Son yıllarda küresel ve bölgesel düzeyde artan jeopolitik gerilimler, enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve güvenlik krizleri, özellikle hidrokarbon gelirlerine bağımlı ülkelerde ciddi ekonomik kırılganlıklara yol açmıştır. Ortadoğu’nun petrol zengini ülkelerinden biri olan Irak, bu kırılganlıkları en yoğun biçimde yaşayan devletlerin başında gelmektedir.
Irak ekonomisinin yapısal olarak petrol gelirlerine aşırı bağımlı olması, küresel petrol fiyatlarındaki dalgalanmaları ve döviz kuru istikrarsızlığını doğrudan iç piyasa dinamiklerine yansıtmaktadır. Özellikle son dönemde dolar kurundaki oynaklık, hükümetin uygulamaya koyduğu yeni vergi düzenlemeleri ve mali disiplin politikalarıyla birleşerek temel tüketim ürünlerinde ciddi fiyat artışlarına neden olmuş; bu durum halkın alım gücünü zayıflatarak sosyal huzuru ve yaşam standartlarını olumsuz yönde etkilemiştir.
Bu kırılgan ekonomik ortamda Irak hükümetinin üretim kapasitesini artırma amacıyla uluslararası enerji şirketleriyle iş birliğine yönelmesi dikkat çekmektedir. Nitekim Ocak 2025’te Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin İngiltere ziyareti sırasında British Petroleum (BP) ile Kerkük’teki petrol sahalarının rehabilitasyonu ve geliştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalanmıştır. Söz konusu anlaşma, yalnızca teknik bir enerji yatırımı değildir; aynı zamanda Irak’ın bütçe sürdürülebilirliği, Kerkük’ün yerel ekonomik yapısı ve vilayetteki etnik dengeler açısından stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.
Irak ekonomisi yüksek derecede rantiye devlet karakteri taşımaktadır. Ülkenin toplam kamu gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ı ham petrol ihracatından elde edilmektedir. Bu durum, bütçe sürdürülebilirliğini doğrudan küresel petrol fiyatlarına bağımlı kılmaktadır.
Irak Petrol Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla ülkenin ham petrol ihracatı 1 milyar 200 milyon varil seviyesine ulaşmış ve Aralık 2025 döneminde petrol satışlarından elde edilen gelir ise 6 milyar 388 milyon doların üzerine çıkmıştır. Ancak petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimi, orta ve uzun vadede bütçe açıkları riskini artırmaktadır. Bu bağlamda üretim artışı, sahaların rehabilitasyonu ve uluslararası enerji şirketleriyle yapılan teknik iş birliği anlaşmaları Irak hükümeti açısından stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.
Kerkük Petrol Sahalarının Stratejik Önemi
Kerkük, Irak enerji jeopolitiğinde tarihsel ve stratejik bir konuma sahiptir. ABD merkezli Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre Kerkük havzası yaklaşık 9 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervine sahiptir.
Irak petrol üretiminin yaklaşık yüzde 18’i Kerkük sahalarından elde edilmektedir. Bölgede beş ana petrol kuyusu ve Kuzey Petrol Şirketi’ne bağlı sahalar bulunmaktadır. Irak Petrol Pazarlama Şirketi’nin (SOMO) Ocak 2026 verilerine göre, Kerkük sahalarından Ceyhan boru hattı üzerinden günlük 208 bin varil petrol ihraç edilmektedir. Bu göstergeler, Kerkük’ün yerel bir üretim merkezi olmanın ötesinde, aynı zamanda Irak bütçesinin sürdürülebilirliği açısından kritik bir enerji düğüm noktası olduğunu ortaya koymaktadır.
BP ile İmzalanan Mutabakat Zaptının Ekonomik ve Stratejik Boyut
Irak Başbakanı Sudani’nin Ocak 2025’teki İngiltere ziyareti sırasında BP ile Kerkük’teki dört petrol sahasının rehabilitasyonu ve geliştirilmesine yönelik bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu anlaşma, petrol ve doğal gaz üretim kapasitesinin artırılmasını ve sahalarda teknik modernizasyonu hedeflemektedir.
Söz konusu anlaşma, Irak ile Birleşik Krallık arasında imzalanan 12,3 milyar sterlin değerindeki ticaret paketi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu durum, enerji iş birliğinin yalnızca teknik olmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda diplomatik ve stratejik bir boyuta sahip olduğunu göstermektedir. Anlaşma kapsamında üretim kapasitesinin artırılması, Irak merkezi bütçesine ek gelir sağlayarak mali dengelerin güçlenmesine katkıda bulunabilir. Aynı zamanda Kerkük ekonomisine doğrudan yatırım girişini teşvik ederek bölgesel ekonomik hareketliliği artırma potansiyeli taşımaktadır. Bunun yanında yerel istihdam imkânlarının genişlemesi, işsizlik oranlarının düşürülmesine katkı sunabilirken, enerji altyapısının modernizasyonu ise orta ve uzun vadede üretim sürdürülebilirliğini ve verimliliği artırarak sahaların teknik ömrünü uzatabilir. Bu çerçevede söz konusu anlaşma, Kerkük’ün ekonomik canlanması açısından stratejik bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
İstihdam Politikaları ve Riskleri
Irak’taki yerel istihdam süreçlerinin etnik ve politik rekabet bağlamında şekillenmesi ve BP’nin personel istihdamını doğrudan gerçekleştirmeyip özel taşeron şirketler aracılığıyla gerçekleştireceği yönündeki bilgiler yerel güç dengelerini daha hassas hale getirmektedir. Kerkük’te 37 yılın ardından yapılan nüfus sayımları, Kerkük bileşenleri arasındaki çekişmelerin şiddetlenmesine yol açmıştır. Sayım öncesinde Kerkük’ün demografik yapısının dönüştürülmesi için uygulanan politikalar ve sayım esnasındaki usulsüzlükler Kerkük’teki nüfus sayımının Türkmenler aleyhine demografik operasyon olduğunu akla getirmektedir. 1957 sonrası gerçekleştirilen nüfus sayımlarının güvenilirliği konusundaki tartışmalarının Kerkük’te devam ettiği gözlemlenmektedir. Bu bağlamda 20-21 Kasım 2024’te yapılan nüfus sayımında Kerkük’teki Türkmen mahallelerinde yaşanan usulsüzlükler, Türkmenlerin tepkisine yol açmış ve nüfus sayımının güvenirliğine gölge düşürmüştür.
Kerkük’te gerçekleştirilen nüfus sayımı, vilayetteki demografik yapının geçmişteki müdahaleler ışığında yeniden tartışmaya açılmasına neden olmuştur. Baas Partisi ve Saddam Hüseyin döneminde uygulanan Araplaştırma politikaları ile 2003 sonrası süreçte hayata geçirilen Kürtleştirme uygulamaları, vilayette etnik dengeyi köklü biçimde etkilemiştir. Ayrıca ABD müdahalesi sonrasında etnik ve mezhepsel kimliklerin siyasal düzlemde daha görünür hâle gelmesi, Kerkük’e özellikle Erbil ve Süleymaniye’den yoğun göç yaşanmasına yol açmıştır. Bu nedenle sayım, demografik değişimlerin resmileştirilmesi girişimi olarak değerlendirilmiştir. 1987’den bu yana siyasi gerekçelerle yapılamayan genel nüfus sayımının 2024’te gerçekleştirilmesi de benzer tartışmaları tetiklemiştir. Başbakan Sudani’ye yöneltilen erteleme çağrılarına rağmen rağmen sayım hükûmet programı kapsamında uygulanmıştır. Kerkük’te sayım öncesi güvenlik personelinin Bağdat’a götürülmesi ve IKBY kontrolündeki vilayetlerden on binlerce aracın kente giriş yapması şüpheleri artırmıştır. Dönemin ITC Başkanı Hasan Turan, dışarıdan yüz binlerce kişinin nüfus kütüğüne kaydedildiğini açıklamıştır; vilayetin bir diğer bileşeni Araplar da sayımın durdurulması çağrısında bulunmuştur.
Kerkük’ün Türkmenler, Araplar ve Kürtlerden oluşan çok bileşenli etnik yapısı dikkate alındığında, istihdam dağılımında adaletsizlik algısı dahi ciddi toplumsal gerilimlere yol açabilir. Kerkük ve Bağdat’ta Arap ve Kürt siyasi aktörlerin güçlü temsiliyete sahip olmaları, merkezi hükümet üzerindeki etki kapasitelerinin yüksekliği ve istihdam süreçlerinin özel şirketler aracılığıyla yürütülmesi halinde ortaya çıkabilecek kadrolaşma ihtimali, Türkmen genç nüfus açısından dışlanma riskini gündeme getirmektedir. İstihdam süreci şeffaf, denetlenebilir ve temsiliyet esaslı yürütülmezse, ekonomik kalkınma projesi toplumsal ayrışmayı derinleştirebilir. Bu durum, ekonomik bir yatırımın siyasal kriz üretme potansiyeline dönüşmesi anlamına gelir. Bu çerçevede Kerkük’teki Türkmen siyasi aktörlerin, vilayet meclisi üyelerinin ve Türkmen milletvekillerinin süreci, kurumsal ve teknik mekanizmalar üzerinden sistematik biçimde takip etmeleri stratejik bir zorunluluk arz etmektedir. İstihdam kriterlerinin açık ve ölçülebilir şekilde belirlenmesi, yerel halk için belirli oranlarda istihdam güvencesi sağlanması, taşeron şirketlerin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde denetlenmesi ve çok bileşenli temsil esasına dayalı mekanizmaların oluşturulması, toplumsal dengeyi korumanın temel şartlarıdır. Aksi halde enerji yatırımı üzerinden oluşacak ekonomik rantın belirli gruplar lehine yoğunlaşması, Kerkük’te zaten kırılgan olan etnik-siyasal dengeyi daha da sertleştirebilir. Bu da ekonomik kalkınma projesinin, beklenen refah artışı yerine kimlik temelli rekabeti ve siyasal kutuplaşmayı derinleştiren bir sürece dönüşmesi riskini beraberinde getirebilir.
Kerkük örneği, enerji yatırımlarının ekonomik boyutun ötesinde etnik, politik ve yönetişim boyutları da içeren çok katmanlı süreçler olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma, yalnızca üretim artışıyla sınırlı kalmayıp adil kaynak dağılımı, şeffaf yönetim ve çok etnikli toplumsal yapının dengeli temsiliyle mümkün olabilir.