Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Körfez’e Yönelik Saldırıların 10 Günlük Muhasebesi: Stratejik Hedefler ve Asimetrik Maliyetler

28 Şubat 2026’da İsrail ve ABD’nin koordineli hava saldırılarına maruz kalan İran, aynı gün Basra Körfezi’ndeki ABD üslerini hedef alarak karşılık vermiştir. Bu misilleme neticesinde; Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Umman’dan oluşan altı Körfez ülkesi, çatışmanın doğrudan odağı hâline gelmiştir. Çatışmanın on günlük bilançosu, Körfez ülkelerinin kısa vadede asimetrik bir maliyet yüküyle; orta-uzun vadede ise stratejik vizyonlarının hedef alınması ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir.

Üslerden Enerji Tesislerine Artan Maliyet

28 Şubat’ta başlayan İran’ın misilleme saldırıları, on gün içinde coğrafi olarak genişleyerek BAE, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn, Umman ve Kuveyt başta olmak üzere Azerbaycan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Türkiye, Ürdün, Suriye ve Irak’a kadar uzanan bir etki alanı oluşturmuştur. Bu süreçte saldırıların en yoğun hissedildiği ülkeler özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn olmuştur. 9 Mart itibarıyla Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kalmış; operasyonların büyük bölümünde ise insansız hava araçları öne çıkmıştır.

Balistik füzelerden ziyade İHA kullanımının giderek artması İran’ın kısa menzilli balistik füze stoklarında sınırlanmalar yaşanması ihtimalinin yanı sıra; İran’ın Körfez ülkeleriyle olası bir ateşkes veya diplomatik temas ihtimalini tamamen kapatmadan, daha sınırlı hasar üreten araçlarla saldırıları sürdürerek hem caydırıcılık hem de siyasi mesaj üretme stratejisini tercih etmesi ile açıklanabilir.

Son günlerde BAE’ye yönelen saldırıların görece azalması da dikkat çekmektedir. Bu eğilim bir yandan İran ile BAE arasında gerilimi düşürmeye yönelik arka kapı diplomasisinin yürütülmesi ihtimaline, diğer yandan BAE’nin önleme ve hava savunma kapasitesinin saldırıların etkinliğini azaltmasına bağlanabilir. Bu durum, İran’ın saldırı yöntemlerinde geçici bir stratejik uyum veya yeniden konumlanma sürecine girdiğine de işaret ettiği değerlendirilebilir.

İran’ın drone ve balistik füze saldırılarına karşı Körfez ülkelerinin savaş uçağı devriyeleri, radar ve erken uyarı sistemlerine entegre anti-drone ve anti-balistik füze sistemleriyle yürütülen operasyonlar, asimetrik bir denge ortaya koymaktadır: Anti-balistik füze sistemleri için dışa bağımlılık söz konusudur, anti-balistik füzelerin yıllık üretim kapasitesi sınırlıdır ve baş tedarikçi ABD, ulusal güvenlik gerekçesiyle kritik durumlarda bu füzeleri paylaşmayabilir, son olarak anti balistik füzeleri ve uçak operasyonları görece yüksek maliyetlidir. Bu asimetrik yapı, Körfez ülkelerinin savunma kapasitesini İran karşısında kırılgan hâle getirmektedir.

İran’ın Körfez’e yönelik saldırılarının ilk fazında hedefler büyük ölçüde ABD askeri üsleri etrafında yoğunlaşmıştır. Özellikle Bahreyn’de bulunan ABD Donanması 5. Filo Karargâhı, Kuveyt’teki Ali Al-Salem Üssü ve Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü başlıca hedefler arasında yer almıştır. Bu hedefleme tercihine paralel olarak İran’ın kamusal söylemi de saldırıların Körfez ülkelerine değil, bölgede bulunan ABD askeri varlığına yönelik olduğu yönündedir. Bu söylem, saldırıların meşrulaştırılması ve Körfez ülkeleriyle doğrudan bir çatışma algısının sınırlandırılması amacını taşımaktadır.

Ancak 2 Mart itibarıyla hedef setinde belirgin bir genişleme gözlemlenmiştir. Bu tarihten sonra enerji tesisleri, oteller, limanlar, köprüler ve teknoloji merkezleri gibi sivil ve ekonomik altyapı unsurları da hedef alınmaya başlanmıştır. Bu hedefleme modeli iki düzeyde değerlendirilebilir. Kısa vadede İran’ın, petrol fiyatlarını yükseltmek ve nüfusunun büyük kısmı yabancı iş gücünden oluşan, aynı zamanda turizm sezonunda bulunan Körfez ülkelerinde toplumsal ve ekonomik istikrarsızlık yaratmayı hedeflediği değerlendirilebilir. Kritik ekonomik ve sivil altyapının hedef alınması, özellikle turizm, lojistik ve hizmet sektörlerinde güvenlik algısını zedeleyerek yönetim kapasitesini zorlamayı amaçlamaktadır.

Aynı zamanda bu saldırılar ile İran, Suudi Arabistan Vizyon 2030, BAE Vizyon 2031 ve Katar Vizyon 2030 vizyon belgeleri ile belirtilen ekonomik çeşitlendirme politikasını doğrudan hedef almaktadır. Petrol sonrası dönemin hazırlık stratejilerinin merkezinde yer alan lojistik, turizm ve teknoloji sektörleri; İran’ın otelleri, limanları ve teknoloji merkezlerini hedef alması ile doğrudan baskı girmektedir.

Kısa ve Uzun Vadeli Senaryolar

Savaşın yarattığı asimetrik yapı, zamanla taraflardan birini taviz vermeye zorlayabilecek bir baskı ortamı yaratmaktadır. Bu çerçevede baskıyı daha fazla hisseden tarafın Körfez ülkeleri olabileceği değerlendirilmektedir. Körfez ekonomilerinin özellikle gıda tedariki ve insan kaynağı gibi alanlarda yüksek dış bağımlılığa sahip olması, bu ülkelerin uzun süreli bir askeri gerilim ortamını sürdürmesini zorlaştırabilir.

Ayrıca petrol fiyatlarında yaşanabilecek kalıcı yükselişin küresel enerji piyasalarını etkilemesi ve bunun enflasyon ve stagflasyon gibi makroekonomik riskleri artırması beklenmektedir. Bu nedenle diplomatik bir çıkış yolu aranması ve Körfez ülkelerinin arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışması muhtemel görünmektedir. Hedef alınmış olsalar dahi, Körfez ülkelerinin çatışmanın diplomasi yoluyla sınırlandırılması için girişimlerde bulunması beklenebilir.

Çatışmanın uzaması durumunda ise Körfez ülkeleri doğrudan askeri karşılık vermekten ziyade, İran’ın avantaj sağladığı diğer sahalarda dolaylı baskı stratejilerine yönelebilir. Bu kapsamda İran’la bağlantılı hibrit aktörler üzerinden, özellikle Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Husiler gibi aktörler üzerinde ekonomik, askeri ve diplomatik baskı oluşturulması ve rekabetin farklı coğrafyalara yayılması ihtimali gündeme gelebilir.

Etiketler

ORSAM  asdasd

Hüseyin Bahri Kurt

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar