Irak Parlamentosu seçimlerinin 11 Kasım 2025 tarihinde düzenlenmesinin ardından yeni oluşan parlamento ile 11 Nisan 2026’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmıştır. Bu seçimlere göre Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi, Abdullatif Reşid’den Cumhurbaşkanlığı görevini devralmıştır. Seçimlerde Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Kürdistan İslami Birliği Partisi’nin karşı aday çıkarması, Kürt iç siyasetindeki ayrışmanın somut bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim bu adaylıklar ayrışmanın nedeni değil, derinleşen rekabetin bir sonucu olmuştur. Seçimlerin tamamlanması, Kürt iç siyasetine etkisinin ötesinde Bağdat siyaseti için de sonuç üretmektedir. Zira Başbakan adayının belirleneceği takvim fiilen işlemeye başlamıştır. Bu çerçevede süreç, Şii bloklar içindeki aday belirleme rekabetini hızlandırırken Sünni ve Kürt aktörlerin desteğini zorunlu kılan çok taraflı pazarlıkları öne çıkarmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimi, kurulacak hükûmetin bileşimi ve modeline ilişkin tercihleri de belirleyici hale getirmektedir.
Amedi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi
Irak’ta Cumhurbaşkanlığı seçimi, anayasal olarak öngörülen nitelikli çoğunluk şartı nedeniyle iki turlu bir oylama sürecinde sonuçlanmıştır. 329 sandalyeli parlamentoda Cumhurbaşkanı seçilebilmek için en az 220 milletvekilinin desteği gerekmektedir. Gerekli eşik ilk turda sağlanamadığı için seçim ikinci tura kalmıştır. Oylamanın ilk turunda Amedi 208 oy alarak açık ara öne çıkmıştır. Ancak yeter sayıya ulaşılamadığı için bu sonuç Cumhurbaşkanının seçilmesi için yeterli olmamıştır. Aynı turda Kürdistan İslami Birliği Partisi’nin adayı Musanna Emin 17 oy, KDP adayı Fuad Hüseyin 16 oy ve bağımsız aday Abdullah el-Ulayevi 2 oy almıştır. Ayrıca 9 oy geçersiz sayılmış ve 77 milletvekili oylamaya katılmamıştır. Bu sonuçlar, ilk turda adaylar arasında rekabetin sınırlı kaldığını, ancak gerekli eşik nedeniyle sonucun teknik olarak kesinleşmediğini göstermektedir. Rekabetin düşük kalmasındaki en önemli faktörlerin başında Kanun Devleti Koalisyonu ve KDP’nin seçimlere katılmaması olmuştur.
İkinci turda ise oylama ilk turda en çok oy alan iki adayın katılımı ile yapılmıştır. Bu turda Amedi 227 oy alarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Aynı turda Emin 15 oyda kalırken 7 oy geçersiz sayılmış ve 80 milletvekili oylamaya katılmamıştır. İlk tura kıyasla Amedi’nin oylarını 19 artırması, seçim sürecinin ikinci aşamasında siyasi aktörlerin pozisyonlarını revize ettiğini göstermektedir. Amedi ise Irak Parlamentosunda yemin ederek görevine başlamıştır. Irak Anayasasının 76. maddesi uyarınca 15 gün içinde Başbakan adayını görevlendirme süreci başlamıştır.
Seçimlerin Kürt siyasetine etkisi
Amedi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi, Kürt iç siyasetinde son yıllarda derinleşen rekabetin yeni bir aşamaya taşındığını göstermektedir. Özellikle 2024 yılında gerçekleştirilen Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Parlamentosu seçimlerinin ardından IKBY’de hükûmetin kurulamaması ile KDP ve KYB arasında uzlaşma üretme kapasitesi ciddi ölçüde zayıflamıştır. İki parti arasındaki rekabet, IKBY’nin de dışına taşarak Bağdat siyasetinde de uzlaşı üretme kapasitesini zayıflatmaktadır.
KDP-KYB rekabetinin ötesinde KYB özellikle Süleymaniye sahasında yeniden toparlayıcı bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Yeni Nesil Hareketi lideri Şahsuvar Abdulvahid’in yargılanma sürecinin ardından serbest bırakılması, KYB ile Yeni Nesil Hareketi arasında yeni bir siyasi yakınlaşmanın önünü açmıştır. Bu yakınlaşma, IKBY’de hükûmet kurma sürecinde ve Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde somut bir iş birliği zeminine dönüşmüştür. Nitekim Yeni Nesil Hareketi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde KYB adayını desteklemesi, Kürt siyasetinde yeni ittifak hatlarının oluştuğunu göstermektedir.
Buna karşılık KYB ve Yeni Nesil Hareketi dışındaki Kürt aktörler arasında ayrışma dinamiği artarak devam etmektedir. Geçmişte Celal Talabani ve Fuad Masum’un Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde görülen ortak aday belirleme pratiği büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu kırılmada KDP ile KYB arasındaki güç asimetrisinin değişmesi önemli bir rol oynamaktadır. KDP’nin seçimlerde elde ettiği görece yüksek temsil gücü, partinin daha önce KYB’ye bırakılan pozisyonlar üzerinde de hak iddia etmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı gibi bir makam da iki parti arasında bir rekabet alanına dönüşmektedir. Rekabet ise Kürt siyasetinin Bağdat’ta birleşmesini engelleyerek genel anlamda Kürt siyasetindeki ayrışmayı artırmaktadır.
Bağdat’ta hükûmet kurulma süreci
Cumhurbaşkanlığı seçiminin en önemli sonuçlarından biri, hükûmet kurma sürecini resmen başlatmış olmasıdır. Bu çerçevede Amedi’nin Anayasa’nın gereği olarak 15 gün içinde bir Başbakan adayını görevlendirmesi gerekmektedir. Irak’ta hükûmet kurma takvimi Anayasal bir çerçeveye dayansa da ilk oturumun yapılması ve Cumhurbaşkanının seçilmesi gibi aşamalarda gecikmeler yaşanabilmektedir. Buna karşılık Başbakan adayının görevlendirilmesi ve aday ile kabinenin Mecliste güvenoyuna sunulması süreçlerindeki takvim daha öngörülebilir olmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmasıyla birlikte hükûmet kurma takvimi fiilen işlemeye başlamıştır.
Bu süreç, özellikle Şii Koordinasyon Çerçevesi açısından kritik bir eşik oluşturmaktadır. Başbakan adayı olarak öne çıkarılacak ismin güvenoyu alabilmesi için yalnızca Şii siyasi bloklar içinde kabul görmesi yeterli olmayacak, aynı zamanda Sünni ve Kürt aktörlerin desteğini alabilecek bir profil sunması gerekecektir. Dolayısıyla Nuri el-Maliki’nin adaylığının bu şartlarda sürdürülmesi beklenmemektedir. Maliki’nin denklem dışında kaldığı durumda ise Başbakan Muhammed Şiya Sudani, Hesap Verebilirlik ve Adalet Komisyonu Başkanı Basım Bedri veya Irak Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı Hamid Şatri gibi adayların önü açılabilir.
Öte yandan 28 Şubat 2026’da başlayan ABD/İsrail-İran savaşı, Irak’taki hükûmet kurma sürecini doğrudan etkileyen bir dış parametre olarak öne çıkmaktadır. ABD ile İran arasında devam eden müzakerelerin seyri, Irak üzerindeki siyasi baskının yönünü ve yoğunluğunu belirleyebilecek niteliktedir. Bu bağlamda Bağdat’ta yürütülen hükûmet kurma müzakereleri, iç siyasete ek olarak bölgesel güç rekabetinin ürettiği kısıtlarla da şekillenmektedir.
Irak’ın olası bir hükûmet krizi ile karşı karşıya kalması, söz konusu savaşın da etkisiyle artan siyasi ve güvenlik kırılganlıklarını derinleştirme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle hükûmet kurma sürecinde uzlaşı üretilebilmesi, iç siyasi istikrara ek olarak dış aktörlerin kabul edebileceği bir denge oluşturulması bakımından da önem taşımaktadır. Müzakerelerin sonuçsuz kalması durumunda ise tarafların, adayları veto ettiği ve belirsizliğin arttığı bir sürecin ortaya çıkması muhtemeldir. Olası senaryoda parlamentodaki tüm grupların yer aldığı bir ulusal birlik hükûmeti yerine, bazı grupların muhalefette kaldığı bir ulusal çoğunluk hükûmeti modeline yönelimi veya erken seçimleri beraberinde getirebilir.
Sonuç olarak Amedi’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi, Irak siyasetinde seçim aritmetiğinin ötesine geçen bir yeniden konumlanma süreci başlatmaktadır. Bir yandan Kürt siyaseti içinde ortak aday üretme kapasitesinin aşınması ve KDP-KYB rekabetinin derinleşmesi, Kürtlerin Bağdat’taki müzakere gücünü parçalı hale getirmekte; öte yandan Cumhurbaşkanı’nın Başbakan adayını görevlendirme yetkisi, hükûmet kurma sürecini ilerletmektedir. Dolayısıyla Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin aday belirleme sürecini tetiklemektedir. Şii aktörlerin tek başına güvenoyu alamayacak olması nedeniyle Sünni ve/veya Kürt aktörlerin desteğini gerektiren müzakere süreci ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak ABD/İsrail-İran savaşı ve bu bağlamda yürütülen müzakereler, Irak’taki siyasi süreci dış baskılarla birlikte şekillendirmekte ve iç uzlaşı arayışını bölgesel rekabetle iç içe geçirmektedir. Bu nedenle ortaya çıkacak hükümetin niteliği, iç aktörler arasındaki dengeye ek olarak dengenin dış aktörler tarafından ne ölçüde kabul edilebilir bulunduğuna bağlı olacaktır.