Suriye hükûmeti ile SDG arasında 2025 yılı boyunca entegrasyona ilişkin yoğun müzakereler yürütülmüş olmasına rağmen bu görüşmelerden kayda değer bir sonuç elde edilememiştir. Suriye’nin kuzeydoğusundaki askerî ve idari konumunu muhafaza etme konusunda ısrarcı olan örgüt, yerel ve uluslararası dinamiklerin giderek aleyhine işlemesine rağmen müzakere sürecinde anlamlı tavizler vermekten kaçınmıştır. Taraflar birçok kez nihaî uzlaşıya oldukça yaklaşmış olsa da SDG içerisindeki görüş ayrılıkları anlaşmazlıkların siyasi yollarla çözüme kavuşturulmasını engellemiştir. 10 Mart 2025 tarihinde imzalanan ilk mutabakat metninin uygulama süresinin 2025 yılının bitimiyle son bulması ise taraflar arasındaki gerilimi daha da tırmandırmıştır. Ocak ayı başında Şam’da gerçekleştirilen son müzakerelerden de somut bir sonuç çıkmaması üzerine Suriye hükûmeti, örgütü anlaşmaya zorlamak amacıyla askerî seçeneklere yönelmiştir.
Suriye hükûmeti güçlerinin 6 Ocak’ta Halep’te SDG’ye karşı başlattığı askerî operasyonun ardından sahadaki askerî güç dengesi kısa sürede örgüt aleyhine dönmüştür. SDG, çatışmaların Fırat’ın doğusuna doğru genişlemesi ve bölgedeki Arap aşiretlerinin hükûmet saflarına katılmasıyla Rakka ve Deyrizor’daki kontrolünü tamamen yitirmiş, fiilen Haseke vilayetinin şehir merkezi ve kuzey kırsalı ile Ayn el-Arab’a sıkışmıştır. Çatışmaların Kürt kökenli Suriyeli nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerleşim alanlarına yayılmasını önlemek ve daha geniş çaplı bir istikrarsızlığın önüne geçmek amacıyla ABD ara buluculuğunda taraflar arasında yeniden bir müzakere süreci başlatılmıştır. Bu çerçevede 18 Ocak 2026 tarihinde yeni bir entegrasyon mutabakatı üzerinde uzlaşı sağlanmıştır. Ancak SDG lideri Mazlum Abdi ve beraberindeki heyet, 19 Ocak’ta Şam’da gerçekleştirilen temaslar sırasında mutabakat metninin nihai onayı için ek süre talep etmiştir. Bunun üzerine anlaşmayı imzalaması için SDG’ye önce dört gün, ardından on beş günlük ek süre tanınmıştır.
Suriye hükûmeti, SDG ve ara bulucu aktörler arasında 18 Ocak’ta ilan edilen ateşkesin ardından yoğun bir müzakere trafiği yaşanmış özellikle ABD tarafı, anlaşmanın nihaî bir uzlaşıya dönüşmesi amacıyla örgüt üzerinde ciddi bir baskı kurmuştur. 30 Ocak tarihinde ise Suriye hükûmeti ile SDG arasında nihaî entegrasyon anlaşmasına varıldığı resmen duyurulmuştur. Anlaşmanın temel maddeleri her iki tarafça eş zamanlı ve resmî açıklamalarla ilan edilmiş, taraflar arasında uzlaşı sağlandığı ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından X platformu üzerinden kamuoyuyla paylaşılmıştır.
İlk tahlilde söz konusu anlaşma, Şam’ın Fırat’ın doğusunda siyasi, idari ve askerî otorite tesis etmesini mümkün kılarken SDG’nin özerklik ya da ademimerkeziyetçilik yönündeki taleplerine fiilen son vermiştir. Anlaşmada Suriyeli Kürtlerin vatandaşlık ve kültürel haklarının tanınması dikkate alındığında, ortaya çıkan tablonun SDG açısından kayıp, Suriyeli Kürtler açısından ise kazanım niteliği taşıdığı görülmektedir. Anlaşmanın imzalanması, taraflar arasında topyekûn bir çatışma ihtimalini önemli ölçüde azaltarak Suriye’nin istikrar ve güvenliğine önemli bir katkı sağlamıştır. Bununla birlikte anlaşma metnine ilişkin farklı yorumlar ile SDG bünyesinde etkili olan PKK kadrolarının mutabakatı sabote etme ihtimali, sürecin kalıcılığını sınayacak başlıca risk alanları arasında yer almaktadır.
Mutabakat Metni
Anlaşmanın teknik ayrıntıları ile uygulanma takviminin yer aldığı 14 maddelik tam metni incelendiğinde, önceki mutabakatlardan farklı olarak uygulamanın aşamalı bir süreç çerçevesinde ve sıkı bir zaman çizelgesine bağlı şekilde yürütüleceği anlaşılmaktadır. Anlaşmadaki bazı maddelerin takvime bağlı kalınarak 2 Şubat itibarıyla hayata geçirilmesi, entegrasyon sürecinin fiilen başladığını ortaya koymuş, sahada yaşanan ufak çaplı sorunlara rağmen sürecin başarıyla tamamlanabileceğine dair beklentileri güçlendirmiştir. Anlaşmanın tam metni şu şekildedir:
Birinci Aşama: Güvenlik ve Askerî Düzenlemeler
1- Son dönemde yaşanan olaylara bağlı olarak tüm cephelerde kalıcı ve kapsamlı ateşkes ilan edilmesi, tüm gözaltı ve baskınların durdurulması; DEAŞ hapishanelerinin korunmasının SDG tarafından sürdürülmesi ve devam eden tahliye sürecine tam lojistik destek sağlanması.
2- SDG güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerinden mutabık kalınan askerî kışlalara çekilmesi; buna karşılık Suriye ordusunun derhal Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilmesi.
3- Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili için bir askerî tümen kurulması ve SDG güçlerinin üç tugay hâlinde bu yapıya entegre edilmesi.
4- Ayn el-Arap’taki askerî gücün, Halep ili sınırları içinde konuşlu bir askerî tümenin bünyesine tugay statüsünde entegre edilmesi.
İkinci Aşama: Güvenlik ve İdareye İlişkin Düzenlemeler (2 Şubat 2026-Pazartesi)
5- Güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla Haseke ve Kamışlı şehirlerinin her birine 15 güvenlik aracının girişi ve SDG’ye bağlı güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı bünyesinde entegrasyon sürecinin başlatılması.
6- Yerel yöneticilerin atanması:
- Haseke Valisi, SDG’nin önerisiyle atanır.
- İl Emniyet Müdürü, Suriye hükûmetinin önerisiyle atanır.
- Savunma Bakan Yardımcısı, SDG’nin önerisiyle atanır.
Üçüncü Aşama: Hayati Tesislerin Devralınması ve Lojistik İşlemler (En fazla 10 gün içinde)
7- Hayati tesislerin devralınması:
- Rumeylan ve Süveydiye petrol sahalarının Enerji Bakanlığı tarafından devralınması ve sivil çalışanların entegrasyonu.
- Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu tarafından devralınması.
Dördüncü Aşama: Sivil Kurumların Devralınması (En fazla bir ay içinde)
8- Kara Sınır Kapıları Genel Müdürlüğünden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesi, sivil personelin resmî olarak görevlendirilmesi, sınır kapılarının silah ve yabancıların ülke dışından girişinde kullanılmasının engellenmesi ve kapıların derhal faaliyete geçirilmesi.
9- Suriye hükûmetinin Haseke ilindeki tüm sivil kurumları devralması, özerk yönetim kurumlarının devlet kurumlarıyla birleştirilmesi ve bu kurumlarda çalışan sivil personelin kadroya alınarak görevlerinin güvence altına alınması.
Tüm Taraflar İçin Bağlayıcı Hükümler (Tüm süreç boyunca geçerlidir)
10- Tüm taraflarca özellikle Kürt bölgeleri başta olmak üzere askerî güçlerin şehir ve kasabalara girişinin yasaklanması.
11 – Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmî onayının sağlanması.
12- Tüm yerel, kültürel ve sivil toplum kuruluşları ile medya kurumlarının ilgili bakanlıkların mevzuatına uygun şekilde ruhsatlandırılması.
13- Eğitim Bakanlığı ile birlikte Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitime ilişkin özgünlüklerin gözetilmesi.
14- Tüm yerinden edilmiş kişilerin (Afrin, Şeyh Maksud, Resulayn) şehir ve köylerine dönüşünün sağlanması ve bu bölgelerdeki sivil yönetimler içinde yerel yöneticilerin atanması.
Mutabakatın Sonuçları
Entegrasyon mutabakatının belki de en önemli sonucu, anlaşmayla birlikte süresiz ve kapsamlı bir ateşkes ilan edilmesi ve askerî birliklerin temas hatlarından çekilerek kışlalarına dönmesi konusunda uzlaşı sağlanmış olmasıdır. Bu sayede son dönemde ateşkes ihlalleri nedeniyle tırmanan gerilimin düşürülmesi mümkün hâle gelmiş, olası geniş çaplı bir çatışmanın büyük ölçüde önüne geçilmiştir. Dolayısıyla Suriye hükûmeti ile SDG arasında yaşanması muhtemel topyekûn bir çatışma ihtimali önemli ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu gelişme Suriye’nin istikrar ve güvenliği açısından en ciddi risklerden biri olan geniş tabanlı ve etnik temelli bir çatışmanın silahlı bir safhaya taşınmadan yönetilebilmesine imkân tanımaktadır. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerleşim alanlarının çatışmasız bir şekilde devlet otoritesi altına girmesi, entegrasyon sürecinin başarıya ulaşma ihtimalini güçlendiren temel unsurlar arasında yer almaktadır.
Anlaşmanın öngördüğü genel tabloya bakıldığında kazanan tarafın Şam yönetimi, kaybeden tarafın ise SDG olduğu görülmektedir. Bununla birlikte Suriyeli Kürtlerin kültürel haklar konusunda kayda değer kazanımlar elde ettiği dikkat çekmektedir. Nitekim anlaşma kapsamında Kürtlerin kültürel ve vatandaşlık hakları Suriye tarihinde ilk kez resmî biçimde devlet güvencesi altına alınmış, bu çerçevede Şam’daki makamlar tarafından kısa sürede somut adımlar atılmaya başlanmıştır. Eğitim müfredatına ilişkin çalışmaların başlatılması ve geçmişte vatandaşlık hakları ellerinden alınan sınırlı sayıdaki Suriyeli Kürtlere bu hakların iade edilmesi söz konusu sürecin ilk somut örnekleri arasında yer almaktadır. Entegrasyon sürecinin ilerlemesiyle birlikte SDG’nin bölgede zor kullanarak hâkim kıldığı PKK’nın ideolojik modelinin zayıflaması ve yerel toplumun siyasi alanda daha özgür biçimde örgütlenebilmesi beklenmektedir. Bu durum uzun yıllar SDG tarafından siyasi baskı altında tutulan ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) çatısı altında faaliyet gösteren geleneksel Kürt siyasi partilerinin yeniden siyasal sürece katılımının önünü açacaktır. Nitekim SKUK yetkililerinin şubat ayı başında ilk kez ve doğrudan Şam’da Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani ile bir araya gelmesi bu değerlendirmeyi destekleyen önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.
Suriye’nin kuzeydoğusu ile Kuzey Irak arasındaki gayriresmî Semelka-Fişhabur sınır geçişinin hükûmet kontrolüne girmesi, PKK/YPG’nin hareket alanının daraltılması ve örgütsel kapasitesinin sınırlandırılması bakımından kritik bir gelişmedir. Bu adım, örgütün sınır aşan lojistik ve personel akışını sekteye uğratarak hem Suriye’deki hem de Irak’taki etkinliğini belirgin biçimde zayıflatacaktır. Söz konusu gelişme, kısa vadede olmasa dahi uzun vadede Suriye Kürtlerinin PKK’nın ideolojik hegemonyasından uzaklaşmasını kolaylaştıracak yapısal bir zemin oluşturacaktır. Semelka’nın Şam’ın denetimine girmesiyle SDG’nin dış kaynaklı lojistik destek imkânları büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Dış destekten mahrum kalan ve ekonomik açıdan Şam’a bağımlı hâle gelecek olan örgütün bu durum karşısında merkezî yönetime entegrasyon sürecinin hızlanması kaçınılmaz görünmektedir.
Nihaî entegrasyon anlaşması ana hatlarıyla 18 Ocak’ta üzerinde uzlaşılan mutabakata büyük ölçüde sadık kalındığını göstermektedir. Metindeki temel farklılık SDG’nin Savunma Bakanlığına entegrasyon biçimi konusunda sınırlı bir esneklik tanınmasıdır. Buna göre SDG, Savunma Bakanlığına üç tugaydan oluşan bir tümen şeklinde entegre edilecek, Ayn el-Arap’tan bir tugay ise Halep vilayetine bağlı bir tümen bünyesine dâhil edilecektir. Bununla birlikte SDG mensupları orduya bireysel olarak katılacak ve dolayısıyla örgütün orduya doğrudan ya da blok hâlinde katılımı söz konusu olmayacaktır. Anlaşmada ayrıca belirtilmese de Suriyeli yetkililerin açıklamalarına bakıldığında atanacak personel öncelikle güvenlik tahkikatından geçirilecek, yabancı kökenliler, PKK’lı kadrolar ve eski rejim unsurları orduya kabul edilmeyecektir.
SDG mensuplarının üç tugaydan oluşan bir tümen aracılığıyla orduya entegre edilmesi, örgüte tanınmış sınırlı bir taviz olarak değerlendirilmiş ve kısa vadede örgütün askerî yapısının büyük ölçüde korunduğu yönünde bir izlenim yaratmıştır. Bu düzenleme esasen SDG açısından ciddi bir mağlubiyet niteliği taşıyan nihaî anlaşmanın kabul edilmesini kolaylaştırmış, örgüte makul bir çıkış yolu sunarak özellikle Kürt kamuoyu nezdinde kısmi bir kazanım elde ettiği algısını üretme imkânı tanımıştır. Bununla birlikte daha geniş bir perspektiften bakıldığında söz konusu tümenin merkezî ordunun komuta-kontrol zincirine dâhil edilmesi ve üst düzey atamaların merkezin onayına tabi kılınması, bu düzenlemenin uzun vadede Suriye’nin siyasi birliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmayacağına işaret etmektedir. Ayrıca siyasi ve askerî inisiyatifi ele alan Şam yönetiminin ihtiyaç duyduğu takdirde söz konusu süreci kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirmesi mümkün olacaktır.
Mutabakat uyarınca SDG bünyesindeki iç güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığına bağlanması öngörülmüştür. Bu çerçevede hükûmet yetkilileri ile SDG arasında görüşmeler başlatılmış, entegrasyon sürecinin uygulanması amacıyla hükûmete bağlı güvenlik güçleri Haseke şehir merkezi ile Kamışlı’ya konuşlandırılmıştır. Mutabakat kapsamında Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerleşim alanlarında güvenliğin yerel unsurlar tarafından sağlanacak olması, anlaşmanın yerel meşruiyetinin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Yerel aktörleri görece güçlendiren bu düzenleme, Haseke il güvenlik müdürünün Şam tarafından doğrudan atanmasıyla dengelenmiş, böylece bölgedeki güvenlik kurumları merkezî yönetime doğrudan bağlanmıştır.
Anlaşmada Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm askerî ve idari yapıların bütünüyle merkezî yönetime bağlanacağının açık biçimde ifade edilmesi, SDG ile örgütün denetimindeki fiilî yönetimin tasfiye edildiğini göstermektedir. Bu durum, örgütün uzun süredir sürdürdüğü özerklik ya da ademimerkeziyetçilik ısrarından vazgeçmek zorunda kaldığını ortaya koymaktadır. Örgütün kontrolündeki bölgelerde görev yapan personelin mevcut statüsünün korunması öngörülmüş olmakla birlikte bu yapıların Şam’a entegre edilecek olması uzun vadede devlet otoritesinin bölgede tesis edilmesi açısından ciddi bir engel teşkil etmemektedir.
Mutabakatın ortaya koyduğu siyasi ve idari çerçeve değerlendirildiğinde Şam ile SDG arasında ülkenin siyasi modelinin nasıl şekilleneceğine ilişkin temel uyuşmazlığın hükûmet lehine çözüme kavuştuğu görülmektedir. Buna göre Suriye’nin kuzeydoğusu esasen üniter devlet modeli doğrultusunda merkezî yapıya entegre edilecek; bununla birlikte yerel yönetime sınırlı yetkiler tanıyan bir idari düzenleme uygulanacaktır. Bu yaklaşım Suriye’nin siyasi birliğini güvence altına alırken SDG açısından da sahada yaşanan askerî kayıplar ışığında kendisine asgari çıkış sağlayan bir zemin sunduğu için anlaşmanın uygulanabilirliğini ve kalıcılığını güçlendirmektedir.
18 Ocak’ta da üzerinde uzlaşı sağlandığı üzere bölgedeki tüm petrol ve doğal gaz sahaları ile sınır geçişlerinin hükûmetin kontrolüne devredilmesi kararlaştırılmıştır. Enerji kaynaklarının merkezî yönetime aktarılması, ülkenin ekonomik istikrarının sağlanması ve yeniden inşa sürecinin desteklenmesi açısından kritik önem taşırken; sınır geçişlerinin devri devlet egemenliğinin bölgede yeniden tesis edilmesi, sınır güvenliğinin tek elden yönetilmesi ve gümrük gelirlerinin merkezîleştirilmesi bakımından stratejik bir nitelik arz etmektedir. Buna ek olarak Fırat Nehri üzerindeki barajların tamamen merkezî yönetimin denetimine geçmesi elektrik üretimi, içme suyu temini, tarımsal sulama ve endüstriyel faaliyetler açısından Suriye için son derece olumlu sonuçlar doğuracaktır. Devletin Fırat’ın doğusunda egemenlik tesis etmesi ve bölgedeki tüm doğal kaynaklar ile stratejik altyapı tesislerini devralması bölgeye yönelik yatırımları hızlandıracak, başta bölge halkı olmak üzere tüm Suriye vatandaşları için ekonomik katma değer yaratacaktır.
Anlaşmanın Uygulanmasının Önündeki Olası Engeller
Entegrasyon sürecinin bu denli uzamasının temel nedeni; SDG içindeki PKK kadrolarının süreci baltalamaya yönelik tutumu olmuştur. Örgüt bünyesindeki PKK kadroları, üzerinde uzlaşı sağlanan anlaşma metinlerini her aşamada veto etmiş ve önceki mutabakatların hayata geçirilmesini engellemiştir. Daha önce ara bulucu ülkelerin temsilcileri tarafından da dile getirilen SDG içindeki bu çift başlı yapı özellikle Halep şehir merkezinde yaşanan çatışmalar sırasında sahada açık biçimde görünür hâle gelmiştir. Mazlum Abdi’nin ateşkes ve geri çekilme yönündeki talimatlarına rağmen YPG unsurlarının Halep’te çatışmayı sürdürmesi, Abdi’nin SDG üzerindeki fiilî kontrol kapasitesini tartışmalı hâle getirmiş, Kandil kanadının örgüt üzerindeki belirleyici etkisini gözler önüne sermiştir. Bu çerçevede mevcut sürecin başarıya ulaşmasının önündeki en ciddi engel, Kandil kadrolarının anlaşmayı kabullenmeyerek entegrasyon sürecini sabote etme yönündeki girişimleri olacaktır.
Rakka ve Deyrizor’da alınan ağır askerî yenilgiye rağmen PKK’nın bu sürecin sonrasında dahi taviz vermeye yanaşmadığı görülmüştür. Buna karşılık ABD’nin SDG üzerindeki baskısının artması, ABD yönetimi içindeki SDG yanlısı çevrelerin itirazlarının giderek etkisizleşmesi ve İsrail’den anlamlı bir destek sağlanamayacağının netleşmesi bu kanadın argümanlarını ciddi ölçüde zayıflatmıştır. Barrack’ın X platformu üzerinden DEAŞ’a karşı ABD-SDG ilişkisinin sona erdiğine dair açıklaması ile ABD’nin Birleşmiş Milletler Temsilcisi Tammy Bruce’un Şam yönetiminin destekleneceğini açık biçimde beyan etmesi mutabakatın en makul seçenek olduğu yönündeki yaklaşımı güçlendirmiştir. Buna ek olarak sahadaki askerî dengenin her geçen gün SDG aleyhine değişmesi ve örgütün kontrolünde kalan bölgelerin askerî açıdan giderek savunulamaz bir hâl alması SDG’yi entegrasyon seçeneğine yönelten temel faktörlerden biri olmuştur. Bununla birlikte bu aşamada SDG içerisindeki farklı fraksiyonlar arasında anlaşmaya yönelik tam bir görüş birliğinin sağlanıp sağlanmadığı henüz netlik kazanmamıştır. Diğer bir ifadeyle yeni mutabakata giden süreçte Kandil kadrolarının ikna edilip edilmediği ya da bu itirazlara rağmen entegrasyon kararının alınıp alınmadığı belirsizliğini korumaktadır.
Hükûmete bağlı iç güvenlik güçlerinin Haseke kent merkezî ile Kamışlı’ya girişi sırasında yaşanan küçük çaplı çatışmalar anlaşmanın sahadaki uygulama sürecinin kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar bu olaylar düşük yoğunluklu olsa da benzer gelişmelerin sahada provokasyon, sabotaj ve kontrol dışı çatışma riskini artırma potansiyeli bulunmaktadır. SDG saflarında yer alan PKK mensuplarına ek olarak devrim sonrası dönemde örgüte dâhil olan eski rejim unsurlarının varlığı da entegrasyon sürecini baltalama riski taşıyan başlıca faktörler arasında yer almaktadır. Bu çerçevede söz konusu unsurların süreçten tasfiye edilmesi anlaşmanın sahada uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşımaktadır. Aksi bir senaryoda bu yapıların direniş göstermesi ya da süreci bilinçli biçimde sabote etmesi, entegrasyon sürecini ciddi biçimde sekteye uğratabilecektir.
Anlaşma maddelerinin yorumlanmasına ilişkin olarak Şam ve SDG tarafından ortaya konan farklı yaklaşımlar, uzlaşının geleceği açısından önemli bir risk alanı oluşturmaktadır. İlk aşamada SDG’nin anlaşmaya bağlı olduklarını ve yeni dönemde ilişkilerin askerî değil siyasi zeminde yürütüleceğine dair açıklamaları olumlu bir tablo sunmaktadır. Buna karşın radikal kanadın anlaşmayı “özerkliğin fiilen devam edeceği” şeklinde yorumlaması ve Şam’ın bölgedeki varlığının geçici olacağı yönündeki söylemleri ciddi soru işaretlerine yol açmaktadır. Her ne kadar bu tür açıklamaların bir kısmı kamuoyuna “kaybedilmediği” mesajı verme amacı taşısa da uygulama sürecine ilişkin farklı yorumların sahada uzlaşıyı zedeleme potansiyeli bulunmaktadır. Bu çerçevede Şam’a entegre edilen bölgelerde siyasi güç paylaşımının nasıl şekilleneceği, hükûmete bağlı iç güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı’daki kalıcı varlığı ile SDG bünyesindeki Kandil bağlantılı unsurların geleceği önümüzdeki dönemde gerilimi artırabilecek başlıca maddeler arasında yer almaktadır. Ayrıca SDG’nin Şam’a sempati besleyen halk kesimlerine yönelik gözaltı uygulamalarını sürdürmesi, kent merkezlerindeki askerî varlığını muhafaza etmesi ve ağır silahların hükûmete devri konusundaki tereddütleri kısa vadede çözülmesi gereken temel sorunlar olarak öne çıkmaktadır.
Son tahlilde Suriye hükûmeti ile SDG arasında imzalanan nihaî entegrasyon anlaşması, uzun süredir tıkanmış olan siyasi ve askerî sürecin geniş çaplı bir çatışmaya evrilmeden yönetilebilmesi açısından önemli ve olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Anlaşma, Şam’ın ülke genelinde egemenliğini yeniden tesis etmesine imkân tanırken Suriyeli Kürtlerin temel haklarının devlet güvencesi altına alınması bakımından da önemli bir eşik oluşturmaktadır. Bununla birlikte mutabakatın sahada kalıcı bir istikrar üretebilmesi, tarafların anlaşma maddelerini tek taraflı yorumlardan kaçınarak ve gerilimi tırmandıracak adımlardan uzak durarak uygulamasına bağlıdır. Özellikle entegrasyon sürecinin askerî ve güvenlik boyutlarının provokasyonlara açık bir ortamda yürütüldüğü dikkate alındığında, anlaşmanın aşamalı ve kontrollü biçimde hayata geçirilmesi kritik önem taşımaktadır. Aksi hâlde sahadaki kırılgan dengelerin bozulması, mutabakatın sağladığı kazanımların kısa sürede aşınmasına ve yeni bir istikrarsızlık döngüsünün ortaya çıkmasına yol açacaktır.