Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Bölgesel Gelişmeler Işığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan Ziyareti

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştireceği Suudi Arabistan ziyareti, bölge jeopolitiğinin kritik bir eşikten geçtiği döneme rastlamaktadır. ABD’nin İran’a yönelik olası askerî müdahale sinyalleri, Sudan’daki iç savaş, Somaliland’ın İsrail tarafından tanınması ve Suriye’nin toprak bütünlüğü gibi meseleler, bölgesel belirsizliği derinleştirmektedir. Son olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki bölgesel rekabetin yeniden kızışması, bu ziyareti stratejik bir boyuta taşımaktadır. Bu bağlamda ziyaret yalnızca ikili bir temas değil başlıca Suriye sahasında görünür hâle gelen “ortak risklerden kaynaklanan istikrar odaklı iş birliğinin” kurumsallaşması yolunda atılan kritik bir adım olarak görülmelidir.

Muhtemel Gündem Başlıkları: Savunma ve Stratejik Hizalanma

Ziyaretin en dikkat çekici gündem maddesi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında tesis edilmesi planlanan üçlü savunma anlaşmasıdır. Suudi Arabistan ve Pakistan’ın eylül ayında imzaladığı stratejik çerçeveye Türkiye’nin dâhil olması, bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin habercisi olarak değerlendirilebilir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Türkiye’nin bölgesel meseleleri “karşılıklı güven ve geniş kapsamlı iş birliği” temelinde çözme isteğine dair beyanları ile Pakistan Savunma Sanayii Bakanı Raza Hayat Harraj’ın on aydır süren müzakerelere yönelik açıklamaları, bu sürecin olgunlaştığını işaret etmektedir.

İlk kez Reuters tarafından gündeme getirilen bu üçlü yapı, Türkiye’nin Körfez ve Güney Asya ile artan diplomatik trafiğini askerî bir zemine taşımaktadır. Özellikle savunma sanayisi merkezli gelişen bu yakınlaşma; Yemen, Libya ve Sudan gibi kriz bölgelerinde “risk odaklı hizalanma” aşamasına geçmiştir. Ocak başında Türk ve Suudi deniz kuvvetlerinin gerçekleştirdiği ilk ortak toplantı, bu teorik yakınlaşmanın sahadaki somut tezahürüdür.

Söz konusu üçlü savunma paktı, üye ülkelerin özgün kapasitelerinin bir araya getirildiği “tamamlayıcı bir güç mimarisi” vaat etmektedir. Bu denklemde Suudi Arabistan, projelere sağladığı devasa finansal derinlikle mekanizmanın sürdürülebilirliğini garanti altına alırken Türkiye, İHA/SİHA teknolojilerinden hava savunma sistemlerine uzanan rüştünü ispatlamış gelişmiş savunma sanayisi birikimiyle paktın teknolojik omurgasını oluşturmaktadır. Pakistan ise İslam dünyasının tek nükleer gücü olarak sağladığı stratejik caydırıcılıkla bu ortaklığı geleneksel savunma iş birliklerinin ötesine taşımaktadır. Finansal sermaye, teknolojik inovasyon ve nükleer kapasitenin bu hibrit bileşimi, iş birliğine dayalı caydırıcılık bağlamında önemli bir potansiyele sahiptir.

Değişen Tehdit Algısı ve Bölgesel Dinamikler

Söz konusu iş birliği süreci, 7 Ekim sonrası değişen güvenlik paradigmalarından bağımsız değildir. İran’ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü askerî kapasitenin daralması ve İsrail’in eylül ayında Doha’yı doğrudan hedef alan saldırıları, Körfez ülkelerinin tehdit algısında radikal bir dönüşüme yol açmıştır. Bugün gelinen noktada İsrail, pek çok Arap başkenti için İran’dan daha öncelikli bir güvenlik tehdidi hâline gelmiştir.

Doha’nın hedef alınması, ABD’nin bölgeye yönelik güvenlik garantilerinin sorgulanmasına ve müttefik çeşitlendirme arayışlarının hızlanmasına neden olmuştur. Bu noktada Türkiye ve Suudi Arabistan, BAE ve İsrail’in aksine, çatışma bölgelerinde “merkezî devlet otoritesini” önceleyen bir doktrinde buluşmaktadır. Nitekim Suudi Arabistan’ın Mukalla Limanı’nda BAE kaynaklı bir sevkiyatı hedef alarak Abu Dabi’yi istikrarsızlaştırıcı aktör ilan etmesi, mevcut ittifakların kırılganlığına ve Ankara’nın Riyad nezdindeki stratejik önceliğine işaret etmektedir.

Güvenlikten Ekonomiye Çok Boyutlu Ajanda

Ziyaret kapsamında, ABD-İran gerilimi karşısında ortak bir duruş sergilenmesi de masadaki öncelikli başlıklardan biridir. Ankara ve Riyad, İran’a yönelik bir askerî müdahalenin bölgeyi geri dönülemez bir istikrarsızlığa sürükleyeceği konusunda hemfikirdir. Ayrıca Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri Komutanı’nın geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği ASELSAN ziyareti, Suudi yönetiminin, Türkiye’nin geliştirmekte olduğu 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın yanı sıra Türk hava savunma sistemlerine olan ilgisinin altını çizmiştir. Savunma sanayisindeki bu ilginin, resmî temaslarla stratejik bir ortaklığa dönüşmesi beklenmektedir. Bununla birlikte toplantının ekonomi boyutunu; karşılıklı ticaret hacminin artırılması, yatırımların teşvik edilmesi ve özel sektör iş birliklerinin derinleştirilmesi oluşturmaktadır. Suudi Arabistan’ın mevcut yapay zekâ ve dijitalleşme yatırımlarına Türkiye’deki partner şirketleri dâhil etmesi; benzer şekilde özellikle turizm ve inşaat alanlarında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin de Suudi Arabistan’daki yatırım paylarını artırması öngörülmektedir.

Öte yandan Sudan’daki çatışma ve Libya’daki barış süreçleri, Suriye’nin yeniden inşası ve İsrail’in Somaliland hamlesine karşı atılacak diplomatik adımlar, görüşmelerin diğer kritik sütunlarını oluşturmaktadır. Bu güvenlik odaklı iş birliğinin; enerji, ticaret, sivil savunma ve ekonomi alanlarında yeni ortaklıklar için kaldıraç vazifesi göreceği öngörülmektedir.

Bu ziyaret 2023 yılında SAMİ ve Baykar arasında imzalanan anlaşmayla ivme kazanan sürecin, “yüksek siyaset” ve güvenlik katmanına taşındığını tescil etmektedir. Türkiye’nin bu hamleleri Mısır ve Pakistan ekseniyle birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın karşılıklı güvene dayalı yeni bir bölgesel düzen inşa etme çabalarının karşılık bulduğu görülmektedir. Her ne kadar kurumsallaşan bu iş birliği değişen jeopolitik denklemlerle test edilmeye açık olsa da sürecin iki temel misyonu olduğu öngörülebilir. Bunlardan ilki mevcut ekonomik ve askerî iş birliğini kalıcı bir kurumsal yapıya kavuşturmaktır. İkincisi ise İsrail’in bölgesel yayılmacılık ve istikrar bozucu politikasına karşın, bölgesel istikrarın sağlanması ve iş birliğine dayalı caydırıcı ittifak bağlamında güçlü bir dayanışma mesajı vermesidir.

ORSAM  asdasd

Hüseyin Bahri Kurt

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar