlı kalmamış; Rakka ve Deyrizor kırsalında aşiret güçleri ile SDG militanları arasında çatışmalar rapor edilmiştir. Bu bağlamda Suriye güvenlik güçleri operasyonunun, Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretleri için uzun süredir beklenen işaret fişeğini yaktığı söylenebilir. Öte yandan bu desteğin devamlılığı, ordunun operasyonu sürdürme iradesiyle doğru orantılıdır.
Uluslararası Meşruiyet ve Söylem Üstünlüğü
Suriye ordusunun SDG’ye yönelik operasyonunun birinci aşaması sırasında Batı veya bölge ülkelerinden Şam’a doğrudan kayda değer bir tepki gelmemiştir. Aksine birçok bölge ülkesi Şam’a destek verirken, ABD gerilimi düşürmeye yönelik açıklamalarla yetinmiş; Avrupa Birliği, İngiltere ve Fransa’dan ise olumsuz yönde bir açıklama yapılmamıştır. Özellikle AB yetkililerinin söz konusu operasyon sürerken 2011’den bu yana Şam’a yönelik en üst düzey resmi ziyaretini gerçekleştirmiş olması önemlidir. Bu ziyaret, AB temsilcileri tarafından “son derece sembolik ve tarihi” olarak nitelendirilmiş ve Avrupa Birliği’nin Suriye ile stratejik ilişkiler kurma arzusunun bir yansıması olduğu belirtilmiştir. Tüm bunlar, Şam yönetiminin son bir yıldır yürüttüğü çok boyutlu diplomasinin olumlu sonuçları olarak değerlendirilebilir. SDG’nin 10 Mart Mutabakatı’nı imzalamasına rağmen aradan geçen süreçte sahada uygulamaya koymaması, bu tepkileri şekillendiren diğer bir önemli unsur olarak gözden kaçırılmamalıdır. Operasyonun ikinci aşamasında ise ABD tarafı gerilimi yatıştırmaya yönelik girişimlerini yoğunlaştırmış; ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) Tabka yakınlarındaki Suriye ordusuna operasyonu durdurma çağrısında bulunması ise Washington’dan daha önce yapılan açıklamalardan farklı bir tutum ortaya koymuştur. Bu açıklama, Fırat’ın doğusundaki SDG varlığının geleceğine ilişkin olarak ABD yönetiminde hâlâ bir görüş birliği oluşmadığının bir işareti olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte 16 Ocak gecesi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın imzası ile yayınlanan kararname, Şam yönetiminin 10 Mart mutabakatına bağlılığı ve müzakere sürecinin inisiyatifini elinde tuttuğunu göstermesi açısından önemlidir. Başka bir deyişle Şam yönetimi, karar alma inisiyatifini kullanarak siyasi otorite olduğunu göstermiş ve SDG yönetiminin sahip olduğu siyasi alanın sınırlarını işaret etmiştir.
Sekiz maddelik kararname, Kürtleri Suriye kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlamıştır. Ayrıca Esed döneminde Kürtlere tanınmayan vatandaşlık hakkının tanındığı; Kürtçenin ulusal bir dil olarak Kürtlerin kayda değer nüfus sahibi oldukları bölgelerde eğitim faaliyetlerinde kullanılabileceği; Nevruz Bayramının da Suriye’nin tüm bölgelerinde resmi tatil olarak kabul edildiği açıkça beyan edilmiştir. Bu kararname, Kürtleri Suriye’nin bütünlüğü içinde tanımlayarak sosyal, kültürel ve eğitim alanlarındaki topluluk haklarının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.
Muhtemel Senaryolar
Operasyonun birinci aşamasında Halep kent merkezindeki, ikinci aşamasında ise Deyr Hafir-Meskene-Tabka hattındaki SDG varlığının sona ermesiyle gerilim Fırat’ın doğusundaki Rakka ve Deyrizor vilayetlerinde yoğunlaşmıştır. Bu bölgeler içerisinde ise asıl odak, Arap aşiretlerin yoğunlaştığı yerleşimler olacaktır. Ahmed Şara’nın aşiretlerle ilişkilerinden sorumlu danışmanının sosyal medyada yayınladığı “Bismillah” mesajı da bu bölgelerdeki aşiretlerin de Şam yönetimi ile hareket ettiği ve dolayısıyla aşiretlerin etkin olduğu Deyrizor ve Rakka’da dengenin değişeceğine işaret etmektedir.
Öte yandan, operasyon sırasında iyice belirginleşen SDG içindeki fikir ayrılıklarının, çatışma-müzakere döngüsü içinde daha da derinleşmesi sürpriz olmayacaktır. Bunun yanı sıra, örgütün operasyon sırasındaki askerî açıdan zayıf performansı, militanlarda gözlemlenen moral ve motivasyon kaybı ile Arap aşiretlerinin Şam’a yönelik desteğini somut eylemlere dönüştürmesi gibi gelişmeler, Şam’ın üstünlüğünü daha da pekiştirmiş; SDG’yi ise dezavantajlı bir konuma itmiştir. Psikolojik üstünlük ve askeri inisiyatif ve uluslararası konjonktürün Şam yönetiminin lehine olduğu bu şartlarda, operasyonun Rakka ve Deyrizor bölgelerine yayılması daha olası hale gelmiştir. Suriye güvenlik güçleri, gaz sahaları ve petrol kuyularının da olduğu bölgelerde alan kontrolünü genişletmesi, SDG yönetiminin elini zayıflatmakta ve askeri kazanımları siyasi çıktıya çevirmektedir.