Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta Yeni Hükûmet Arayışı: Ali ez-Zeydi ve Denge Arayışı

Irak’ta hükûmet kurma süreçleri, anayasal çerçevenin ötesinde siyasi pazarlıkların ve dış etki dinamiklerinin iç içe geçtiği bir müzakere alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi tarafından 27 Nisan 2026 tarihinde Ali ez-Zeydi’nin başbakan adayı olarak görevlendirilmesi, Şii aktörler arasında bir uzlaşı olarak görülse de aslında mevcut güç dengelerinin yeniden test edildiği bir aşamayı temsil etmektedir. Dolayısıyla bu uzlaşı, aktörler arası rekabetin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Aksine süreç, Şii blok içindeki güç mücadelesinin, Sünni ve Kürt aktörlerin pragmatik konumlanmasının ve bölgesel aktörlerin dolaylı etkisinin eş zamanlı olarak belirleyici olduğu bir müzakere zeminin oluşmasına neden olmaktadır. Bu çerçevede Zeydi’nin başbakanlık süreci, hükûmetin kurulmasından ziyade hangi koşullar altında ve ne ölçüde sürdürülebilir bir siyasi denge üretileceği sorusu üzerinden anlam kazanmaktadır.

Hükûmet kurma süreci ve anayasal takvim

Zeydi’nin hükûmeti kurmakla görevlendirilmesi, Irak’ta anayasal olarak tanımlı hükûmet kurulma sürecindeki yeni aşamaya geçilmesine neden olmuştur. Bu çerçevede başbakan adayının 30 gün içinde kabinesini oluşturarak parlamentodan güvenoyu alması gerekmektedir. Kabinede yer alan bakanların ayrı ayrı güvenoyu alması nedeniyle kabinenin üçte ikisinin parlamentoda kabul edilmesi hükûmetin kurulması için yeterli olacaktır. Geçmiş hükûmet kurma süreçlerinde seçimlerin ardından yapılan ilk oturum, cumhurbaşkanlığı veya parlamento başkanlığı seçimi gibi oturumlarda takvim dışına çıkılmış olsa da güvenoyu oturumlarında takvim net olarak uygulanmıştır.

Başbakan adayının görevlendirilmesi ile hükûmet kurulma sürecinde belirleyici unsur kabine içi görevlerin paylaşımı haline gelmektedir. Bakanlıkların dağılımı, kimlik grupları arasındaki kota dengesi ve siyasi bloklar arasındaki güç paylaşımı, hükûmetin şekillenmesindeki temel dinamik olarak öne çıkmaktadır. Bu durumda başbakan adayı, parlamento içinde kendi grubu olmadığı için hareket alanını önemli ölçüde kaybetmekte ve blok içi ve bloklar arasında bir uzlaşı oluşturmayı amaçlamaktadır.

Şii siyasetindeki güç dengesi ve rekabet

Şii siyasetinde hükûmet kurma sürecini şekillendiren temel dinamik, blok içindeki parçalanmış yapı ve liderlik rekabetidir. Bu çerçevede Muhammed Şiya es-Sudani ile Nuri el-Maliki arasında bir uzlaşının sağlanamaması sürecin kilitlenmesine neden olmuştur. Bu tıkanma siyasette lider seviyesinde olmayan ve farklı gruplar açısından kabul edilebilir bir isim arayışını hızlandırmıştır. Bu bağlamda, Hesap Verebilirlik ve Adalet Komisyonu Başkanı Basım Bedri ve Irak Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı Hamid Şatri gibi isimler ön plana çıkmıştır. Bu isimlerin ötesinde ise Zeydi, Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından bir uzlaşı adayı olarak öne sürülmüştür. Ancak bu durum Zeydi’nin güçlü bir siyasi konsensüsle desteklendiği anlamına gelmemektedir. Aksine Irak siyasetinde görece sürpriz bir isim olarak ortaya çıkması, destek veren aktörlerin önemli bir kısmının bu tercihi stratejik bir zorunluluk çerçevesinde kabul ettiğini göstermektedir.

Bu nedenle Zeydi’ye verilen desteğin bir kısmı “gönülsüz destek” niteliği taşımaktadır. Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki aktörler, adaylık sürecinde açık bir karşı çıkış sergilemekten kaçınsa da asıl müzakere alanını bakanlık dağılımı ve hükûmet programı üzerinden kuracaktır. Bu durum, kabine pazarlıkları sürecinde daha sert taleplerin gündeme gelmesine zemin hazırlamaktadır. Aynı eğilimin süreç tamamlanabildiği takdirde parlamentodaki güvenoyu oturumuna da yansıması beklenebilir. Dolayısıyla Zeydi’nin adaylığı, Şii aktörler arasında birliği güçlendirmekten ziyade rekabetin daha yoğun bir müzakere zeminine taşındığını göstermektedir.

Sünni ve Kürt aktörlerin pozisyonu

Sünni ve Kürt aktörler, hükûmet kurma sürecine pragmatik bir çerçevede yaklaşmaktadır. Bu yaklaşım önerilen başbakan adayının isminden ziyade sürecin ilerlemesine öncelik verilmesi anlamına gelmektedir. Irak siyasal sisteminde başbakanın Şii siyasi blok içinden çıkacağı gerçeği, bu aktörlerin sürece doğrudan müdahil olma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu nedenle Sünni ve Kürt aktörler başbakan adaylığı tartışmalarına dahil olmaktan çok, kabine içindeki pozisyonlarını korumaya ve genişletmeye odaklanmaktadır.

Bu çerçevede Kürt siyasi sahasından Kürdistan Demokratik Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği Zeydi’yi tebrik etmiştir. Benzer şekilde Sünni blok içinde yer alan Musanna Samarrai önderliğindeki Azim Koalisyonu, Hamis Hançer önderliğindeki Siyade Koalisyonu ve Muhammed el-Halbusi önderliğindeki Takaddum Partisi de sürecin ilerlemesini önceleyen bir tutumla destek vermiştir.

Dolayısıyla Sünni ve Kürt aktörlerin Zeydi’ye yönelik desteğinin devamı, kabinedeki bakanlıkların paylaşımı sürecinde belirleyici olacaktır. Bütçe, petrol gelirlerinin paylaşımı ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi memur ve emekli maaş ödemeleri gibi başlıklar bu müzakerelerin ana eksenini oluşturmaktadır. Bu nedenle Sünni ve Kürt aktörlerin desteği, hükûmetin kurulabilmesi veya kurulan bir hükûmetin sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynamaktadır.

Bölgesel ve uluslararası etki

Hükûmetin şekillenmesi Irak içindeki uzlaşı dinamiklerine bağlı olmakla birlikte dış aktörlerin tutumundan bağımsız değildir. Özellikle İran ve ABD arasındaki rekabet, Bağdat’taki hükûmet kurma süreçlerinde dolaylı ancak belirleyici bir etki üretmektedir. Bu çerçevede Zeydi’nin bu hassas dengeyi nasıl yöneteceği önemli bir tartışma başlığıdır. Kanun Devleti Koalisyonu lideri ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin başbakan adaylığına yönelik ABD tepkisi bu süreçte dış etkinin sınırlarını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Kanun Devleti Koalisyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’ye yönelik “sessiz bir kabullenme” içinde olduğunu öne sürmüş fakat bu beklentinin aksine gelen sosyal medya paylaşımları ABD’nin yaklaşımını göstermiştir. Ancak Zeydi’nin adaylığına ilişkin ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği bir tebrik mesajı yayınlamıştır. Bu açıklamada “Irak halkının egemenliğini koruma, terörizmden arınmış bir güvenlik ortamı oluşturma ve hem Amerikalılar hem de Iraklılar için somut faydalar sağlayacak müreffeh bir gelecek inşa etme gibi ortak hedeflerine ulaşma arzusunda dayanışma içindeyiz.” ifadelerine yer verilmiştir. Dolayısıyla ABD’nin Irak öncelikleri arasındaki milis gruplar meselesi gündeme getirilerek başbakan adayından beklenti dile getirilmiştir. Bu nedenle ABD, Zeydi’nin adaylığını desteklemekle birlikte bu desteğin hangi şartlara bağlı olduğu vurgulamıştır.

İran açısından ise Maliki ve Bedri gibi isimlerden sonra Irak’taki milis gruplar ile iyi ilişkilere sahip olduğu bilinen Zeydi’nin adaylığı memnuniyet ile karşılanabilir. Zira İran’ın bölgesel yaklaşımı çerçevesinde etkisini sürdürebileceği bir atmosfer beklentisi, önerilen isim ile uyumludur. Ancak bu noktada Kanun Devleti Koalisyonu çizgisinden ziyade Irak Yüksek Yargı Kurumu Başkanı Faik Zeydan ile yakın ilişkileri olan Zeydi’nin görevlendirilmesi, İran’ın da Maliki ekseni yerine Zeydan ekseni ile siyasi süreçte etkinlik kurduğunu göstermektedir. Buna rağmen, Irak Parlamentosu’ndaki aritmetik çerçevesinde Maliki’nin de talep edeceği pozisyonlar doğrultusunda süreci desteklemesi beklenebilir.

Sonuç olarak Zeydi’nin adaylığına yönelik bölgesel ve uluslararası tepkiler birlikte değerlendirildiğinde başbakan adayının dış aktörler nezdinde asgari düzeyde bir “yeşil ışık” aldığı görülmektedir. ABD’nin temkinli olumlaması ile İran’ın uyumlu yaklaşımı, sürecin dış müdahalelerle bloke edilmesi ihtimalini sınırlamakta ve hükûmet kurma sürecine bir manevra alanı açmaktadır. Bununla birlikte bu durum, sürecin otomatik olarak sonuçlanacağı anlamına gelmemektedir. Aksine, belirleyici olan Zeydi’nin iç siyasi dengeleri ne ölçüde yönetebileceğidir. Şii blok içindeki rekabet, Sünni ve Kürt aktörlerin talepleri ve kabine dağılımı üzerinden yürütülen pazarlıklar, hükûmetin kurulup kurulamamasını doğrudan etkileyecektir. Bu çerçevede Zeydi’nin başarısı, farklı gruplar arasında işlevsel bir denge kurabilme kapasitesine bağlıdır. Böyle bir denge üretilebildiği ölçüde hükûmetin kurulması mümkün hale gelmektedir. Aksi durumda ise süreç yeni bir tıkanma evresine girme riski taşımaktadır.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar