Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD-İran Rekabetinin Gölgesinde Irak’ta Hükûmet Kurma Çıkmazı

ABD’nin İran’a olası bir askerî müdahalesinin tartışıldığı günlerde, Irak’ta hükûmet kurma süreci yeniden sancılı bir döneme girmiş durumda. 11 Kasım 2025’te seçimler yapılmış olmasına ve aradan yaklaşık üç ay geçmesine karşın hükûmet kurulamamış; dahası ABD ile İran arasında tırmanan gerilim ve bunun savaş riskine evrilme ihtimali Irak siyasetini çok katmanlı bir rekabet ortamında çıkmaza sürüklemiştir. Siyasi aktörler arasındaki uzayan pazarlıklar, Irak’ta siyasetin ilerleyebilmesinin, belirli kotaların paylaşımı ve bu kotalara talip etnik ve mezhepsel olarak ayrışmış aktörlerin uzlaşmasına bağlı olduğunu bir kez daha görünür kılmıştır. Aynı zamanda bu pazarlık sürecine ABD ve İran gibi dış aktörlerin dâhil oluşu, hükûmet kurma dinamiklerinin dış müdahale faktöründen bağımsız ele alınamayacağını bir kez daha teyit etmiştir. Nitekim 2025 seçimlerinin hemen ardından ABD ve İran’ın askerî düzlemde karşı karşıya gelmesi, kurulacak hükûmetin pazarlık zeminini daha karmaşık ve daha kırılgan bir hatta taşımıştır.

ABD-İran Rekabetinde Maliki Düğümü

Şii Koordinasyon Çerçevesinin Nuri Maliki’yi başbakan adayı olarak duyurması, hükûmet kurma sürecinde ABD-İran rekabetini daha görünür kıldı. Maliki’nin aday olmak istediği ve bu doğrultuda bir hazırlık yürüttüğü, bir süredir kamuoyunda sıkça dile getiriliyordu. Ancak ABD yönetiminin, İran’la yakın ilişkileri bulunduğu bilinen bir aktörü Irak’ın bir sonraki başbakanı olarak kabullenmeyeceğine dair güçlü beklenti, Maliki seçeneğini baştan itibaren daha düşük olasılıklı bir hatta yerleştiriyordu. Nitekim Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde Ammar Hekim ve Kays Hazali gibi isimlerin dahi Maliki’nin adaylığına mesafeli durduğu bir ortamda, Maliki’nin resmen adaylığını ilan etmesi -üstelik Irak’ın yakın geçmişindeki en tartışmalı figürlerden biri olarak- hükûmet kurma sürecini belirgin biçimde gergin bir atmosfere taşıdı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Maliki’nin adaylığının ABD tarafından kabul edilmeyeceğini ve başbakan olmaması gerektiğini açık biçimde ifade etmesi ise bu atmosferi daha da sertleştirdi.

Tüm bu zorlu koşullara rağmen Maliki’nin neden adaylık konusunda bu denli ısrarcı bir tutum benimsediği sorusu gündeme gelebilir. Maliki, Irak siyasetinde ve bürokrasisinde hâlen en güçlü aktörlerden biri olarak ABD ile İran arasındaki dengeyi yönetme konusunda kendisini en yetkin isimlerden biri olarak görüyor olabilir. Bunun yanı sıra ABD’nin Irak politikasındaki temel beklentilerden biri olan Şii milis grupların silahsızlandırılması meselesinde, bu hedefi hayata geçirebilecek “güçlü aktör” konumunda kendisini konumlandırdığı da düşünülebilir. Esasen bu yaklaşım, Maliki’nin Irak’taki devlet sistematiği içerisinde sahip olduğu güç kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.

2006-2010 ve 2010-2014 dönemlerini kapsayan iki başbakanlık süreci boyunca, Maliki’nin Irak’taki güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere birçok kurum üzerinde uzanan bir etki ağı oluşturduğu söylenebilir. Dava Partisi içindeki gücü ve konumu, başbakanlık makamının sağladığı imkânlarla pekiştikçe, Maliki 2003 sonrası Irak siyasetinin başat aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Nitekim bugün Irak siyasetinin öne çıkan figürlerine -mevcut Başbakan Muhammed Şiya Sudani dâhil- bakıldığında, önemli bir kısmının Maliki liderliğindeki hükûmet içerisinde siyaset tecrübesi kazandığı görülmektedir. Bu güç birikiminin doğal sonucu olarak Maliki, Irak’ta etkili iki temel dış aktör olan ABD ve İran ile eş zamanlı iletişim kanalları kurabilen sayılı isimlerden biri konumundadır.

Maliki’nin ABD ve İran arasında iletişim kanallarını açık tutabildiğine işaret eden bir geçmişi bulunsa da mevcut koşulların 2006-2014 döneminden belirgin biçimde ayrıştığını anlamak gerekir. Bu ayrışmayı doğru okumak, güncel bölgesel rekabetin parametrelerini kavramak açısından olduğu kadar Irak iç siyaseti bakımından da önemli bir analiz avantajı sunmaktadır. Öncelikle ABD’de, İran’la sert bir mücadeleden kaçınarak Irak’taki dengeyi gözeten ve bu yolla sahadaki varlığını korumayı amaçlayan bir Barack Obama ya da Joe Biden yönetimi artık yok. Bunun yerine İran’ı doğrudan karşıt bir konuma yerleştiren ve bu doğrultuda askerî adımları da önceleyerek bölgede İran’ın etki kapasitesini mümkün olduğunca kırmayı hedefleyen bir Trump yönetimi söz konusu. Bunun doğal sonucu olarak ABD dış politikasının Irak’taki birincil önceliği, İran’ın hem siyasi alanda hem de milis gruplar üzerinden sahada tesis ettiği askerî gücü etkisizleştirmek. Dolayısıyla Dava Partisi kökenli ve İran’la yakın ilişkilere sahip Maliki’nin adaylığı, bu yeni zeminde açık bir ABD vetosuyla karşı karşıya kalmaktadır. Maliki’nin bu vetoyu göze alarak adaylığını sürdürmesi ise iki ihtimali öne çıkarmakta: Ya bu rekabetten beklenmedik biçimde güçlenerek yeniden başbakanlık koltuğuna oturacak ya da veto, yeni dönemde Irak’taki ağırlığının sorgulanmasına yol açacak ölçekte bir siyasi maliyet üretebilecektir.

Alternatifi Senaryolar ve Mevcut Koşulların Belirleyici Gücü

ABD’nin Irak politikası ve İran’la tırmanan rekabetin ürettiği koşullar yalnızca Maliki’ye özgü bir tablo değildir; aksine hükûmet kurma sürecinin bütününü şekillendiren bir çerçeve sunmaktadır. Bu nedenle Maliki’nin adaylıktan çekilmesi ya da hükûmeti kuracak salt çoğunluğu sağlayamaması hâlinde, öne çıkacak yeni isimler de aynı yapısal baskılarla yüzleşecektir. Maliki sonrası senaryolarda en güçlü adayın, seçimlerde de önemli bir performans sergileyen Muhammed Şiya Sudani olması beklenebilir. Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde başta Maliki’nin muhalefeti nedeniyle yeniden başbakanlığa aday olmasının mümkün olmadığı düşünülen Sudani’nin, bu aşamada daha elverişli bir manevra alanı bulacağı değerlendirilebilir. Böyle bir tabloda Sudani’nin kartlarını daha açık oynaması ve Maliki’nin sahneden çekildiği bir iklimde tüm şartları zorlaması muhtemeldir. Buna karşılık Maliki’nin sahne arkasında oyun kurucu etkisini sürdürdüğü bir senaryoda, Sudani yerine farklı isimlerin önü açılabilir. Nitekim mevcut Irak Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı Hamid Şatri’nin adı, bu kapsamda Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde üzerinde tartışılan seçeneklerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Maliki sonrası adayların kim olacağına dair öngörüler üretmekten ziyade, hükûmet kurma sürecini belirleyen koşullara odaklanmak daha isabetli bir perspektif sunabilir. Zira Irak’taki tablo, ABD-İran rekabetinin tam ortasında şekillenmekte; bu rekabetin sınırları ve onayı içinde kalabilen bir ismin öne çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çerçeveye en sert biçimde ters düşen ve bunun Trump tarafından da açık biçimde teyit edildiği Maliki seçeneğinin gerçekleşmediği bir iklimde, Sudani’nin bir dönem daha başbakanlık görevini sürdürmesi mevcut koşullar altında daha olası görünmektedir. İran’ın son birkaç yılda Ortadoğu’daki güç kapasitesini kayda değer ölçüde koruyamadığı; ABD’nin ise bu zayıflamayı Irak’ta İran’ı etkisizleştirme hedefi doğrultusunda değerlendirmeye çalıştığı bir denklemde, Sudani, Şatri ya da başka bir alternatif ismin, bu rekabetin dışına taşmayan bir profil olarak öne çıkması beklenebilir. Dolayısıyla hükûmet kurma süreci, aktörlerin güç kapasitelerine bağlı olarak birbirlerine karşı hamleler geliştirdiği ve pazarlıklar üzerinden ilerleyen bir satranç oyununa dönüşmüş durumdadır. Bir yanda tüm baskılara rağmen Irak’taki nüfuzunu muhafaza etmeye çalışan ve bu çaba kapsamında kendi menfaatleri doğrultusunda en uygun ismi başbakanlığa taşımayı hedefleyen bir İran var. Diğer yanda ise İran’ın baskı altındaki konumundan yararlanarak Irak’ta başbakanın belirlenmesi sürecine daha doğrudan müdahil olmak isteyen bir ABD yönetimi bulunmaktadır. Bu nedenle, taraflardan birinin “menfaatlerini muhafaza etmeyi”; diğerinin ise “baskınlığı” arzuladığı ve bundan geri adım atmadığı bir tabloda, hükûmeti kurma sürecinin gergin, kırılgan ve öngörülmesi güç bir zeminde ilerlemesi şaşırtıcı değildir.

ORSAM  asdasd

Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar