28 Şubat 2026’da ABD/İsrail’in “Önleyici Saldırı” adıyla başlayan ve İran’ın karşılık vermesi ile devam eden savaş, Irak sahasını da derinden etkileyen bir bölgesel güvenlik krizine dönüşmüştür. Bu süreçte Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), coğrafi konumu, İran sınırına yakınlığı, ABD ve DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon güçleriyle olan güvenlik ilişkileri, Türkiye’ye uzanan enerji ve ticaret hatları ve Bağdat’la sürdürdüğü yetki paylaşımı müzakereleri nedeniyle savaşın etkilerini en yoğun hisseden bölgelerden biri hâline gelmiştir.
Söz konusu savaşın IKBY üzerindeki etkileri siyasi, ekonomik ve askerî alanda çok boyutlu sonuçlar doğurmuştur. Siyasi açıdan bakıldığında, IKBY hem Bağdat hem de bölgesel ve küresel aktörler arasında hassas bir denge politikası izlemek zorunda kalmıştır. IKBY bir yandan ABD ile olan stratejik ilişkilerini sürdürmek isterken, diğer yandan İran’la doğrudan bir gerilim yaşamaktan kaçınma çabası içine girmiş ve savaşın bir tarafı olmayacağını açıkça ilan etmiştir. Ekonomik açıdan bakıldığında savaşın enerji piyasaları üzerindeki dalgalandırıcı etkisi, IKBY’nin petrol ihracatına dayalı ekonomik yapısını doğrudan etkilemiştir. Türkiye üzerinden gerçekleştirilen petrol sevkiyatlarının güvenliği, bölgesel çatışma ortamı nedeniyle daha kırılgan hâle gelirken, yatırımcı güveninde yaşanan azalma ve ticaret yollarındaki kesintiler IKBY ekonomisinde daralma riskini artırmıştır. Bunun yanı sıra, savaşın meydana getirdiği belirsizlik ortamı, Bağdat ile Erbil arasındaki bütçe ve gelir paylaşımı müzakerelerini daha karmaşık bir hâle getirmiş; taraflar arasındaki mevcut anlaşmazlıkların çözümünü zorlaştırmıştır. Askerî açıdan bakıldığında ise özellikle İran’a yakın milis unsurların Irak sahasındaki varlığı IKBY’nin doğrudan hedef hâline gelme riskini artırmıştır. Buna ek olarak, ABD ve DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon güçlerinin yanı sıra İranlı Kürt muhalif grupların IKBY’deki askerî varlığı, bölgeyi stratejik bir ileri üs konumuna taşırken, aynı zamanda İran ve müttefikleri açısından meşru bir hedef olarak algılanmasına yol açmıştır. Bu durum; IKBY’nin, ABD/İsrail-İran savaşında ön cephelerden biri olma riskini beraberinde getirmiştir.
ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşın etkilerini yoğun bir şekilde hisseden IKBY açısından; Türkiye’nin uzun yıllardır mücadele ettiği PKK kaynaklı güvenlik tehditlerini minimize etmeyi amaçlayan ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, söz konusu bölgesel denklemde stratejik bir önem taşımaktadır. Bu süreç, IKBY ile Ankara arasındaki güvenlik ve ekonomik iş birliğini daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir zemine oturtma potansiyeli barındırmaktadır. Özellikle sınır hattında güvenliğin sağlanması, enerji hatlarının korunması ve ticaret koridorlarının kesintisiz işlemesi açısından terör tehdidinin azaltılması hem Türkiye hem de IKBY için kritik bir gereklilik hâline gelmiştir. Bölgesel savaşın neden olduğu güvenlik boşluklarının önüne geçilmesi, IKBY’nin kırılgan güvenlik yapısının güçlendirilmesi açısından oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu süreç, IKBY’nin bir çatışma alanı değil, bölgesel istikrara katkı sağlayan bir aktör olarak konumlanmasını sağlayarak, bölgeyi savaşın ortaya çıkardığı olumsuz etkileri dengeleyebilecek tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Dolayısıyla ABD/İsrail-İran savaşı bağlamında IKBY, bölgesel güç mücadelesinin kesişim noktasında yer alan stratejik bir alan hâline gelmiştir. Bu durum, bölgenin gelecekteki siyasi, ekonomik ve güvenlik mimarisini doğrudan belirleyecek dinamiklerden etkilenebilecek başlıca bölgelerden biri olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, IKBY’nin söz konusu savaş sürecinde nasıl konumlandığını, hangi yapısal kırılganlıklarla karşı karşıya kaldığını ve ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçeklik içerisinde nasıl bir rol üstlendiğini analiz etmektedir.