Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak Şii Siyasetinde Yapısal Kırılma: Koordinasyon Çerçevesi ve Yeni Dinamikler

Irak’ta devam eden hükümet kurma sürecinde aktörler arasında belirginleşen görüş ayrılıkları, ülke siyasetinin geleceğini şekillendirebilecek yeni dinamikleri barındırıyor. Özellikle, parlamentodaki sandalye üstünlüğü sebebiyle başbakan adayını belirleme inisiyatifini elinde bulunduran Şii Koordinasyon Çerçevesi (ŞKÇ) içindeki aktörlerin farklı pozisyonlar alması, bu dinamikleri oldukça görünür kılmaktadır. Aday belirleme sürecinde alt grupların farklı isimleri öne sürmesi ve Nuri Maliki’nin resmen aday gösterilmesine rağmen bu tercih üzerinde mutlak bir uzlaşının sağlanamaması, yapısal ayrışmalara dair önemli sinyaller olarak yorumlanabilir.

Ancak mevcut tabloyu, yalnızca seçim sonrası hükümet kurma pazarlıklarından ibaret konjonktürel bir kırılma şeklinde okumak eksik bir yaklaşım olacaktır. Zira 7 Ekim 2023 süreci ve beraberinde getirdiği bölgesel sarsıntılar, İran’ın yaşadığı güç kaybı, Suriye’deki devrim ve İran-İsrail arasındaki on iki gün süren savaş gibi makro denklemler, Irak Şii siyasetinin stabil bir eksende kalmasını büyük ölçüde engelledi. Bu bölgesel şokların ardından, farklı politika vizyonlarına ve menfaat tanımlamalarına sahip birçok Şii aktörün, Irak iç siyasetindeki geleneksel konumlanmalarını dönüştürme yoluna gittiği görülüyor. Bu dönüşümü sadece ŞKÇ içerisinde yer alan Şii aktörler ile sınırlamamak gerekir. Nitekim Sadr Hareketi lideri Mukteda Sadr’ın izlediği siyasetin ŞKÇ dışında oldukça farklı bir iklimde şekillendiğini söylemek mümkün.

Bölgesel Krizlerin Etkisi ve Geleneksel Bloktaki Çatlaklar

Irak’taki Şii siyasi grupların büyük bir kısmı, 11 Kasım 2025 Parlamento Seçimleri sürecinde geniş koalisyonlar kurmak yerine sandığa ayrı listelerle gitmeyi tercih etti. Bu liste ayrışmasına rağmen, gruplar birbirlerini doğrudan hedef alan bir seçim kampanyası yürütmekten kaçındı. Bu süreçte asıl dikkat çeken hususun, iç siyasi rekabetten ziyade, aktörlerin bölgesel kırılmalar karşısında aldıkları farklı pozisyonlar olduğu ifade edilebilir. Özellikle Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak’ın siyasi kanadı Sadikun Bloğu hem Suriye’deki gelişmelere hem de İsrail-İran çatışmalarına yönelik en sert reaksiyonları gösteren aktörler olarak öne çıkmıştır. Örneklendirmek gerekirse; Suriye’deki devrimin ardından yeni Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik hükümet adımlarına karşı çıkan başlıca isimlerden birinin Maliki olduğu görüldü. Ancak bu aktörler seçim sonrasında belirgin bir tutum değişikliğine gitti. Bilhassa Maliki’nin, başbakanlık adaylığını gündeme taşırken, ABD ile ilişkiler ve Irak’ın genel dış politika yönelimi konusunda eskiye nazaran çok daha itidalli bir söylem benimsediği söylenebilir. Benzer şekilde Hazali’nin de seçim öncesinde Irak’taki ABD varlığına karşı geliştirdiği sert ve İran eksenli retoriğini büyük ölçüde yumuşattığı, hatta belirgin bir sessizliğe yöneldiği izlendi. Bu söylemsel dönüşümlerin yanı sıra, Maliki ve Hazali arasında başbakanlık adaylığı konusunda derin bir uzlaşmazlık yaşandığı da kamuoyuna yansıdı. ŞKÇ içerisinde Maliki’nin adaylığına itiraz eden başlıca aktör Hazali olurken; Kanun Devleti Koalisyonu ile Sadikun Bloğu arasında da karşılıklı siyasi gerilimler devam ediyor. Öte yandan, Hazali’nin bu itirazına karşılık Bedir Örgütü lideri Hadi Amiri’nin Maliki’yi destekleyen bir pozisyon alması, ŞKÇ içindeki tablonun bütünlükten uzak olduğuna işaret etmektedir. Sonuç itibarıyla, seçim sonrası döneme dair beklentiler başlangıçta ortak şartlar zemininde bir uzlaşı yönünde şekillenmiş olsa da aktörlerin sahip olduğu farklı siyasi ajandaların mevcut pozisyonlanmaları ve ŞKÇ içi ayrışmaları derinleştirdiği değerlendirilebilir.

“Iraklılık” Kimliği ve Devlet Merkezli Siyasetin Yükselişi

Öte yandan, ŞKÇ içerisinde başbakan sıfatıyla yer alan Muhammed Şiya Sudani gerek seçimler öncesinde gerekse sonrasında bulunduğu makamın kurumsal gereklilikleri doğrultusunda dengeleyici bir pozisyon benimsemeye yöneliyor. Seçimlere Sudani ile aynı koalisyon çatısı altında iştirak eden Haşdi Şaabi Komisyonu Başkanı ve Akid Vatani lideri Falih Feyyad’ın da güvenlik bürokrasisi bağlamında Irak’ın ulusal güvenliğini merkeze alan bir çizgi izlediği ifade edilebilir. Bu bağlamda, Sudani ve Feyyad ikilisinin sınır güvenliğini önceleyen ve Irak’ı bölgesel krizlerin doğrudan bir tarafı olmaktan yalıtmayı hedefleyen bir devlet politikası takip ettikleri görülüyor. Dolayısıyla bu iki aktörün, ŞKÇ içerisinde Maliki ve Hazali gibi isimlerden stratejik eksende ayrıştıkları; hatta Haşdi Şaabi şemsiyesi altındaki Ketaib Hizbullah, Ketaib İmam Ali ve Nüceba Hareketi gibi grupların sert retoriğine kıyasla çok daha mutedil ve rasyonel bir siyasi hattı temsil etmektedir.

Esasen bu konumlanma, salt denge gözetici bir siyasi manevranın çıktısı değildir. Irak’ta 2020 sonrasındaki süreçte hem siyasal alanda hem de toplumsal zeminde “Iraklılık” üst kimliği etrafında şekillenen ulusalcı bakış açısının giderek daha fazla güç kazandığı söylenebilir. Bu çerçevede, Şii siyasetinin de kendi dinamikleri içerisinde yapısal bir dönüşüm geçirdiği gözlemlenmektedir. 2003 sonrası döneme damgasını vuran ve mezhepçi söylemler etrafında inşa edilen devlet yönetme pratikleri, eskiye nazaran toplumsal ve siyasal karşılığını yitirmeye başladı. Bu sosyolojik ve siyasal zemin kayması, Irak’taki Şii aktörleri de kendi içlerinde belirgin bir biçimde ayrıştırdı. Nitekim yalnızca Sudani veya bürokrasinin yönetim kadrosundaki isimlerin değil; aynı zamanda Ammar el-Hekim gibi “Şii Evi” içerisindeki geleneksel ve etkili figürlerin de mezhepçi retoriklerden giderek uzaklaştığı görülüyor. Bu doğrultuda söz konusu aktörlerin; Irak halkının bütününü kapsayan, bölgesel krizlerin yarattığı tehditlere karşı ulusal güvenliği önceleyen ve dış politikada kutuplaşmalara taraf olmaktan ziyade arabulucu bir vizyonla hareket etmeyi savunan bir siyasi anlayışı öne çıkardıkları ifade edilebilir.

Son yıllarda Irak’ta belirginleşen bu toplumsal ve siyasal değişim, ŞKÇ içerisindeki aktörlerin önemli bir bölümüne de sirayet etmekte ve son dönemde gözlemlenen görüş ayrılıklarına zemin hazırlamaktadır. Maliki’nin adaylığını desteklediği bilinen Amiri ve Ebu Ala el-Velayi gibi isimler ile bu adaylığa mesafeli durdukları öne sürülen Hekim ve Sudani gibi aktörlerin farklı kutuplarda yer alması, görünürde tek bir isim üzerinden yaşanan konjonktürel bir ihtilaf gibi algılansa da temelde çok daha yapısal beklentilerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. ŞKÇ içerisindeki bir kanat; teknokrat veya bürokrat kökenli, yatırım ve kalkınma vizyonunu merkeze alan ve Irak’ı bölgesel risklerden yalıtacak adımları önceleyen bir profili başbakan adayı olarak öne çıkarmayı hedeflemektedir. Buna karşılık diğer kanadın ise doğrudan siyaset kökenli, belirgin bir politik ajandaya sahip ve bölgesel gelişmeler karşısında daha aktif bir dış politika izleyebilecek bir adayı destekleme iradesi ortaya koyduğu görülmektedir. Nitekim Maliki’nin adaylık süreci ve bu eksende şekillenen siyasi tartışmaların, ŞKÇ içerisindeki söz konusu yapısal ve vizyoner ayrışmayı oldukça somut bir biçimde ortaya koymaktadır.

Tüm bu süreçler ışığında, Irak Şii siyasetinde ve özelde ŞKÇ içerisinde derinleşmeye başlayan ayrışma, konjonktürel bir başbakanlık rekabetinin ötesinde daha katmanlı yapısal ve stratejik temellere dayanmaktadır. Bu ayrışmanın temel dinamiğini; 2003 sonrası dönemin mezhepçi kodlarından uzaklaşarak “Iraklılık” kimliğini merkeze alan, ekonomik kalkınmayı ve teknokratik bir devlet aklını savunan aktörler ile bölgesel krizlerde daha reaktif ve geleneksel ajandaları sürdüren aktörler arasındaki vizyon farkı oluşturmaktadır. Öte yandan bu kırılmanın yalnızca mutedil kanat ile geleneksel kanat arasında yaşanmadığı; siyasi çizgisi ve eylem biçimi itibarıyla birbirine oldukça yakın duran Maliki ve Hazali gibi figürler arasında da bir ayrışmanın baş gösterdiği söylenebilir. Öyle ki, bölgesel denklemlerde en radikal söylemleri benimseyen bu aktörlerin dahi, mevcut derin jeopolitik riskler altında tartışmalı ve dayatmacı bir siyasi profilin öne çıkmasını Irak’ın istikrarı açısından büyük bir tehdit olarak algıladığı ve bu tarz adaylıklara direnç gösterdiği gözlemlenmektedir. Dolayısıyla, bir yanda devleti krizlerden yalıtmayı önceleyen vizyon ile diğer yanda radikal grupların dahi ülkeyi yeni bir belirsizliğe sürüklemekten kaçınan bu pragmatik tutumunun, hükümet kurma sürecindeki uzlaşı zeminini büyük ölçüde daralttığı ifade edilebilir. Aktörler arasındaki bu yapısal beklenti farklılıkları, yalnızca mevcut siyasi tıkanıklığı açıklamakla kalmayıp, Irak Şii siyasetinin dönüşümünde kalıcı ve belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

ORSAM  asdasd

Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar