Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’taki Şii Milislerin Hibritleşmesi: İran’ın Vekilleri mi, Özerk Aktörler mi?

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın derinleşmesi, Irak’ın bölgesel krizler karşısındaki kırılganlığını ve ülke içindeki silahlı aktörlerin rolünü yeniden gündeme taşımıştır. Özellikle Irak’taki Şii milis gruplar, bir yandan direniş ekseninin parçası olarak İran ile kurdukları tarihsel, ideolojik ve askerî bağlar üzerinden değerlendirilirken diğer yandan Irak devletinin güvenlik mimarisi, siyasal dengeleri ve ekonomik kaynak dağılımı içindeki yerleri nedeniyle daha karmaşık bir nitelik kazanmaktadır. Bu nedenle söz konusu yapılar, sadece dış yönlendirmeyle hareket eden vekil aktörler olarak okunmamalıdır.

Bu bağlamda Irak’taki milis gruplar, yalnızca İran’ın vekil aktörleri olarak hareket etmemekte; aynı zamanda Irak iç siyasetindeki konumlarını, devlet içindeki yerleşik çıkarlarını ve silahlı özerkliklerini korumaya çalışan ne tamamen devlet dışı ne de tam anlamıyla devlete bağlı olan hibrit yapılar olarak varlık göstermektedir. Bu aktörlerin sahip olduğu tarihi ilişkiler, kurumsallaşma ile yaşadıkları değişimler ve bunların sonucunda ortaya çıkan hibrit kimlikler, milislerin geleceğinin belirlenmesi için önem arz eden faktörler olarak öne çıkmaktadır.

Milislerin tarihsel kökeni

Irak’taki Şii milis gruplar, güncel krizlerin ürettiği oluşumlar olmanın ötesinde büyük ölçüde İran ile tarihsel bağlar içinde şekillenen silahlı ve siyasi bir ekosistemin bileşenleri olarak değerlendirilebilir. Bu çizginin en eski ve kurucu örneklerinden biri olan Bedir Örgütü, 1980’lerde İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan himayesinde İran’daki Iraklı Şii muhalifler tarafından oluşturulmuştur. Bu örneğin gösterdiği gibi İran desteği, milis yapıların sonradan tesis ettiği bir ilişki olmaktan ziyade grupların kuruluş mantığının ana omurgasını oluşturmuştur.

2003 sonrası dönemde İran etkisi, farklı örgütsel biçimler altında yeniden üretilmiştir. Örneğin Ketaib Hizbullah, işgal sonrası bağlamda Lübnan Hizbullahı üzerinden İran’a en yakın gruplardan biri olarak konumlanmıştır. Bir diğer örnek olarak Asaib Ehl el-Hak, Mehdi Ordusu’ndan ayrışarak kurumsallaşmış, Hareket el-Nuceba ise daha sonraki aşamada Asaib Ehl el-Hak içinden doğan bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede Irak’taki Şii milis gruplar, tekil ve birbirinden ayrışmış örgütler yerine İran eksenli güvenlik-siyasal alandaki bölünme ve çoğalma dinamikleriyle kurulan gruplar olarak değerlendirilebilir. Milis grupların arasında rekabet ve taktik düzeyde farklılaşmalar bulunmasına karşın çoğunun örgütsel hafızasında, lider kadrolarında, ideolojik referanslarında ve dış bağlantılarında İran ile kurulan ilişkinin belirleyici izi açık biçimde görülmektedir.

Milislerin hibritleşen kimliği

Irak’taki Şii milislerin güncel niteliğini çözümlemek için İran ile kurulan tarihsel bağların yanı sıra geçirdikleri hibritleşme sürecinin de anlaşılması gerekmektedir. Terör örgütü DEAŞ ile mücadele bağlamında 2014 sonrasında bu gruplar Haşdi Şaabi çatısı altında kümelenmiştir. 2016’da yürürlüğe giren yasal düzenlemeler ise milis grupları devletin güvenlik mimarisinin resmî bir bileşeni olarak konumlandırmıştır. Bununla birlikte bu kurumsal eklemlenme söz konusu yapıların devlet dışı hareket kapasitesini ortadan kaldırmamıştır. Hatta bunun aksine milis gruplar, resmî meşruiyet ve gayri resmî özerklik üreten ikili bir faaliyet alanına kavuşmuştur. Milis gruplar, resmî ve özerk alanları kullanarak Irak’ın güvenlik kurumları, siyasi partileri ve ekonomi alanıyla ilişkiler kurmuştur. Bu ilişkiler sayesinde milis gruplar; milletvekilleri, bakanlar, valiler ve yerel yöneticilerden oluşan daha geniş bir aktör ağının içinde konumlanmıştır.

Devlet dışı silahlı aktör olmaktan devlet içinde kurumsallaşmaya ulaşan dönüşüm, milislerin yalnızca dış destekle ayakta duran vekil yapılar olmaktan çıkarak Irak devletinin içine gömülü hibrit aktörlere evrilmesi olmuştur. Siyasi uzantılar ve bürokratik bağlantılar üzerinden bu gruplar hükümet ve devlet kurumları içinde konum edinmiş ve finansman, kadrolaşma, ihale erişimi, lojistik imkânlar ve toplumsal nüfuz bakımından kaynaklarını çeşitlendirmiştir. Bu çerçevede birçok Şii milis grubunun dış desteğe kuruluş dönemlerindeki ölçüde bağımlı olmadığı ve karar alma süreçlerinin İran kaynaklı yönlendirmelerin ötesinde Irak içinde yerleşik çıkarların korunmasına dönük hesaplarla şekillendiği görülmektedir. 2025’te bazı milis grupların silahsızlanma ya da siyasete daha fazla entegrasyon seçeneklerinin tartışılabilir hâle gelmesi de maliyet-fayda muhasebesinin güçlendiğine işaret etmiştir. Dolayısıyla milis grupların kurumsallaşma süreçleri, devlet ile devlet dışı silahlı aktör arasındaki sınırı netleştirmek yerine bu ayrımı daha da gri alana çekmektedir.

Milislerin önündeki olası adımlar

Önümüzdeki dönemde Irak devletinin temel önceliği, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş dinamiğinin Irak sahasına tam ölçekli biçimde sirayet etmesini engellemek olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Başbakan Muhammed Şiya Sudani ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak’ın çatışma döngüsünün dışında tutulması girişimi, silahlı grupların eylem kapasitesinin sınırlandırılması yönünde bir hat çizmektedir. Sudani’nin 2 Mart 2026 tarihinde başkanlık yaptığı olağanüstü güvenlik toplantısında verdiği “herhangi bir grubun Irak topraklarından eylem düzenleyerek Irak’ı çatışma alanına çekilmesinin engellenmesi” talimatı, hükümetin milis gruplar üzerindeki baskıyı artıracağını göstermektedir. Bu çerçevede Bağdat’ın, milisleri dengeleme siyaseti kapsamında kontrol altında tutmaya, saldırı eşiğini yükseltmeye ve açık askerî tırmanmayı önlemeye odaklandığı görünmektedir.

Hükûmetin pozisyonuna rağmen söz konusu yaklaşımın operasyonel sınırları da belirginleşmektedir. Zira devlet içinde kurumsallaşmış milis grupları, bu kimlikleri ile devlet otoritesinin dışına çıkamadığı için alternatif kimlikler üretmektedir. Bu bağlamda kuruluşunu ilan eden Ceyş el-Gadhap ve Kuvva Şebab el-Vaad es-Sadık gibi gölge milis grupları, devlet imkânlarına sahip milis güçlerin kaynaklarını kullanarak devlet dışı silahlı aktör olarak eylem düzenleyebilmektedir. Benzer bir trendin Ortadoğu’daki İran’a yönelik ABD-İsrail baskısının arttığı dönemlerde de artış göstermesi, Bağdat’ın milis gruplar üzerindeki etkisinin kapsamlı olmakla birlikte mutlak bir denetim kapasitesine dönüşmediğine işaret etmektedir.

Bu nedenle, milislerin bütünüyle geri çekilmesinden ziyade biçim değiştirerek faaliyet göstermeleri daha olası bir senaryodur. Bu bağlamda gölge milis gruplarının eylemlerinin yanı sıra milislerin sivil görünüm ile organize ettiği İran’a destek gösterileri, kamuoyu mobilizasyonu ve direniş söylemini canlı tutan faaliyetler beklenebilir. Böyle bir yaklaşım ile milis gruplar, ABD hedeflerine yönelik saldırılarda paravan isimler ve üstlenilmeyen eylemler üzerinden inkâr edilebilir bir pozisyon oluşturmaktadır. Bu çerçevede Irak’ın milis eylemlerini kurumsallaştırma yoluyla sınırlandırma çabası, ikilem oluşturarak milis eylemlerinin daha dağınık, daha örtülü ve inkâr edilebilir hâle gelmesine imkân oluşturmaktadır.

Sonuç olarak Irak’taki milis gruplar, ne yalnızca İran’ın dışarıdan yönlendirdiği vekil yapılar ne de bütünüyle bağımsız ve devlet dışı silahlı aktör olarak tanımlanabilir. Aksine bu gruplar, tarihsel olarak İran ile kurdukları bağları korurken zaman içinde Irak devletinin kurumları, siyasal dengeleri ve ekonomik kaynakları içine yerleşerek hibrit bir nitelik kazanmıştır. Dolayısıyla milis gruplar Irak içindeki yerleşik çıkarlarını, örgütsel özerkliklerini ve siyasal konumlarını koruma hesabıyla da hareket etmektedir. Önümüzdeki yakın dönemde asıl mesele, bu yapıların tamamen silahsızlanma tartışmalarından çok Irak devletinin bunları ne ölçüde denetleyebileceği ve hibritleşmenin ürettiği gri alanları ne kadar daraltabileceği olacaktır. Aksi hâlde Irak hükûmetinin ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutma çabası, milis şiddetini ortadan kaldırmak yerine milis eylemlerini daha örtülü, daha parçalı ve daha inkâr edilebilir biçimlere dönüştüren bir süreci beslemeye devam edebilir.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar