Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İran Gerilimi ve Körfez Güvenliği

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların yoğunluğu hâlihazırda artarak devam etmektedir. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in ölümü elbette derin bir sarsıntı oluşturmuş, İran saldırılara hızlı bir reaksiyon göstererek rejim varlığını koruma refleksiyle başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgedeki birçok ülkeye misillemede bulunmuştur. İran’ın temel argümanı bu ülkelerde bulundurulan Amerikan üsleri ve askeri varlıkları idi. Ancak çatışmanın dördüncü günü itibarıyla İran’ın hedefleri arasında sadece askeri üsler ve varlıklar değil, sivil alanlar, turizm bölgeleri, limanlar, havalimanları, petrol rafinerileri ve diplomatik temsilcilikler de vardı. İran’ın özellikle Körfez ülkelerine yönelik füze, balistik füze ve drone saldırıları ise bir hayli yoğun oldu. İran’ın Körfez’e yönelik saldırılarındaki yoğunluk beraberinde Körfez güvenliğinin geleceğine dair soru işaretlerini gündeme getirdi.

İran’ın Odağı Neden Körfez’e Kaydı?

İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması sonrasında başlayan misilleme dalgasında Körfez ülkelerine yönelik geniş saldırıların olduğu görülmektedir. 3 Mart itibarıyla İran, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik 186 füze/balistik füze ve 812 İHA saldırısı, Kuveyt’e yönelik 178 balistik füze ve 384 İHA saldırısı, Bahreyn’e yönelik 70 füze ve 76 İHA saldırısı ve Katar’a yönelik 101 balistik füze, 39 İHA ve 3 seyir füzesi saldırısı gerçekleştirmiştir. Ayrıca Katar, İran’a ait 2 adet SU-24 savaş uçağını düşürdüğünü açıkladı. Elbette bu saldırıların sadece askeri üslere ve ABD’ye ait hedeflere değil, Körfez ülkelerinin enerji başta olmak üzere kritik altyapılarına ve havaalanları ile otel bölgelerine yapıldığı görülmektedir. Suudi Arabistan ise toplam füze ve İHA saldırılarına dair açıklamada bulunmazken, ülkedeki ABD büyükelçiliği ile Ras Tanura’daki Aramco petrol rafinerisine saldırılar gerçekleştirildiği duyuruldu. Umman’a yönelik saldırı iddiaları ise İran Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamayla yalanlanmış, Dukm Ticaret Limanı’na yapılan İHA saldırısının İran kaynaklı olmadığı belirtilmiştir.  Öte yandan Körfez ülkelerine yönelik saldırılarda İsrail istihbaratının da rolü olduğuna dair bilgiler uluslararası basında geniş yer buldu. Özellikle Katar ve Suudi Arabistan’da saldırı hazırlığında olan İsrail istihbaratı mensuplarının tutuklandığı bilgisi yer aldı. İsrail’in bu karmaşadan faydalanarak İran’a karşı Körfez ülkelerinin daha agresif pozisyon almasını sağlayacak hamlelerde bulunması elbette şaşırtıcı değil. Bununla birlikte İHA ve füze/balistik füze saldırısı yoğunluğuna bakıldığında İran’ın da Körfez üzerinden elini güçlendirmeye ve üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalıştığı görülmektedir.

İran’ın odağını Körfez bölgesine yöneltmesini salt askeri erişilebilirlik ile değerlendirmemek gerekir. Elbette İsrail ile mukayese edildiğinde Körfez bölgesindeki hedefleri vurmak nispeten daha mümkün olabilir. Ancak İran’ın buradaki asıl gayesini askeri bir hedef çerçevesinde ele almak eksik olacaktır. Müzakereler sürerken İran’ın, İsrail ve ABD’nin olası bir saldırısının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarıları, Körfez’de istikrarsızlık ve çatışmanın yayılması durumunda bölge ülkelerinin ABD’ye savaşın durdurulması için baskı yapacağı beklentisine dayanmaktadır. Dolayısıyla burada İran’ın asıl hedefinin siyasi olduğunu vurgulamak gerekir. Nitekim uluslararası basına yansıdığı kadarıyla, BAE ve Katar’ın İran saldırılarının artması sonrası Başkan Trump nezdinde operasyonun sınırlı tutulması yönünde ikna çabaları içerisinde oldukları ortaya çıkmıştır. Aslında İran’ın Körfez ülkelerine dönük füze ve İHA saldırılarının arkasında yatan siyasi hedefin de bu olduğu açıktır. Ancak Başkan Trump’ın siyasi hedefinin muğlaklığı aynı zamanda Körfez güvenliğine de doğrudan yansımaktadır.

ABD Güvenlik Şemsiyesi 

Körfez ülkelerinin savunma ve güvenlik yapılarındaki en önemli unsurun ABD güvenlik şemsiyesi olduğu açıktır. Özellikle I. Körfez Savaşı sonrası dönemde bu önem giderek artmış ve Körfez’in temel caydırıcı unsuru ABD askeri varlığı olagelmiştir. Ancak son dönemlerde Körfez’deki ABD güvenlik şemsiyesinin geçmiş dönemle mukayese edildiğinde sorunlar yaşamaya başladığını belirtmek gerekir. El-Udeyd Hava Üssü’nde CENTCOM’a ev sahipliği yapan Katar hem İran’ın hem de İsrail’in doğrudan askeri hedefleri oldu. Nitekim daha önce de benzer şekilde Suudi Arabistan petrol rafinelerine yönelik drone saldırıları gerçekleştirilmişti. 28 Şubat’ta başlayan ‘Destansı Öfke Operasyonu’ (Operation Epic Fury) ile birlikte İran saldırılarının Körfez ülkelerinde etkili olmasıyla beraber Körfez güvenliği ve savunmasına dair zihinlerde soruların arttığı muhakkak. Endişelerin başında İsrail güvenliği ve çıkarları için Körfez ülkelerinin bedel ödemesi gelmektedir. Zira Körfez ülkelerinin önemli ölçüde İran’a yönelik bir askeri operasyonu istemediklerini belirtmek gerekir. İran’ın tüm saldırılarına karşın Körfez ülkelerinin karşı misillemede bulunmamaya azami hassasiyet gösterdiğini ve savunma odaklı olarak konumlandıklarının altını çizmek lazım.

İran’ın Körfez’e yönelik saldırgan tutumu elbette kısa ve orta vadede Körfez’le ilişkilerini baltalayacak bir tercih olmuştur. İran tehdidi Körfez’in en öncelikli güvenlik problemi olmaya devam edecek gibi görünmektedir. Ancak İran’ın nasıl caydırılacağı meselesi ise canlı kalmaya devam edecektir. ABD’nin İran’ın direncini kırmaya çalıştığı her askeri seçenekte Körfez’in doğrudan hedef olma riski artık daha fazladır. İran’da rejim değişikliği hedefiyle hareket eden İsrail ile İran’da rejimin restorasyonunu önceleyen ABD arasında bir yaklaşım farkı söz konusudur. Nitekim Dışişleri Bakanı Rubio’nun açıklamaları dikkate alındığında ABD’nin İsrail’in peşinden savaşa sürüklendiği gerçeği bulunmaktadır. Ancak İsrail Başbakanı Netanyahu, “İran sizin yıkımınıza kararlı. İnsanlar bunu anlasın ya da anlamasın, lider bunu anlamak zorunda. Donald Trump bunu anlıyor. Onu hiçbir şeye sürüklemenize gerek yok. Doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapıyor ve bu da doğru.” ifadelerini kullanarak iddiaları reddetti.

ABD’nin hesap hatasına düştüğü açık olan bu operasyon aynı zamanda Körfez güvenliğini riske atan tarihi kırılma anlarından biri olmuştur. İran’ın füze ve İHA saldırıları ABD askeri varlıklarına yönelik saldırıların ötesine geçmiş ve Körfez ülkelerinin egemenliğini ihlal eden bir sonuç ortaya çıkarmıştır. İran rejimi varoluş mücadelesi olarak gördüğü bu çatışma sürecinin mümkün olduğunca genişlemesini istemektedir. İran’ın gerginliğin tırmanması ve Körfez ülkelerinin askerî açıdan kapasite yetersizliği ile yüzleşmek durumunda kalarak ABD’ye daha fazla baskı yapacakları beklentisinde olduğu görülmektedir. Hâlihazırda Körfez ülkeleri savunmacı bir tutum sergilemekte ve diplomatik olarak kınama ötesine geçmemektedir. Bununla birlikte ABD’nin İran’daki gerginliği kontrol edilebilir noktaya getirmesi durumunda dahi Körfez ülkelerinin iç istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalması ve İran kaynaklı güvenlik problemleriyle yaşamaya devam etmesi muhtemeldir. Bununla birlikte savunma kapasitelerinin güçlendirilmesi bağlamında Körfez’in ciddi bir tecrübe yaşadığını da ifade etmek mümkün.

Etiketler

ORSAM  asdasd

Abdullah Erboğa

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar